sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Arâis-i Hak
· İnhinâ
·
· 4- Şiddetli Geçimsizlik ve Kötü Muâmele
· 3-) Şirk-i Takrib
· Hevânın İlâh Haline Getirilmesi
· 2- Âhiretin Şehid
· Sadakat Gösterememeleri
· d. Saygısız Müdâhale
· Kıtmîr
· Nükabâ
· Hıristiyanların inançla ilgili İslâm’a aykırı görüşleri
· Bâkî İsminin Anlamları
· Bu İsmi Bilmenin Faydaları
· Bu İsmi Bilmenin Faydası

Son Okunanlar
· Adâlet ve Şehâdet
· es-SABÛR
· Korku Çeşitleri
· İmamete En Liyakatli Olan Kim?.
· Kartal
· Amel-Niyet İlişkisi
· Sahtekârlık.
· Küfretmenin Sonucu Olarak Seyyie
· Sehiv Secdesi
· 6- Diğer Kara Hayvanlarından Helâl ve Haram Olanlar



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

es-SABÛR

Yeni Sayfa 1
﴿ اَلصَّبُورُ ﴾ es-SABÛR
“es-Sabr” (=sabırlı) ismine gelince,[1] yüce Allah, bu ismi, yaratanların en bilgilisi ve en yücesi olarak mübalağa kipi kullanmak sûretiyle kendisine vermiştir. Bu “es-Sabr” ismini kendisine verme işi, Buhârî ile Müslim’in “Sahîh”lerinde Ebu Musa el-Eş’arî’nin Hz. Peygamber (s.a.v)’den rivayet ettiği şu hadiste geçmektedir:
مَا أَحَدٌ أَصْبَرُ عَلَى أَذًى سَمِعَهُ مِنَ اللَّهِ يَدَّعُونَ لَهُ الْوَلَدَ ثُمَّ يُعَافِيهِمْ وَيَرْزُقُهُمْ
“İşittiği ezaya Allah’tan daha sabırlı hiçbir kimse yoktur. Çünkü O’na çocuk isnad ederler. Sonra yine O, bu kimselere afiyet veriyor ve rızık veriyor.”[2]
Yüce Allah’ın
en güzel isimlerinden (=El-Esmâü’l-hüsnâ’dan) birisi de; “es-Sabûr” (=çok sabreden)dir. “es-Sabûr” kelimesi, mübalağa isimlerinden olup (mübalağa isimlerinden olan) اَلصَّابِرُ
“es-Sâbir” ismi ile
اَلصَّبَّارُ “es-Sabbâr” isiminden daha açık bir vaziyettedir.
Yüce Allah’ın sabır sıfatı, kulların sabrından farklıdır. Zira O’nun sabrı, birçok yönden kulların sabrına benzemez.[3]  Bu yönlerden bazısı şunlardır:
1.      Yüce Allah’ın sabrı, tam bir kudrete sahiptir. Kulların gücü ve kuvveti, sınırlıdır. Bu sebeple her dilediklerini yapamazlar.
2.      Yüce Allah yardım etmekten çekinmez. Kul ise, korkudan dolayı birisine yardım etmede acele eder.
3.      Sabretme nedeniyle Allah, hiçbir acı ve üzüntü duymaz, hiçbir yönden bir noksanlığı bulunmaz. Ancak sabır, kullara acı, üzüntü ve sıkıntı verir.  
“el-Halîm” isminin bu dünyada pek çok görüntüleri olduğu gibi, Allah’ın “es-Sabûr” isminin de bu dünyada pek çok görüntüleri vardır. Düşünenler bu görüntüleri rahatlıkla müşahede edebilirler.
Yüce Allah’ın “es-Sabûr” ismi ile “el-Halîm” (=ceza vermede acele etmemesi) arasındaki fark ise şu şekildedir:
Sabır, hilmin bir ürünüdür. Halim olmak, sabırlı olmayı gerektirir. Kişinin sabrı, halim olma derecesine göredir. Dolayısıyla hilmi fazla olanın sabrı da fazla olur. Yüce Allah’ın bir sıfatı olarak hilm, sabırdan daha geniş ve daha kapsamlıdır. Bu sebeple Kuran-ı Kerim’de “el-Halîm” sıfatı daha çok geçer. “el-Halîm” sıfatının kapsamlılığı nedeniyle Kuran’da birçok kez Allah’ın “el-Alîm” sıfatıyla birlikte zikredilmiştir. Nitekim yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:
“Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah Alîm (=hakkıyla bilen)dir, Halîm (=cezalandırmada acele etmese de ihmal etmeyen)dir.”[4]
Yine yüce Allah bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
“Allah Alîm (=hakkıyla bilen)dir, Halîm (=cezalandırmada acele etmese de ihmal etmeyen)dir.”[5]
Hilm ile ilim arasındaki bu ilişki, bir rivâyette ise şu şekilde ifade edilmektedir:
أَنَّ حَمَلَةَ الْعَرْشِ أَرْبَعَةٌ. إِثْنَانِ يَقُولاَنِ: سُبْحَانَكَ اَللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ, لَكَ الْحَمْدُ عَلَى حِلْمِكَ بَعْدَ عِلْمِكَ. وَإِثْنَانِ يَقولاَنِ: سُبْحَانَكَ اَللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ, لَكَ الْحَمْدُ عَلَى عَفْوِكَ بَعْدَ قُدْرَتِكَ
“Arşın taşıyıcıları dört tanedir. Bunlardan ikisi (Allah’a): ‘Allahım! Seni (noksan sıfatlardan) tenzih ederiz ve sana hamd ederiz. Çünkü ilminden sonra hilmine göre yapılan hamd, sana aittir’ şeklinde dua ederler. Diğer ikisi de:
- ‘Allahım! Seni (noksan sıfatlardan) tenzih ederiz ve sana hamd ederiz. Çünkü kudretinden sonra affına göre yapılan hamd, sana aittir’ şeklinde dua ederler.”[6]
Yaratılmış, cehaletinden dolayı ceza vermede acele etmez ve acizliğinden ötürü bağışlar. Yüce Allah ise, ilminin kemalinden dolayı ceza vermede acele etmez. Kudretinin tamamına göre affeder. Bir şeyin bir şeye nispet edilmesi, hilmden ilme ve affetmekten kudretli olmaya doğru daha güzel olur. İşte bundan dolayıdır ki, yüce Allah, endişe ve korku ile ilgili duada, kendisini, “el-Azîm” (=yüce) olmakla birlikte “el-Halîm” olmakla nitelemiştir.[7] Yüce Allah’ın “Halîm” olması, O’nun zatının gerektirdiklerindendir.
Sabr’a gelince, Yüce Allah, bu ismi; kendisine kullarının küfretmeleriyle, şirk koşmalarıyla, dil uzatmalarıyla, her türlü masiyet ve günahlarıyla ilişkilendirmiştir. Bütün bu nedenlere rağmen yüce Allah, ceza verme de acele etmez. Bilakis kuluna karşı sabreder, mühlet verir, çözüm bulması için onu düşünmeye sevkeder, ona yumuşak davranır  ve imkan tanır. Bu durum, yaratıcı için başka bir şey kalmayıncaya kadar devam eder. Çünkü yüce Allah, kuluna, gerekli uyarı ile nasihati yaptıktan ve kendisine her türlü şekilde dua edebileceğini bildirdikten sonra daha hâlâ bağışlanması için Rabb’ine gelmiyor, huzuruna girmiyor ise o zaman Allah’ın, o kula; ihsanda bulunma, nimet verme, bela ve sıkıntıdan kurtarma gibi durumlarda ona karşı mühlet vermesi, yumuşak ve iyi davranması uygun olmaz. Onu, yüce ve güçlü bir şekilde yakalar… İşte bu, tamamen, yüce Allah’ın “Halîm” olma sıfatının gerektirdiklerindendir. Bu sıfat, yüce Allah’a ait sürekli bir sıfattır.
Sabr’a gelince, bu sıfat, hikmetinin varlığıyla var olan ve hikmetinin yok olmasıyla yok olan diğer fiiller gibi devamlı değildir. Dolayısıyla da bunu iyi düşün. Çünkü bunda ince bir nüans farkı vardır. Bilgili ve kabiliyetli kimseler bu konuda tökezlemezler. Konu ile ilgili bu ince nüans farkını bilen ve bundan haber veren kimseler çok azdır.  İnsanların çoğu, “es-Sabûr” isminin Kur’an’da geçmemesinden[8] dolayı bu ismi anlama hususunda problem yaşamıştır. Dolayısıyla da bu ismin gerçek anlamını görmezden gelerek bu isimle meşgul olmaktan uzak durmuşlardır. Bunun yerine kulun sabrı ve bu sabrın kısımları hususunda söz etmekle meşgul olmuşlardır. Eğer bu ismin hakkını vermiş olsalardı, elbette yüce Allah’ın, el-Alîm, er-Rahîm, el-Kadîr, es-Semî’, el-Basîr, el-Hayy, yaratılmışlarla ilgili diğer Esmâu’l-Hüsnâ ile ilgili isimlere daha layık olması gibi, bu isme de, diğer yaratılmışlardan daha layık olduğunu bilirlerdi. Allah’ın sabrı ile kulların sabrı arasındaki farklılık; O’nun diri olması ile kulların diri olması, O’nun bilmesi ile kulların bilmesi, O’nun işitmesi ile kulların işitmesi arasındaki farklılık gibidir.
Konu ile ilgili bu anlatılanları kavrayan kişi, Allah’ın yarattığı kulun sabrı ile ilgili olanı daha iyi bilir ve  şöyle der:
“İşittiği ezaya Allah’tan daha sabırlı hiçbir kimse yoktur.”
Basiret sahibi kimselerin, yüce Allah’ın sabrını bilmeleri; O’nun rahmetini, af edici oluşunu ve iffetli oluşunu bilmeleri gibidir. Bununla birlikte sabır; ilmin, kudretin, büyüklüğün ve izzetin kemaline göredir. Böyle bir sabır, her türlü sabrın üstündedir. Çünkü samimi bir şekilde iyilikte bulunan kimsenin yaptığı iyilik; son derece çirkin, günahların en büyüğüyle ve iğrenç şeylerin en berbatıyla yapılan her türlü iyiliğin kat kat üstündedir. Yüce Allah’ı, uygun olmayan her türlü şeye nispeti; kemali, isimleri ile sıfatlarını zedeleme, âyetleri hususunda sapma, peygamberlerini yalanlama; sövmek, sataşmak ile eziyet etmek sûretiyle peygamberlerine karşılık vermeleri, dostlarına zarar vermek, onları öldürmek ve onlara ihanet etmek, ancak kendisinden daha sabırlı olamayan
“es-Sabbûr” olan Allah’ın sabredebileceği bir iştir. Dolayısıyla ilk insandan son insana kadar bütün insanların sabrı, yüce Allah’ın sabrıyla aynı oranda değildir.
Kulun sabrı, Allah’ın kendisiyle beraber olmasına göredir. Allah o kulla beraber olunca, kul, başkalarının sabredemeyeceği şeylere sabretme imkanı bulur.
Ebu Aliye bu konu ile ilgili olarak şöyle der: Sabredenler, dünya ve ahiret mutluluğunu elde edip Allah ile beraber olma şerefine nail olmuşlardır. Nitekim yüce Allah bu konuda “Şüphesiz ki, Allah, sabredenlerle beraberdir”[9] buyurmuştur.
Burada çok ince bir sır ve nüans farkı vardır. O da, her kim Allah’ın sıfatlarından bir sıfata sarılacak olursa, o sıfatın, o kimseyi Allah’a ulaştırmasıdır.
Yüce Allah, “es-Sabbûr”dur. Hatta kullarından işitmiş olduğu ezaya Allah’tan daha sabırlı hiçbir kimse yoktur.
Denilmiştir ki: Yüce Allah, Hz. Dâvud (a.s)’a:
- ‘Benim ahlakımla ahlaklan. Çünkü “es-Sabbûr” (=çok sabırlı) olmak, benim ahlakımdandır’ diye vahyetmiştir.
Yüce Allah, isimlerini ve sıfatlarını sevdiği gibi bunların eserini kullarında da görünmesini sever. Çünkü Allah, güzeldir ve güzel olmayı sever. Allah, affedicidir ve affedenleri sever. Allah, cömerttir ve cömert olan kimseleri sever. Allah, Alîm (=her şeyi hakkıyla bilen)dir ve dolayısıyla ilim ehlini sever. Allah, tektir ve tek olan şeyleri sever. Allah, Kaviyy (=çok kuvvetli)dir ve dolayısıyla Allah katında kuvvetli mümin, zayıf müminden daha sevimlidir. Allah, “es-Sabbûr” (=çok sabırlı)dır ve dolayısıyla sabredenleri sever. Allah, “eş-Şekûr” (=az bir amele karşılık büyük mükafat veren)dir ve dolayısıyla şükredenleri sever.
Yüce Allah, kendi sıfatlarının eseriyle vasıflanan kimseleri sevince, kullarının bu sıfatlardan vasıflandıkları kadarıyla Allah onlarla beraberdir. Yüce Allah, işte bu özel birlikteliği şu sözüyle açıklamıştır:
كُنْتُ لَهُ سَمْعاً وَبَصْراً وَيَداً وَمُؤَيِّداً
“Ben, kulumu (bir sevdim mi, onun işite)n kulağı, (gören) gözü, (alıp tuttuğu) eli ve onun destekleyeni olurum”[10]
Bazı alimler, sabrın kısımlarına, üçüncü birkısım daha ilave ettiler. O da,
Allah’la beraber olan sabırdır. Bu sabır türünü, sabır çeşitlerinin en yükseği kılıp buna “Vef┠ismini verdiler. Eğer Allah’la beraber olan sabrın hakikati sorulacak olursa, bunun, daha önce geçen üç çeşit sabırdan başkasıyla açıklanması mümkün değildir. Bu üç çeşit sabır ise;
1. Takdir edilenlere sabır,
2. Emredilenlere sabır,
3. Yasaklananlara sabır.
Eğer “Allah ile beraber olan sabrın”; kulun, Allah’ın hükümleri üzerinde sebat edip hiçbir zaman bu hükümlerden ayrılmayarak ‘kendi nefsiyle birlikte olması değil, O’nu sevmesi ve O’ndan gelen şeye razı olması’ şeklinde daima Allah’la beraber olmak anlamında olduğu ileri sürülse, bu mana doğrudur ve az önce geçen sabrın üç çeşidini de kapsamaktadır.
Eğer “Allah ile beraber olan sabrın”; ‘sabrın bütün çeşitlerini toplayıcı’ olduğu da ileri sürülse, bu mana da doğrudur. Dolayısıyla bu sabır türünü, sabrın çeşitlerinden dördüncüsü yapmak, doğru değildir.
Bilesin ki, “Allah ile beraber olan sabrın” hakikati; ‘kalbin, doğrulukta Allah’la beraber sebat edip Allah’a yönelmesi ve Allah’a bağlanması’dır. Bu, tilkinin şaşırtmak için oraya buraya koşmayıp dosdoğru yoldan sapmaması gibidir.
Bazı alimler, sabrın kısımlarına, başka bir kısım daha eklemişler ve bu sabır çeşidine de, “Allah uğrunda sabır” ismini vermişlerdir. Fakat bu sabır çeşidi, az önce geçen sabır çeşitlerinin dışında başka bir sabır çeşidi değildir. Dolayısıyla “Allah uğrunda sabır” çeşidinin manası, ‘Allah için olan sabrın’ manasından başka bir şey değildir.[11] Bu, “Allah hakkında ve Allah için bunu yaptım” denilmesi gibidir. Nitekim yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:
“Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz.”[12]
Yine yüce Allah bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
“Allah uğrunda (=fillahi) cihad edin.”[13]
Bu husus, Câbir’in rivayet ettiği şu hadiste şöyle geçmektedir:
“Yüce Allah, Câbir’in babasına hayat verip ona:
- ‘Benden ne dilersen, onu yerine getireyim’ dedi. O da:
يَا رَبِّ تُحْيِينِي فَأُقْتَلَ فِيكَ ثَانِيَةً
- ‘Rabb’im! Bei dünyaya döndürüp ikinci defa ‘senin uğrunda’ öldürülmeyi istiyorum’ dedi.”[14]
Resululla (s.a.v)’de bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
وَلَقَدْ أُوذِيتُ فِي اللَّهِ وَمَا يُؤْذَى أَحَدٌ
“And olsun ki, ‘Allah uğrunda’ bana yapılan eziyet, hiçbir kimseye yapılmamıştır.”[15]
“Allah uğrunda” sabrın iki manası vardır:
Birincisi: Allah’ın rızasında, taatında ve yolunda sabır. Bu, insanın kendi isteğiyle yapmış olduğu işlerdeki sabrıdır. Nitekim Resulullah (s.a.v) konu ile ilgili bir hadiste şöyle buyurmaktadır:
تَعَلَّمْتُ فِيكَ الْعِلْمَ
“Senin uğrunda ilim öğrendim”[16]
İkincisi: Allah’tan gelen musibetlere sabır. Bu, kulun kendi isteği dışında başına gelen sıkıntılara sabırdır.[17]
İbn Kayyim nazım olarak şöyle der:
وَهُوَ   الصَّبُّورُ عَلَى أَذَى أَعْدَائِه ِ       شَتَمُوهُ بَلْ نَسَبُوهُ لِلْبُهْتَانِ
قَالُوا: لَهُ وَلَدٌ, وَلَيْسَ يُعِيدُنا             شَتْماً وَتَكْذِيباً مِن الإنْسَانِ
 هَذَا وَذَاكَ بِسَمْعِهِ وَبِعِلْمِهِ                لَوْ شَاءَ عَاجلَهم بكلِّ هوان
لَكِنْ يُعَافِيهِمْ وَيَرزُقُُهُمْ وَهُمْ               يَؤْذُونَهُ بالشِّرْكِ والكُفْرَانِ
“O (Allah), düşmanlarının eziyetlerine karşı ‘es-Sabbûr’dur.”
“O’na uygun olmayan sözler sarfettiler, hatta O’na iftira attılar.”
“O’nun çocuğu olduğunu söylediler.”
“İnsanların sövmeleri ve yalanlamaları bize dönmez.
“Bu yada şu şekilde söylenen sözler, O’nun işitmesi ve ilmi dahilindedir.”
“Eğer dilese, hissedilmeyecek bir şekilde onları çabucak yakalayıverir.”
“Fakat onları affediyor ve onlara rızık veriyor.”
“Onlar ise şirk koşmak ve inkar etmek sûretiyle O’na eziyet ediyorlar.”
Şeyh Abdurrahman es-Sa’dî, bu beyitleri açıklama mahiyetinde şöyle der: Yüce Allah’ın isimlerinden birisi de; “es-Sabbûr”(=çok sabırlı)dur. الصَّبُّورُ
“es-Sabbûr” kelimesi, صَابِرَ
“Sâbire” kelimesinden mübalağadır.
Sabrın manası ise şudur:  Nefsi, hoş görülmeyen şeylere hapsetmektir. Sabrın zıddı ise, sabırsızlıktır. Sabır kelimesi, Allah hakkında kullanıldığı zaman manası; yüce Allah’ın, düşmanlarının; kendisine sövmesi, yalanlaması, peygamberlerini yalanlaması, âyetlerini yalanlama hususunda onlara ısrarlı davranmaları, dini ve şeriatı ile ilgili hususlarda, gazabını gerektiren şuçları işlemelerine rağmen onlara azap etmede acele davranmaması, onlara karşı nimetlerini peşpeşe getirmeye devam etmesi ve rızkının geri kalanını da onlara bol bol vermesidir.
Yüce Allah’ın sabrı, en mükemmel olan sabırdır. Çünkü O’nun sabrı; kudretinin, ganiyy (=hiçbir şeye muhtaç/zengin) olmasının, rahmetinin ve ihsanının kemalindendir.
Müellif İbn Kayyim, bu yüce ismi, Resulullah (s.a.v)’den gelen şu sahih hadisle açıklamıştır: 
مَا أَحَدٌ أَصْبَرُ عَلَى أَذًى سَمِعَهُ مِنَ اللَّهِ يَجْعَلُونَ لَهُ الْوَلَدَ, وَهُوَ يُعَافِيهِمْ وَيَرْزُقُهُمْ
“İşittiği ezaya Allah’tan daha sabırlı hiçbir kimse yoktur. Çünkü O’na çocuk isnad ederler. O ise, bu kimselere afiyet veriyor ve rızık veriyor.”[18]
Yine bu husus, “Sahîh”te, yüce Allahı şu kudsi hadisinde şöyle geçmektedir:
كَذَّبَنِي ابْنُ آدَمَ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ ذَلِكَ وَشَتَمَنِي وَلَمْ يَكُنْ لَهُ ذَلِكَ فَأَمَّا تَكْذِيبُهُ إِيَّايَ فَقَوْلُهُ لَنْ يُعِيدَنِي كَمَا بَدَأَنِي وَلَيْسَ أَوَّلُ الْخَلْقِ بِأَهْوَنَ عَلَيَّ مِنْ إِعَادَتِهِ وَأَمَّا شَتْمُهُ إِيَّايَ فَقَوْلُهُ اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا وَأَنَا الْأَحَدُ الصَّمَدُ لَمْ أَلِدْ وَلَمْ أُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لِي كُفْئًا أَحَدٌ
“Adem oğlu, beni yalanlıyor. Bu, ona yakışmaz. Adem oğlu, bana uygun olmayan sözler sarfediyor. Bu, ona yakışmaz. Onun beni yalanlaması, ‘beni ilk yarattığı gibi yeniden yaratamayacak’ demesidir. Halbuki bana, ilk yaratmak, yeniden yaratmaktan daha kolaydır. Onun bana uygun olmayan sözler sarfetmesi ise, ‘Allah çocuk edinmiştir’ demesidir. Halbuki ben, tekim. Samedim (=hiçbir şeye muhtaç değilim). Doğurmadım. Doğurulmadım. Hiçbir kimse, bana denk değildir.”[19]  
İşte bundan dolayıdır ki, yüce Allah, “es-Sabbûr”dur. Dolayısıyla kullarından sabredenleri sever. Her türlü işlerinde onlara yardım eder. Onların mükafatını hesapsız bir şekilde bol bol verir.[20]
 
* * *   [1]      “es-Sabûr” ismi, her ne kadar Kur’an’da bu kalıpla geçmiyorsa da, Allah’ın bu vasfını ifade eden 70’den fazla âyet vardır. (ç) [2]      Buhârî, Edeb 71, Tevhid 3; Müslim, Munafikîn 49 (2804); Ahmed b. Hanbel, 4/395, 401, 405 (ç) [3]      Sabır ismi, Allah’a izafe edildiğinde, O’nun, kendisine isyan edenleri cezalandırmada aceleci davranmadığını, bu tür insanlara mühlet verdiğini, kullarının bir bir türlü edep ve saygı dışı davranışlarını görüp durduğu, onları bir nada cezalandırmaya kudreti bulunduğu halde bunu erteleyişini ifade eder.         Bu isim kula izafe edildiğinde ise; Allah’ın emirlerini yerine getirmek, aklın ve dinin hoş görmediği ve nefsin meşrû olmayan istek ve arzularına mukavemet edebilmek, hayatta elde olmadan başa gelen ve insana büyük elem ve keder veren bela ve musîbetlere karşı koyabilmek ve bunların üstesinden gelebilmek için sabırlı olmak ve sabretmeye alışmak lazımdır.         Sabır, insan tabiatına aykırı olan zorunlu hallere uymak ve güçlüklere karşı koymak demektir. Sabrın gâyesi, beklenmedik olaylar, içine düşülen güçlükler karşısında tedirgin olmamak, paniğe kapılmamak ve tahammül göstermektir. Allah Teâlâ sabredenlere mükâfatını hesapsızca vereceğini müjdelemiş ve onları övmüştür. (ç) [4]      Ahzâb: 33/51 [5]      Nisâ: 4/12 [6]      Beyhakî, Şuabu’l-İmân, 1/327 (364)’de, bu hadisi şu lafızla rivayet etmiştir: حَمَلَةُ الْعَرْشِ  يَتَجَاوَبُونَ بِصَوْت حَسَنٍ رَخِيمٍ, يَقُولُ الأَرْبَعَةُ: سُبْحَانَكَ وَبِحَمْدِكَ عَلَى حِلْمِكَ بَعْدَ عِلْمِكَ. وَيَقُولُ الأَرْبَعَةُ الآخَرُونَ: سُبْحَانَكَ وَبِحَمْدِكَ عَلَى عَفْوِكَ بَعْدَ قُدْرَتِكَ “Arşın taşıyıcıları, güzel ve nameli bir ses(i duyup buna) cevap şöyle vermişlerdir. (Bunlardan) dördü: ‘İlminden sonra hilmine göre seni (noksan sıfatlardan) tenzih ederiz ve sana hamd ederiz’ der. Diğer dördü de: ‘Kudretinden sonra affına göre seni (noksan sıfatlardan) tenzih ederiz ve sana hamd ederiz’ der.”         Suyûtî, Dürrü’l-Mensûr, 7/274’de bu rivâyeti; İbnü’l-Münzir, Ebû’ş-Şeyh ile Beyhakî’ye dayandırmıştır. Hadis, mevkuftur. Çünkü hadis, Harun b. Ruâb’dan gelmektedir. Bu şahıs, sika ve abid bir kimsedir. Bu kişi için b.k.z: Takrîbu’t-Tehzîb, 2/311   [7]      “Azîm ve ‘Halîm’ olan Allah’tan başka ilah yoktur. Yüce Arş’ın sahibi olan Allah’tan başka ilah yoktur. Göklerin Rabbi ve yeryüzünün Rabbi olan Allah’tan başka ilah yoktur. Değerli Arş’ın sahibi olan Allah’tan başka ilah yoktur.” Buhârî, Deavat 27; Müslim, Zikir 83 (2730); Tirmizî, Deavat 40 (ç) [8]      Allah’ın isimlerinden olan “es-Sabbûr” ismi, bu kalıbıyla Kur’an’da geçmemektedir. Fakat sabır kelimesinin türevleri, Kur’an’ın 70’den fazla yerinde geçmektedir. (ç) [9]      Bakara: 2/153 [10]     Bu hadis, İbn Ebi’d-Dünyâ’nın, Kitâbu’l-Evliyâ, (1) ve Hilyetu’l-Evliyâ, 8/319’da rivayet ettiği hadisin bir parçasıdır. İbn Ebi’d-Dünya hadisi rivayet ettikten sonra şöyle der: Bu hadis, Enes yolundan garibtir.”         Ayrıca bu hadisi, Taberânî, İbn Merdeveyh, Hakîm, İbn Asâkir, İbn Receğ el-Hanbelî, Câmiu’l-Ulûm ve’l-Hikem, s. 338’de, Alauddin el-Hindî el-Muttekî ise Kenzu’l-Ummâl, (1160)’da rivayet etmiştir.         Bu hadisi senedinde, Hasen b. Yahya el-Huşenî vardır. Bu kişi, Sadûk’tur ve hatası çok olan bir şahıstır. (Takrîbu’t-Tehzîb, 1/172). Seneddeki, Sadeka ed-Dımeşkî ise zayıf bir kimsedir (Takrîbu’t-Tehzîb, 1/366). Heysemî’de, senedde yer alan Hişâm el-Kinânî’nin bilinmeyen bir kimse olduğunu belirtmiştir (Câmiu’l-Ulûm ve’l-Hikem, s. 338).   [11]     İslam alimleri, “Allah ile beraber olan sabır” ile “Allah için olan sabır”dan hangisinin daha mükemmel olduğu ve aralarında hangi farklılıklar olduğu hususunda çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Müllif İbn Kayyim, burada, bu iki sabır arasındaki farkı anlatmaya çalışmaktadır. (ç) [12]     Ankebût: 29/69 [13]     Hac: 22/78 [14]     Tirmizî, Tefsiru Sure-i Âl-i İmrân (3010); Hâkim, Müstedrek, 3/204; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 6/32. Tirmizî, bu hadisin, hasen-garip olduğunu, Hâkim’de sahih olduğunu söylemiştir. [15]     Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyamet 34; İbn Mâce, Mukaddime 11; Ahmed b. Hanbel, 3/120, 286 [16]     Müslim, İmare (1905); Nesâî, Cihad 22; Ahmed b. Hanbel, 2/322 [17]     Uddetu’s-Sâbirîn, s. 274 [18]     Buhârî, Edeb 71, Tevhid 3; Müslim, Munafikîn 49 (2804); Ahmed b. Hanbel, 4/395, 401, 405 (ç) [19]     Buhârî, Tefsiru Sure-i İhlas 1; Bed’u’l-Halk 1; Nesâî, Cenaiz 117 (ç) [20]     Şerhu’l-Kasîdeti’n-Nûniyye, s. 88


Son takip: 09.12.2019 - 07:05
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Ağlamanın Zıddı; Gülme . · a- Puta tapmak · A. Hz. Peygamber'i Küçük Düşürücü Faaliyetler · b) Mâlî Durum · b- Alay Etmek, Ayıplamak, Ad Takmak · b- Allah'ın Ayetlerini Yalanlama · b- Ehl-i Kitaba · B- Fısk’a Düşmenin (Fasık Olmanın) Sonuçları · c) Gizli Korku · c- Genel Olarak Değer Yargılarında Hâkimiyet · c- Mûsâ Bihte/Vasiyet Edilen Şeyde Bulunması Gereken Şartlar · c- Ruh Çağırma Adı Verilen Cincilik · d) Koruma · c- Emniyetin Sağlanmış Olması · D- İhvanü's-Safâ. (Temiz Kardeşler-İslâm Ansiklopedistleri) · d- İrtidat Edenler · d- Tevbelerinin Kabul Görmesi · Dalalet · e) Haram Madde ile Tedâvi · e) Maddi Hazırlık.
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber