sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Müderris
· İkon
· Kitab-ı Mukaddes
· Diğer Görevleri
· Ana-Babanın En Büyük, En Kutsal Görevi Çocuklar, Çocuklar, Çocuklar!
· Birden çok Kadınla Evlenmenin Şartları
· 4- Şiddetli Geçimsizlik ve Kötü Muâmele
· Athene
· İsrâiliyyât
· Mürşid
· Rûhânî
· Allah’ın İsmi Olarak Şehid
· Tevekkül Sahiplerini, Kendisine Dayanıp Güvenenleri
· Atalarının Dinine Uymaları
· Hevânın İlâh Haline Getirilmesi

Son Okunanlar
· Hadis-i Şeriflerde Fetih .
· Şehidliğin Fazileti
· Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
· Ahd-i Atik'de Savaş, Sömürü ve Irkçılık.
· Kandilci
· Hikmet; Sırlar Hazinesi
· NAZAR BONCUĞU VE MUSKA TAKMAK..
· 7) Bu Cemaatin Fertlerini Sadece Allah Rasulünün Ve Müslüman Liderin Velayetinde Olmaları, Cahili Toplum Ve Bu Toplumun Liderleriyle Herhangi Bir Dostluk Ve Ilişki Içine Girmemeleri...
· FESAT ..
· c- Genel Olarak Değer Yargılarında Hâkimiyet



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Hadis-i Şeriflerde Fetih .

Hadis
Hadis-i Şeriflerde Fetih   "Mekke'nin fethinden sonra artık hicret yoktur, fakat cihad ve niyet vardır..." (Buhâri, Cihâd 1) "Yakında size birçok yerlerin fethi nasip olacaktır. Allah size yeter. Sizden biriniz oklarıyla tâlim yapmaktan bıkıp usanmasın." (Müslim, İmâre 168; Ahmed bin Hanbel, IV/157) Nebî (s.a.s.)’ in yanına bir bedevî geldi ve: “Yâ Rasûlallah! Bir adam ğanîmet için savaşıyor; bir başkası kendinden bahsedilsin diye savaşıyor; bir diğeri de kahramanlıktaki yerini göstermek için savaşıyor. Bir rivâyete göre: Kahramanlık taslamak için ve ırkının üstünlüğünü göstermek için savaşıyor. Bir başka rivâyete göre: Gazabından dolayı savaşıyor! Şimdi kim Allah yolundadır? diye sordu. Rasûlullah (s.a.s.): "Kim Allah'ın dini daha yüce olsun diye savaşırsa, sadece o Allah yolundadır" buyurdu. (Buhârî, Cihâd 15, İlm 45, Humus 10, Tevhîd 28; Müslim, İmâre 149-151; Ebû Dâvûd, Cihâd 24; Tirmizî, Fezâilü'l-Cihâd 16; Nesâî, Cihâd 21; İbn Mâce, Cihâd 13) "Cihada çıkan bir birlik veya seriyye savaşır, ğanîmet alır ve ölümden kurtulursa, ecirlerinin üçde ikisini önceden peşinen almış olurlar. Bir birlik veya seriyye cihada çıkar, ğanîmet elde edemez, şehit olur veya yaralı dönerlerse onların ecirleri ahirette tam olarak verilir." (Müslim, İmâre 154; Ebû Dâvûd, Cihâd 12; Nesâî, Cihâd 15; İbn Mâce, Cihâd 13) Enes (r.a.) anlatıyor: "Ey muhammed! Doğrusu biz sana apaçık bir zafer sağlamışızdır. Allah böylece senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir" (48/Feth, 1-2) âyetleri Hudeybiye dönüşü Hz. Peygamber (s.a.s.)'e nâzil oldu. Âyette geçen "apaçık zafer (Feth-i Mübin)" Hudeybiye zaferidir. Âyet inince: "Ey Allah'ın Rasûlü, ne mutlu, kutlu olsun, saadetli olsun, Allah Teâla senin için ne yapacağını sana açıkladı. Acaba bize ne yapacak?" dediler. Bunun üzerine şu âyet indi: "İman eden erkek ve kadınları, içinde ebedî kalacakları, içlerinde ırmaklar akan cennetlere koyar, onların kötülüklerini örter. Allah katında büyük kurtuluş işte budur." (48/Feth, 5). (Buhârî, Meğâzî 35, Tefsir Feth 1; Müslim, Cihâd 97, h. No: 1786; Tirmizî, Tefsir Feth, h. No: 3259) Açıklama: Rivâyet Fetih suresinin baş tarafındaki âyetlerin iniş vaktini bildirmekte ve surede geçen feth-i mübin tâbiriyle kastedilen tarihi vak'ayı açıklamaktadır. Hemen belirtelim ki rivâyette geçen "Hudeybiye Zaferi" tâbiri hem doğru, hem yanlış bir tabirdir. Yanlıştır, çünkü "zafer", daha çok savaş kazanılınca kullanılan bir tabirdir. Halbuki Hudeybiye'de bir savaş yapılmamış, sulh anlaşması yapılmıştır. Buna rağmen tâbir doğrudur. Çünkü İslâm'ın müteâkip zaferlerini bu sulh anlaşması sağlamıştır. Hem de öyle bir anlaşma ki, sefere katılan bütün Ashab, anlaşma şartlarını çok ağır, şereflerine bir darbe olarak değerlendirmede müttefik idiler. Sadece Hz. Ebû Bekir (r.a.) sıddîkiyetin verdiği teslimiyetle sesini çıkarmadığı, neticeden fazla endişe etmediği halde onun dışında kalanlar, -başta Hz. Ömer (r.a.)- hiç mi hiç memnun değillerdir. Âdeta isyan edecek bir halde idiler. Hatta Hz. Ömer'le, Rasûlullah arasında şu konuşma geçer: "- Ey Allah'ın Rasûlü, biz hak üzere, onlar da bâtıl üzere değiller mi?" "- Şüphesiz öyle!" "- Bizim ölülerimiz cennetlik, onlarınki cehennemlik değil mi?" "- Şüphesiz öyle!" "- Öyleyse dinimizde niye bu zilleti kabul ediyoruz? Allah bizimle onlar arasında (savaşla tayin edilecek) hükmünü vermezden önce umre yapmaktan geri mi döneceğiz? (olmaz böyle şey!)" "- Ey Hattâb'ın oğlu, ben Allah'ın Rasûlüyüm (ve O'nun emrine muhâlif de değilim). Ve Allah da ebediyyen bizi terketmiyecektir." Hz. Ömer bundan sonra Ebû Bekir'in yanına giderek Hz. Peygamber (s.a.s.)'e söylediklerini ona da tekrar eder. Hz.Ebû Bekir de: "Onun emrine uy. Zira şehâdet ederim ki, O, Allah'ın Rasûlüdür ve Allah O'nu ebediyyen terketmeyecektir" cevabını verir. Arkadan sadedinde olduğumuz Fetih sûresi iner. Hz. Peygamber (s.a.s.) sûreyi baştan sona Hz. Ömer'e okur. Hz. Ömer (r.a.): "Yani bu bir fetih mi?" diyerek hâlâ devam eden üzüntü ve endişesini dile getirir. Isrardaki hatasını bilâhare anlayarak keffâreti için yıl orucu tutup, köleleri azad edecek olan Hz. Ömer başta olmak üzere, Hz. Ebûr Bekir ve diğer pek çok sahabe ittifakla Hudeyiye Sulhü'nün "İslamın en büyük zaferi" olduğunu ifade etmişlerdir. Ashâbı belirttiğimiz şekilde üzen husus, umre yapmak niyetiyle Medine'den çıkıldığı halde, o yıl umre yapmadan geri dönmenin, anlaşma şartları arasında yer alması ile, müşriklerden Müslüman olarak Medine'ye iltica edeceklerin Mekkelilere geri  verilmesi maddesi idi. (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 4/245-247) Enes (r.a.) anlatıyor: "Sabah namazı sırasında Ten'im dağından seksen kişi Rasûlullah (s.a.s.)'ın üzerine geldiler. Niyetleri onu öldürmekti. Yakalandılar. Hz. Peygamber (s.a.s.) onları serbest bıraktı. Bunun üzerine şu âyet indi. (meâlen): "Sizi onlara üstün kıldıktan sonra, Mekke bölgesinde, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan geri tutan, savaşı önleyen O'dur..." (48/Feth, 24). (Müslim, Cihad 133, h. No: 1808; Tirmizî, Tefsir Fetih, h. No: 3260; Ebû Dâvud, Cihad 130, h. No: 2677) Açıklama: Yukarıda kaydedilen âyetin iniş sebebiyle ilgili farklı rivâyetler kitaplarımıza intikal etmiştir. Enes'ten yapılan yukarıdaki rivâyet bunlardan biridir. Ahmed İbn Hanbel'in rivâyetinde bu ani baskın hadisenin Hudeybiye Günü'nde vukua geldiği tasrih edilir. İbn İshak'ın bir rivâyetinde, Rasûlullah (s.a.s.)'ın ashabından bir kişiyi kaçırmak üzere Kureyş'in gönderdiği 40 veya 50 kişilik bir grubun yakalanması ve sonra da serbest bırakılmaları üzerine bu âyet inmiştir. Keza Mekke'nin savaşsız fethi üzerine indiğine dair rivâyet de yapılmıştır (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 4/247). Übey İbn Kâ'b (r.a.), "Allah, peygamberine ve inananlara huzur indirdi. Onların takvâ sözünü tutmalarını sağladı" (48/Feth, 26) âyetinde geçen "takvâ sözü"nden, Lâ ilâhe illâllah'ın kastedildiğini Hz. Peygamber (s.a.s.)'den işittiğini söylemiştir. (Tirmizî, Tefsir Feth, h. No: 3261) Açıklama: Âyette işaret edilen takvâ kelimesi nedir? Bunu alimler farklı şekillerde cevaplamışlardır. Cumhur buna Lailahe illallah demiştir. Bazıları buna Muhammedu'r-Rasûlullah'ı da eklemiştir. Bazıları ise Vahdehu lâ şerike leh kelimesini eklemiştir. Zührî ise takvâ kelimesinin Bismillahirrahmanirrahim olduğunu söylemiştir. O, delil olarak, Hudeybiye Sulhü  sırasında müşriklerin anlaşma metnine bu kelime ile başlamayı reddetmiş olmalarını gösterir. Rivâyetlerde belirtildiği üzere Hz. Peygamber (s.a.s.) bunda ısrar etmez, cahiliye besmelesi olan, bismikallahümme formülüne razı olur. Allah mü'minleri bu kelimeye mecbur eder ve bununla hususiyet kazanırlar vs. Sahih görüş ilk kaydedilendir. Zira kelime-i tevhid ile Allah'a şirk koşmaktan kaçınılmaktadır. Üstelik kelimetü'ttakvâ'nın lâilahe illallah kelimesi olduğunu te'yid eden yukarıdaki merfu rivâyet de mevcuttur (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 4/248). İbn Abbâs (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) buyurdular ki: "Bir yerde iki kıblenin varlığı uygun olmaz. Müslüman kimseye cizye yoktur." (Ebû Dâvud, Harâc 34, h. No: 3053; Tirmizî, Zekât 11, h. No: 633) Süfyan merhum der ki: "Bunun mânası şudur: "Bir zımmî, kendisine cizye vermesi gerektikten sonra (vergisini henüz ödemeden) Müslüman olursa, artık bu vergi ondan düşer." Muâz (r.a.) demiştir ki: "Kim kendi boynuna cizye akdi yaparsa, Rasûlullah (s.a.s.)'ın gittiği yoldan (sünnetten) berî olmuş olur." (Ebû Dâvud, Harâc 38, h. No: 3082). Burada “cizye”den murad harâctır. Yani, (satınalma yoluyla) kendini harâca mahkûm eden, tıpkı kitâbîyi cizyeye mahkûm etmek gibi bir davranışta bulunmuştur. Ebû'd Derdâ (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) efendimiz buyurdular ki: "Kim bir arâziyi haracı ile birlikte (satın)  alırsa hicretinden rücû etmiş demektir. Kim de  bir kâfirin boynundan zilleti kaldırıp onu kendi boynuna koyarsa İslâm'a sırtını dönmüş olur." (Ebû Dâvud, Harâc 38, h. No: 3082) Mücemmi' İbn Câriye el-Ensârî (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) ile birlikte Hudeybiye sulhünde hazır bulunduk. (Sulh yapılıp) oradan döndüğümüz zaman, halk, develerini hızlandırarak (bir yere birikmeye) başladılar. Biz hayretle: "Bu insanlara ne oluyor, (niçin hayvanlarını hızlandırıp bir yere üşüşüyorlar?)" diye sorduk. "Rasûlullah (s.a.s.)'a vahiy gelmiş" dediler. Biz de,  halkla birlikte harekete geçip develeri hızlandırdık. İlerleyince Rasûlullah (s.a.s.)'ı Kura'u'l-Gamîm denen (Mekke ile Medine arasında Usfân'ın önünde bulanan) yerde bulduk. Devesinin üzerinde duruyordu. Halk toplanınca bize Fetih  sûresini  tilâvet buyurdular. Askerlerden biri: "Yani bu sulh bir fetih midir?" dedi. Rasûlullah (s.a.s.): "Evet!" deyip ilâve etti: "Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zât'a yemin ederim bu bir fetihtir" buyurdu. Sûre-i celileyi okumaya devam eden Rasûlullah (s.a.s.): "Allah size, ele geçireceğiniz bol bol ğanîmet ler vaadetmiştir. İman edenler için bir delil olması ve sizi doğru yola  ulaştırması için bunları size hemen vermiş ve insanların size uzanan ellerini önlemiştir" (48/Fetih, 20) meâlindeki âyete kadar (48/Fetih, 1-20) okudu. (Âyet-i kerimede işâret edilen âcil ğanîmet le) Hayber kastediliyordu. Buradan ayrılınca Hayber'e gazveye çıktık. (Elde edilen ğanîmet ) Hudeybiye'ye katılanlara taksim edildi. Bunlar bin beş yüz kişi idi. Bunlardan üç yüzü süvâri idi. Ğanîmet  on sekiz hisseye ayrıldı. Süvâri olana iki, yaya olana bir hisse verildi." (Ebû Dâvud, Cihâd 155, h. No: 2736, Harâc 24, h. No: 3015) Haşrec İbn Ziyâd'ın babaannesinden (radıyallahu anhâ) anlattığına göre, babaannesi (Ümmü Ziyâd el-Eşceiyye) Rasûllulah (s.a.s.) ile birlikte altı kadından biri olarak Hayber Gazvesine katılır. Kadın der ki: "Bizim de iştirak ettiğimiz Rasûlullah (s.a.s.)'a  ulaşınca Hz. Peygamber (s.a.s.) bizi yanına çağırttı. Gittik. Yüzünde öfke okunuyordu. Bize: "Kiminle çıktınız, kimin izniyle çıktınız?" diye çıkıştı. Biz: "Yün eğirip onunla Allah yolunda yardımcı oluruz. Okları (toplar gâzilere) veririz, diye çıktık. Ayrıca yanımızda yaralıları tedavi için ilaç var, yemek de yaparız" dedik. Bunun üzerine: "Öyleyse kalın!" buyurdu. Cenâb-ı Hakk Hayber'in fethini müyesser kılınca, bize de ğanîmetten, tıpkı erkeklere olduğu gibi pay ayırdı." Haşrec der ki: "Ey babaanneciğim, bu verilen ne idi?" diye sordum. "Hurma idi" diye cevap verdi." (Ebû Dâvud, Cihâd 152, h. No: 2729) Zührî anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.), kendisiyle birlikte savaşmış olan yahûdilerden bir gruba, ğanîmetten pay ayırdı." (Tirmizî, Siyer 10, h. No: 1558) "Hangi bir köye varır da orada ikâmet  ederseniz, hisseniz oradadır. Hangi bir belde de Allah ve Rasûlü'ne isyan ederse o beldenin beşte biri Allah ve Rasûlü'ne aittir ve o (geri) kalan)  da sizindir." (Müslim, Cihâd 47, h. no: 1756; Ebû Dâvud, Harâc 29, h. no: 3036) Abdullah İbn Ömer (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) gazveye gönderdiği kimselerden  bâzılarına, umumî ğanîmet  taksiminden düşecek  hisseden ayrı olarak, şahıslarına ait olmak üzere (bir nevi armağan olmak üzere) fazladan ğanîmet  verirdi." (Buhârî, Hums 15, Meğâzî 57; Müslim, Cihâd 35, h. No: 1749; Muvatta, Cihâd 15, h. No: 2, 450; Ebû Dâvud, Cihâd 35, h. No: 2741-2746) İbn Mes'ud (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) Bedir günü, Ebû Cehl'in kılıncını bana armağan etti. Ebû Cehl'i, İbn Mes'ud öldürmüş idi." (Ebû Dâvud, Cihâd 150, h. No: 2722)    Sa'd İbn Ebî Vakkas (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.), ben yanında otururken, bir grub insana ihsanda bulundu. Ancak onlardan benim daha çok hoşlandığım  birine hiçbir şey vermedi. Ben: "Falanca ile aranızda ne var (ona  niye vermedin)? Allah'a kasem olsun, ben onu mü'min görüyorum!" dedim. Rasûlullah (s.a.s.): "Müslüman (görüyorum de!)"  buyurdu. Sa'd (dayanamayıp)  bu kanaatini üç kere söyledi. Rasûlullah (s.a.s.) da  her seferinde aynı şekilde karşılıkta bulundu. Sonuncu sefer şunu ekledi: "Ben, nazarımda daha sevgili olana hiçbir şey vermezken, yüzü üstü ateşe düşeceğinden korktuğum insanı kurtarmak için ona ihsanda bulunurum (ihsanda bulunmam sevgime ölçü değildir)" (Buharî, Zekât 3, İman 53; Müslim, İman 236, h. No: 150; Ebû Dâvud, Sünnet 16, h. No: 4685; Nesâî, İman 7, 8, h. No: 103, 104)  "Savaş sırasında kim bir düşmanı öldürür ve bunu isbatlarsa,  maktûlün seleb'i (muhâribin yanında silâh, giyecek vs. nevinden bulunan şeyler) kendisinin olur." (Buhârî, Hums 18, Büyû’ 37, Meğâzî 54, Ahkâm 21; Müslim Cihâd 46, h. No: 1571; Muvatta, Cihâd 18, h. No: 2, 454; Tirmizî, Siyer 13, h. No: 1562; Ebû Dâvud, Cihâd 147, h. No: 2717)    Seleme İbn'l-Ekva (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) bir seferde idi, müşriklerden bir câsus gelip, ashâbının yanında bir müddet oturup konuştu. Sonra sıvışıp gitti. Rasûlullah (s.a.s.): "(O bir casustur, arayıp bulun ve öldürün!" diye emretti. Ben (erken) bulup öldürdüm. Rasûlullah (s.a.s.) selebini bana bağışladı." (Buhârî, Cihâd 173; Müslim, Cihâd 45, h. No: 1754; Ebû Dâvud, Cihâd 110, h. No: 2653; İbn Mâce, Cihâd 29, h. No: 2836)   Avf İbn Mâlik ve Hâlid İbn Mâlik (r.a.) şunu söylemişlerdir: "Rasûlullah (s.a.s.) selebin katile ait olduğuna hükmetti,  selebi ğanîmet  malına katarak beşli taksime (humus) tâbi kılmadı." (Ebû Dâvud, Cihad 149, h. No: 2721)  Abdullah İbn Ebî Evfâ (r.a.)'nın anlattığına göre, kendisine: "Rasûlullah (s.a.s.) zamanında, gıda maddelerini humus taksimine tâbi tutar mıydınız?" diye sorulmuştu, şu cevabı verdi: "Hayber günü yiyecek maddeleri de ele geçirdik, kişi gelir, ihtiyacı kadar alır, sonra giderdi." (Ebû Dâvud, Cihad 138, h. No: 2704)   Abdullah İbn Ömer (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) zamanında bir ordu ğanîmet  olarak yiyecek maddesi ve bal ele geçirdi. Ancak bundan humus alınmadı." (Ebû Dâvud, Cihad 137, h. No: 2701) Amr İbn Abese (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) kıble istikametinde (sütre olarak) bir ğanîmet  devesi bulunduğu halde gerisinde bize namaz kıldırdı. Namaz kılınca, hayvanın yan kısmından bir tutam yün aldı (elinde tutup göstererek): "Ğanîmetinizden humus dışında şu kadarı bile  bana helâl değildir. Humus da size iâde edilecek  (sizin maslahatlarınızda  harcanacak)tır" dedi." (Ebû Dâvud, Cihad 161, h. No: 2755)    Enes (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)'a Bahreyn'den bir mal getirildi. Rasûlullah (s.a.s.): "Bunu mescide dökün" dedi. Bu mal (şimdiye kadar) Rasûlullah (s.a.s.)'a gelenlerin en çok olanı idi. Rasûlullah (s.a.s.) namaza  gitti ve mala hiç nazar etmedi. Namaz bitince gelip malın yanında durdu. Her gördüğüne  ondan veriyordu. Derken amcası Abbâs (r.a.) geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü, bana da ver. Zîra ben hem kendimin, hem de Akil'in (esaretten kurtuluş) fidyesini verdim!" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) da: "Al!" dedi. Bunun üzerine o da torbasını iyice doldurdu. Sonra onu sırtlamaya çalıştı, ancak muvaffak olamadı. "Ey Allah'ın Rasûlü, birilerine söyle de sırtıma kaldırıversin" dedi ise de: "Hayır" cevabını aldı. Bunun üzerine; Abbâs: "Öyleyse sen sırtıma kaldırıver!" dedi. Yine: "Hayır!" cevabını  aldı. Bunun üzerine Abbâs, torbadan bir miktarını döktü, tekrar sırtlamaya çalıştı, yine kaldıramadı. Ve: "Birilerine söyle sırtıma kaldırıversin!"  dedi. "Hayır!" cevabını alınca, yine: "Öyleyse sen kaldırıver" dedi. Rasûlullah (s.a.s.)  buna da "Hayır!" deyince Abbâs bir miktar daha boşalttı, sonra kaldırıp omuzuna koyup çekip gitti. Rasûlullah (s.a.s.), Abbâs (r.a.)'taki para hırsına taaccübünden, bize görünmez oluncaya kadar gözleriyle onu takip etmişti.Rasûlullah (s.a.s.) tek dirhem kalmayıncaya kadar  oradan ayrılmadı." (Buhârî, Salât 42, Cizye 4, Cihâd 172)     Avf İbn Mâlik (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)'a fey malı gelince, hemen gününde dağıtırdı. Evliye iki hisse, bekâra bir hisse verirdi." (Ebû Dâvud Harâc 14, h.no: 2953)     Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) buyurdular ki: "Peygamberlerden (aleyhimüsselam) biri, gazveye çıktı  da kavmine: ‘Nikâhla bağlanıp, gerdeğe girmek istediği halde henüz gerdek yapmadığı kadını olan benimle gelmesin, kezâ bina yapıp henüz çatısı atılmamış inşaatı olan da gelmesin, keza gebe koyun veya develer satın alıp doğurmalarını bekleyeniniz varsa o da gelmesin’ dedi. Gazveye çıktı. Derken tam ikindi namazı sırasında veya buna yakın bir zamanda (fethedeceği) beldeye yaklaştı. Güneş'e: ‘Sen bir memursun, ancak ben de bir memurum’ dedi ve Allah'a yönelerek: "Ey Rabbim, şu güneşi bize durdur (da namazımız geçmesin!)’ diye  duâ etti. Güneş, o yerlerin fethini Allah müyesser kılıncaya kadar durduruldu. Sonra elde edilen  ğanîmetleri topladılar. Toplanan ğanîmetleri yemek üzere ateş geldi. Fakat ateş tatmadı bile. Bunun üzerine Peygamber: ‘İçinizde ğanîmetten çalan bir  hırsız var, her kabileden bir kişi bana biat etsin!’ dedi. Bu sûretle ona biat etmeye başladılar. Derken bir adamın eli peygamerin eline yapışıp kaldı. ‘Hırsız bu kabilede. Kabilenin her ferdi bana teker teker biat etsin!" dedi. Biat etmeye başladılar. İki veya üç kişinin eli O'nun eline yapıştı kaldı. ‘Ğanîmet  hırsızı sizde’ dedi. Öküz başı kadar iri bir altın getirdiler. Ğanîmet  yığınının içine o da atıldı. Ateş gelip ğanîmeti yedi. “Bilesiniz, bizden önce hiçbir ümmete ğanîmet  helâl kılınmamıştır. Ğanîmetleri Allah sadece bize helâl kıldı. Bu da,  bizde gördüğü aczimiz ve zaafımız sebebiyledir.” (Buhârî, Humus 8, Nikâh 58; Müslim, Cihad 32)     Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) bir gün kalkıp gulûl'ü (yani ğanîmet  malından çalma) hatırlattı, bunun kötülüğünü, günahının büyüklüğünü belirtti ve bu meyanda şunları söyledi: "Sakın sizden birini, kıyamet günü, boynunda böğürmesi olan bir deve olduğu halde bana gelmiş: ‘Ey Allah'ın Rasûlü, bana yardım et!’ diye yalvarıyor ve kendimi  de cevaben: ‘Senin için  hiçbir şey yapamam, ben sana  tebliğ etmiştim’ der bulmayayım..." Rasûlullah (s.a.s.) bu tarzda hayvanları ve diğer ğanîmet  mallarını teker teker zikretti." (Buharî, Cihâd 189; Müslim, İmâret 24, h. No: 1831)     "Kim ğanîmet  hırsızını gizlerse bu da onun gibi olur." (Ebû Dâvud, Cihâd 146, h. no: 2716)    Abdullah İbn Amr İbni'l-Âs (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) bir ğanîmet  ele geçirilince, Hz. Bilâl (r.a.)'e emrederdi, o da halka yüksek sesle duyulur, askerler de ğanîmet  olarak ne ele geçirmişse getirip teslim ederdi. Peygamberimiz (s.a.s.) de önce beşte birini (humus) alır, geri kalanı taksim ederdi. Bir gün, (Bilâl'in) çağırmasından sonra bir adam kıldan mâmul bir yular getirdi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü, ğanîmet  olarak biz de bunu ele geçirmiştik!" dedi. "Sen, dedi, üç kere bağırdığı vakit Bilâl'i işitmedin mi? O zaman niye getirmedin?" "Adam, Rasûlullah (s.a.s.)'a (gecikmenin sebebiyle ilgili olarak kabul görmeyen) özürler beyan etti. Ancak neticede şu cevabı aldı: "Hayır! Bunu senden kabul etmiyorum. Kıyâmet günü sen bununla birlikte geleceksin." (Ebû Dâvûd, Cihâd 144, h. no: 2712)     Abdullah İbn Amr İbni'l-Âs (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)'ın ağırlıklarının başını bekleyen Kerkere denen bir zât vardı, derken vefat etti. Rasûlullah (s.a.s.): "O cehennemdedir!" buyurdu. Bu söz üzerine adamı görmeye gittiler. üzerinde, ğanîmetten çalınmış bir aba buldular." (Buhârî, Cihâd 190; İbn Mâce, Cihâd 34, h. no: 2849)    
Zeyd İbn Hâlid (r.a.) anlatıyor: "Hayber Savaşı sırasında Rasûlullah (s.a.s.)'ın ashâbından biri öldürülmüştü. Rasûlullah (s.a.s.)'a haber verildi. "Arkadaşınız üzerine namaz kılın!" dedi (Kendisi cenâze namazını kıldırmadı). Rasûlullah (s.a.s.)'ın sözü üzerine, halkın çehresi değişmiş, (bir soğukluk çökmüştü). Rasûlullah (s.a.s.) açıkladı: "Arkadaşınız Allah için  cihad sırasında ğanîmet ten çalmıştı!" Bunun üzerine, maktûlün eşyasını karıştırdık. Yahûdilere ait boncuk kolyelerden iki dirhem bile etmeyen bir kolyeyi çalmış olduğunu gördük." (Muvatta, Cihâd 23, h. No: 2, 458; Ebû Dâvud, Cihâd 143, h. no: 2710, Nesâî, Cenâiz 66, h. no: 4, 64; İbn Mâce, Cihad 34, h. no: 2848 "Kim ğanîmetten çalarsa, (bütün) eşyasını yakın, kendisini de dövün." (Tirmizî, Hudûd 28, h. No: 1461; Ebû Dâvûd, Cihâd 145, h. No: 2713) Abdullah İbn Amr İbni'l-Âs (r.a.) anlatıyor: "Hz. Peygamber (s.a.s.), Ebû Bekir ve Ömer (r.a.), ğanîmet  hırsızının mallarını yaktılar ve kendisini de dövdüler." (Ebû Dâvud, Cihâd 145, h. no: 2715)   
Âsım İbn Küleyb (rahimehullah) babası (Küleyb)'den o da ensârî birinden naklederek anlatıyor: "Biz Rasûlullah (s.a.s.) ile birlikte bir sefere çıkmıştık. Sefer sırasında şiddetli bir kıtlık ve sıkıntıya maruz kaldık. Derken, bir ğanîmet  ele geçirdik. Askerler, onu hemen yağmalayıverdiler. Rasûlullah (s.a.s.), yaya olarak (teftiş maksadıyla) yanımıza geldiğinde tencerelerimiz kaynamaya başlamıştı bile. Yayı ile tencereleri deviriverdi. Etleri de toprağa buladı. (Hepsini böylece yenilmeyecek hale getirdikten) sonra  şu açıklamayı  yaptı: "Yağma malı, lâşeden daha helâl değildir" veya (şöyle demişti):  "Lâşe, yağma malından daha helâl değildir." (Rivâyetin sonundaki) şek râvilerden Hennâd'a aittir." (Ebû Dâvud, Cihâd 138, h. No: 2705)     İbn Ömer (r.a.) anlatıyor: "Biz gazvelerimiz sırasında, bal ve kuru üzüm elde ederdik ve bunları (taksim edilmek üzere, diğer ğanîmet  mallarının yanına) kaldırmaz, yerdik." (Buhârî, Humus 20)   
El-Misver İbn Mahreme (r.a.)'ye Amr İbn Avf (r.a.) şunu anlatmıştır: "Rasûlullah (s.a.s.) Ebû Ubeyde (r.a.)'yi Bahreyn'e, oranın cizyesini getirmek üzere yolladı. Mallarla dönünce Ensâr geldiğini işitti. Sabah namazını Hz. Peygamber (s.a.s.)'le kıldılar. Namaz bitince, Rasûlullah (s.a.s.)'ın etrafını sardılar. Rasûlullah (s.a.s.) tebessüm buyurdular ve: "Öyle zannediyorum, Ebû Ubeyde'nin birşeyler getirdiğini işittiniz"  dedi. Hep birlikte: "Evet!" dediler. Bunun üzerine şunları söyledi: "Öyleyse sevinin ve sizi sevindiren  şeyi ümid edin. Allah'a yemin olsun, sizler için fakirlikten korkmuyorum. Ben size dünyanın genişlemesinden korkuyorum. Sizden öncekilere dünya genişlemişti  de hemen dünya için birbirleriyle boğuşmaya başladılar ve helâk oldular. Genişleyen dünyanın onlar gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum." (Buhârî,  Rikâk 7, Cizye 1, Megâzî 11; Müslim, Zühd 6, h. no: 2961; Tirmizî, Kıyâmet 29, h. no: 2464)     
Hz. Ali (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) beni, Zübeyr'i ve Mikdâd'ı gönderdi ve dedi ki: "Gidin Ravzatu Hâh nam mevkiye varın. Orada bir kadın  bulacaksınız. Onda bir mektup var, mektubu ondan alın gelin." Gittik. Atımız bizi çabuk götürdü. Ravza'ya geldik. Kadınla karşılaşınca: "Mektubu çıkar!"  dedik. Kadın: "Bende mektup yok!" dedi. "Ya mektubu çıkarırsın yahut senin elbiselerini soyarız!" diye  ciddî konuştuk. Saç örgülerinin arasından mektubu çıkardı. Onu Rasûlullah (s.a.s.)'a getirdik. İçerisinde şu vardı: "Hâtıb İbn Ebî Belte'a tarafından, Mekke'de olan bazı müşriklere yazılmıştı. Rasûlullah (s.a.s.)'ın (sefer hazırlığı ile ilgili) faaliyetlerini haber veriyordu.  Rasûlullah (s.a.s.) (Hâtıb'ı  çağırarak): "Ey Hâtıb, bu da ne?" diye sordu. Hâtıb: "Ey Allah'ın Rasûlü, bana kızmada acele etme. Ben Kureyş'e dışardan katılan bir adamım. Ben onlardan değilim (aramızda kan bağı yok). Senin beraberindeki muhacirlerin (Mekke'de) akrabaları var. Mekke'deki mallarını ve âilelerini himaye ederler. Bu şekilde nesebten gelen hâmilerim olmadığı için oradaki yakınlarımı himaye edecek bir el edineyim istedim. Bunu katiyyen küfrüm veya dinimden irtidadım veya İslâm'dan sonra küfre rızamdan dolayı yapmadım" dedi. Rasûlullah (s.a.s.): "Bu bize doğruyu söyledi!" dedi. Hz. Ömer atılarak: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bırak beni, şu münâfığın kellesini uçurayım!" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) da: "Ama o Bedr'e katıldı. Ne biliyorsun, belki de Allah Teâlâ Hazretleri Bedir ehlinin hâline muttali oldu da: "Dilediğinizi yapın, sizleri mağfiret etmişim" buyurdu. Bunun üzerine Allah Teâlâ Hazretleri şu vahyi indirdi: "Ey iman edenler! Benim düşmanımı da kendi düşmanlarınızı da dostlar edinmeyin. (Kendileriyle aranızdaki) sevgi yüzünden onlara (peygamberin maksadını) ulaştırırsınız (değil mi?) Halbuki onlar Hak'tan size gelene küfretmişlerdir" (Mümtehine 1). (Buhârî, Meğâzî 9, Cihâd 141, 195, Tefsir  Mümtehine 1, İsti'zân 23, İstitâbe 9; Müslim, Fedâilu's-Sahâbe 161; Ebû Dâvud, Cihâd 108, h. no: 2650, 2651; Tirmizî, Tefsir Mümtahine, h. no: 3302)       
İbn Abbâs (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) (Mekke’nin) Feth(i) gazvesini Ramazan ayında yaptı." (Buhârî, Megâzî 47, Savm 34,  Cihâd 106; Müslim, Sıyâm 88, h. no: 1113)    Urve İbn Zübeyr rahimehullah anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) Fetih senesinde (Mekke'ye müteveccihen) yürüyünce, bu haber  Kureyş'e ulaştı. Ebû Süfyan İbn Harb, Hakim İbn Hizam, Büdeyl İbn Verkâ haber toplamak üzere şehrin dışına çıktılar. Yürüyerek ilerleyip Merrü'z-Zehrân nâm mevkie kadar geldiler. Bir de ne görsünler; her tarafta ateşler yanıyor, tıpkı Arafat'ta hacıların yaktığı ateşler gibi. Ebû Süfyân şaşkın: "Bu da ne? Sanki Arafat'taki ateşler!" der. Budeyl İbn Verka, "Beni Amr'ın ateşleri olmasın?" der. Ebû Süfyân: "Ama, Beni Amr'ın ateşi bundan az olmalı! der. Rasûlullah (s.a.s.) devriyelerinden bazıları bunları görür, yaklaşır ve tevkif edip, Rasûlullah (s.a.s.)'a getirirler. Ebû Süfyan müslüman olur. Yürüdükleri zaman Abbâs (r.a.)'a: "Sen Ebû Süfyân'ı şu dağın burnunda  durdur da müslümanları görsün!" buyurur. Tenbih edildiği şekilde Hz. Abbas, Ebû  Süfyân'ı (hâkim bir noktada) durdurur. Kabileler, Rasûlullah (s.a.s.)'la birlikte bölük bölük Ebû Süfyân'ın önünden geçmeye başlarlar. Bir bölük geçer, Ebû Süfyan sorar: "Ey Abbas bunlar kim?" "Bunlar Beni Gıfar!" der. Ebû Süfyan: "Bana ne Gıfâr'dan?!" der. Sonra Ceheyne kabilesi geçer. Ebû Süfyân aynı şekilde sorar, aldığı cevaba benzer muKâbelede bulunur. Arkadan Süleym geçer. Ebû Süfyân aynı şekilde sorar, aldığı cevaba benzer muKâbelede bulunur. Derken bir bölük gelir ki, bu öncekilerden çok farklıdır.Yine sorar: "Ey Abbâs bunlar kim?" "Bunlar, der Abbas, Ensârdır. Başlarında Sa'd İbn Ubâde, beraberlerinde de bayrak var!" Sa'd der ki: "Ey Ebû Süfyân, bugün savaş günüdür. Bugün Kâbe'nin (orada kan dökmenin) helâl addolunacağı gündür!" Ebû Süfyân Abbâs'a: "Ey Abbâs! (Sen Mekkelisin) bugün muhafaza vazifeni yapacağın en iyi fırsat. Görelim seni (şehri yağmalatma)" der. Derken  bir bölük daha geçer. Bu geçenlerin sayıca en küçüğü. Bunların içinde Rasûlullah (s.a.s.) ve (yakın) ashabı var. Rasûlullah'ın sancağı da Zübeyr İbnü'l-Avvâm (r.a.)'ın elindedir. Rasûlullah (s.a.s.) Ebû Süfyân'ın yanından geçerken, Ebû Süfyân: "Sa'd İbnl-Ubâde'nin söylediğini biliyor musun?" der. Rasûlullah (s.a.s.): "Ne demişti?" diye sorar. Ebû Süfyân: "Şunu şunu söyledi" diyerek (yukarıda kaydedilen sözlerini) hatırlatır. Bunun üzerine Rasûlullah: "Sâd İbn Ubâde yanıldı. Bilakis, bugün Allah'ın Kâbe'nin şânını yücelttiği bir gündür; bugün Kâbe'ye örtünün giydirildiği bir gündür!" dedi. Rasûlullah (s.a.s.), sancağının (Mekke'nin Batı ve Kuzey cihetinde yer alan iki dağdan biri olan) el-Hacun'a dikilmesini emretti. Hâlid İbn Velid (r.a.)'a, şehre Mekke'nin üst kısmından, Kedâ'dan girmesini ferman buyurdu. O gün Halid İbn Velid'in süvârilerinden iki kişi öldürülür: Hubeyş İbn'l-Eş'ar ve Kürz İbn Câbir el-Fihrî (r.a.)." (Buhârî, Meğâzî 48)      İbn Abbâs (r.a.) anlatıyor: "Abbas, Ebû Süfyan İbn Harb'i getirmitşi, Merrü'z-Zahr'dan müslüman oldu. Abbâs (r.a.) dedi ki: "Ey Allah'ın Rasûlü, Ebû Süfyân, şereflenmeyi seven  bir kimsedir. (Onun şerefleneceği) bir şey yapsanız!" "Doğru söyledin! (şehre girerken ilân edin): "Kim Ebû Süfyân'ın evine girerse emniyettedir, kim kapısını kapar (evinden dışarı çıkmazsa) emniyettedir, kim silahını atarsa o da emniyettedir. Kim Mescide (Kâbe'ye) girerse o da emniyettedir!" (Ebû Dâvud, Harâc 25, h. no: 3021, 3022)        Cabir (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.), Fetih sırasında Ömer İbn'l-Hattâb'a, Bathâ'da iken Kâbe'ye gelip oradaki bütün sûretlerin (putların, heykellerin) ortadan kaldırmasını emretti. Rasûlullah (s.a.s.) oradaki bütün sûretler ortadan kaldırılmadıkça Kâbe'ye girmedi." (Ebû Dâvud, Libâs 48, h. no: 4156)      İbn Ömer (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.), Fetih günü Mekke'nin yukarı kısmından, devesinin üzerinde olarak ilerledi. Terkisinde de Üsâme İbn Zeyd (r.a.) vardı. Beraberinde Hz. Bilâl ve (Kâbe'nin) hâciblerinden olan Osman İbn Talha da vardı. Mescid-i Haram'da devesini ıhtırdı. Osman'a Kâbe'nin anahtarını getirmesini emretti. Osman annesine gitti. Ancak kadın anahtarı vermekten imtina etti. Osman: "Vallahi, ya anahtarı verirsin ya da şu  kılıç belimden çıkacaktır!" dedi. Kadın anahtarı verdi. Osman Rasûlullah'a getirdi. Aleyhissalâtu vesselâm kapıyı açıp, Betyullah'a girdi. Onunla birlikte Hz. Üsâme, Bilal ve Osman da girdiler. Gündüzleyin içnde uzun müddet kaldı, sonra çıktı. Halk (içeri girmede) yarış etti. Abdullah İbn Ömer ilk giren kimseydi. Girince, Bilâl (r.a.)'ı kapının arkasında ayakta duruyor buldu. "Rasûlullah (s.a.s.) nerede namaz kıldı?" diye sordu. Bilal, Aleyhissalâtu vesselâm'ın namaz kıldığı yeri işaret ederek gösterdi. Abdullah der ki: "Kaç rek'at kıldığını sormayı unuttum." (Buhârî, Cihâd 127, Salât 30, 81, 96, Teheccüd 25, Hacc 51, 52, Meğâzî 77, 48; Müslim, Hacc 389, h. no: 1329)       Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: "Allah Teâla Hazretleri, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Mekke'nin fethini nasib edince, halkın içinde kalkıp, Allah'a hamd ve senâ ettikten sonra dedi ki: "Allahu Zülcelâl, Mekke'yi filin girmesinden korumuştur. Mekke'lilere Rasûlünü ve mü'minleri musallat etti. Mekke(de savaşmak) benden önce hiç kimseye helâl edilmedi. Bana da bir günün muayyen bir zamanında helâl kılındı. Benden sonra da kimseye helâl edilmeyecek. Onun avı ürkütülmemeli, otu yolunmamalı, ağacı kesilmemeli. Buluntular da ancak sahibi aranmak kasdıyla alınabilir. Kimin bir yakını öldürülmüşse, o kimse iki  husustan birinde muhayyerdir: Ya diyet alır, ya da ölünün ailesi kısas ister (katil öldürülür)." Abbâs (r.a.): "Ey Allah'ın Rasûlü! İzhir otu bu yasaktan hâriç olsun! Zira biz onu kabirlerimizde ve evlerimizde kullanıyoruz!" dedi. Rasûlullah da: "İzhir hâriç!" buyurdu. (Buhârî, İlim 39, Lukata 7, Diyât 8; Müslim, Hacc 447, h. no: 1355); Ebû Dâvud, Menâsik 90, h. no: 2017 Vehb (rahimehullah) anlatıyor: "Hz. Cabir (r.a.)' a sordum: "Mekke fethedildiği gün, herhangi bir şey ğanîmet kılındı mı?" "Hayır! cevabını verdi." (Ebû Dâvud, Harâc 25, h. no: 3023)     Cabir (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'ye girdiğinde sancağı beyaz, üzerindeki sarığı da siyahtı." (Ebû Dâvud, Cihâd 76, h. no: 2592; Tirmizî, Cihâd 9, h. no: 1679)  Vâsile İbn'l-Eska' (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) Tebük Gazvesine katılmak için çağrıda bulundu. Ben hemen ehlime gittim. Gazveye gitmeye yöneldim. Rasûlullah'ın ashâbının ilk kısmı yola çıkmıştı bile, Medine'de seslenmeye başladım: "(Ğanîmetten gelecek) hissesi taşıyana olacak bir kimseyi (devesiyle) taşıyacak bir kimse yok mu?" diyordum. Ensâr'dan yaşlı bir zât: "Kendisini münâvebe ile bindirmem ve yiyeceğini de vermem karşılığında (savaştan elde edeceği) hissesi bize olmak kaydıyla götürürüm!"  dedi. Ben: "Anlaştık!" dedim. Ensârî: "Öyleyse Allah'ın bereketi üzere yürü!" dedi. Böylece en hayırlı bir arkadaşla yola çıktım. Allah ğanîmet de nasib etti, hisseme bir miktar deve isabet etti. Bunları sürüp, (beni devesine olan Ensariye) getirdim. Adam çıkıp devesinin havıdındaki çullardan biri üzerine oturdu, ve: "Bu develeri sen geri sür!"dedi. Sonra tekrar: "Sen bu develeri ileri sür, (bana getirme)!" dedi ve ilâve etti: "Ben senin bu develerini  değerli görüyorum" dedi. Vesile  de: "Bu başlangıçta anlaştığımız şarta göre senin ğanîmetin!" dedim. Ama Ensârî: "Ey kardeşimin oğlu, ğanîmetini al. Ben senin bu maddî payını istememiştim (sevâba, mânevî kazanca iştirak etmeyi düşünmüştüm)" dedi." (Ebû Dâvud, Cihad 123, h. no: 2676)     


Son takip: 28.05.2020 - 08:29
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Ağlama Konusunda Hadis-i Şerif Kaynakları · Af ve Müsâmahanın Yozlaştırılması · AKIL HASTALIĞI · Haramın Devlet Eliyle İşlenmesi · Kur’an ve Sünnette Ruh · 13) Tabiat Olaylarını Allah’ın İradesine Uygun Olarak İdare Etmek · e- Nifak (İnançta İkiyüzlülük) · Rasûlullah’ın Sünnetinde İstişâre ve Konuyla İlgili Hadis-i Şerifler İstişârenin Önemi ve İstişâre Emri · Beşerî Sistemlerin Dünyevîliği; İslâm'ın Uhrevîliği · Hüküm Yönünden Alış-veriş Şekilleri · Barnaba İncil’ini Diğer İncillerden Ayıran Özellikler · Konut Kredisi · Maden ve Definelerin Zekatı · Müslümanların Ehl-i Kitaba Karşı Davranışları Nasıl Olmalıdır? . · Bâtıl Din ve İdeoloji Mensuplarına Benzemenin Hükmü · Kelime-i Tevhid Ve İlah Anlayışları · Âdem’in Günahının Tüm İnsanlığa Dünyadaki Cezâsı · Allah Affedicidir · Zikrin Yozlaştırılması; Zikirde Usûl ve Âdâba Riâyetsizlik. · Halife’nin Anlam Sahası
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber