sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Müderris
· Birden çok Kadınla Evlenmenin Şartları
· Rûhânî
· Septisizm
· Titan
· Atalarının Dinine Uymaları
· 3- Toplumda Tevhid
· Başta Yahûdiler Olmak Üzere Ehl-i Kitab’ın Çoğu, Kâfirlerle/İnkârcı Ateistlerle Dostluk Ederler
· Arbede
· İnhinâ
· Nükabâ
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· Bu İsmi Bilmenin Faydaları
· Allah’ın Semî’ İsmine İnanmanın Gereği
· Bu İsimleri Bilmenin Faydası

Son Okunanlar
· Hayat; İman, Sabır, Hicret ve Cihaddır
· Enflasyon Karşısında Paranın Değer Kaybını, Fâiz Hadlerini Uygulayarak Karşılamak Câiz midir? .
· Müminlerin Çekişmesi Fitneye Sebep Olur
· Animalizm
· Hac, Sadece Ferdî Bir İbâdet Değil; Ümmetin Yıllık Büyük Kongresidir
· İslam Tarihinde Tenasüh
· 2- İnkârcıların Fitnesi
· Rûhu’l-Kudüs
· Kafir Kelimesinin Anlam Sahası
· Allah İnancının Fıtrî Oluşu



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Hayat; İman, Sabır, Hicret ve Cihaddır

Hayat
Hayat; İman, Sabır, Hicret ve Cihaddır                         “Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, Benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, Ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Bu mükâfât, Allah tarafındandır. Allah, mükâfâtın en güzeli kendi nezdinde olandır.” (3/Âl-i İmrân, 195) Tarihte vuku bulan gerçek hicretler, peygamberler ve onların yetiştirdiği insanlar eliyle ortaya konulmuştur. Bu hicretler, gerçek muhâcirler olan peygamberlerin önderliklerine göre tasnif edilmelidir: 1- Peygambersiz ümmet hicretleri (Hz. İsa’dan sonra yaşanan, mü’minlerin Kudüs’ten kovulması ve bunların dünyanın çeşitli yerlerine dağılmaları ve asr-ı saâdetteki Habeşistan’a yapılan hicretler). 2- Ümmetsiz Peygamber hicretleri: İlk çağ peygamberlerinin hicretleri (Hz. Mûsâ’ya kadar ve asr-ı saâdetteki Peygamberimiz’in Tâif’e hicret girişimi).   3- Peygamber kontrolünde hicret (Hz. Mûsâ ve O’na iman eden kavminin Mısır’dan çıkış olayı ve asr-ı saâdette vuku bulan dünyanın gördüğü en muhteşem göç: Medine’ye hicret). Müslümanların hayatı, sürekli bir “seyahat”ten ibârettir; nitekim Kur’ân-ı Kerim’de seyahat edenler övülmektedir (9/Tevbe, 122). Bu seyahat, bir yandan “kâinat”ın küçültülmüş şekli, yoğun bir özeti olan bedeninden içine, kalbine doğru; bir yanda da, kâinatta “âyet”lerden âyetlerin işaret ettiğine doğru, yani eserden fiile, fiilden isme, isimden sıfata, sıfattan şuûna, oradan da Zâtâ doğru bir seyahattir. Bu, bir açıdan birbirini tamamlaması gereken her iki seyahatin neticesinde “Arş’ı üzerinde” Allah’a ulaşılır. Çünkü kalp de Allah’ın arşıdır. Kendinde, kâinattaki her varlığın bir özeti bulunan insan, bütün bu yanlarını aşarak, asıl varlığını oluşturan rûhuna doğru yürürken, bu ruhu örten, kalbin işitme ve görme duyularının üzerine konmuş ağırlıkları gidererek, merkezine ulaşmaya çalışır. Bu ise, kalbi çevreleyen, ruhu perdeleyen her türlü karartı ve ağırlıkları silmek, bunların sebebi olan haramları işlememek ve Allah’ın emirlerini yerine getirmekle mümkün olabilir. İşte, hicretin temel mânâ ve muhtevâsı burada, yani ruhu perdeleyecek her türlü davranışlardan kaçmakta, uzak durmakta yatar: “Ey örtüye bürünen! Kalk ve uyar! Rabbini tekbir et; elbiseni temizle ve her türlü ağırlık ve günahtan hicret et!” (74/Müddessir, 1-5) İşte, insan bu seyahatinde, nefsinden olduğu kadar çevresinden de büyük engellerle karşılaşır. Çünkü, insan bir yandan kendi içinde ruhuna doğru, bir yandan da kâinatta seyahat ederken, karşısına çıkan cin ve insan şeytanlarıyla, bunların kendindeki işbirlikçisi nefsi, onu sürekli önlemeye çalışır. Dolayısıyla insan, içe ve dışa doğru seyahatinde kendini “temizlediği” gibi, çevresini de her türlü kirden, ağırlıktan, günahtan, zulümden temizleyerek hedefe gidebilir. Bu durumda, kirlilerin, günahkârların ve zâlimlerin karşısına çıkmasından tabiî bir şey yoktur. Onları aşmanın, engellerini yok etmenin en önemli vâsıtalarından biri, belki de bu araçların hepsinin adıdır hicret. Önce bu engel koyuculardan kalben kesinkes uzaklaşmak, (eğer savaş şartları oluşmamışsa) onlara iyi davranarak zulümlerine eritici bir sabırla karşı koymak, hikmet ve en güzel tebliğle mücâdele etmek gerekir. İşte, bu sabrın, mücâdelenin, hem nefse, hem de dıştaki engellere karşı koymanın, ruha doğru seyahat etme cehd ve gayretinin adı da cihaddır. Müslümanın hayatı, kesintisiz bir hicret ve sürekli bir cihaddan ibârettir. Bu cihadın bir merhalesinde o hale gelinir ki, artık Allah’ın Yolu’ndan alıkoyucular hikmet ve güzel öğütle tebliğden etkilenmez ve bu Yol’dan alıkoyma ve yolcularının önüne büyük engeller koyma işinden vazgeçmez olurlar. Hatta, müslümanlar ölmek ve daha da kötüsü Allah’ın Yolunda yürüyememek, öyle ki bu Yol’u bırakmak durumuyla karşı karşıya gelebilirler. İşte, bu noktada ya cihadın silahlı şekline başvurmak, ya da imanı kurtarmak için fert fert veya topluca hicret edilir. O kadar ki, bu hicret ve ardından, kendisinden hicret edilen yerdeki ins şeytanlarına karşı silahlı cihad etmek imanın tam mânâsıyla denendiği ve mü’minin belâ kabında piştiği vazgeçilmez bir görev halini alır: “Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: ‘Ne işte idiniz?’ dediler. Bunlar: ‘Biz yeryüzünde müstaz’af/çaresiz idik’ diye cevap verdiler. Melekler de: ‘Allah’ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!’ dediler. İşte onların barınağı cehennemdir. Orası ne kötü bir gidiş (yeri)dir.” (4/Nisâ, 97) Hicret, hiçbir zaman kaçış değildir. O, mutlaka zulme ve eziyete uğradıktan sonra veya fuerdî planda imanı korumak, ya da Din’i anlatmak veya toplu halde kendisinden hicret edilen yere muzaffer bir şekilde dönüp, orata Tevhid’i gerçekleştirmek için yapılır; bu gâyeyle hicret edenleri Allah, yeryüzünde yerleştirip, kendilerine imkân vermeyi vaad etmiştir. “Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse âhiretin mükâfâtı elbette daha büyüktür.” (16/Nahl, 41) Eziyete ve zulme uğradıktan sonra toplu olarak hicret etme emri geldiği halde hicret etmeyenleri, hicrete güçleri yettiği halde hâlâ müşriklerin velâyeti altında bulunanları, hicretlerinden sonra Allah’ın güzelce yerleştirdiği mü’minlerin korumaları üzerlerine mecburî olmadığı gibi, aralarında anlaşma olan kavme karşı yardım istediklerinde yardım etmek zorunda da değillerdir: “İman edip hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (mücâhidleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte onların bir kısmı diğer bir kısmının velîleridirler. İman edip de hicret etmeyenler ise, onlar hicret edinceye kadar size onların velâyetinden/dostluğundan hiçbir şey yoktur.(Bununla beraber) Eğer onlar din husûsunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme/anlaşma bulunan bir kavim aleyhine olmaksızın (o müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yapacaklarınızı hakkıyla görmektedir.”   (8/Enfâl, 72). “Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan hiçbirini velî/dost edinmeyin.” (4/Nisâ, 89)  İşkence ve zulümden sonra gerçekleştirilen hicret bir mânâda silahlı cihadın kapısı olmaktadır. Artık müşriklere ve insanları Allah’ın Yolu’ndan alıkoymaya çalışanlara karşı bir “hükümet” halini alan muhâcirlerle, onlara yurt veren ve barındıran yardımcıların el ele verip, “sağlam bir yapı” halinde savaşmaları, üzerlerine borç olur. İmanların en tesirli tarzda denendiği zamandır artık bu zaman; işkencelerden kurtulup da hicretle dindaşlarının bulunduğu yurda yerleşenler eğer rahata dalar, içe doğru hicret ve cihadı bırakırlarsa, düşman karşısında da malları ve canlarıyla cihad edemez, savaş veremezler. Bu bakımdan, silahlı cihad ve bir yerden bir yere hicret, belli zamanlarda ve gerektiği şartlarda yerine getirilmesi gerekli son derece önemli iki vazife iken, nefse karşı cihad ve içe doğru hicret, bu görevi de yerine getirebilmenin gereği ve mü’minin kesintisiz devam ettirmesi gereken birinci derecedeki vazifesidir. Yoksa, hicret bir kaçış, cihad da ganîmet ve yağma için verilen bir savaş halini alabilir ve bu durum da, insan için sadece kayıp ve hüsran demek olur. “Muhâcir, Allah’ın nehyettiklerinden hicret edendir.” (Buhârî, I-11)[1] Bir müslümanın temel hedefi Allah Teâlâ'ya ihlâsla ibadet edebilmektir. Ruhlar âleminde gerçekleşen misaka ve o misakın tabii sonucu olan emânete, hakkı ile riayet edebildiği müddetçe bir mü’min, yeryüzünün neresinde olursa olsun yaşayabilir. Elbette hangi halde bulunursa bulunsun, insanları, Allah Teâla'nın dinine dâvet etmeye devam edecektir. Herhangi bir devlet, müslümanların ibâdet etmelerine karışmaz ve tebliğ hususundaki gayretlerini sınırlamazsa mesele yoktur. Ancak bütün bunları kanunla yasaklar ve ibâdet ettikleri için müslümanlara zulmederse, durum ne olacaktır? Bu suale cevap verebilmek için hicret kavramını açıklamak durumundayız. Hecr veya hecrân/hicrân; insanın başkasından (bedenen, kalben veya dille) ayrılması demektir. Hicret; ayrılma, terketme ve göç etme mânâlarına gelir. Seyyid Şerif Cürcanî hicreti şöyle tanımlar: "Küfür ahkâmının tatbik edildiği beldeden, darul-İslâm'a intikâl etmeye hicret denilir." (Cürcânî, et-Ta'rifat, İstanbul ty, Kaynak Yay., sh. 256). Râğıb el-İsfahanî, Müfredât isimli eserinde şu noktalar üzerinde durur: "Hecr veya hicran; insanın başkasından ayrılmasıdır. Bu bedenle, kalple veya dille olabilir. Allah Teâlâ: "Şerlerinden, serkeşliklerinden yıldığınız kadınlara gelince; onlara öğüt verin (vazgeçmezlerse), kendilerini yataklarında yalnız bırakın (ve’hcurûhunne)" (4/Nisâ, 34) buyurmuştur. Burada kullanılan “ve’hcurûhunne” ifadesi, onlara yaklaşmamaktan kinâyedir. Furkan sûresindeki "Peygamber dedi ki: `Ey Rabbim! Kavmim hakikat şu Kur'ân'ı mehcûr bir şey edindiler/terkettiler." (25/Furkan, 30) mealindeki âyette, kalp ile hecr veya hem kalp, hem lisan ile hecr sözkonusudur. "Onlardan güzel bir şekilde ayrıl." (73/Müzzemmil, 10) mealindeki âyette, üç türlü hecr (ayrılma) muhtemeldir. Bununla beraber; müşriklere iyi davranmakla birlikte mümkün olursa her üç şekilde de (beden, kalp ve dil) ayrılmanın (hecr etmenin) yollarını aramaya Peygamber ve O’na tâbi olanlar dâvet edilmektedir. "Uzun bir müddet benden ayrıl (ve’hcurni), git!" (19/Meryem, 47) mealindeki âyette de böyledir. "Azâb(a götürecek şeyleri) terket (fe’hcur)!" (74/Müddessir, 5). Burada da bütün şekilleriyle ayrı kalmaya teşvik vardır. Muhâceret, başkasıyla ilişkiyi kesip, onu terketmektir. Denildi ki; “şehvetlerden, kötü huylardan ve günahlardan uzaklaşmak, olanları terk ve reddetmek de, hicretin gereğidir.” (Râğıb el-Isfahani, el-Müfredat fi Garibi'l-Kur'an, İst.,1986, Kahraman Y., s. 782). Hz. Âdem (a.s) ile başlayan tevhid mücadelesi; tâgûtî güçlerin zulmü sebebiyle, hicret eden muttakî insanların ıstırabını gündeme getirmiştir. Kâfirler ve müstekbirler daima zorbalığa başvurmuşlardır. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de; Hz. Şuayb (a.s)'ın kıssası beyan edilirken, kavminin önde gelen (mele’) müstekbirlerinin teklifi haber verilmiştir: "Onun (Şuayb'ın) kavminden iman etmeyi kibirlerine yediremeyen kodamanlar (devlet adamları) şöyle dedi: ‘Ey Şuayb, seni ve beraberindeki iman edenleri ya muhakkak memleketimizden çıkaracağız, ya da mutlaka bizim dinimize (küfre ve şirke) döneceksiniz! O (Şuayb): ‘Ya istemesek de mi?’ dedi." (7/A'raf sûresi: 29). Hz. Mûsâ (a.s.)'nın kıssasında da kâfirlerin ne derece zorba olduğu açıklanmaktadır. Nitekim Fir'avun, Hz. Mûsâ (a.s.)'ya hitâben: "Yemin ederim ki; eğer benden başka bir ilâh edinirsen, seni muhakkak ve muhakkak zindana atılanlardan ederim” (26/Şuarâ, 29) tehdidinde bulunmuştur. Esasen bütün tâgûtî iktidarlarda, Fir'avun kompleksini tesbit etmek mümkündür. Tarih boyunca, birçok peygamber ve muttakî mü'min, sadece ve sadece Allah Teâlâ'ya ibâdet edebilmek için hicret etmişlerdir. Şimdi bu konu üzerinde kısaca duralım:   [1] Ali Ünal, Kur’an’da Temel Kavramlar, s. 497-501.


Son takip: 24.05.2020 - 01:53
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Kur’ân-ı Kerim’de Sâbiîler · 8) Recâ (Umutvar Olmak) · Her Çeşit Putperestliğin ve Şirkin Zararları · Râbıta Nedir?. · Bir Devlet, Küfür İle Ayakta Durabilir Ama Zulümle Duramaz · Tahnîk · Mekke'ye Giriş ve Kâbe'yi Müşâhede · e- Süslenme · Dua ve Türleri · Râzi’nin Şi’anın Delillerine Cevabı · Putlara Tapınmanın Sebepleri · Sağır ve Peltek Birini mi Getirdiler, Kalabalığı mı?. · Yaratılışa İnanan, Yeniden Yaratılmaya da İman Eder · Esas Suçlu Kadındır · 3- Bâtıl alış-verişler · Ene’l-Hak · Tefsirlerden İktibaslar · Kadına Mehir Vermenin Gerekmediği Durumlar · Hevânın Putlaştırılması · 3- Hz. İbrahim ve Hz. İsmail
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber