sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Orucun Şartları
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· 2- İddetini Doldurmamış Kadınlar
· Mısır'dan Çıkış
· Tevrat'ın Nüshaları
· Kitab-ı Mukaddes
· Câhiliyye
· Bu İsimleri Bilmenin Faydaları
· Cezâ Tedbiri
· Kızlarağası
· İkon
· Diğer Görevleri
· Athene
· Kurşun Dökmek
· Allah’ın İsmi Olarak Şehid

Son Okunanlar
· el-KUDDÛS
· Peygamberler de Beşerdir
· 13) Bi-İznillâh
· Bugünkü Türk Ceza Kanununda
· Kâinattaki İlâhî Temizlik Kanunu.
· Unutulan Nesil
· Hadis-i Şeriflerde Şükür Kavramı
· Velâyetin Siyasî Görüntüleri
· ÂHİRETE İMAN ..
· BÂTIL . Batıl Nedir?



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

el-KUDDÛS

Yeni Sayfa 1
﴿ اَلْقَدُّوس ُ﴾ el-KUDDÛS
 
“el-Kuddûs”,[1] tefsircilerinde dediği gibi, tüm şerlerden, noksanlıklardan ve ayıplardan münezzeh (=uzak) olandır.
Dil bilimciler, bu kelime ilgili olarak şöyle derler: Allah, bütün ayıplardan temiz ve O’na layık olmayan tüm vasıflardan münezzehtir.
Bu kelimenin aslı, “taharet”ten ve “nezahet”ten gelmektedir. “Beytu’l-Mukaddes” bu kelimeden alınmıştır. Çünkü orası, tüm günahlardan arınılan yerdir. Oraya yönelen kimse orada duadan başka hiçbir şeyi murad etmez ve anasının onu doğurduğu ilk gün gibi günahlarından arınmış bir şekilde döner. Yine cennette, dünyanın afetlerinden arınmış temiz bir yer olduğundan dolayı “Hazîratu’l-Kuds” diye isimlendirilmiştir. Cebrâil (a.s.)’de “Rûhu’l-Kuds” diye isimlendirilmiştir. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v) tüm ayıplardan uzaktır. Meleklerin şu sözü de aynı şekildedir:
“Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler” (Bakara,
2/30.)
Bu âyetin manası “Senin için nefsimizi temizleriz” demektir ve buradaki lam harfi, fiili geçişli kılmak içindir denmişse de bu doğru bir görüş değildir. Doğru olan ise mananın; “Sana layık olmayan şeylerden Seni takdis ve tenzih ederiz” demektir. Bu ise tefsir ehlinin cumhurunun (=çoğunluğunun) görüşüdür.
İbn Cerîr dedi ki: {وَنُقَدِّسُ لَكَ}”Seni takdis ederiz” demek; tüm kötülüklerden arınmış olan sıfatlarına Seni nisbet ederiz ve Seni inkar eden küfür ehlinin Sana izafe ettiği şerlerden Seni tenzih ederiz demektir.
Ebu Salih der ki: “Bazıları şöyle dediler: ‘Seni tazim eder ve Seni yüceltiriz’ (demektir.)”
Mücâhid der ki: “Seni tazim eder ve Seni yüceltiriz” (demektir.)[2]
Tefsircilerden bazıları da şöyle derler: “Kötülüklerden Seni tenzih ederiz ve onları Sana nisbet etmeyiz (demektir.)”
Âyetin metninde geçen “lam” harfi, yüce Allah’ın şu âyeti kerime buyurduğu “lam” harfiyle aynı anlamdadır: {رَدِفَ لَكُم}
“Size yaklaştı” (Neml,
27/72.)[3]
 Çünkü mana, yüce Allah’ı tenzih etmektir. Yoksa bu olaydan dolayı onların nefislerini tenzih etmek değildir.
İşte bundan dolayı bu lafız, âyeti kerimede meleklerin şu sözüyle birlikte geldi: {وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ}
“Bizler hamdinle seni tesbih ederiz” ( Bakara,
2/30.)
Muhakkak ki tesbih Yüce Allah’ı tüm kötülüklerden tenzih etmektir.
Meymûn b. Mihrân der ki: “ ‘Subhânallah’, kendisiyle yüce Allah’ın tazim edildiği ve kötülüklerden uzak tutulduğu bir kelimedir.”
İbn Abbâs der ki: “ ‘Subhânallah’ kelimesi, yüce Allah’ı bütün kötülüklerden tenzih etmektir.”
Bu kelimenin[4] aslı “Mubâade” (=Uzaklaştırmak) kelimesinden alınmıştır. Araplar bir yerden uzaklaştıkları zaman    {سَبَّحت فيِ اْلاَرْضِ}”Sebbahtu fi’l-ardi” derler. Şu âyeti kerimede aynı manadadır:
“Her biri bir yörüngede yüzmektedirler” (Enbiyâ,
21/33.)
Her kim yüce  Allah’ı över ve O’nu kötülüklerden tenzih ederse  muhakkak ki yüce  Allah’ı tesbih etmiştir.
Şöyle denir: “Sebbahallah” (Allah’ı tesbih etti). “Sebbaha lehu” (O’nu tesbih etti.) “Kaddese lehu” (O’nu takdis etti) ve “Kaddesehu” (O’nu takdis etti.)[5]
 
* * *   [1]      Kuddûs: Temiz, hiç bir lekesi olmayan, bütün eksiklik ve kusurlardan münezzeh olan, herhangi bir eksikliği kabul etmeyen, fazilet ve güzel sıfatlardan dolayı öğülen.        Istılahta ise; Kuddûs denilince, yüce Allah’ın isimlerinden birisi akla gelir ki, bu isme göre O, zatına yakışmayan her şeyden münezzeh, bütün vasıflarda en mükemmel, tahdîd ve tasvire sığmayan, öğülmeye lâyık kemâl, fazilet ve güzellik sıfatları kendisinde olandır. Kur’ân-ı Kerîm’de Kuddûs kelimesi, yüce Allah’ın ismi olarak iki yerde el-Melik ismiyle birlikte geçmektedir (bk. el-Haşr, 59/23; el-Cum’a, 62/1). Ayrıca bir yerde de, Allahü Teâlâ’nın meleklere insan neslini yaratacağını bildirdiğinde, onların verdiği cevapta “nukaddisu” kalıbıyla zikredilmektedir (el-Bakara, 2/30). Burada da aynı luğât ve ıstılâh anlamlar sözkonusudur.        Yüce Allah’ın bu ismi, O’nun, teşbîh ve tecsîmden, bir başka şeye benzemekten, beşerî sıfatlardan münezzeh olduğunu ifâde etmektedir. Nitekim Beyhakî, bu Kuddûs ismini, kendi yaptığı ayırıma göre, Allah’tan teşbîhi nefyeden isimler arasında saymaktadır (Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât, Beyrut ty., s.38). Yukarıda sözü geçen Bakara sûresi 30. âyette “nüsebbihu” ve “nukaddisu” kalıplarıyla “tesbîh” ve “takdîs” bir arada kullanılmıştır. Bu iki kelime, aralarında bazı farklılıklar olmasına rağmen iç içedir ve birbirini bütünleyicidir. Açık bir tesbîhde takdîs, açık bir takdîsde de tesbîh vardır. Zirâ, tesbihde de, Allah’ı her türlü noksan Sıfatlardan uzak tutmak anlamı görülmektedir. Aradaki fark; takdisde isbâtın tesbîhde ise nefyetmek sûretiyle isbâtın ağırlıkta olmasıdır. Bunu şöyle îzah etmek mümkündür:         Kötülenen ve âcizlik ifâde eden sıfatların nefyedilmesi, ortadan kaldırılması, aynı zamanda öğülen ve kemâl sıfatlarının isbât edilmesi demektir. Nitekim “Ortağı ve benzeri yok” demek, O’nun tek ve yegane varlık olduğunu isbât etmek olur. Yine aynı şekilde “O hiç bir şeyde âciz kalmaz” demek, O’nun güçlü ve kuvvetli olduğunu; “O kimseye zulmetmez “ demek de O’nun hükmünde âdil olduğunu ortaya koyar. Zirâ, âciz kalmak ve güçlü, kuvvetli olmak, zulmetmek ve adaletli olmak birbirinin zıddıdır. Dolayısıyla birisinin isbâtı, diğerinin nefyini, ortadan kaldırılmasını gerektirmiş olur. İşte tesbîh ile tasdîs arasındaki fark burada ortaya çıkar. “O şöyledir” dediğimizde yani bir şeyin varlığını isbât ettiğimizde “takdîs”; “O şöyle değildir” dediğimizde, bir şeyin öyle olmadığını isbât ettiğimizde de tesbîh sözkonusu olmuş olur. Fakat netice itibariyle daha önce de sözü geçtiği gibi, esas itibariyle aralarında pek büyük bir fark yoktur. Tesbîhde takdîs, takdîsde de tesbîh sözkonusudur. Her ikisi içiçedir. Nitekim Yüce Allah bu ikisini İhlâs Sûresinde bir araya getirmiştir. İhlâs Sûresinin ilk iki âyeti olan “Kul huvallâhu ehad. Allâhu’s Samed” (Deki: O Allah birdir. Allah Sameddir, yani her şey varlığını ve devamını O’na borçludur. O hiç bir şeye muhtaç değildir) âyetleri takdîsi, geriye kalan “Lem yelid ve lem yûled ve lem yekun lehû kufuven ehad” (Kendisi doğurmamıştır ve bir başkası tarafından da doğurulmamıştır. Hiç bir şey O’nun dengi olmamıştır) âyetleri ise tesbîhi ifâde eder. Bunların her ikisi de yani hem takdîs ve hem de tesbîh; Yüce Allah’ın vahdaniyetini ve yegane tek varlık olduğunu, O’nun benzeri ve ortağının bulunmadığını isbâta yöneliktir (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 1/301, 7/4954; Beyhakî, a.g e, 38) (ç) [2]      İbni Cerîr, Câmiu’l-Beyân, 1/211.    [3]      Burada “Radife lekum”,  “Sizin hakkınız için” ve “Size ulaştı” manasındadır. Öncesiyle beraber âyetin tamamı şöyledir: “ Onlar: Eğer doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım) bu tehdit ne zaman gerçekleşecek? Derler. De ki: Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında başınıza gelecektir”(Neml, 27/71-72.)    [4]      Tesbih, Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etme, ululama, Allah’a seri bir şekilde ibâdet ve “sübhânellah” deme. “Sebbehe” fiilinin masdarıdır. İsim olarak tesbih, Allah’ın sıfatlarını tesbih ederken, sayı saymak için kullanılan ve otuzüç veya katları kadar tanenin ipe dizilmesiyle meydana gelen halka demektir.        Tesbih’in çoğulu tesâbihtir. Tesbih, subbûh ve subhan gibi kelimelerle aynı kökten gelmektedir. Bu kelimelerin kökü, “sebeha”dır. O da, havada veya suda hızlı hareket etmek, geçip gitmek demektir (el-İsfahanî, el-Müfredât, İstanbul 1986, 324, sebeha mad.).         Tesbih kelimesi türkçede tespih şeklinde de kullanılır. Namazdan sonra 33 defa sübhanellah, 33 defa elhamdülillah ve 33 defa Allahuekber dualarını okumaya da tesbih denir. Bunların ilki subhanellah olduğu için, hepsine birden bu isim verilmiştir.        Tesbih kelimesinin kökünden gelen ve Yüce Allah’ı tesbih eden, ululayan kelimeler Kur’an’da yüze yakın yerde geçmektedir. Ayetteki “Her şey Allah’ı tesbih etmiştir” ifâdesi, çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Canlı varlıkların Allah’ı tesbih etmeleri, O’nun her çeşit noksanlıklardan ve yüce şanına yakışmayan şeylerden berî olduğunu dil ile ifade etmeleridir. Bütün alimler, canlı varlıkların Allah’ı bu şekilde tesbih ettiklerini söylemişlerdir. Fakat, canlı olmayan varlıkların Allah’ı tesbih etmeleri hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazı alimlere göre, canlı olmayan varlıkların Allah’ı tesbih etmeleri, O’nun yaratıcılığına, gücünün her şeye yettiğine delil olarak gösterilmeleridir. Bu şeylerin varlığı, Allah’ın yüceliğini göstermektedir. Onların bu hali, tesbihleridir. Bazı alimler de, cansız varlıkların canlı varlıklar gibi Allah’ı zikrettiklerini söylemişler ve bu hususta delil olarak da şu âyeti göstermişlerdir:        “Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O’nu tesbih ederler. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, Halîm’dir, çok bağışlayandır” (el-İsrâ, 17/44) . Bu görüşü savunan alimlere göre, cansız sanılan her şeyde, insanların fark edemedikleri bir canlılık vardır. Bütün eşya, atomlardan meydana gelmiştir. Atomun çekirdeği etrafındaki elektronlar, akla şaşkınlık verecek bir hızla dönmektedir.              Diğer bazı âlimlere göre, ise, kâinattaki her şey, canlı ve cansız bütün varlıklar, Allah’ın emrindedirler. Yüce Allah, dilediği gibi bu varlıklarda tasarrufta bulunur. Her şey onun emrinin karşısında teslimiyet içerisindedir. Onların tesbihleri, bu teslimiyetleridir (Muhammed Ali es-Sabûnı, Safvetü’t-Tefâsîr, İstanbul 1987, III/319 vd.).        Bir de, yüce Allah, “her şey Allah ‘ı tesbih etmiştir” derken, mazi fiil kullanılmıştır. Yani geçmiş zaman ifâdesi ile anlatılmıştır. Başka birkaç ayette aynı mana dile getirilmiş; ancak muzari fiil kullanılmıştır. Bu durumda mana: “Her şey Allah’ı tesbih eder” (el-Haşr 59/24; el-Cuma 62/1; et-Teğâbun 64/1) şeklinde olur. Kur’an’da, bu gibi durumlarda fiil mazi olarak kullanılsa da, muzari manasında kabul edilir ve aynı mana ile yorumlanır. Buna göre, Her şey Allah’ı tesbih etmiştir” ve “Her şey Allah’ı tesbih eder” âyetinin manası aynıdır (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Mısır 1977, VI, 81).   [5] Şifâu’l-Alîl, s. 179.


Son takip: 04.06.2020 - 02:37
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· f- Allah Hakkında Kötü Zanda Bulunan Münâfık ve Müşrikler · b- Allah Adı Anılmadan Kesilen Hayvanların Etini Yemek · İlk İnsanın Yaratılışı · a- Savaştan Önce · Nakşîbendîliğin, Toplumsal Yaşam Üzerindeki Etkileri · Orucun Şartları · Orucun Yasakları · Vahdet-i vücud · Vedîanın Hükümleri · 2) Allah'tan Başkaları Adına edilen Yeminler · 3) Nâfile Oruç · d) Tevekkül Edenin, Tasarruf Ettiği Hususlarda Vekaletin Caiz Olduğu Alanlarda, Başkasını Vekil Tayin Etmek Suretiyle Tevekkül Etmesi · b- İcâbî Ahlâkî Cezalar (Psikolojik Yaptırımları Olan Cezalar) · 6- Birinci Adım İslami Akideye Davet. · Savaş Esirleri Konusunda Kur’an’ın Direktifi · Takıyye; Düşman Kâfirlerden Gelecek Tehlikeden Dolayı Farklı Görünme . · 8- Teknoloji Yoluyla Fesad · Hadis-i Şeriflerde Azim ve Tevekkül · Yozlaştırılan Din; Halkın Dini ve Hakkın Dini · Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber