sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Diğer Görevleri
· İkon
· Ana-Babanın En Büyük, En Kutsal Görevi Çocuklar, Çocuklar, Çocuklar!
· Herakles
· Rûhânî
· Misvak ve Diş Temizliği
· İnhinâ
· Nükabâ
· Toprak Mahsullerinin Zekâtı
· Din; Anlam ve Mâhiyeti
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· Bu İsmi Bilmenin Faydaları
· Allah’ın Semî’ İsmine İnanmanın Gereği
· Bu İsimleri Bilmenin Faydası
· Kâr

Son Okunanlar
· Emr-i Bi'l-Ma'rûf, Muhatâpları Kurtarmasa Bile, Yerine Getirenleri Kurtarır
· Hikmetin Kur’an’daki Anlamları
· Vatan Anlayışı ve “Ya Sev, Ya Terket!” Dayatması
· Ensâr; Muhâcirleri Kendilerine Tercih Eden Yardımcılar
· Habeşistan Hicreti
· o) Duanın Psikolojik Cephesi
· Elfâz-ı Küfür ve Allah Lafzı
· Hevânın İtikadî (ve Mezhebî?) Boyutu; Ehl-i Ehvâ.
· Hataları Örtmek
· Muâhât; Ensâr ile Muhâcirler Arasında Kardeşlik.



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Emr-i Bi'l-Ma'rûf, Muhatâpları Kurtarmasa Bile, Yerine Getirenleri Kurtarır

Emr
Emr-i Bi'l-Ma'rûf, Muhatâpları Kurtarmasa Bile, Yerine Getirenleri Kurtarır   Ma'rûf: İslâm'ın yani Kur’an ve Sünnetin iyi kabul ettiği Allah’a itaat etmenin içinde saydığı, kişiye sevap kazandıran tutum ve davranışların bütünüdür. Münker ise Kur’an ve Hadiste iyi sayılmayan, Allah’ın ve Rasûlünün günah saydığı, hoş karşılanmayan şeylerdir. (3/Âl-i İmran 105)’de belirtildiği gibi, kişi Allah ve peygamber tarafından ortaya konan esasları yok sayıp ayrılığa düşerse büyük bir azâba çarptırılacaktır. Dinin temeli olan farzlardan biri olan ma'rûfu emir ve münkerden nehiy her müslümana düşen görevlerdendir. Bu görev yerine getirilirse bir önderin önderliğinde ümmet toplumuna ulaşılır. Ferdî müslüman olarak kalınmaz mutlaka kişi İslâm ümmetinin bir parçası olmak zorundadır. Değilse 9/Tevbe, 67 hükmüne girmiş oluruz. Halbuki müslüman 9/Tevbe, 71’in kapsamına girer ve toplum olarak da İslâm ümmetini teşekkül ettirmeleri için 22/Hacc, 41 âyetine uymalıdırlar. Ayrıca, 2/Bakara 44 ve 61/Saff, 3 âyetleri de unutulmamalıdır. Çünkü bu iş tüm müslümanlara farz-ı ayndır. Alllah, peygamberleri bu prensibin tahakkuku için göndermiştir. Bunun ihmal edilmesi halinde peyamberlik müessesesinin anlamını kaybedeceği, dinin ortadan kalkacağı, fesat ve anarşinin yayılacağı, ülkelerin harap olacağı mukadderdir. İbn Teymiyye'ye göre, emir ve nehiy insan varlığının temel kanunlarıdır. İnsan tek başına yaşasa bile kendi nefsi için emirler ve yasaklar koyar; insanların yaşamak zorunda oldukları sosyal hayat için de, emirler ve yasaklar vazgeçilmez ihtiyaçlardır. Teorik olarak cihad da emr-i bi'l-ma'ruf, nehy-i ani'l-münkerin bir parçası sayılmakla birlikte, uygulamada cihadın İslâm dinini gayri müslimler arasında yayma, müslümanları dış saldırılardan koruma ve bunun için gerektiğinde silâha başvurma faâliyeti için kullanılmasına karşılık; emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker içe dönük bir hareket, yani İslâm ümmetinin Kur'an ve Sünnet hükümlerine uygun, faziletli, sulh ve sükûnun hâkim olduğu bir hayat tarzını amaçlayan temel ilkelerden biridir. İslâm âlimleri emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münkerin farz-ı kifâye olduğunda ittifak etmişlerdir. Bununla ilgili uygulamalar, biri İslâmî devletin sorumluluğunda resmî, diğeri müslüman fertlerin şahsî sorumluluklarına bırakılan gayrı resmî olmak üzere iki şekilde gelişmiştir. Emir ve nehiy faâliyetlerinin ilk şekli "hisbe" veya "ihtisab" adı altında kurumlaşmış, kaynaklarda bununla ilgili hükümler ayrıntılı olarak tesbit edilmiştir. İslâm âlimleri siyasî iktidarların iyiliği yaptırma, kötülüğü engelleme işlerinde yetersiz kalabileceğini, hatta bazen bizzat yöneticilerin kötülük ve haksızlığa yol açabileceklerini, bu ilkenin ise, toplumun selâmeti için konulduğunu, Kur'an ve Sünnette müslümanlardan, herhangi bir resmî veya gayrı resmî ayrımına gidilmeden iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışma ödevini yerine getirmelerinin istendiğini dikkate alarak, fertlerin emir ve nehiy sorumluluklarının devam ettiğini düşünmüşlerdir. Buna göre iyi veya kötü olduğu açıkça bilinen hususlarda her müslüman bu görevini yapabilir. Ağırlıklı görüşe göre, âlimlerin ihtilâf halinde bulunduğu meseleler, emir ve nehiy konusu olmaz (Nevevî, Şerhu Müslim, II/231). Özellikle ictihad alanına giren konularda emir ve nehiy, yetkili kimselerce yapılmalıdır. Zemahşerî, "İçinizden hayra çağıran, ma'rûfu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun" (3/Âl-i İmrân, 104) meâlindeki âyeti açıklarken, bu görevi, ancak ma'rûf ve münker ile bu husustaki emir ve nehyin metotları hakkında bilgi sahibi olanların yerine getirebileceğini, aksi halde iyiliğin kötülük, kötülüğün de iyilik zannedilmesi gibi hatalara düşülebileceğini hatırlatır (Keşşaf Tefsiri, I/452). Bu görüş, ehl-i sünnet âlimlerince de benimsenmiştir. Ayrıca, hiç kimse, başka birinin gizli hallerini araştırma, kötü de olsa mahremiyetine vâkıf olup aleniyete dökme hakkına sahip değildir. İslâm âlimleri, bu görevi yerine getirirken bilgilendirme, öğüt ve sözlü uyarıdan başlayıp duruma göre gittikçe sertleşen çeşitli yöntemler uygulanması gerektiğini belirtmişlerdir. Ancak, zor kullanmanın, daha özel olarak silâhlı mücâdelenin câiz olup olmadığı hususunda görüş ayrılığı vardır. Özellikle bu son meseleyle ilgili tartışmalar hicrî birinci asırdan itibaren gelişen şartların etkisiyle, zulüm ve haksızlık yapan devlet adamlarını münkerden uzaklaştırıp ma'rûfa yöneltmek için silâha başvurup vurulmayacağı noktasında yoğunlaşmıştır. Müslüman, bencil değildir. Sadece kendisini düşünmez. O; kötülüğe, zulme, günaha, düşmanlığa yardımcı olmayacağı gibi, onlarla mücâdele edip onları toplumdan kaldırmaya, tüm insanlığı kurtarmaya çalışır. İnsan sevgisi, hümanistlerde değil; her şeyi ile müslümanda vardır. Müslüman, diğer insanların küfrüne ve haramlarına rızâ gösteremez; onların da dünyada huzura, âhirette cennete gitmesi için gece gündüz tüm imkânlarıyla görev yapar. Bu görevin adıdır tebliğ. Nasıl, çocuğu, elini ateşe atsa, ya da arabanın önüne fırlasa, onu sevdiğinden dolayı bu olaya müsâade etmezse, ona yasak koyarsa, diğer insanlara da yasak koymaya çalışır. Cehennem yoluna koşar adım gidenlere karşı; haykırır kollarını makas gibi açarak: "Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!" Alevler içindeyken ev, üst katında ziyâfet veremez. "Bana ne, neme lâzım" demez. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!" sözü müslümanların değil, yahûdilerin sözüdür. Müslüman, bilir ki, yılan kendine dokunmuyor diye ona karşı çıkmazsa, giderek daha da büyür ve ona da, çocuğuna da, sevdiklerine de dokunur. "Her koyun kendi bacağından asılır." Ama, kokusundan bütün mahalle zarar görür. Bir ahlâksız, fâhişe bir insanın komşuları da o kötülükten mutlaka rahatsız olurlar. Müslümanlar, ahlâksızlar kadar cesur olmazsa, idare ahlâksızların olur, terbiyeli ve dürüst insanlar devamlı eziyet çekerler. "Öyle bir fitneden sakının ki, o, içinizden sâdece zulmedenlere erişmekle kalmaz (geneli kapsar ve herkesi perişan eder). Biliniz ki, Allah'ın azâbı şiddetlidir." (8/Enfâl, 25).   “Bu insanlar, bizim anlatmamızla düzelir mi? Bugün lâf fayda etmiyor, çocuğuna bile bir şey diyemiyor, kolaylıkla yasak koyamıyorsun. İnsanlar, kendilerine kimsenin karışmasını istemiyor, özgürlük putlarına toz kondurtmuyor. ‘Sana ne, sen ne karışıyorsun, memlekette demokrasi ve özgürlük var...’ diyebiliyor.” Evet, bütün bunlara rağmen biz emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker yaparak kendimizi kurtaracağız. Firavunun ayağına Hz. Mûsâ ve Hz. Hârun kimbilir kaç defa tebliğe gitti. Ebû Cehil ve onun gibilerin ayağına Peygamberimiz'in 40 civarında gittiğini, hakkı anlattığını biliyoruz. Mü'min, insanları kurtarmak için değil, kendisini kurtarmak için tebliğ eder; bu, kulluğunun gereğidir. Hele bir de bazı insanların hidâyetine vesile olursa, bu, dünya ve içindeki nimetlerden daha kıymetli bir hazinedir. "Kim bir canı kurtarır, ona hayat verirse, bütün insanları kurtarmış gibi olur..." (5/Mâide, 32) "Adam aldırma da geç git diyemem, aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, Hakkı tutar kaldırırım. Biri dînime saldırdımı, hattâ boğarım. Boğamasam, hiç olmazsa yanımdan koğarım."          Hayra kılavuz olmak; söz, iş, işaret ve her türlü şekilde olabilir. Şerre, kötülüğe, sapıklığa kılavuzluk da yine her türlü şekilde olabilir. Bugün basın, yayın, TV. kanallarıyla bunun açık örneklerini görüyoruz. Kur’an ve peygamberimizin sahih sünneti insanlığı hayra, iyiliğe, dünya ve ahiret saâdetine çağırır. Tüm şeytanî güçler ise insanlığı sapıklığa kötülüğe ve bozguncu olmaya çağırırlar. Biz müslümanlar olarak hangi konumda olursak olalım, âlim, âbid, işçi, işveren, hoca, talebe, fakir, zengin daima insanların iyiliğine ve hayırlarına koşmak durumundayız. Bu konuda bize şu âyetler emir vermekte ve yapacağımız işi târif etmektedir: 7/A'râf 157; 9/Tevbe, 71; 31/Lokman, 17; 3/Âl-i İmran, 110; 16/Nahl, 90. “Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki ya iyilikleri emreder, kötülüklerden sakındırırsınız ya da Allah size yakında üzerinize bir belâ gönderir de sonra Allah’a duâ edersiniz de duânız kabul edilmez.” (Tirmizi, Fiten 9) “Allah tarafından benden önce gönderilen her peygamberin kendi sünnetine uyan ve emrine sarılan samimi ve seçkin çevresi vardı. Sonra bunların yerlerine öyleleri geçti ki onlar yapmadıklarını söyleyen ve emrolunmadıklarını yapan kimseler oldular. Böyle kimselerle eliyle cihad eden mü’mindir, diliyle cihad eden mü’mindir, kalbiyle cihad eden de mü’mindir. Bu kadarını yapmayanda ise artık hardal tanesi ağırlığı kadar bile iman yoktur.” (Müslim, iman 80) Bu hadiste de, her peygamberin kendilerini dine dâvet ettikleri insanların hepsinin, bir olmadığını öğreniyoruz. Bazısının bizzat o peygamber gibi yaşamayı prensip edinen ve onun gibi olan kimselerden, çoğunluğunun da 19/Meryem, 59’da belirtildiği gibi Allah ve Peygamberler tarafından istenmeyen insanlar olduklarını; bunların düzeltilmesi için elleriyle, dileriyle ve kalpleriyle çaba sarfedenlere mü’min denilebileceğini, değilse hardal tanesi kadar bile imanın olmadığını öğreniyoruz. Bu hadiste cihadın el, dil ve kalple olabileceği de bizlere öğretilmiş oluyor. Şeriatın emirlerine uymayanlarla yapılan mücâdele cihad sayılır. Dinin haram, günah, yasak kabul ettiğini kabul etmeyenin imanı yok hükmündedir. Bugün hem müslümanım deyip hem de müslümanca yaşamayan; müslümanlık, hayatlarında gözükmeyen kimseleri her türlü vâsıta ve imkânlarla düzeltmeye çalışmak da müslümanların görevleri cümlesindedir. Bu hadis-i şeriften anlıyoruz ki, tebliğle iman arasında çok sıkı bir münâsebet vardır. Bir münkerin işlendiğine şâhit olduğu halde o münkere tepki göstermeyen kimsenin hardal tanesi kadar iman kalmayacağı belirtiliyor. Buna rağmen, tepki göstermeyen, hatta o münkerden hoşlanan, münker sahibini alkışlayıp destekleyen insanların durumu ne olacak? En çirkin münkerler, televizyon kanallarından film adına, eğlence adına sunulur, izleyiciler alıştırılır. Beyaz cam; cinâyetleri, gayrı meşrû ilişkileri, fuhşu sevdirmeye, hiç değilse tepkisiz seyrettirmeye hazırlar izleyicileri, münkerlerin propagandasını yapar, halkı tepkisizliğe alıştırır. Sonra, insanlar çevrelerinde, sokaklarında, işyerlerinde gördükleri münkerlere de tepki göstermez olur. Her çeşit haram, fahşâ ve münker için özgürlük vardır. Sanırsınız ki, memleketteki demokrasi ve özgürlük sadece bu kesim için vardır; müslümanların müslümanca faâliyetlerine ve hele de münkerlere karşı çıkma görevlerine işlemez bu özgürlük; onlar için düşünce suçu, ayrımcılık, dini istismar ve benzeri yasalar devreye sokulur. Bütün bunların kaynağı düzene lâf ettirilmez. Yani, taşlar bağlanmış, itler salıverilmiştir özgür ve demokratik(!) ülkelerde.  İntihar eden birini görüp de onu vazgeçirmeye çalışmamak, sobaya elini değen çocuğunu bu işten engellememek, zehirli bir böcek karşımızdaki insanın üzerinde gezerken gördüğümüz halde ona haber vermemek, söndürmek için imkânlarımız olduğu halde yangına seyirci kalmak, ölümcül bir hastalığın ilacını bildiğimiz halde ona haber vermemek, elimizde yakacağımız mum, kandil veya daha büyük ışık saçan araç olduğu ve onu yakmaya çalışmamız gerektiği halde sadece karanlıktan şikâyet etmek... ne ise, tebliğ görevini yerine getirmekte ihmalkâr davranmak aynı şeydir.     Dâvâ adamı misyonuna sahip müslüman gençliğin çoğu, bugün moralsizlik, bereketsizlik ve tıkanıklık yaşıyorsa, bunun sebeplerinden biri, zihnî gıdaları fıtrî şekilde boşaltamadığıdır. Cemaat çalışmalarından, ev sohbetlerinden ve kitap-dergi gibi yayın organlarından beslenip tıka-basa doldurduğu kafası mânevî ur gibi şişmiş, besin zehirlenmesine değilse bile kabızlığa uğramıştır. Bunun çözümü, uygun şekilde boşaltma, yani tebliğdir. Mânevî ve zihnî gıdaları, maddî gıdâlara benzetebiliriz. Ne kadar kaliteli yiyecekler de olsa, midesini doldurduğu yiyecekleri uygun yollarla dışarıya boşaltamayan kimsenin büyük ıstıraplara yol açan hastalığı, aynen fikrî gıdalar için de sözkonusudur. Bunun çözümü, tebliğ çalışmalarıyla olacaktır. İnsanlar, dâvâ için; ölmüşleri diriltmeye, hastaları iyileştirmeye çalışmak gibi ulvî ve bereketli çalışmalara yeterli zaman ayırmıyorsa, ya içindeki müslümanlarla uğraşacak, eleştiriler içinde insanları harcayacak, ya da kendini harcayıp hastalıklı hale gelecektir. Kendi hastalığını gözde büyütmemenin yolu, doktorluk yapmaktan geçer. Tebliğ gibi hayırlı meşgale olmayınca, hayat boşluk kabul etmeyeceğinden, şerli ve zararlı uğraşılar insanı kuşatacaktır.   
Kâfirler, İslâm dışı dâvâ adamları kadar, futbol fanatikleri ve tâğut yolunda savaşçılar kadar Allah'ın dini için gayret göstermiyorsak, şu âyeti düşünmeliyiz: "İnsanlardan bazıları, Allah'tan başkasını Allah'a endâd/denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zâlimler azâbı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azâbının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi." (2/Bakara, 165). İman eden mü'minlerin Allah'a olan sevgileri, başkalarının herhangi bir şeyi sevdiğinden daha fazla olması gerektiği halde, bir futbol fanatiğinin takımını sevdiği ve onun için fedâkârlığı, ya da bir ırkçı veya komünistin dâvâsı için ölümü göze alması karşısında, bizim dâvâmız için yaptıklarımızın hiç de çok, hatta yeterli olmadığını söylemek mümkündür. Kâfirler kadar, inandığı dâvâda fedâkârlık göstermeyen uyuşuk ve korkak, dünyevîleşmiş, bahaneleri mâzeret gösteren müslümanlar, imanlarını yoklamalı, yeniden İslâm'a dönmenin yolunu aramalıdır.
"Namaz için ezan okunduğu zaman, şeytan oradan sesli sesli yellenerek uzaklaşır, ezanı duyamayacağı yere kadar kaçar. Ezan bitince geri gelir. İkamete başlanınca yine uzaklaşır, ikamet bitince geri dönüp kişi ile kalbinin arasına girer ve "şunu hatırla" , "bunu düşün" diye insanın aklında  daha önce hiç olmayan şeylerle vesvese verir. Öyle ki (buna kapılan) kişi kaç rekât kıldığını bilemeyecek hale gelir." (Buhârî, Ezan 4, Amel fi's-Salât 18, Sehv 6; Müslim, Salât 19, Mesâcid 89; Ebû Dâvud, Salât 31; Nesâî, Ezan 30; Muvattâ, Nidâ 6; Kütüb-i SitteTercümesi, 8/ 320)   Rasûlüllah, bu hadisinde, insî ve cinnî şeytanların ezandan duyduğu rahatsızlığı beliğ bir üslupla dile getirmektedir. Ezandan rahatsız olanların tercih edecekleri alternatif meşguliyet ve sesleri, Rasülüllah'ın yellenme sesine benzetmesi de dikkat çekicidir. Akla şöyle bir soru gelebilir: Kur'an'a başlarken, namaz kılarken, bizden uzaklaşmayan şeytan, namaz kadar önemi büyük ve terkedilmesi câiz olmayan bir ibâdet olmadığı halde, ezandan niye kaçar? Cevabı, ezanın mesajında ve sosyalitesindedir. Namaz, ferdî bir ibâdettir. Namazla kişi, sadece kendisini ateşten kurtaracaktır. Ezan ise, tebliğdir, dâvettir, başkalarının kurtuluşunu istemektir. Mesaj sunmaktır, hakkı haykırmaktır ezan. Peki, her tebliğ, her mesaj şeytanı kaçırır mı? Vâizlere de, vaazlara da şeytan yaklaşamaz mı? Cevap, ezandaki ifadelerdedir. Ezanda nelerin tebliği yapılmaktadır? Dinin temel esasları, Allah'ın en büyük olduğu, O'ndan başka ilâh olmadığı.  Başka?  Kurtulmak için namaz kılmanın şart olduğu, Önder ve kılavuzun kim olduğu... Tüm insanların bu esaslara ve namaza dâvet edilmesidir ezan. Net, pazarlıksız, kesin bir ifadeyle tabliğdir ezan, çünkü şâhidlik yapılmaktadır. Ve güzel bir üslûp ve sesle insanlara çağrıdır ezan. Peki, bugünkü ezanlar, şeytanı gerçekten kaçırıyor mu? Cevap yine ezan ifadesinde. Ezana, "ezan-ı Muhammedî" denir. Anlamı, Muhammed (s.a.s.)’e ait çağrı, Muhammedî üslûpla ilân. Demek ki, sünnete uygun bir usûl ve metodla tevhidî mesajın ister minâreden, ister başka yerden insanlara sunulması, şeytanları bizden uzaklaştıracaktır. İnsan ve cin şeytanlarını, korkudan yellene yellene  kaçırmak isteyenlere duyrulur.    "İnsanlara karşı muktedir ve şerefli olan kimseler, güçleri yettiği halde kötülüğü men etmezlerse, muhakkak Allah Teâlâ onları zelil ve perişan eder." (Cerir bin Abdillah) "Ya emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker yaparsınız, ya da Allah üzerinize zâlim bir sultanı musallat kılar." (Ebû 'd-Derdâ) "Bu ümmet içinden bazı kimseler mahşer gününde kabirlerinden maymun ve domuz sûretinde kalkacaklardır. Bunların günahları, günahkârlarla beraber oturup kalkmak, güçleri yettiği halde onları kötülüklerden men etmemektir." (Ebû Ümâme) "İnsanlar kötülüğü görüp önlemedikleri zaman, Allah Teâlâ'nın, onların hepsini azâba uğratmasından korkulur." (Hadis-i şerif rivâyeti) "Öyle zamanlar gelecek ki, kötülükten sakındıranların sayısı, insanların onda birinden daha az olacaktır. Sonra bunlar da gider ve artık kötüyü yasaklayan tek kimse bulunmaz." (Hz. Ali) "Randevuya daima vaktinde gelmek, ötekinin gecikmesini yüzüne vurma sanatıdır." "Nasihat, dünyanın en pahalı hazineleri kadar kıymetli olduğu halde, ekseriyâ pek ucuza satılır." (Hz. Ali) "Dostlarının, yerinde nasihatlerine kulak asmayanlar düşmanlarını memnun ederler." "Verdiği öğüdü biraz tutan, bunu başkalarına da dinletebilir."  “İnsan, hayvandan konuşmakla üstündür. Ama doğru konuşmazsan hayvanlar senden üstün olurlar.” (Şeyh Sâdi)  “Ya susun, yahut susmaktan iyi şeyler söyleyin.” “Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, işitenin yararlandığı sözdür.”  “İnsanlara akılları ölçüsünde söz söyleyin.”  “Güzel sözler, petekten damla damla sızan bala benzer; insanın ruhuna tat verir.” (Hz. Süleyman) “Kelâm ile kemâli birleştirmek gerek.” “Güzel söz, en etkili bir sinir ilâcıdır.” “Tatlı sözler, tatlı yankılar meydana getirirler.” “Tatlı söz söyleyen, hiç kimseden kötü söz işitmez.” “Tatlı söz yılanı ininden, acı söz insanı dininden çıkarır.”  “Tatlı kelâm dinletir, tatsız kelâm esnetir.”  “Bir insana söz anlatmak için yakasını, paçasını tutmanız yersizdir. Sizi dinlemek istemiyorsa, dilinizi tutun daha iyi olur.” “Akıllılar, sözlerini altın tartan bir terazide tartarlar.” “Ne kadar çok söylersen karşındaki o kadar az hatırlar. Az söyle de kazancın çok olsun.” “Uzun sözü, maksadını anlatamayan söyler.”  “Bir sözün ardından koşmamalıyız; söz bizim ardımızdan koşmalı, bize hizmet etmeli.” “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” “Ve susmak altın olmadı hiçbir zaman; Sözün bir anlamı oldukça.”  “İki şey insanı çileden çıkarır; Söylenecek yerde ağız açmamak, susacak yerde lâkırdı etmek. (Şeyh Sâdi)  “Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar çirkindir.”  “Konuşma sanatını bilen adam, düşündüklerinin hepsini söylemez; fakat söylediklerini düşünür de söyler.” “Konuşmaların en önemlisi, kendi kendimizle konuşmamızdır; ama bunu her zaman ihmal ederiz.”   Sait Kızılırmak, Şamil İslâm Ansiklopedisi, c. 2, s. 98-99 Hüseyin K. Ece, İslâm'ın Temel Kavramları, s. 384-385 Zübeyr Yetik, Şamilİsl Ans Şamil İslâm Ansiklopedisi, c. 2, s. 98-99 Hüseyin K. Ece, A.g.e. s. 452-454 Hamdi Döndüren, Şamil İsl Ans, c. 4, s. 360-362 Nureddin Turgay, Şamil İslâm Ansiklopedisi, c. 6, s. 141-143 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 679-683 Ahmed Kalkan, Sanat Bilinci, Denge Y. s. 89-91 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 131-136 Ahmed Önkal, Şamil İslâm Ansiklopedisi, c. 1, s. 371-372 Cengiz Yağcı, Şamil İslâm Ansiklopedisi, c. 1, s. 351-353 Osman Cilacı, Şamil İslâm Ansiklopedisi, c. 6, s. 281-282 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 485-487 Hüseyin K. Ece, a.g.e. s. 305-307 Ziya Kazıcı, Şamil İslâm Ansiklopedisi, c. 2, s. 443-444 Ziya Kazıcı, Şamil İslâm Ansiklopedisi, c. 4, s. 265-266 Hârun Yahya, Güzel Söze Uymanın Önemi, s. s.10 Mustafa İslâmoğlu, Yürek Fethi, s. 144 vd. Seyyid Kutub, Fi Zılâli'l Kur'an, c. 1, s. 142-143 Elmalılı H. Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, c. 1, s. 287-288 Fahreddin Râzi, T. Kebir, c. 2, s. 44
Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’an, c. 2, s. 55 Gazâlî, İhyâ, c. 1, s. 82 Fethi Yeken, Çağdaş Dâvetin Problemleri, s. 72
Abdülhamid Bilâli, Münkerden Sakındırma Yolu, s. 44-45 Alâaddin Başar, Nur'dan Kelimeler, s. 158-160 
Abdurrahman Çetin, Hitabet ve İrşad, Aksa Y. s. 169 Said Havvâ, er-Rasül I/54-55; Nedvî, Tebliğât ve Tâlimât, II/450-459; naklen A. Önkal, s. 350 Ahmet Önkal, Rasûlullah'ın İslâm'a Dâvet Metodu,  Esrâ Y. s. 348-351 Ahmet Lütfe Kazancı, Peygamber Efendimiz'in Hitabeti, s.123 A. Önkal, a.g.e. s. 351-352 Fahreddin Râzi, Tefsir-i Kebir Terc. c. 2, s. 283             Ekrem Sağıroğlu, Bilgiden Tevhide Yükseliş, Timaş Y. s. 51  


Son takip: 21.05.2020 - 12:46
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· b- Allah'ın Ayetlerini Yalanlama · Hakkın Karşıtı Olarak Batıl · Vecel · 4- Eşit muâmele · Kur’ân’ı Kerim’de Allah’ın Kur’an’a Yemini · Namaza Çağrı Haydin Felâha! · Korku Denen Reaksiyon. · Harâc; Zimmîlerden Alınan Toprak Vergisi · Hırsızlık Yapmak · Kur'an'da İnfak. · 2) Keffâret İçin Köle Âzâdı · Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar · SECDE. · Niçin Peygamberlerin Kendi Kavimlerine Davet Ettiği İlk Kavram Kelime-i Tevhiddi?. · 2) Helâl Rızık , Emek Eseridir · 6) Adak Adamak · İNSANLARIN ÖNEMSEMEDİĞİ SAKINILMASI GEREKEN HARAMLAR.. · e- Hileli Arttırma · Kur’an’ın İcaz Örneklerinden Biri “Kısasta Hayat Vardır!”. · 2) Tebdil Yoluyla
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber