sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Misvak ve Diş Temizliği
· İkinci Mânâda Vasiyet
· Çoğu Sarhoş Edenin Azı da Haramdır
· Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
· Din; Anlam ve Mâhiyeti
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· Bu İsmi Bilmenin Faydaları
· Aziz (sint, saint)
· İttibâ Şirki
· Fesat
· Savaş
· Tevrat'ın Nüshaları
· İkon
· Orucun Şartları
· 2) Keffâret Orucu

Son Okunanlar
· es-SELÂM
· 3- Haccı Kıran
· Unutulan Nesil
· Zekât, Bütün Peygamberlerin Ümmetlerine Farz Kılınmış Bir İbadettir
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· 2- Sahabeler Fitneye Katılmadı
· Bakara Olayı
· Fâiz Soygunu
· 4- Ehl-i kitap, ‘ancak yahûdi ve hıristiyan olanlar cennete girecek’ derler.
· Hz. Fâtıma’nın Hizmetçi İstemesi



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

es-SELÂM

Yeni Sayfa 1
﴿ اَلسَّلاَم ُ﴾ es-SELÂM
“es-Selâm, yüce Allah’ın isimlerindendir. Bu isim, “feâlun” kalıbında “kelâm” gibi masdar ismidir. Selamet manasındadır. Bu isimle isimlenmeye yüce Allah diğer mahlukattan daha müstahaktır. Çünkü O, tüm afetlerden, ayıplardan, noksanlıklardan ve karalamalardan Selâmdır.
Yüce Allah, her yönüyle mutlak kemâl sahibidir. O’nun kemalliği zatından hiç ayrılmaz ve durum devamlı böyledir. Selâm; fiillerinin abeslikten, zulümden ve hikmete muhalif olmaktan selametini, sıfatlarının mahlukatın sıfatlarına benzemesinden selametini, zatının tüm noksanlıklardan ve ayıplardan selametini ve isimlerinin bütün karamalardan selametini içermektedir.
Selâm ismi, Yüce  Allah’ın kemalatının (=mükemmelliklerinin) tümünün isbatını ve noksan sıfatların tümünün O’ndan uzaklaştırmayı içermektedir. Bunun manası şöyledir: “Subhânallahi ve’l-Hamdu lillah.” Bu tesbih, yüce  Allah’ın Ulûhiyyette ve tazimde tek olduğunu kapsamaktadır. Ve aynı şekilde; “Lâ ilehe illallahu vallahu ekber”‘de Ulûhiyyette ve tazimde tek olduğunu kapsamaktadır.  Böyle olunca da Selâm ismi, Rabb celle celaluhu’nun kendileriyle senâ edildiği “el-Bâkiyâtu’s-Sâlihât”[1] ları derleyip toplamıştır.
Bunun tafsilatının bazısı şöyledir; yüce  Allah, hayatı ölümden, uyuklamaktan, uyumaktan ve değişikliğe uğramaktan selamette (=uzak, salim) olan Hayy’dır. O, kudreti yorulmaktan, zorluk çekmekten, takatsiz düşmekten ve dilediğini yapmaya aciz olmaktan selamette olan Kâdir’dir. O, hardal tanesi kadar bir şeyin dahi ilminden uzak kalmasından ve bilgilerden bir bilginin dahi ilminden uzak kalmasından ilmi selamette (=uzak, salim) olan Alîm’dir. Yüce  Allah’ın diğer sıfatları da aynı şekildedir.
Yüce  Allah’ın rızası, öfkenin onunla beraber olmasından Selâmdır. O’nun Hilmi,[2] intikamın onunla beraber olmasından Selâmdır. İradesi, ikrâhın (=zorlamanın) onunla beraber olmasından Selâmdır. Kudreti, aczin onunla beraber olmasından Selâmdır. Dilemesi, dilediği şeyin gereğinin zıttının onunla beraber olmasından Selâmdır. Kelâmı, yalanın ve zulmün onda meydana gelmesinden Selâmdır. Bilakis O’nun sözleri doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır.[3]
O’nun vadi (=sözü) çelişkinin ona karışmasından Selâmdır. Yüce  Allah kendisinden önce ve sonra bir şeyin olmasından ve altında ve üstünde bir şeyin olmasından Selâmdır. Aksine O, her şeyin üzerinde yücedir. Her şeyin üzerinde, her şeyden önce ve her şeyden sonradır. O, her şeyi kuşatmıştır. O’nun vermesi ve vermemesi, yeri ve (zamanı) dışında meydana gelmekten Selâmdır. O’nun bağışlaması, adam kayırmaktan veya kullarının günahlarından dolayı daralmaktan yada insanların bağışlaması gibi hakkını almaktan acziyetinden ötürü bağışlamaktan Selâmdır. Rahmeti, ihsânı, şefkati, iyiliği, cömertliği, veli kullarına olan yardımları, onlara sevgi göstermesi, onlara olan merhameti, onları anması ve onları bağışlaması onlara olan bir ihtiyaçtan veya onların vesilesiyle şereflenmekten yada onların vesilesiyle artmaktan Selâmdır. Özet olarak Yüce  Allah, mukaddes kelamının her yönüyle aykırı olduğu her şeyden Selâmdır.
Bu  ismin selbî[4] isimlerden olduğunu iddia eden kimse   hataların en büyüğünü yapmıştır. Çünkü sırf selb kemalliği  içermez. Aksine Selâm ismi, O’na zıt olan her şeyden salim olan kemalliği içermektedir. Bu ismin hakkını tam veren kimse onun manasını eda etmiş olur. Ve resuller göndermeyi, kitaplar indirmeyi, ahiretin sabitliğini, alemin sonradan yaratıldığını, kazanın ve kaderin sabitliğini, Yüce  Allah’ın mahlukatının üzerinde olmasını, onların fiillerini görmesini, seslerini işitmesini, sırlarına ve alenen yaptıkları işlerine vakıf olmasını, onların işlerini yönetmede tek olmasını, her yönüyle şirkten mukaddes olan kemaliyle bir olmasını gerektirir bir halde bulur. O, her yönden beşerin noksanlıklarından temiz ve münezzeh olduğu gibi her yönüyle hak olan Selâm’dır.
Yüce  Allah, her ikisinde de solun söz konusu olmadığı iki “El” ile vasıflanmıştır. Aksini her ikisi de mübarek sağdırlar.[5] Yüce  Allah’ın tüm isimleri aynı şekilde hüsnâ (=en güzel)dır. O’nun tüm fiilleri hayır sıfatları ise kemaldir.    Yüce  Allah Selâmı dünyada ve ahirette (O’nun huzuruna çıkma gününde) dostları arasında selamlaşma kıldı. Yüce  Allah Adem (a.s.) yaratıp, yaratmasını tamamlayıp insan şekli verdiği zaman ona şöyle buyurdu:
“Meleklerden ileri gelen şu cemaate git ve seni nasıl selamladıklarına kulak ver. Çünkü o bundan sonra senin ve zürriyetinin selamlaşmasıdır”[6]
Yüce  Allah şöyle buyurmuştur: “Rableri katında onlara esenlik yurdu (=Daru’s-Selâm=cennet) vardır. Ve yapmakta oldukları (güzel) işler sebebiyle Allah onların dostudur” (Enâm,
6/127.) 
Başka bir âyeti kerimede şöyle buyurmuştur: “Allah kullarını esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir”
(Yûnus,
10/25.)
Cennetin “Dâru’s-Selâm” diye isimlendirilmesinde ihtilaf edilmiştir.
Şöyle denildi: Selâm, yüce  Allah’tır  cennet ise O’nun yurdudur.
Ve şöyle denildi: Selâm selamettir. Cennette tüm afetlerden, ayıplardan ve noksanlıklardan selamet yurdudur.
Ve bir de şöyle denildi ki: “Dâru’s-Selâm” ile isimlendi çünkü cennet ehlinin oradaki selamlaşması Selâm’dır. Bu manaların hiç birinin arasında çelişki olmaz.
Müslim’in sözüne gelince: “es-Selâmu aleykum” kendisine selam verilene, müslümanın hile ile öldürmesinden, aldatmasından, zorlamasından ve kendisine ondan gelecek çirkin şeyden selametini bildirmektir. Oda aynı şekilde karşılık verir (ve Aleykum Selâm der). Yani yüce  Allah aynısını sana da nasip etsin. Onu sana helal kılsın (demektir).[7]
Selâm, ayıplardan ve noksanlıklardan salim olandır. Selâm ile isimlenmesi sâlim diye isimlenmesinden daha belagatlıdır (=daha fasih, daha açık). Selâm ile vasıflanması mahlukatına yapacağı zulmünden mahlukatının selametini gerektirmektedir. Böyle olunca da yüce  Allah zulmü ve şerri irade etmekten, onlarla isimlenmekten, o fiillerden ve onlara nisbet edilmekten Selâm’dır. Yüce  Allah noksan sıfatlardan, noksan fiillerden ve noksan isimlerden Selâm’dır. Mahlukatını zulümden selamete çıkarandır. İşte bundan dolayı Yüce  Allah Kadir gecesini “Selâm”, Cenneti “Daru’s-Selâm”, Cennet ehlinin selamlaşmasını “Selâm” diye vasıflandırmış ve veli kullarını Selâm sözü ile övmüştür. Bunların hepsi ayıplardan selâmdır.[8]
O zaman şöyle bir soru sormamız mümkün olur: Rahmet ve Bereketin Yüce  Allah’a izafe edilmesinde ve Selâm’ın izafeden mücerret olarak tek başına gelmesindeki hikmet nedir?[9]
Bunun cevabı şöyledir: Selâm, yüce  Allah’ın isimlerinden bir isim olunca mutlak olarak Yüce  Allah’ın ismi celaline izafe olarak zikredilmesine ihtiyaç kalmadı. Rahmet ve berekete gelince, eğer onlar, yüce  Allah’a izafe edilmezlerse kimin rahmetinin kimin bereketinin istendiği bilinmez.
Şayet, Aleykum ve rahmetun ve bereketun (=Rahmet ve bereket sizin üzerinize olsun) dense bu lafızda kendisinden rahmet ve bereketin talep edildiği merhamet edenin ve bereket verenin kim olduğuna işaret yoktur.
İkinci cevap: Selâm, kendisiyle  “Selâmun Aleykum” diyen kimsenin sözünün murad edilmesidir. Bu ise hakikatte selam verene izafe edilir. Bunun ile de Selâm olan Yüce  Allah’tan talep edilen selametin hakikati murad edilir. Bu da, yüce  Allah’a izafe edilir. Böyle olunca da masdar olan bu isim bazen bunu zikrederek selameti talep edene izafe edilir bazen de kendisinden selamet talep edilene (Yüce  Allah’a) izafe edilir. Böyle olunca da kesinlikle izafe edilmeden getirilir.
Rahmet ve berekete gelince, bu ikisi yalnızca Yüce  Allah’a izafe edilirler. Bundan dolayı da “Benim rahmetim ve bereketim sizin üzerinize olsun” denmez.  “Benden selam sizin üzerinize olsun” veya “Falandan selam falanın üzerine olsun” denir. (Falanın falana selamı var veya benden selam söyleyin gibi)
Bunun sırrı, rahmet ve bereketin zıttına “Selâm” lafzının sözlü bir cümle için isim olmasıdır.[10] Çünkü rahmet ve bereket, lafızları için değil de kendi manaları için birer isimdirler. Bunu iyi düşünmek gerekir. Çünkü bu güzel bir misaldir.
Üçüncü cevap: Rahmet ve bereket, selamet kelimesinin mücerret (=soyutlanmış, sade) gelmesinden daha mükemmeldir. Çünkü selamet, şerden uzaklaştırmaktır. Rahmet ve berekete gelince; onlar hayrı tahsil etmek, onu devam ettirmek, sabit kılmak ve çoğaltmaktır. Bu ise daha mükemmeldir. Çünkü asıl maksat budur. Birincisi selamete vesiledir. Bundan dolayı cennet ehli için hasıl olan nimetler onların mücerret olarak sadece cehennemden selamete ermelerinden daha mükemmeldir. Her iki mananın da en olgunu ve en mükemmeli lafzen Yüce  Allah’a izafe olmuştur. Diğeri (bereket) ona nisbet edilmiştir. Atıftan ve içinde bulunduğu karineden dolayı manen Yüce  Allah’a izafe edildiği anlaşılmaktadır. Bu lafız en mükemmel şekil ve en güzel üslup üzere gelmiştir.
Diğer bir soru şöyledir: Selâm ve rahmetin müfret (=tekil) gelmesinde ve bereketin cemi (=çoğul) gelmesindeki hikmet nedir?
Cevap şöyledir: Selâm, ya sırf masdardır. Ve oda bir şeydir. Cemi olması için de hiçbir mana yoktur yada Yüce  Allah’ın isimlerinden bir isimdir. Bunun da cemi olması imkansızdır. Bu iki taktir üzere onu cemi yapmaya imkan yoktur.
Rahmete gelince; aynı şekilde şefkat ve merhamet manasında masdardır. Bir önceki (Selâm) gibi cemi olmaz. Rahmetin sonundaki “te” hillet (=dostluk), muhabbet ve rikkat (=şefkat) kelimelerindeki “te” ile aynı makamdadır. Darbeten (=bir kez vurmak) ve temraten (=bir hurma)deki “te” gibi sınırlamak için değildir.
Nitekim rikkâtun (=şefkatler), hillâtun (=dostluklar) ve ra’fâtun (=merhametler) denmediği gibi rahmâtun (=rahmetler) denmez. Burada ceminin gelmesi sınırlamayı ve bir adetle kayıtlı kılmayı bildiriyor. Onun müfret olması ise kendisiyle isimlenenin mutlak olarak sınırsız olduğunu bildirir. Öyleyse burada müfret olması cemi olmasından manen daha mükemmel ve daha olgundur. Bu, tekil olanın manasının çoğul olanın manasından daha mükemmel olması (hadisesi) cidden harikuladedir. İşte bundan dolayı Yüce  Allah şöyle buyurmuştur:
“De ki: Kesin delil, ancak Allah’ındır. Allah dileseydi elbette hepinizi doğru yola iletirdi” (Enâm,
6/149.)
Bu buyruk “kesin deliller ancak Allah’ındır” denmesinden daha umumi ve daha mükemmeldir.
Yüce  Allah’ın “Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız” (İbrâhim,
14/34.) buyruğu; “Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız sayamazsınız” denmesinden daha mükemmeldir. 
Ve yine yüce  Allah’ın, “Onlardan bir kısmı da: Ey Rabb’imiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru! derler” (Bakara,
2/201.) buyruğu, “Ey Rabb’imiz! Bize dünyada da iyilikler ver, ahirette de iyilikler ver. Bizi cehennem azabından koru!” denmesinden daha mükemmeldir.
Aynı şekilde Yüce  Allah’ın şu buyruğu da diğerleri gibidir:
“Onlar, Allah’tan gelen nimet ve keremin; Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler” (Al-i İmrân,
3/171.)
Bu âyetlerin benzerleri gerçekten çoktur.
Berekete gelince; o hayrın çokluğu ve peş peşe devamlı olarak gelmesiyle   isimlenmiştir. Her ne zaman o hayırdan bir şey sona erse onun arkasından hemen başka bir hayır gelir. Bu devam eden hayırdır. Hayr olan şeyler peş peşe birbirini takip etmeye devam ederler. Cemi lafzı bereket kelimesinde, bereket ile kastedilen manaya delalet ettiğinden dolayı daha evladır. Ve bundan dolayı yüce  Allah’ın Kur’ân’ı Kerim’deki şu buyruğunda şöyle gelmiştir:
“Allah’ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir” (Hûd,
11/73.)
Burada yüce  Allah, rahmeti müfret bereketi ise cemi zikretmiştir. Teşehhütteki (=namazdaki oturuş) selâmda da aynı şekildedir:
“Ey Nebi! Selâm, Allah’ın rahmeti ve bereketleri Senin üzerine olsun”[11]
Müslim’in “Sahîh”inde Sevbân’dan rivayet ettiği hadiste Nebi (s.a.v.)’in namazdan çıkış esnasındaki şu sözünü düşünmek gerekir:
“Allahumme ente’s-Selâmu ve minke’s-Selâmu tebârekte yâ ze’l-Celâli ve’l-İkrâm” (=Ey Allah’ım! Sen Selâm’sın ve Selâm Sendendir. Sen yücesin. Ey Celâl ve İkrâm sahibi)[12]
Bu mübarek lafızları iyi düşünmek gerekir. Senâ çeşitlerini, yani tenzih senâsını, tesbih senâsını, hamd senâsını ve yüceltme senâsını lafzın en belagatlısı en vecizi ve mana olarak en mükemmeli ile nasılda bir araya getirmiş. Bu şekilde Yüce  Allah’ın Selâm olduğunu, Selâm’ın O’ndan olduğunu ve Selâm’ın O’nun vasfı ve mülkü olduğunu bildirmiştir.[13]
Bu bilindiği zaman şu da anlaşılır: Yüce Allah’ın isimlerinden bir isim olarak Selâm ile isimlenmesi bunun hepsinden daha evladır. Yüce Allah, her yönüyle tüm ayıplardan ve noksanlıklarsan selamette olduğundan dolayı bu isimle isimlenmeye bu isimle isimlenen herkesten daha müstahaktır. O (c.c.) bütün itibarlarla hak olan Selâm’dır. Mahlukat ise izafe ile selâmdır.
Yüce Allah kendi zatında tüm ayıplardan ve vehmin hayal etmiş olduğu tüm noksanlıklardan Selâm’dır. O (c.c.) sıfatlarında tüm ayıplardan ve noksanlıklardan Selâm’dır. O (c.c.) fiillerinde tüm ayıplardan, noksanlıklardan, şerlerden, zulümden ve hikmet yönünün dışında meydana gelecek fiillerden Selâm’dır. Bilakis O (c.c.) her yönden ve her itibarla hak olan Selâm’dır.
Yüce Allah’ın bu isme müstahak olması bu isimle isimlenen her şeyin müstahak olmasından daha mükemmeldir. Bu, Yüce Allah’ın kendi zatını tenzih ettiği ve Resûlünün O’nu tenzih ettiği tenzihin hakikatidir. O (c.c.), zevceden ve çocuk edinmekten Selâm’dır. O (c.c.), eşi, dengi, adaşı ve benzeri olmaktan Selâm’dır. O (c.c.), ortaktan Selâm’dır. Bundan dolayı kemâl sıfatlarının her birine baktığın  zaman her sıfatı kemaline zıt olan şeylerden Selâm olarak bulursun.
O’nun hayatı ölümden, uyuklamadan ve uykudan Selâm’dır. Kayyûmiyyeti ve Kudreti yorgunluktan ve zorluk çekmekten Selâm’dır. O’nun ilmi Ondan bir şeyin ayrılmasından veya O’na unutkanlığın isabet etmesinden, hatırlamaya ve düşünmeye ihtiyaç duymaktan Selâm’dır. O’nun iradesi hikmetten ve maslahattan çıkmaktan Selâm’dır.
O’nun kelimeleri yalandan ve zulümden Selâm’dır. Bilakis Rabb’in sözleri, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun zenginliği hiçbir yönden başkasına ihtiyaç duymaktan Selâm’dır. Aksine O’nun dışındaki her şey O’na muhtaçtır. O (c.c.) kendi dışındaki her şeyden zengindir. Mülkünde zıtlık olmasından, ortağı olmasından, muavini veya yardımcısının olmasından yada O’nun izni olmadan O’nun katında bir şefaatçinin bulunmasından Selâm’dır.
O’na Ulûhiyyetinde bir ortağının olmasından Selâm’dır. Aksine O, kendisinden başka hiç bir ilâh olmayan Allah’tır. O’nun Hilmi, affetmesi, bağışlaması, mağfiret etmesi ve kulların günahlarından vazgeçmesi O’nun dışındakilerde olduğu gibi ihtiyaçtan, zayıflıktan yada menfaatten dolayı olmaktan Selâm’dır. Aksine O’nun cömertliği, ihsanı ve keremi saf ve halistir. Aynı şekilde azabı, intikamı, yakalamasının şiddeti ve cezalandırmasının sürati zulüm, öfke, katılık ve sertlikten dolayı olmaktan Selâm’dır. Aksine O (c.c.)’nun hikmeti, adaleti ve eşyayı yerli yerine koyması saf ve halistir.
O (c.c.), ihsanda bulunmaya, mükafatlandırmaya ve nimetlendirmeye müstahak olduğu gibi hamda ve senâya da müstahaktır. Bilakis mükafatı cezanın yerine koysaydı bu hikmetiyle ve izzetiyle çelişirdi. O (c.c.) cezayı yerli yerine koymuştur. Bu ise O’nun hamdından,[14]
hikmetinden ve izzetinden 
dolayıdır. O (c.c.) düşmanlarının ve cahillerin hikmetine muhalif olan vehimlerinden Selâm’dır.
Onun kazası ve kaderi abeslikten, zulümden ve açık olan hikmetine muhalif olarak meydana gelmesinin düşünülmesinden Selâm’dır. O (c.c.)’nun şeriatı ve dini çelişkiden, ihtilaftan, bozulmaktan, kulların maslahatına zıt olmaktan, onlara rahmet olmaktan, ihsan olmaktan ve hikmetine zıt olmaktan Selâm’dır. Aksine O’nun şeriatının tamamı hikmettir, maslahattır ve adalettir.
Aynı şekilde O (c.c.)’nun (nimetler) vermesi yaltakçılık olmaktan ve nimet verdiği kimseye ihtiyaç duymaktan Selâm’dır. O (c.c.)’nun bir şeyi men (=yasak) etmesi katıksız adalet ve cimriliğin ve acziyetin karışmayacağı hikmettir.
Yüce Allah’ın Arşına istivası ve onun üzerinde olması, Arşı taşımaya ihtiyaç duymasından yada ona istivaya muhtaç olmaktan Selâm’dır. Aksine Arş ve onu taşıyanlar O (c.c.)’na muhtaçtır. O (c.c.) Arş’tan, onu taşıyanlardan ve her şeyden
Ğaniy’dir.[15] O (c.c.) yüce ve yüksektir.
O’na (c.c.) hiçbir sınır ulaşamaz. Arş’a ve diğer mahlukata hiçbir ihtiyaç duymaz. Yüce Allah’ı hiçbir şey kuşatamaz. Her şeyi kuşatan Arş değil bilakis O (c.c.)’dur. O (c.c.) ‘nunla birlikte Arşa ihtiyacın olması söz konusu değildir. O (c.c.) Ğaniy ve Hamîd[16]
Aksine Arşına istivası ve mahlukatını kuşatması, herhangi bir yönden Arşa veya bir başkasına ihtiyaç duymaksızın mülkünün ve üstünlüğünün gerektirdiklerindendir.
Her gece dünya semasına inmesi[17] O (c.c.)’nun yüceliği ile ve zenginliği ile çelişmekten Selâm’dır. O’nun kemali, Muattıla (=sıfatları inkar eden) ve Müşebbihe (=O’nu mahlukata benzeten)’nin tüm vehimlerinden Selâm’dır. O (c.c.) bir şeyin altında olmaktan veya bir yerde mahsur kalmaktan Selâm’dır. Rabb’imiz olan Allah kemaline ve zenginliğine zıt olan her şeyden  yücedir. İşitmesi ve görmesi müşebbihenin tüm hayallerinden ve muattilenin uydurduğu her şeyden Selâm’dır.
Yüce Allah’ın veli kullarını dost edinmesi, mahlukatın birbirini dost edindiği gibi acizlikten dolayı değildir. Aksine O (c.c.)’nun dostluğu yardım, rahmet, ihsan ve iyiliktir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah’a hamd ederim de ve tekbir getirerek O (c.c.)’nun şanını yücelt!” (İsrâ,
17/111.)
Bu âyette yüce Allah kendisine dost edinmeyi mutlak olarak nefyetmedi (=olumsuzlaştırmadı). Aksine acziyetten dolayı dost edinmeyi nefyetti.
Aynı şekilde O (c.c.)’nun sevdiklerine ve dostlarına muhabbeti, ihtiyaç duyulan sevgiden dolayı mahlukatın birbirine olan sevgi ihtiyaçlarından veya yalan sevgi göstererek yaltaklık yapmaktan yada yakınlığı ile menfaat elde etmekten Selâm’dır. O (c.c.)’nun muhabbeti hakkında muattilenin uydurduklarından Selâm’dır.
Aynı şekilde kendi zatına “el” ve “yüz”ü izafe etmiştir. Muhakkak ki O (c.c.) müşebbhenin hayallerinden ve muattilenin uydurduklarından Selâm’dır.
Yüceler yücesi olan Allah’ın münezzeh olduğu her şeyi Selâm isminin nasılda kapsadığını gerçekten iyi düşünmek gerekir. Bu ismi nice ezberleyenler vardır ama içerdiği sır ve manalarını idrak edemez.[18]
Selâm masdarmı yoksa masdar ismimi? diye sorulacak olursa şöyle cevap veririz: Tahiyyat (=Selâm demek) manasında olan Selâm “selleme” fiilinden masdar ismidir selleme’nin masdarı alleme-talîmen, fehheme-tefhîmen ve kelleme-teklîmen gibi teslîmen olarak gelir. Kelleme’den kelâm’ın geldiği gibi Selâm’da selleme’den gelmiştir.
Şayet şöyle sorulsa: masdar ile isim arasındaki fark nedir?
Şöyle cevap veririz: O ikisinin arasındaki fark lafzî ve manevî’dir.
Lafzî olana gelince: Masdar, efale’den ifâl, fa’ale’den tefîl, infeale’den infiâl, tefa’lele’den tefa’lul ve diğerleri gibi kıyasî olan fiilinin üzerinden gelir. Selâm ve kelâm’a gelince her ikisi de fiillerinin üzerine kıyasî olarak gelmezler. Eğer fiillerinin üzerine kıyasî olarak gelselerdi teslîm ve teklîm denirdi.
Manevî olan farka gelince: Masdar fiile ve failine delalet eder. Teklîm (=konuşmak), teslîm (=teslim olmak, selam vermek), talîm (=öğretmek) ve benzerleri kullanıldığı zaman fiillerine ve o fiilleri yapan kimselere delalet eder. Böyle olunca da teslîm selâma ve selâm verene delalet eder. Teklîm ve talîm’de aynı şekildedir.
Masdar ismine gelince: O yalnızca fiile delalet eder. Selâm ve kelâm lafızları, teklîm ve teslîm’in hilafına selâm verene ve konuşana delalet etmez.
Bu farkın sırrı, selleme-teslîmen ve kelleme-teklîmen sözlerindeki masdarın fiilin tekrarı makamındadır. Sanki konuşan şöyle diyor; selleme-selleme ve kelleme-kelleme. Fiil failinden hiçbir zaman ayrılmaz.[19]
Dördüncü soruya gelince: Tahiyyat’ta talep edilen selâm’ın manası nedir?
Bunda meşhur olan iki görüş vardır.
Birincisi: “Selâm ismi sizin üzerinize olsun” demektir.  Burada Selâm, Allah (c.c.)’tır. Bu cümlenin manası ise; “Selâm isminin bereketi sizin üzerinize insin ve üzerinize hak olsun” ve benzerlerini demektir. Bu manada Yüce Allah’ın isimlerinden başka bir isim değil de Selâm ismi tercih edildi. Sonraki sorunun cevabında gelecek.
Sahabeyi Kirâm bu söz hakkında birçok delil getirmiştir. Bunlardan bir tanesi sahih bir hadiste şöyle gelmiştir:
“Namazda şöyle diyorlardı: Selâm kullarından önce Allah’a olsun. Selâm Cebrâil’in üzerine olsun. Selâm falanın üzerine olsun. Nebî (s.a.v.) onları uyararak şöyle buyurdu: Selâm Allah’a olsun demeyin. Muhakkak ki Allah Selâm’dır. Fakat siz; Ey Nebî! Selâm Senin üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketleri Senin üzerine olsun. Selâm bizim üzerimize olsun. Ve Salih kullarının üzerine olsun’ deyin.”[20]
Nebî (s.a.v.); Selâm Allah’a olsun demeyi onlara yasakladı. Çünkü Selâm, selam verilene dua ve onun selamete ermesini istemektir. Allah (c.c.) kendisinden selamet talep edilendir yoksa kendisi için selamet talep edilen değildir. O (c.c.) duaya icabet etmesi istenendir yoksa kendisi için dua edilen değildir. Allah’a selamet dilemek imkansızdır. Aksine Yüce Allah kitabında da buyurduğu gibi kullarına selamet verendir:
“Senin izzet sahibi Rabb’in, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir. Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!” (Saffât,
37/180-181.)
“Selam olsun İbrahim’e” (Saffât,
37/109.)
“Bütün âlemler içinde Nuh’a selam olsun” (Saffât,
37/79.)
“Selam olsun İlyâsîn’e” (Saffât,
37/130.)
Hz. Yahyâ hakkında yüce Allah şöyle buyurdu:
“Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!” (Meryem,
19/15.)
“Denildi ki: Ey Nuh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in!” (Hûd,
11/48.)
Yüce Allah kıyamet günü cennet ehline selâm verir. Nitekim şöyle buyurmuştur:
سَلَامٌ قَوْلًا مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ}  {لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ “Orada onlar için her çeşit meyve vardır. Bütün arzuları yerine getirilir. Onlara merhametli Rabb’in söylediği selam vardır” (Yâsîn,
36/57-58.)
Burada “قَوْلًا” kavlen kelimesi masdar (mefûlu mutlak) olarak mensubdur. Fiili ise selâmın içerdiği kavlin (=söz) fiilidir. Çünkü selâm bir kavildir.
İmam Ahmed’in “Müsned”inde ve İbn Mâce’nin “Sünen”inde Muhammed b. Münkedir’in Câbir (r.a.) den rivayet ettiği bir hadiste, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Cennet ehli nimetler içinde iken aniden üzerlerinde bir nur belirir. Başlarını kaldırıp baktıklarında Cebbâr (olan Allah c.c.) onları üzerlerinden kuşatmıştır. Ve onlara şöyle seslenir: ‘Ey cennet ehli Selâmun aleykum’ sonra şu âyeti kerimesini okur ‘Onlara merhametli Rabb’in söylediği selam vardır’ sonra onlardan gizlenir. Ve onların diyarında, onların üzerlerinde O (c.c.)’nun rahmeti ve bereketi kalır”[21]
İbni Mâce’nin hadis kitabında merfû olarak Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Hak Teâlâ’nın kıyamet günü ilk selâm vereceği kişi Ömer’dir”[22]
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“O’na kavuşacakları gün kendilerine esenlik dileği selamdır” (Ahzâb,
33/44.)
Bu, Yüce Allah’ın huzuruna çıktıkları gün onların selâmıdır. Bu selâmın onlardan Yüce Allah’a olması imkansızdır. Çünkü onlar O’na selâm vermelerinin imkansız olduğunu çok iyi biliyorlardı. Dünyada ikinde bu işten men edilmişlerdi. Bu ancak Yüce Allah’tan onlar için selâmdır. Burada ki selâm mufule izafe edilmektedir. Bu selâm kulların selâmlandığı selâmdır yoksa onların Yüce Allah’ı selamlamaları (yüce Allah’a selamet dilemeleri) değildir. Eğer Yüce Allah’ın Yâsîn sûresindeki şu sözü olmasaydı: “Onlara merhametli Rabb’in söylediği selam vardır” bu selâmın meleklerden kullara olması muhtemel olurdu. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“(O yurt) Adn cennetleridir; oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından sâlih olanlarla beraber girecekler, melekler de her kapıdan onların yanına varacaklardır (Melekler:) Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir! (derler)” (Ra’d,
13/23-24.)
Fakat bu, onlar cennetteki makamlarındayken onların yanına girdikleri zaman onları selâmlayarak giren meleklerin selâmıdır. Yüce Allah’ın, “O’na kavuşacakları gün kendilerine esenlik dileği selamdır” (Ahzâb,
33/44.) buyruğunda geçen Selam’a gelince, bu Selâm, karşılaştıkları vakit yüce Allah’ın onlara verdiği selâmdır. Nitekim bir kimse sevdiği biriyle karşılaştığı zaman ona selâm verir. O gün Rableriyle aralarına perde çekilenler neden  mahrum oldular?
Onun sana gözükmemesi yeter.    Bu, cezası içinde olan günahtır.
Burada kastedilen, Selam’ın, yüce Allah’tan talep edilmesidir. Ve O’nun kullarına selâm vermesi imkansız değildir. O’nun selâma ihtiyacı olmadığı için O’na selâm verilmez. Rasûlullah (s.a.v.)’in; “Muhakkak ki Allah Selâm’dır”[23] sözü, Selâm’ın, yüce Allah’ın isimlerinden bir isim olduğuna delidir.
Bazıları şöyle dediler: Selam veren bir kimse selâm verdiği zaman manası selâm’ın ismi sizin üzerinize olsun demektir.
Onların delilerinden birincisi; Ebu Dâvud’un, Abdullah ibn Ömer’den rivayet ettiği şu hadistir:
“Bir adam Nebî (s.a.v.)’e selâm verdi. Fakat Nebî (s.a.v.) selâmına karşılık vermedi ta ki duvara dönüp sonra teyemmüm aldı sonra selâmına karşılık verdi ve şöyle dedi: Muhakkak ki ben temizleninceye kadar Allah’ı zikretmeyi hoş görmedim”
[24]
Dediler ki: Bu hadiste Selâmın Allah’ı zikretmek olduğunu açıklama vardır. Zikir ise ancak yüce Allah’ın isimlerinden bir ismi içerdiği zaman olur.
İkinci delil: Kitap ehlinden olan kafirlerin (bir biriyle karşılaştıklarında konuşmalarına) Selâm ile başlamamalarıdır. Ve onlara da “Selâmun Aleykum” denmez. Onlardan birisine; Allah seni selamete çıkarsın (seni hidayete erdirsin) denilmesinin çirkin görülmediği malumdur. Bu da ancak Selâm’ın, yüce Allah’ın isimlerinden bir isim olmasından dolayıdır. Bu ismin bereketinin bir kafir için meydana gelmesini talep etmek caiz olmaz. İşte bunlar görüldüğü gibi kuvvetli ve açık delillerdir.
Meşhur olan ikinci görüş: Selâm selamet manasında masdardır. Oda selâm esnasında selâm ile istenen taleptir (=selamettir). Bu sözün sahiplerinin birinci delilleri ise Selâm’ın elif-lam’sız zikredilmesidir. Selâm veren kimse şöyle der: Selâmun Aleykum. Eğer yüce Allah’ın isimlerinden bir isim olsaydı bu şekilde söylenmezdi. Yüce Allah’ın Esmâu’l-Hüsnâ’sından olan diğer isimlerinin elif-lam ile marife (=belirli isim) geldiği gibi bununla da elif-lam’lı bir şekilde isimlenmesi gerekirdi.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ}
“Selâm (esenlik veren) Mü’min (güvenlik veren), Müheymin (kollayıp koruyan), Azîz (üstün, gâlib), Cebbâr (istediğini zorla yaptırmaya muktedir olan), Mütekebbir (çok büyük)dir! Allâh (kafirlerin) ortak koşmalarından yücedir”(Haşr,
59/23.)
Nekre (=belirsiz) olan isim marifenin (=belirli isim) hilafına, marifenin Yüce Allah’a kullanılmasına üstün tutularak muayyen olana (yüce Allah’a) kullanılamaz. Çünkü yüce Allah’ın Esmâu’l-Hüsnâ’sı hatırlandığı zaman marifenin Yüce Allah için muayyen olarak kullanıldığı (görülür).
İkinci delilleri:
“Selâmun Aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhu” sözünde rahmet ve bereketin Selâma atfedilmesi Selâm ile muradın masdar olduğuna delalet etmektedir. İşte bundan dolayı kendisi gibi masdar olan rahmet ve bereket Selâm’ın üzerine atfedilmiştir.
Üçüncü delilleri: Eğer burada, Selâm, yüce Allah’ın isimlerinden bir isim olsaydı cümle ancak Yüce Allah’ın ismi celâlinin gizlenmesi ve kendisiyle kayıtlı olan bir taktir ile düzgün olurdu. Ve mana şöyle olurdu: “Bereketu  ismi’s-Selâmi aleykum” (=Selâm isminin bereketi üzerinize olsun). Çünkü tek başına isim onların üzerine olmaz. Şayet şöyle denseydi: “İsmullahi aleyke” (=Allah’ın ismi senin üzerine olsun) o zaman mana şöyle olurdu: Bu ismin bereketi ve taktir edilen buna benzer şeyler   (senin üzerine olsun). Bu taktirin aslın hilafına olduğu ve hakkında delil olmadığı bilinmektedir.
Dördüncü delilleri: Selâmdan kastedilen bu mana değildir. Ondan kastedilen bundan sonraki sorunun cevabında geleceği gibi ancak haber ve dua olarak selameti bildirmektir. İşte bundan dolayı Selâm, selameti içerdiğinden dolayı emân (=emniyet) ve selam veren ve selama karşılık verenlerden her biri için emniyettir.
Ve şöyle dediler: Bu delillerin hepsi Selâm’ın selamet manasında masdar olduğuna delalet etmektedir. Selametin sonundaki “ta” kaldırılmıştır. Çünkü burada kastedilen bir tek selamet değil selamet cinsinin tamamıdır. “ta” ise sınır ifade etmektedir.
Bu meselede doğru ile yanlışı birbirinden ayıran hüküm, şöyle denmesidir: Doğru olan, bu her iki görüşünde toplamında mevcuttur. O ikinden her birinde bazı doğrular bulunmaktadır. Asıl doğru olan her ikisinin toplamındadır. Biz ancak bunu bir kaide ile açıklıyoruz. Oda Yüce Allah’a dua eden kimsenin talep ettiği her şeyde Esmâu’l-Hüsnâ ile istemesi, bu talebini gerektiren ve meydana gelmesine uygun olan isim ile tevessül (=vesile) etmesidir.
Hatta dua eden sanki bu isim ile O’na tevessül ederek şefaat istiyor. Bir kimse:
“Ey Rabb’im! Beni bağışla ve tevbemi kabul et. Muhakkak ki Sen tevbeleri çokça kabul eden ve günahları bağışlayansın” dediği zaman, o kimse, yüce Allah’tan; iki şeyi, isimlerinden iki ismi vesile kılarak istemiştir. Bu iki isim, onun talep ettiği şeylerin meydana gelmesini gerektirmektedir.
Aişe (r.a.), Kadir gecesine ulaştığında nasıl dua etmesi gerektiğini Nebî (s.a.v.)’e sorduğunda Nebî (s.a.v.)’in ona verdiği cevapta aynı şekildedir:
“Deki: Ey Allahım! Muhakkak ki Sen affedici ve Kerîm’sin affetmeyi seversin, beni affet”[25]
Aynı şekilde Ebu Bekir Sıddîk (r.a.), Rasûlullah (s.a.v.)’den kendisiyle dua edebileceği bir dua öğretmesini istediğinde, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Ey Allah’ım ben nefsime çok zulüm ettim ve günahları Senden başka bağışlayacak kimse yoktur. katından bir mağfiret ile beni bağışla ve bana merhamet et. Muhakkak ki Sen el-Ğafûr
ve er-Rahîm’sin”[26]
Bunun örnekleri gerçekten çoktur. Biz burada bu delilleri getirerek sözü uzatmayacağız.
Bu sabit olunca, makamda bir kimsenin yanında en mühim olan selametin talebi makamı olduğunda onun lafzında Yüce Allah’ın isimlerinden bir ismin siğası (=kip-kalıp) getirildi. Oda kendisiyle selametin talep edildiği Selâm’dır. Selâm lafzı iki manayı kapsamına almaktadır.
Birincisi, Abdullah ibn Ömer’inde hadisinde geçtiği gibi yüce Allah’ın zikridir.
İkincisi ise selam verenin maksadı olan selametin talebidir. “Selâmun aleykum”, hem yüce Allah’ın isimlerinden bir ismi içermekte ve hem de Ondan selameti talep etmeyi içermektedir. Bu faydalı olan bilgiyi iyi düşünmek gerekir.
Buna yakın olan, bazı selef ulemasından rivayet edilen Âmîn hakkındaki görüştür. Bazıları, Âmîn’in, yüce Allah’ın isimlerinden bir isim olduğunu söylemiştir.[27]
İnsanlarda bir çoğu bu görüşü reddetmiş ve demişlerdir ki: Âmîn, yüce Allah’ın isimlerinden bir isim değildir. Bunlar, selefin sözünün manasını anlamamışlardır. Halbuki onlar bu kelimenin, yüce Allah’ın ismini içerdiğini kastetmişlerdir. Çünkü Âmîn kelimesinin manası; “Duamıza icabet et ve Senden istediğimizi ver” demektir.
Âmîn kelimesi talep etmeye delalet etmesiyle beraber yüce Allah’ın ismini içermektedir. “Selâmun aleykum”deki kapsamlılık ise daha açıktır. Çünkü Selâm, yüce Allah’ın isimlerinden bir isimdir. Bu da, meselenin sırrının açılmasıdır.[28]
 
* * *   [1]      “el-Bâkiyâtu’s-Sâlihât”ın manaları, yüce  Allah’ın şu âyeti kerimesinden anlaşılmaktadır: “Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; el-Bâkiyâtu’s-Sâlihât (=ölümsüz olan iyi işler) ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır” (Kehf, 18/46.) Muhakkak ki bunlar beş vakit namazdır. Ve birde şunların olduğu rivayet edilmiştir: “Subhânallahi ve’l-Hamdu lillah”, “Lâ ilehe illallahu vallahu ekber” ve “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah”   [2] el-Halîm: Cezalandırmaya gücü yettiği halde, hemen ceza vermeyen, kullarının isyanlarına karşı hemen öfkeye kapılmayan. (ç.) [3] Doğruluğuna delil şu âyeti kerimedir: “Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir” (En’âm, 6/115.) [4] İkinci Konu: Esmâu’l-Hüsnâ ve  Esmâu’l-Hüsnâ’dan Selbin Nefyedilmesi   [5]      Buradaki sağ ve sol kavramları cihet (=yön) anlamlarında değildir. Çünkü Yüce  Allah cihetten münezzehtir. Buradaki sağ ve sol kavramları hayır ve şer anlamlarındadır. Yüce  Allah iki el ile  kemaline ve azametine yakışır bir şekilde vasıflanmıştır. O (c.c.) yarattığı hiçbir şeye benzemez. (ç.)     [6]      Buhârî, Enbiya 1, İsti’zan 1; Müslim, Cennet 28 (2841)   [7]      Ahkâmu Ehli’z-Zimmet, 1/193. [8]      Şifâu’l-Alîl, s. 179.   [9]      Selam verenin şu sözü gibi: “es-Selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhu”   [10]     Selâm söyle denildiği zaman “es-Selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhu” anlaşılır. Ama rahmet söyle veya bereket söyle denmez. (ç.)    [11]     Bedâiu’l-Fevâid, 2/181. [12]     Müslim, Mesacid 135 (591) [13]     Bedâiu’l-Fevâid, 2/187. [14]     Adaletinden dolayıdır. [15] el-Ganiyy: Nimet rahmet hazineleri sonsuz olup hiçbir şeye muhtaç olmayan, zengin. (ç.) [16]     el-Hamîd: Fiilleriyle ve nimetleriyle övgüye (senâya) layık olan. (ç.). [17]     Ebû Hureyre (r.a.)’dan gelen bir hadiste Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Rabbimiz Tebareke ve Teâla her gece dünya semasına gecenin son üçte biri kaldığı zaman iner ve şöyle der: Bana dua eden yokmu ona icabet edeyim. Benden isteyen yokmu ona vereyim. Bağışlanmak isteyen yokmu onu bağışlayayım” Buhârî, Teheccüd 14, Tevhid 35, Deavat 13; Müslim, Müsafirin 168-170; Ebû Dâvud, Sünnet 19; Tirmizî, Salat 211, Savm 38, Deavat 78; İbn Mâce, İkamet 191; Dârimî, Salat 168; Muvatta, Kur’an 30; Ahmed b. Hanbel, 4/16   [18]     Buhârî, İsti’zân 61 [19]     Bedâiu’l-Fevâid, 2/135. [20]     Ahmed b. Hanbel, 1/464; İbni Hibbân, Sahîh, (1949); Taberânî, Mucemu’l-Kebîr,  (9904); Tayâlisî, Müsned, (249) [21]     İbn Mâce, Mukaddime 13 (184); Ebû Nuaym, Hilye, 2/208-209; Ukaylî, Duafâu’l-Kebîr, 2/274; İbn Adiyy, Kâmil, 6/2039-2040; İbn Cevzî, Mevzûât, 3/260-261; Âcurî, et-Tasdîk bi’n-Nazari ilallahi teâlâ fi’l-Âhiret, s. 48; İbn Belbân, Mekâsidu’s-Seniyye, s. 374.         Bu hadisteki; Ebû Asım el-Abbâdânî, hadis inkarcısıdır. (İbni Hibbân dedi ki: Asım el-Abbâdânî yanılan birisidir. Ebû Dâvud dedi ki: bu şahsı tanımıyorum)         el-Fadl er-Rakkâşî zayıftır. (Ahmed b. Hanbel dedi ki: bu şahıs zayıftır. Ebû Zur’a er-Râzî ve Ebû Hâtim er-Râzî dediler ki: bu adam hadis inkarcısıdır. Ebû Dâvud, bu adam helak edicidir demiştir.)         Dolayısıyla hadis, “Daîfu Sunen-i İbn Mâce”, s. 14’de geçtiğine göre, zayıftır.       [22]     İbn Mâce, Mukaddime, 11 (104) [23]     Buhârî, Ezân 148, 150, İsti’zan 3, Deavat 16, Tevhid 5; Müslim, Salat 56; Ebû Dâvud, Salat 178; Tirmizî, Deavat 82; Nesâî, Tatbik 100, Sehv 41, 43, 56; İbn Mâce, İkamet 24, Dua 10; Ahmed b. Hanbel, 1/413   [24]     Ebû Dâvud, Taharet 8; İbn Mâce, Taharet (353); Ahmed b. Hanbel 5/80 [25]     Tirmizî, Deavât 58 (3513); İbni Mâce, Dua (3850); Ahmed b. Hanbel, 6/171-182-208.  Tirmizî dedi ki: Bu hadis, hasen sahihdir. [26]     Buhârî, Deavât 16; Müslim, Zikr 47-48 [27]     Mücahidin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Âmîn, Yüce Allah’ın isimlerinden bir isimdir.” Zeccâc, İ’râbu’l-Kur’ân, 1/144; Akberî, Tibyân, 1/5 [28]     Bedâiu’l-Fevâid, 2/140.


Son takip: 25.11.2020 - 01:36
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Sözü, İnsanları Allah'a Çağırmakla Güzelleştirebiliriz . · Fıskın Çeşitleri · Hicretin Sebebi · MÜ'MİN.. · a) Yüce Allah’a İstiâzede Bulunmak · Halayık · Aracılık İçin Hediye Almak. · 3) Konuşurken ciddî olma · Haram Yemek. · 2) Keffâret Orucu · Secdenin İki Kez Yapılması · Şirkin İçyüzü ve Müşrik Kişinin Psikolojisi · 12) Beytullah · Duâ, En Tesirli İlâçtır · 15) Zulümden Uzak Durmak · Kur’an’dan yola çıkarak Karun hakkında şu tesbitleri yapabiliriz · 2) Güzel Kokudan (Parfümden) Kaçınma · Gerçek Rahmet ve Anlamı · Satılan malın mevcut olması · İslam’ı Hayata Hâkim Kılmak.
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber