sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Arâis-i Hak
· İnhinâ
·
· 4- Şiddetli Geçimsizlik ve Kötü Muâmele
· 3-) Şirk-i Takrib
· Hevânın İlâh Haline Getirilmesi
· 2- Âhiretin Şehid
· Sadakat Gösterememeleri
· d. Saygısız Müdâhale
· Nükabâ
· Hıristiyanların inançla ilgili İslâm’a aykırı görüşleri
· Bâkî İsminin Anlamları
· Bu İsmi Bilmenin Faydaları
· Bu İsmi Bilmenin Faydası
· Bu İsmi Bilmenin Faydası

Son Okunanlar
· Hadis-i Şeriflerde Hırsızlık Kavramı
· İzzet ve Zillet Konusuyla İlgili Âyet-i Kerimeler
· Allah’tan Başka Rabler Edinmek
· İlim Kelimesi Anlam ve Mâhiyeti
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Tecellî
· Hevâsına Uyanların Özellikleri
· Kur’ân-ı Kerim’de İmam Kavramı
· f) Kıyemî mal
· Muharref İncillerin Karanlık Yüzleri



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Hadis-i Şeriflerde Hırsızlık Kavramı

Hadis
Hadis-i Şeriflerde Hırsızlık Kavramı   Peygamberimiz'in sünnetinde hırsızlık, dünyevî ve uhrevî bir dizi müeyyide/yaptırım ve sorumluluğu gerektiren ağır bir suç ve büyük bir günah olarak nitelendirilmiş, suçu sâbit görülen hırsızlara câhiliyye döneminde de var olan el kesme cezâsı uygulanmış, ayrıca suçun önlenmesi, oluşması, cezânın tatbik esasları konusunda birtakım hukukî ve insanî açıklamalar geterilmiş, uygulama örnekleri sergilenmiştir. Abbad bin Şurahbil (r.a.), şöyle anlatır: "Ben, yoksul ve açtım. Bunun üzerine Medine'nin bahçelerinden bir bahçeye girip bir (miktar) başağı ovalayıp yedim. (Bir kısmını da) elbisemin içerisine koydum. Az sonra bahçenin sahibi çıkageldi, beni dövdü ve elbisemi aldı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.)'a vardım (durumu, O'na haber verdim). Bunun üzerine (Rasûlullah (s.a.s.)'a vardım (durumu, O'na haber verdim). Bunun üzerine (Rasûlullah s.a.s.), ona: "Sen, (bu adama) bir şey öğretmedin, o câhildi. Ve onu doyurmadın, o açtı" buyurdu.. Ona, elbisemi geri vermesini emretti. (Bahçe sahibi de) bana, bir vesk, yahut yarım vesk buğday verdi." (Ebû Dâvud, Cihad 85, h. no: 2620; Nesâî, Âdâbu'l-Kudât 21, h. no: 5374; İbn Mâce, Ticâret 67, h. no: 2298) (Bir vesk: 19 kilo 960 gramdır.) "(Komşusu açken tok yatan,) komşusu aç olduğu halde karnını doyuran kimse mü'min değildir." (Buhârî, EdEbû'l-Müfred, 112) "Emâneti, sana emânet eden kişiye ver ve sana hiyânet eden kişiye sen hiyânet etme!" (Tirmizî, Büyû' 38, h. no: 1280) "Allah, şöyle buyurdu: 'Üç sınıf insan vardır ki, kıyâmet gününde Ben, onların hasmıyım: Biri, Benim adıma yemin edip (ahd eder de) ahdini bozar. İkincisi, hür bir insanı köle diye satar da parasını yer. Üçüncüsü, bir işçiyi ücretle tutar, onu çalıştırıp işi tam yaptırır da, onun ücretini vermez." (Buhârî, Büyû', 170; İbn Mâce, Rehine, 4, h. no: 2442) "İşçiye, ücretini teri kurumadan veriniz." (İbn Mâce, Rehine 4, h. no: 2443) “Ben kıyâmet gününde üç kişinin hasmıyım. Bana verdiği sözden cayanın, hür bir kimseyi satıp hakkını yiyenin, bir işçiyi çalıştırıp hakkını tam olarak vermeyenin.” (İbn Mâce, hadis no: 2442) "Muhakkak insanlara öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi eline geçirdiği malı helâlden mi, yoksa haramdan mı kazandığını düşünmeyecektir." (Buhârî, Büyû', 35; Nesâî, Büyû', B. 2, h. no: 4432) "Ey insanlar, sizin aranızda bana birtakım haklar geçmiş bulunuyor. Kimin sırtına vurmuş isem, işte sırtım, aynı şekilde kısas yapsın. Kimin nâmus ve şerefine dil uzattıysam, işte benim nâmus ve şerefim, gelsin ondan öcünü alsın (aynı şekilde dil uzatsın). Kimin malından bir şey aldıysam, işte malım, gelsin ondan alsın. Ben ona, düşmanlık ederim diye asla çekinmesin. Çünkü bu, benim yapabileceğim bir şey değildir. Şunu biliniz ki, benim en sevdiğim kişi, bende hakkı varsa, hakkını alan ya da helâl eden kişidir. Böylelikle ben, nefsim rahat ve huzur içerisinde Rabbime kavuşmuş olurum." (İbnu'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Târîh Tercümesi -İslâm Tarihi-, Çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 1985, c. 2, s. 292; İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, Büyük İslâm Tarihi, Çev. Mehmet Keskin, İst. 1994, c. 5, s. 398 vd.) "Hiçbir kimse elinin emeğinden daha hayırlı yiyecek yememiştir ve Allah'ın peygamberi Dâvud da el emeğini yerdi." (Buhârî, Büyû' 15) “Gerçekten Allah, çalışıp kazanan mü’min kulunu sever.” (İbn Kesir, c. 4, s. 397) “İnsanların yediği şeylerin en temizi (helâli), kendi kazancından olanıdır ve kişinin çocuğu onun kazancındandır.” (Ebû Dâvud, Büyû’ 77, hadis no: 3528; İbn Mâce, Ticâre 1, hadis no: 2137-2138; Nesâî, Büyû’ 1, hadis no: 4427-4430; Tirmizî Ahkâm 22, hadis no: 1372; Dârimî, Büyû’ 6, hadis no: 2540) “Kim, bildiği halde hırsızlık eşyayı satın alırsa onun günahına ve şerefsizliğine katılmış olur.” (Beyhakî, Sünenu’l-Kübra, V/336) “Haramla beslenen vücut (cennete girmez;) ona ancak ateş yaraşır.” (Mişkâtu’l Mesâbih, hadis no: 2787; Keşfu’l Hafâ, hadis no: 2632) “... Allah helâl maldan verilen sadakadan başka hiçbir sadakayı kabul etmez...” (Buhârî, Zekât 14, Tevhid, 57; Müslim, Zekât 63; Tirmizî, Zekât, 28, hadis no: 656; Nesâî, Zekât 48, hadis no: 2515; İbn Mâce, Zekât 28, hadis no: 1842)   “Allah, haramdan verilen hiçbir sadakayı ve abdestsiz (su veya toprakla temizlenmeden) de hiçbir namazı kabul etmez.” (Ebû Dâvud, Tahâre 31, hadis no: 59; Nesâî, Zekât 104, hadis no: 139; İbn Mâce, Tahâre 2, hadis no: 271-274; Dârimî, Tahâre 21, hadis no: 692)    "...Bir kimse ellerini semâya kaldırarak: 'Ya Rabbi, ya Rabbi, diye duâ eder. Halbuki, yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, kendisi haramla beslenmiş olursa, duâsı nasıl kabul edilir?" (Müslim, Zekât, 65; Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'an, 3173; Dârimî, Rikak 2720) “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyâmet günü gelmeden önce o kimseyle helâlleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir.) Şayet iyilikleri yoksa, kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.” (Buhârî, Mezâlim 10, Rikak 48) "Bir sürüye salınan iki aç kurdun sürüye verdiği zarar, kişinin mal ve şeref hırsıyla dine verdiği zarardan daha fazla değildir." (Tirmizî, Zühd 43, h. no: 2377) "Beyyine (delil) getirmek, (birine suç isnâd edip) iddiâ eden kimse üzerine; yemin de inkâr eden (dâvâlı konumundaki) kişinin üzerinedir." (Buhârî, Rehin 6; Müslim, Akdıye 1; Tirmizî, Ahkâm 12; İbn Mâce, Ahkâm 7) "Kim (başkalarının kusurlarını teşhir edip herkese) duyurursa, Allah da (onun kusurlarını) duyurur. Kim de riyâ yaparsa Allah da onun riyâsını ortaya çıkarır." (Buhârî, rikak 36; Müslim, Zühd 48, h. no: 2987) "Allah size, verilmesi gereken borcunuzu men etmeyi ve almaya hakkınız olmayan şeyi almayı haram kıldı." (Buhârî, İstikrâz, 22; Müslim, Akdıyye 10-14) "Kimin malının yanına (gasbetmek veya çalmak için) gidilir, bu maksatla mal sahibiyle mukatele edilir ve mal sahibi malını savunduğu için öldürülürse, o kimse şehittir ve ona cennet vardır." (Ahmed bin Hanbel, II/221-223) "Kim apaçık bir şekilde malı gasbederse (veya cebir kullanarak yağmalarsa) o kimse, Bizden değildir." (İbn Mâce, Fiten B. 3, h. no: 3935-3937; Ebû Dâvud, Cihad, B. 128, h. no: 2703-2705) "Zânî (zinâ yapan) bir kimse, zinâ yaptığı sırada mü'min olarak zinâ yapmaz, hırsız da çaldığı sırada mü'min olarak hırsızlık yapmaz. İçkici içki içtiği sırada mü'min olduğu halde içki içmez. İnsanların, onun yüzünden gözlerini kendine kaldıracakları kadar nazarlarında kıymetli olan bir şeyi mü'min olarak yağmalamaz." (Buhârî, Mezâlim 30, Eşribe 1, 20; Müslim, İman 100, h. no: 57; Ebû Dâvud, Sünnet 16, h. no: 4689; Tirmizî, İman 11, h. no: 2627; Nesâî, Sârık, 1, 8, 64)
"...Hırsız da, hırsızlık yaptığı sırada, mü'min olduğu halde hırsızlık etmez..." (Buhârî, Hudûd, 1; Müslim, İman 100; Ebû Dâvud, Sünnet, 16, h. no: 4689; Tirmizî, İman 11, h. no: 2760; Nesâî, Eşribe, 42, h. no: 5626; İbn Mâce, Fiten 3, h. no: 3936; Dârimî, Eşribe 4, h. no: 2112) "Bir kavimde gulûl (denen devlet malından hırsızlık) zuhûr ederse, Allah o kavmin kalplerine korku atar. Bir kavim içinde zinâ yayılırsa orada ölümler artar. Bir kavim, ölçü ve tartılarda (hile yaparak) miktarı azaltırsa Allah ondan rızkı keser. Bir kavmin (mahkemelerinde) haksız yere hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan yaygınlaşır. Bir kavim ahdinden dönüp gadre yer verirse, Allah onlara mutlaka düşmanlarını musallat eder." (Muvattâ, Cihad 26, h. no: 2, 460)
"Siz Allah'a hakkıyla tevekkül edebilseydiniz, sizleri de, kuşları  rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı: Sabahleyin aç çıkar, akşama tok dönerdiniz." (Tirmizî, Zühd 33, hadis no: 2345) "Öyle devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helâlden mi, haramdan mı olduğuna hiç aldırmayacak." (Buhârî, Büyû' 7, 23; Nesâî, Büyû' 2, -7, 243-). Rezîn şu ziyâdede bulunmuştur: "Böylelerinin hiçbir duâsı kabul edilmez." “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda ancak öldürmekle ve zorla mülke erişilir, ancak gasb ve cimrilikle zengin olunur, ancak dinden çıkmak ve hevâya uymakla sevgi kazanılır; kim bu zamana ulaşır da zengin olmaya gücü yettiği halde fakirliğe sabreder, sevgi kazanmaya gücü yettiği halde buğz olunmaya sabreder, izzete gücü yettiği halde alçaltılmaya sabrederse Allah kendisine beni doğrulayan elli doğrulayıcı sevabı verir.” (Naklen: Ali Ünal, Kur’an’da Temel Kavramlar, s. 444-445) "Bir kısım insan vardır, Allah'ın mülkünden haksız bir sûrette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, kıyâmet günü onlara  bir ateştir, başka değil." (Buhârî, Hums 7; Tirmizî, Zühd 41, hadis no: 2375) Rasûlullah (s.a.s.), seferi uzatıp saçı başı dağınık, toz toprak içinde kalan ve elini semâya kaldırıp: "Ey Rabbim, ey Rabbim" diye duâ eden bir yolcuyu zikredip dedi ki: "Bu yolcunun yediği haram, içtiği haram, giydiği  haramdır ve (netice itibariyle) haramla  beslenmektedir. Peki böyle bir kimsenin duasına nasıl icabet edilir?" buyurdular." (Müslim, Zekât 65, hadis no: 1015; Timizî, Tefsir Bakara, hadis no: 2992) "Kimin malı zulüm yoluyla elinden alınmak istenir ve bu yolda öldürülürse, o kimse şehiddir."  (Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, 17/320) "Birisinin malını kapıp kaçan kimsenin elini kesmek yoktur. Açıkta bulunan bir malı kapıp kaçan bir kimse, Bizden değildir." (Ebû Dâvud, Hudûd, B. 13, h. no: 4391) “(Kişi ve toplum haklarını kendi zimmetine geçirmek için) Rüşvet alana, verene ve aracı olana Allah lânet etsin!” (Câmiu’s Sağîr, 2/124) "Allah'ın lâneti rüşvet verenin ve alanın üzerinedir (veya üzerine olsun)!" (İbn M3ace, Ahkâm B. 2, h. no: 2313; Tirmizî, Ahkâm B. 9, h. no: 1351-1352; Ebû Dâvud, Akdıyye, B. 4, h. no: 3580) "On dirhemden aşağısında el kesilmez." (Ahmed bin Hanbel, II/204) "El, bir dinar veya on dirhem miktarı olan hırsızlık kesilir." (Ebû Dâvud, Hudûd 12; Tirmizî, Hudûd 16) "El, ancak kalkanın kıymetine denk bir miktardaki hırsızlıkta kesilir." (Buhârî, Hudûd, 13; Müslim, Hudûd 5; Şevkânî, Neylu'l-Evtâr, VII/140) Hz. Aişe (r. anhâ) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) zamanında, hırsızın eli, bir deri kalkanın değerinden daha düşük bir eşya için kesilmezdi. Kalkan, türs veya hacefe diye iki çeşitti, ikisinin de belli bir değeri vardı." (Buhârî, Hudûd 13; Müslim, Hudûd 5, h. no: 1684; Muvattâ, Hudûd 24, h. no: 2, 832; Tirmizî, Hudûd 16, h. no: 1445; Ebû Dâvud, Hudûd 11, h. no: 4383; Nesâî, Sârik 9, h. no: 8, 77-81). İbn Ömer (r.a.)  anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) üç dirhem kıymetindeki bir kalkanı çalan hırsızın elini kesti." (Buhârî, Hudûd 13; Müslim, Hudûd 6, h. no: 1684; Muvattâ, Hudûd 24, h. no: 2, 832; Tirmizî, Hudûd 16, h. no: 1445; Ebû Dâvud, Hudûd 11, h. no: 4484; Nesâî, Sârik 9, h. no: 8,77-82; Şevkânî, Neylu'l-Evtâr, VII/140) "Allah, bir yumurta çalıp da eli kesilen, bir ip çalıp da eli kesilen hırsıza lânet etsin." (Buhârî, Hudûd 13, 29; Müslim, Hudûd, 7, h. no: 1687; Nesâî, Sârik 1, h. no: 4844, 7, 65; İbn Mâce, Hudûd, 22, h. no: 2583). (A'meş der ki: "Buradaki yumurtadan maksadın demir topağı olduğu, bazı iplerin de üç ve daha fazla dirhem ettiği kanaatinde idiler.") Âişe (r. anhâ)'nin bir şeyi çalınmıştı, hırsız aleyhinde (bed)duâ ediyordu. Rasûlullah (s.a.s.) ona: "Hırsız aleyhinde yaptığın duâyı hafifletme" buyurdu. (Ebû Dâvud, Edeb 54, h. no: 4909) Ümeyye el-Mahzûmî (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.)'a bir hırsız getirildi. Suçunu itiraf etmişti. Ancak çaldığı eşya beraberinde bulunmadı. Rasûlullah (s.a.s.), (hadden kurtarmak maksadıyla): "Senin çaldığını zannetmiyorum"dedi. Hırsız: "Hayır çaldım" diye te'yid etti. (Rasûlullah) sözlerini aynı şekilde iki veya üç kere tekrar etti. Sonunda, elinin kesilmesini emretti ve kesildi. Sonra hırsız Rasûlullah (s.a.s.)'a getirildi. Efendimiz: "Allah'a tevbe ve istiğfarda bulun!" diye nasihat etti. Adamcağız: "Allah'a tevbe ediyor, O'ndan mağfiret diliyorum" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) da: "Allahım, onu mağfiret et!"diyerek üç kere duâda bulundu." (Ebû Dâvud, Hudûd 8, h. no: 4380; Nesâî, Sârik 3, h. no: 8, 67) "Kalem üç kişiden kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, ihtilâm oluncaya kadar çocuktan, aklı erinceye kadar mecnundan." (Ebû Dâvud, Hudûd 16, h. no: 4398, 4403; Tirmizî, Hudûd 7, h. no: 1423; Nesâî, Talâk 21, h. no: 6, 156) (Ebû Dâvud, diğer bir rivâyette şu ziyâdeyi kaydetmiştir: "...yaş sebebiyle aklı fesâda uğrayandan..." Ebû Ümâme (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) ile beraber mescidde idik. O esnada bir adam geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü, ben bir hadd işledim, bana cezasını ver!" dedi, Rasûlullah adama cevap vermedi. Adam talebini tekrar etti. (s.a.s.) yine sükut buyurdu. Derken (namaz vakti girdi ve) namaz kılındı. Rasûlullah (s.a.s.) namazdan çıkınca adam yine peşine düştü, ben de adamı takip ettim. Ona ne cevap vereceğini işitmek istiyordum. Efendimiz adama: "Evinden çıkınca abdest almış, abdestini de güzel yapmış mıydın?" buyurdu. O: "Evet ey Allah'ın Rasûlü!" dedi. Efendimiz: "Sonra da bizimle namaz kıldın mı?" diye sordu. Adam: "Evet ey Allah'ın Rasûlü!" deyince, Efendimiz: "Öyleyse Allah Teâlâ haddini -veya günahını demişti- affetti" buyurdu." (Buhârî, Hudûd 27; Müslim, Tevbe 44, 45, h. no: 2764, 2765; Ebû Dâvud, Hudûd 9, h. no: 4381) Enes (r.a.) anlatıyor: "Ben Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanında idim. Bir adam huzuruna gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü, dedi, ben bir hadd (suçu) işledim, cezasını tatbik et!" Rasûlullah (s.a.s.) adama (birşey) sormadı. Derken namaz vakti girdi. Rasûlullah'la birlikte o da namaz kıldı. (s.a.s.) namazını tamamlayınca, adam yanına geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! dedi, ben hadd (çeşidine giren bir suç) işledim. Bana Allah'ın Kitabını tatbik et!" Efendimiz: "Sen bizimle birlikte namazını eda etmedin mi?" diye sordu. Adam: "Evet!" dedi. Efendimiz: "Öyleyse git. Zîra Allah, senin günahını affetti" veya "hadd'ini affetti" dedi." (Buhârî, Hudûd 17; Müslim, Tevbe 44, 45, h. no: 2764, 2765, Hudûd 24, h. no: 1696) Nu'man İbn Mürre (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.): "İçki içen, zinâ  yapan ve hırsızlıkta bulunan kimse hakkında ne dersiniz?" diye sordu. Bu sual, bunlar hakkında henüz hadd cezası gelmezden önce sorulmuştu. "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir!" diye cevap verdiler. (s.a.s.): "Bu fiiller ağır suçtur, onlar hakkında ceza vardır. Hırsızlığın en kötüsü de namazını çalmaktır" buyurdu. Bunun üzerine: "Yâ Rasûlullah, kişi namazını nasıl çalar?" diye sordular. Şu cevabı verdi: "Rükûsunu ve secdelerini tamamlamaz." (Muvattâ, Kasru's-Salât 72, h. no: 1,167) Âişe  (r. anhâ) şöyle anlatır: "Kureyş'in Mahzun soyundan olup da hırsızlık etmiş bulunan bir kadının durumu, Kureyş'e hayli üzüntü vermişti. Onlar: 'Bu kadını cezâdan af husûsunda Rasûlullah ile kim konuşabilir? Bu hususta kelâm etmeye Rasûlullah'ın sevgili (ashâbı) olan Usâme'den başka kim cesâret edebilir ki?' dediler. Nihâyet Usâme, bu hususta Rasûlullah ile konuştu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Allah'ın tâyin ettiği cezâlardan bir cezâ husûsunda şefaat mi ediyorsun?" buyurdu. Sonra ayağa kalkıp bir hutbe/hitâbe yaparak şöyle buyurdu: "Ey insanlar, sizden evvelki (ümmet)ler, ancak şu sebepten sapmışlardır: Onlar, aralarında şerefli bir kimse çaldığı zaman onu, bırakırlardı da, zayıf olan çaldığı zaman ona, cezâ uygularlardı. Allah'a yemin ederim ki, eğer Muhammed'in kızı Fâtıma çalmış olsaydı, muhakkak onun elini de keserdim!" (Buhârî, Hudûd 12, Enbiyâ 54, Fedâilu Ashâb 77; Müslim, Hudûd 8, 9; Nesâî, Kat'u's-Sârik Bâb 6, h. no: 4864-4873; Ebû Dâvud, Hudûd 4, h. no: 4396-4397; Tirmizî, Hudûd, B 6, h. no: 1454; İbn Mâce, Hudûd, B. 6, h. no: 2547-2548) Mes'ud İbn'l-Esved (r.a.) anlatıyor: "(Fâtıma isimli) kadın, Rasûlullah (s.a.s.)'ın evinden kadifeyi çalınca biz bunu büyük bir hadise olarak değerlendirdik. Kadın Kureyş'ten (taşınmış) birisiydi. Lehinde konuşmak üzere Rasûlullah'a geldik: "Biz onun cezasına mukabil kırk okiyyelik fidye verelim" dedik. (s.a.s.): "Cezasını çekerek temizlenmesi onun için daha hayırlıdır" buyurdular. Biz Rasûlullah (s.a.s.)'ın sözündeki yumuşaklığı görünce, Üsâme'ye geldik ve: "Git, kadın lehine Rasûlullah'a konuş (da eli kesilmesin)" dedik. Rasûlullah (s.a.s.) bu hali görünce (sertleşti ve) hutbe irad etmek üzere ayağa kalktı, şöyle söyledi: "Aziz ve Celil olan Allah'ın câriyelerinden bir câriyeye terettüp eden Allah'ın haddlerinden birini (tatbik etmemem için) üzerimde niye bu kadar ısrar ediyorsunuz? Muhammed'in nefsini kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun! Eğer o kadının tenezzül ettiği şeye (hırsızlığa) Muhammed'in kızı Fâtıma tenezzül etseydi Muhammed (hiç çekinmeden) onun elini mutlaka keserdi." "Kimin şefaati, Allah'ın emri olan haddlerden birinin yerine gelmesine engel olursa, Allah'ın emrine zıt hareket etmiş olur ve kim haksız olduğunu bile bile bir şeyde mücâdele ederse, bu mücâdeleden vazgeçinceye kadar Allah'ın gazabındadır. Bir kimse, mü'minde olmayan bir sıfatı, mü'min hakkında söylerse Allah onu, bu sözden tevbe edinceye kadar ateşte yananların vücudundan akan pislikle çamurlanmış yerde yerleştirir." (Ebû Dâvud, Akdıyye B. 14, h. no: 3597) Urve bin Zübeyr, şunu anlatır: "Bir kadın, Fetih Gazvesinde hırsızlık yapmıştı. Akabinde bu kadın, Rasûlullah'a getirildi. Sonra Rasûlullah emretti de, kadının eli kesildi. Âişe (r. anhâ) dedi ki: 'Sonra bu kadının tevbesi güzel oldu ve evlendi. Bu kadın, bundan sonra bana gelirdi. Ben de, onun hâcetini Rasûlullah'a yükseltirdim (arz ederdim)." (Buhârî, Şehâdet 13; Nesâî, Kat'u's-Sârik B. 6, h. no: 4873) Enes (r.a.) anlatıyor: "Ukl ve Ureyne kabilelerinden bir grup insan Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanına gelip: 'Ey Allah'ın Resûlü! Biz hayvancılıkla uğraşıp sütle beslenen (çöl) insanlarıyız, (çift-çubukla uğraşan) köylüler değiliz" dediler. Bu sözleriyle, Medine'nin havasının kendilerine iyi gelmediğini ifàde ettiler. Rasûlullah, onlara (hazineye ait) develerin ve çobanın (bulunduğu yeri) tavsiye etti. Kendilerine oraya gitmelerini, develerin sütlerinden ve bevillerinden içmelerini söyledi. Gittiler, Harra bölgesine varınca, İslâm'dan irtidâd ettiler. Hz. Peygamber (s.a.s.)'ın çobanını da öldürüp develeri sürdüler. Haber, Hz. Peygamber (s.a.s.)'e ulaştı. Rasûlullah, derhal arkadaşlarından takipçi çıkardı (yakalanıp getirildiler). Gözlerinin oyulmasını, ellerinin kesilmesini ve Harra'nın bir kenarına atılmalarını ve o şekilde ölüme terkedilmelerini emretti." (Buhârî, Muhâribin 16, 17, 18, Diyât 22, Vudû' 66, Zekât 68, Cihâd 152, Meğâzî 36, Tefsir, Mâide 5, Tıbb 5, 6, 29; Müslim, Kasâme 9, h. no: 1671; Tirmizî, Tahâret 55, h. no: 72, At'ıme 38, h. no: 1846; Ebû Dâvud, Hudûd 3, h. no: 4364-4371; Nesâî, Tahrimu'd-Dem 7, h. no: 7, 93-98; İbn Mâce, Hudûd 20, h. no: 2578) Ebû'z-Zinâd (merhum) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) develerini çalanların (el ve ayaklarını) kestiği, gözlerini de ateşle oyduğu zaman, Allah Zülcelâl, Hz. Peygamber'i itab etti ve bu mesele üzerine şu âyeti inzâl buyurdu: "Allah ve Resûlü'ne harp açanların cezası..:" (5/Mâide, 33). (Ebû Dâvud, Hudûd 3, h. no: 4370; Nesâî, Tahrîmu'd-Dem 7, h. no: 7,100). Fudâle bin Ubeyd diyor ki: "Rasûlullah (s.a.s.)'a bir hırsız getirilerek (suçu sâbit olması üzerine) eli kesildi ve sonra verilen emre binâen o kesik el, hırsızın boynuna takıldı." (Tirmizî, Hudûd, B. 17, h. no: 1473; Ebû Dâvud, Hudûd B. 21, h. no: 4411; İbn Mâce, Hudûd B. 22, h. no: 2587; Nesâî, Kat'u's-Sârik, B. 18, h. no: 4949-4950) Safvân (bin Umeyye r.a.)'ın anlattığına göre: Bir kere kendisi, Mescid-i Nebevî'de ridâsını (abasını) başına yastık edip uyumuş ve ridâsı, başının altından alınmıştı. Sonra Safvân, hırsızı yakalayıp Rasûlullah (s.a.s.)'a götürmüş, Rasûlullah (s.a.s.) da, (suçu sâbit görülen) hırsızın elinin kesilmesini emretmiştir. Bunun üzerine Safvân: 'Yâ Rasûlallah, ben bunu (yani elinin kesilmesini), istemedim. Ridam ona sadaka olsun' deyince, Rasûlullah (s.a.s.), Safvân'a: "Adamı, bana getirmeden önce (bu işi) yapmalıydın)." buyurdu. (Ve hırsızın elini kestirdi.) (İbn Mâce, Hudûd, B. 28, h. no: 2595; Ebû Dâvud, Hudûd, B: 14, h. no: 4394; Nesâî, Kat'u's-Sârik, B: 5, h. no: 4852-4855; Dârimî, Hudûd, B. 3, h. no: 2304; Muvattâ, Hudûd, 28) "Had (muayyen cezâ) icap eden dâvâlarınızda -huzuruma gelmeden- kendi aranızda anlaşın. Bu dâvâlar, bana getirilince hüküm vermem vâcip olur." (Nesâî, Kat'u's-Sârik B. 5, h. no: 4856-4857; Ebû Dâvud, Hudûd, B. 5, h. no: 4376) Ebû Abdurrahman oğlu Rebia anlatır: "Ashâbdan Zübeyr bin Avvam, hırsız yakalamış bir adamla karşılaştı. Bu adam, hırsızı hâkime götürmek istiyordu. Zübeyr, adamın hırsızı serbest bırakması için şefaatçi olunca, adam: 'Hayır, hâkime götürmeden dâvâmdan vazgeçmem' dedi. Bunun üzerine Zübeyr: 'Onu, hâkimin huzuruna götürünce, Allah, onu kurtarmaya çalışana da ve bunu kabul edene de lânet etsin (huzura çıkınca dâvâdan vazgeçsen de eli kesilir)' dedi." (Muvattâ, Hudûd 29) Abdurrahman'ın babası Kasım şöyle nakleder: "Yemen ahâlisinden eli ve ayağı kesik bir adam gelip Hz. Ebû Bekir'e misâfir oldu ve Yemen vâlisinin kendisine zulmettiğinden şikâyet etti. Bu adam, geceleyin namaz da kılıyordu. Hz. Ebû Bekir (bunu görünce): 'Yemin ederim, senin gecen, hırsızın gecesi gibi değil' dedi. Sonra Hz. Ebû Bekir (r.a.)'in hanımı Umeys kızı Esmâ'nın gerdanlığını kaybettiler. Adam da, onlarla beraber gerdanlığı arıyordu ve: 'Ey Allah'ım, şu güzel, hayırlı aileye geceleyin baskın yapıp gerdanlığı alanın durumunu sana havâle ediyorum' diye bedduâda bulunuyordu. Daha sonra gerdanlığı bir kuyumcuda buldular. Kuyumcu, kendisine eli-ayağı kesik adamın getirdiğini iddiâ etti. O da, suçunu itiraf edince, ya da onun çaldığına dair şâhit bulununca Hz. Ebû Bekir, emir verdi, adamın sol eli de kesildi. Hz. Ebû Bekir: 'Vallahi, bana göre adamın kendi aleyhinde bedduâda bulunması, hırsızlığından daha kötü' dedi." (Muvattâ, Hudûd, 30) Ebû Ümeyye (r.a.)'den: "Bir hırsız, Rasûlullah (s.a.s.)'ın huzuruna getirildi. Hırsız, suçuna sıhhatli bir şekilde itiraf etti. Fakat çalınan eşya onun beraberinde, yanında bulunmamıştı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.) (kendisine hitâben): "Senin çaldığını zannetmiyorum" buyurdu. Hırsız: 'Bilâkis (ben çaldım)' dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.)'ın emriyle onun eli kesildi. Sonra Rasûlullah (s.a.s.) (hırsıza): "De ki: 'Ben Allah'tan mağfiret dilerim ve O'na dönüş yaparım" buyurdu. Hırsız: 'Ben, Allah'tan mağfiret dilerim ve O'na dönüş yaparım' dedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) de iki kez: "Allah'ım, onun tevbesini kabul eyle" diye duâ etti. (İbn Mâce, Hudûd, B. 29, h. no: 2597; Ebû Dâvud, Hudûd, B. 8, h. no: 4380; Nesâî, Kat'u's-Sârik, B. 3, h. no: 4848; Dârimî, Hudûd, B. 6, h. no: 2308) Sa'lebî el-Ensârî (r.a.) da, şu olayı anlatıyor: "Amr bin Semire bin Habib bin Abdi Şems (r.a.), Rasûlullah (s.a.s.)'in yanına gelerek: 'Yâ Rasûlallah, falanın oğullarına âit bir deveyi çaldım. (Cezâmı vermekle) beni (günahtan) temizle' dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.), (Amr'ın dediği) kabileye adam göndererek soruşturdu. Adamlar: 'Gerçekten, bir devemizi bulamadık' dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.)'ın emriyle Amr'ın eli kesildi. Sa'lebe demiştir ki: 'Amr'ın eli kesilip yere düştüğü zaman ben, ona bakıyordum. Kendisi, şöyle söylüyordu: '(Ey hırsızlık yapan el,) beni senden temizleyen Allah'a hamd olsun! Sen, cesedimi cehennem ateşine sokmak istedin." (İbn Mâce, Hudûd, B. 4, h. no: 2588) Abdullah bin Amr (r.a.)'dan: "Rasûlullah (s.a.s.)'dan dallarına asılı hurmanın hükmünde soruldu. Rasûlullah (s.a.s.): "Muhtaç olan bir kimse, eteğine doldurmaksızın ağzına isâbet edip yediği şeyden dolayı bir şey lâzım gelmez. Ama kim ondan bir şey almış olarak çıkarsa, iki misli ödemesi ve cezâ gerekir. Koru altına alındıktan sonra kim ondan bir şey çalar, kıymeti de bir kalkan kıymetine ererse, onun eli kesilir. Ama kim bundan daha az bir şey çalarsa, çaldığının iki mislini ödemesi ve ukubat (ibret sopası) lâzım gelir." (Ebû Dâvud, Hudûd, B. 12, h. no: 4390; İbn Mâce, Hudûd, B. 28, h. no: 2596; Nesâî, Kat'u's-Sârik, B. 12, h. no: 4925-4926; Tirmizî, Büyû', B. 54, h. no: 1303-1304) "Hırsızın eli, dörtte bir dinar ve daha fazla kıymette mal çaldığı zaman kesilir." (Buhârî, Hudûd, 18, 19, 20; Müslim, Hudûd, 1; İbn Mâce, Hudûd, B. 22, h. no: 2585; Nesâî, Kat'u's-Sârik B. 9, h. no: 4884-4908; Ebû Dâvud, Hudûd B. 11, h. no: 4384; Tirmizî, Hudûd, B. 16, h. no: 1471; Muvattâ, Hudûd, 24-25; Dârimî, Hudûd, B. 4, h. no: 2305) (Dörtte bir dinar: Çeyrek altın; -ya da on dirhem gümüş-)   "(Üç dirhemlik) kalkan değerinde (bir malın çalınmasıyla) hırsızın eli kesilir." İbn Abbas (r.a.) anlatıyor: "Humusa ait kölelerden biri humus malından çalmıştı. Bu hâdise Resulullah'a haber verildi. Hırsızın elini kesmedi. "(Hepsi de) Allah Teâlâ'nın malıdır, bazısı bazısını çalmıştır" buyurdular." "Muhtelis (yankesici) kimseye el kesme cezası verilmez (başka ta’zîr cezâsı verilir)." "Ne meyve sebebiyle ne de keser (denen hurma göbeği) hırsızlığı sebebiyle el kesilmez." İbn Şu'ayb an ebihi an ceddihi (r.a.) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) mescidlerde hadd uygulanmasını yasakladı." "On kamçıdan fazla ta'zir cezası vermeyin."


Son takip: 09.12.2019 - 02:54
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Ağlamanın Zıddı; Gülme . · a- Puta tapmak · A. Hz. Peygamber'i Küçük Düşürücü Faaliyetler · b) Mâlî Durum · b- Alay Etmek, Ayıplamak, Ad Takmak · b- Allah'ın Ayetlerini Yalanlama · b- Ehl-i Kitaba · B- Fısk’a Düşmenin (Fasık Olmanın) Sonuçları · c) Gizli Korku · c- Genel Olarak Değer Yargılarında Hâkimiyet · c- Mûsâ Bihte/Vasiyet Edilen Şeyde Bulunması Gereken Şartlar · c- Ruh Çağırma Adı Verilen Cincilik · d) Koruma · c- Emniyetin Sağlanmış Olması · D- İhvanü's-Safâ. (Temiz Kardeşler-İslâm Ansiklopedistleri) · d- İrtidat Edenler · d- Tevbelerinin Kabul Görmesi · Dalalet · e) Haram Madde ile Tedâvi · e) Maddi Hazırlık.
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber