sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· 'Tûfân'ın Fiziksel Özellikleri
· Münâfıklar
· Kötü Mekr (Sûikast) Planlayanların Cezâlandırılması
· İkon
· Tekfir (Keffâret, Fidye–Redemption)
· Diğer Görevleri
· 3) Nâfile Oruç
· Elf
· 1. İbadetlerin Getirdiği Çilelere Sabır
· 3- Toplumda Tevhid
· k- Sigorta Şirketi
· 3. Allah'a Bırakmamız Gereken İhtilâflar
· a- Mûsîde/Vasiyette Bulunan Kimsede Bulunması Gereken Şartlar
·   VELÎ/ DOST..
· Düşmanlık ve Dostluk; Tevhidin Gereğidir, İmanın Dışa Yansımasıdır

Son Okunanlar
· Emâneti Ehline Vermek .
· 1) Nesîe Ribası (Ribe'n-nesîe)
· Putperest
· Firavun’un İlahlık İddiası
· Muvahhid; Tüm Putları Her Şekilde Reddeden Mü’min.
· Merdûd (Reddedilmiş) İman
· Tafsili İmanın Dereceleri ve İman Esasları
· İNKÂR.
· i- Çalınan ve Gasbedilen Şeyi Satın Almak
· Fesat



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Emâneti Ehline Vermek .

Emâneti Ehline Vermek
Emâneti Ehline Vermek   Emânet, vahyin insanda inşâ etmeye çalıştığı hayat tasavvurunun anahtar sözcüklerinden biridir. El-Mü'min olan (güvenen ve güvenilmesini isteyen) Allah, mü'min olan (Allah'a güven duyan ve Allah'ın kendisine duyduğu güveni zedelemekten sakınan) insandan, imanının bir gereği olarak emânete sadâkat göstermesini, yani emîn biri olmasını istemektedir. Görüldüğü gibi, yukarıdaki son cümlede geçen "mü'min, iman, emîn" kelimelerinin hepsi de "emânet" kelimesiyle aynı anlam alanına mensuptur. Kur'an'ın inşâ ettiği bir akıl, kendisine bahşedilmiş tüm nimetlere birer emânet gözüyle bakar. Buna göre servet bir emânettir, sıhhat bir emânettir, hayat bir emânettir, şöhret bir emânettir, evlât bir emânettir, devlet ve iktidar bir emânettir, bilgi, beceri, akıl; hepsi birer emânettir. Emânet, gerçek sahibi tarafından geçici bir süre bir başkasının hizmetine sunulan değerdir. Emânet eden, emânet edilene ya güvenmiştir, ya da güvenilir olup olmadığını sınamaktadır. Emânet edilen kimse, emânet karşısında iki farklı tavır takınabilir: Ya ihânet eder, ya da sadâkat gösterir. İhânet ederse hâin, sadâkat gösterirse sâdık olur. Allah'ın emânet ettiklerine ihânet etmek, verdiğini O'nun rızâsı hilâfına kullanmaktır. Bu nedenledir ki her günah "emânete ihânet"tir. Ve ihânetin en dehşet sonucu ise, Allah'ın insana olan güvenini zedelemektir. Bu, emânetin Allah-insan ilişkisine taalluk eden boyutudur. Bir de emânetin insan-insan ilişkisine taalluk eden boyutu vardır ki, Nisâ Sûresinin 58. âyeti, işte bu ilişkinin sıhhat şartını beyan etmektedir. O da "emâneti ehline vermek"tir. Bu âyetin iniş nedeni bağlamında şöyle bir olay aktarılır: Mekke'nin fethi günü, Hz. Peygamber, Kâbe'ye gelmiş ve kapının açılmasını istemiştir. Câhiliyye döneminde de kutsal bilinen ve hizmetinde olmak için insanların yarıştığı Kâbe'nin anahtarı Osman bin Talha adlı birindedir. Bu, yıllardan beri babadan oğula geçerek devam eden bir görevdir. Henüz atalarının dini üzere olan Osman bin Talha, anahtarı getererek kendi elleriyle Hz. Peygamber'e teslim eder. O anda bu şerefli görevin kendilerine geçmesini isteyen birçok müslüman vardır ve bunlar arasında Hz. Peygamber'in en yakınları da bulunmaktadır. Fakat Hz. Peygamber, Kâbe'yi açtırıp içindeki putları temizletip şükür için iki rekât namaz kıldıktan sonra henüz Allah'a teslimiyetini dahi açıklamamış olan eski sahibine anahtarı uzatır. Bu, orada bulunan birçoklarının arzusunu kursağında bırakmış olsa da, başta Osman bin Talha olmak üzere birçok Kureyşlinin, Hz. Peygamber'in, görev dağılımında "yakın" olmayı değil; "ehliyet" ve "liyâkat"i esas aldığını görmelerini sağlar. Emânetin sahiplerinin emânet edecekleri insanda ilk arayacakları şart "ehliyet" ve "liyâkat" olmak durumundadır. Kişinin ehil ve lâyık olması için önce bilinç ve bilgi şarttır. Emânete riâyet bilinci ve emânet edilen şeyi yerli yerinde kullanma bilgisi. Peki, bir insanın emânete riâyet bilincine sahip olduğunun ölçütü nedir? Kısaca, Allah'a ihânet etmemesidir. Peki, Allah'ın emânetine ihânet etmekten utanıp sıkılmayan birilerinden kulun emânetine ihânet etmemeleri beklenebilir mi? Ya da, hayatını, her şeyini borçlu olduğu Allah'ın emânetine ihânet edenleri, ikbâl ve iktidarını borçlu olduğu halka ihânet etmekten hangi şey uzak tutabilir? Aklını vahyin inşâ ettiği herkes çok iyi bilir ki, "benim" dediği her bir şey aslında kendisine bahşedilmiş emânetlerdir. İnsana âit mutlak mülkiyet yoktur. Çünkü mutlak mâlik Yaratıcı'dır. Kur'an'da geçen Allah'ın güzel isimlerinden "el-Melik" ismi bunu ifâde eder. İnsana verilenler hep birer emânettirler. Bu emânetleri var ediliş amacına uygun kullanan, emânete sadâkat göstermiş olur; tersine davranan emânete ihânet etmiş olur. Nisâ 58. âyetin muhâtabı kimdir? Bu soruya birçoğumuz peşin fikirle şu cevabı veririz: "Emâneti tevdî eden kimseler". Yani seçme makamında olanlar. Ya da emir verme, hükmetme, tâyin etme, tercih etme makamında olanlar. Seçimlerde kullanılan oydan, bir sivil toplum kuruluşuna yönetici seçmeye, işinin başına birini atamaktan memur atamaya varana dek her biri birer emânettir. Fakat bu cevap eksiktir. Bu âyetin muhâtabı bir değil; üçtür. Birincisi doğrudan, diğer ikisi dolaylı muhâtaplarıdır. Bunların üçünü de sıralayalım: 1. Seçme, tâyin etme ve tâlim verme makamında olan muhâtaplar, 2. Ehliyet ve liyâkat sahibi olmadığı halde, seçilmek için çırpınanlar, 3. Ehliyet ve liyâkat sahibi olduğu halde görev ve sorumluluk almaktan kaçanlar.           Birincilerin sorumluluğu emâneti ehil ve lâyık olana vermektir. Bunun için de ehil ve lâyık olanla olmayanın arasını ayıracak bir bilgi, bilinç, basîret ve ferâsete sahip olmalıdırlar. Birinciler için geçerli olan, ikinciler için de geçerlidir. Eğer ehliyet ve liyâkati doğru tanımlarlarsa, kendilerinin o işe ehil olmadıklarını itiraf eder ve götüremeyecekleri yükün altına girmezler. Üçüncülere gelince... Sözün burasında ehliyet ve liyâkatin olmazsa olmaz şartlarını sıralamak gerek. Bunlar dört şeye nisbetle tesbit edilebilir: 1. Kişinin Allah'a nisbetle liyâkat ve ehliyet şartı: Bu, "Allah'a karşı sorumluluk bilinci"dir. Kişinin niyetini hâlis kılan unsur da budur. Bu olmazsa, topun barutu yoktur; gerisi olsa ne yazar? Mikro planda emânete sadâkat gösterse bile, makro planda ihânet etmekten geri durmayacaktır. Tıpkı petrol lobisinin seçtirdiği ABD başkanının, kendisini seçenlerin çıkarı uğruna, dünyayı ateşe vermesi gibi. 2. Kişinin kendisine nisbetle liyâkat ve ehliyet şartı: Bunlar, kişinin görev üstleneceği konudaki yetenek ve yeterliliğidir. 3. Kişinin emânete nisbetle liyâkat ve ehliyet şartı: Meşrûluktur. Meşrû olmayan ya da meşrû bir usûlle verilmeyen emâneti üstlenmemek liyâkat gereğidir. Kişinin insanlara nisbetle liyâkat ve ehliyet şartı: İnsanlara yararlı olmaktır. İlk üç unsur, insanların teveccüh ve seçim tercihiyle oluşacak şeyler değildir. Bir bölgedeki her insan bir kişiyi bir göreve lâyık bulup seçseler, bu seçim o insanın niteliğine bir şey eklemez. Yani, o insan eğer sorumsuzsa, yüksek tercih onu sorumlu hale getirmez. Ya da, yeteneksizse, herkesin onu destekliyor olması onu yetenekli kılmaz. Ancak, üçüncü unsurda teveccüh oranı belirleyicidir. Çünkü "fayda" nisbîdir ve kişiden kişiye, gruptan gruba, zümreden zümreye değişebilir. Burada aslolan 'momentum'u, yani birçok değişik ve çelişik unsurdan oluşmuş bir bütünün maksimum fayda bileşkesini tesbit edebilmektir. Emâneti ehline vermeyenler üç kez haksızlık yapmış olurlar: 1) Emânetin kendisine, 2) Emâneti verdikleri ehliyetsiz ve liyâkatsiz kişiye, 3) Emâneti esirgedikleri ehliyet ve liyâkat sahibine. Üç kez zulüm; sahibini katmerli zâlim yapar. (4) Kur’an’a göre müslüman toplumun ana görevi, yeryüzünü ıslah etmek; bozulma ve yozlaşmayı ortadan kaldırıp orada sağlam bir sosyal düzen kurmaktır (bak. 22/Hacc, 41; 26-Şuarâ, 152; 27/Neml, 48; 2/Bakara, 193, 251 vb.). Bu görev, büyük ölçüde müslümanların siyasî açıdan örgütlenip emâneti ehline vermeleriyle yerine getirilmiş olur. Tabii olarak burada, siyaset nedir, müslüman siyaset yapmalı mıdır, sorusu gündeme gelir. Hemen herkeste, veya en azından bazılarında “müslüman siyaset yapamaz” diye bir kanaat var. Halbuki siyasetin ne olduğu açıkça anlaşılmadan bu tür sorular sormak veya bu konuda kesin bir kanaate varmak doğru değildir. En genel anlamıyla siyaset, insana ve hayata iyi hizmet etme mesleğidir; insanların dünya ve âhiretlerini salaha çıkarmak için yapılan hayırlı bir iştir. Siyaset bu ise, o zaman bunun en güzelini müslüman yapmalıdır. Hemen belirtelim ki, insana ve hayata hizmetin en güzel şekli, “Kur’an’ın evrensel ilkelerine” ve “Nebevî modele” uygun olarak yapılanıdır. Öyleyse tam bu aşamada, İslâm’ın yönetimle ilgili evrensel ilkelerini ve emânet ehlinin temel niteliklerini hatırlamak gerekir. Kur’an açısından siyasî faâliyet, kamuyu ilgilendiren işlerin, yani “emânet”in ahlâkî ve teknik anlamda ehline verilmesidir (bak. Ömer Özsoy, İlhami Güler, Konularına Göre Kur’an, s. 530). Demek ki siyasî faâliyetin her zaman uymak zorunda olduğu evrensel ilkelerden birisi, “emâneti ehline vermek”tir. Bu ilke, Kur’an’da şöyle belirtilir: “Allah size, mutlaka emânetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor! Allah’ın size yapılmasını tavsiye ettiği şey, mutlaka en güzeldir. Şüphesiz Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.” (4/Nisâ, 58) Bu âyette yer alan ve Kur’an’ın tamamında altı kez geçen “emânet” sözcüğü, çok geniş kapsamlı evrensel bir kavramdır. O, öncelikle insanın dışındaki kimsenin taşıyamayacağı ağır bir yüktür (33/Ahzâb, 72). Ayrıca “emânet”, “akıl, iyi ile kötü arasında seçim yapabilme yeteneği (Râgıb el-Isfehânî, el-Müfredât, s. 90; Muhammed Esed, Kur’an Mesajı, s. 868), teklifi taşıma yeterliliği, vahyin doğruluk ve değer ölçülerine dayalı sosyal bir düzen kurma yükümlülüğü” anlamlarına da gelmektedir (Bak. Fazlurrahman, Ana Konularıyla Kur’an, s. 79). Bu âyetteki “emânet” kavramının, “maddî-mânevî değerleri, İlâhî hakikatleri, müslüman toplumun dünyevî gücü ve siyasî hâkimiyeti kullanmasına ilişkin buyrukları” ihtivâ ettiği belirtilmiştir (Bak. Zemahşerî, Keşşâf I/553; Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, V/256-258; Muhammed Esed, Kur’an Mesajı, s. 150). Şu halde emânetin ehline verilmesi, insana ve hayata yönelik hayırlı hizmetlerin, eksiksiz bir projeyle hayata taşınması ve bu projenin pratikte başarıyla uygulanmasının sağlanmasıdır. Tabii ki bu, siyasî gücü gerektirir. O halde güç de Allah’ın bir emânetidir ve o mutlaka ehil olanlara verilmelidir. Kur’an, emânetlerin ehline verilmesini, adâleti, ister. Yönetimde ve işlerin idâresinde getirmiş olduğu “şûr┠ve “biat” prensipleriyle toplumun irâdesine değer verip insanların yönetimde etkin hale getirilmesini sağlar. Ayrıca Kur’an, toplumlar üzerinde haksız hâkimiyet kurup halka zulmedenleri kınar; her türlü baskıcı yönetimleri reddeder (bak. 27/Neml, 34 vb.). Çünkü politik gücün baskıya başvurması, toplumsal acılara ve ahlâkî çöküntülere yol açar.


Son takip: 22.09.2020 - 12:54
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Mücâhid · İSRÂF. · Fesat ve Fitne Çıkaranlar · Meleklere İman, Her Müslümana Farzdır · 1) Cebrâil · En Faziletli Mescidler · Papalık · Kur'ân-ı Kerim'de Nebî ve Rasül Kavramı · 2) Eşlerin Eşitliği Esasına Dayanan Evlilik · Erkeğin Yöneticiliği ve Dövme Yetkisi · Orucun Sağlık Açısından Faydaları · 3) Hâmilelik ve Çocuk Emzirmek · Korku Yönüyle Şirk · Evliyâ · Türbe · Yahova · Yahova şâhitleri · Rab; Anlam ve Mâhiyeti · Sabır Ve Namaz. · İmparatorun Mabede Gelişi
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber