sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Arâis-i Hak
· İnhinâ
·
· 4- Şiddetli Geçimsizlik ve Kötü Muâmele
· 3-) Şirk-i Takrib
· Hevânın İlâh Haline Getirilmesi
· 2- Âhiretin Şehid
· İnkarci Kavimler
· Sadakat Gösterememeleri
· Kehânetin Hükmü
· İlâh’ın Kur’an’daki Iki Mânâsı
· d. Saygısız Müdâhale
· 3- Toplumda Tevhid
· 2- Tevhid, Bir İnkılâp Projesidir
· 17. Fedakârdır

Son Okunanlar
· Hırsızlık ve Günümüz.
· Nefis Tezkiyesi
· Tasavvuf Etkisiyle Velî ve Evliyâ Kavramlarında Anlam Kayması
· Fıkıhta Necâset
· Sosyal Adâlet
· VAHDET (HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE SARILMAK)
· İMAM... İmam; Anlam ve Mâhiyeti
· 5- Kureyşli Olması
· Yol ve Yolculuk Üzerine Düşünceler
· Âilede Haklar ve Görevler



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Hırsızlık ve Günümüz.

Hırsızlık ve Günümüz
Hırsızlık ve Günümüz   "Hırsız" kelimesinin aslı, "hayırsız" kelimesinin bozulmasından oluşmuş olan bir anlama sahiptir. Hayırsız, uğursuz anlamına gelir. İkinci bir değerlendirmeye göre; "ır" utanma, sıkılma demektir. "Irlı": Utanan, saygılı anlamına gelir, "ırsız" da utanmaz, sıkılmaz, saygısız anlamına. Irlı> hırlı, ırsız> hırsız. Bir Türk topluluğu olan Kırgız'ların ılgarcı, saldırıcı, alıp kaçıcı olmalarından hırsız anlamında "Kırgız" dendiği ve kelimenin k>h dönüşümü ile hırsız şekline geldiği de ihtimaldir. Eski Türkçe'de hırsız anlamında uğru, hırsızlık anlamında da uğrulamak kelimeleri kullanılırdı. "Uğru" gizli, saklı demektir; gizli iş gören, hırsız, çalıcı, uğrayıp alıcı demektir. Anlam genişlemesiyle uğradığını (karşısına çıkanı) alıp götüren, çalan, ılgarlayıp kaçan kimse anlamında kullanılmıştır. Ilgar ve ılgaz kelimeleri de "ılgamak" (atla dört nala gitmek, hızlanmak)tan geldiği, kök anlamının il almak, yani bir yere saldırmak, atla bir yere akın etmek anlamına geldiği bilinir. Ilgaz ve ılgar kelimeleri de saldırı, akın demektir. Bu kelimelerin Kırgız kelimesiyle birlikte eski Türklerin yaşayışı ve başka kavimlere saldırısı, dolayısıyla onların mallarını (ganimet kabul ederek) ılgarladığı, saldırıp alıp kaçıcı özellikleriyle ilgili olduğu tarihî özellikleriyle de uyum içindedir.    İslâm'da mal ve mülk anlayışı, dünyanın sınav alanı olduğu bilinci, Allah korkusu ve haram inancı, bir müslümanın hangi yönetim içinde ve hangi sosyal çevre içinde olursa olsun, her çeşit hırsızlığa giden yolu cehennem gibi görüp sakınmasını sağlar. Mülkün Sahibi'nin dilediğine dilediği kadar emânet olarak verdiğine (3/Âl-i İmrân, 26) râzı olmayıp kendine verilenle yetinmeyerek başkasının hakkını gasbetmeye kalkışması birkaç yönden Mâlikü'l-Mülk'e isyandır. İslâm hukukunda hırsızlığın cezâsı son derece ağır olmakla birlikte, İslâm hukukçuları suçun oluşmasını ve cezânın uygulanmasını çok sıkı şartlara bağlamış, bu şartlardan birinin bulunmaması veya şüpheli olması durumunda had cezâsının düşmesi ilkesini benimsemiş, bunlara ilâveten toplumda kişileri hırsızlık suçunu işlemeye iten sebeplerin de en aza indirilmesi yönünde bir dizi tedbirden söz etmişlerdir. Bundan dolayı ilk İslâm toplumunda hırsızlık olaylarının eskiye oranla bir hayli azaldığı, Hz. Peygamber ve Hulefâ-yı Râşidîn dönemlerinde el kesme cezâsı uygulamasının çok az sayıdaki olayla sınırlı kaldığı görülür. Fakîhlerin ortaklaşa ifâdelerine göre hırsızlık için öngörülen cezâ işlenen suçun ağırlığına denk, ibret verici yönü bulunan, hem hırsızlığa teşebbüs ve niyet eden kimseyi caydıracak, ıslah edecek ve gerekli tedbirleri almaya zorlayacak nitelikte bir cezâdır. Öte yandan hırsızlık suçuna cezâ uygulamak amaç değil, belki son çaredir. Önemli olan hırsızlığı besleyen veya kamçılayan sosyal dengesizliği, iktisadî ve mânevî sıkıntıları, ihtirası, eğitimsizliği, ahlâkî çöküntüyü ortadan kaldırmak, lüks ve israfı makul bir dereceye kadar azaltmaktır. Şartlar iyileştirildikten ve gerekli tedbirler alındıktan sonra işlenen hırsızlık suçunun cezâlandırılması da adâletin gereği ve İslâm'ın toplum düzenini ve hakların himâyesini sağlamadaki kararlılığının bir parçasıdır. İslâm'ın hırsızlık suçuna karşı koyduğu cezâ üzerinde öteden beri dedikodu edilmiş, bunun ağır ve ilkel olduğundan bahsedenler çıkabilmiştir. Ancak başka düzenlerin hırsızlığa karşı uyguladıkları cezâların hiçbir fayda vermediği, cezâevlerinde hırsızlık sanatının inceliklerini öğrenen hırsızların çıktıktan sonra aynı işe devam ettikleri görülmektedir. Eğer bu suç kesin olarak önlenmek isteniyorsa iki yoldan gidilecektir: Eğitim ve cezâ. İslâm, insanları ıslah için eğitim metodlarının en mükemmelini getirmiştir. Buna rağmen hırsızlık eden kimse ya açlık zarûreti ile bunu yapmıştır, yahut da böyle bir zarûret yoktur. Birinci halde el kesme cezâsı bahis konusu değildir. İkinci halde de durum mahkemeye intikal etmeden hırsızın tevbe ederek malı iâde etmesi, bazı ictihadlara göre mal sahibinin affetmesi, cezâ hükmünden önce hırsızın, çaldığı mala, meşrû bir yoldan mâlik olması gibi sebeplerle cezâ düşmektedir. Buna göre zikredilen cezânın uygulanması hayli nâdir olacak, fakat hırsızların ensesinde bekleyen bir kılıç gibi suçu engelleyecektir. İslâm'a iftirâ ile karışık düşmanlık yapanların hırsızdan yana tavır alıp, onun yaptığını hoşgörüp en fazla, hırsızlığı basit bir hata şeklinde değerlendirerek İslâm'ın hırsıza öngördüğü cezâyı eleştirenlerin yargı ve tavırlarında kasıt ve ihânet derecesinde, hem de bir değil, birçok yönden yanlışlık vardır. Bu tip insanlar: "Aç bir kimse bir ekmek çalıyor, İslâm bunun elini kesiyor!" diyebiliyor. Bu tür iftirâların neresini nasıl düzelteceksiniz? Bu tür karalamalarda bulunup İslâm'a çamur atmaya kalkacak kadar ahmaklaşanların derdi üzüm yemek değil, bağcı dövmektir. Onların hemen tamamı, câhilliklerinden dolayı bu tür iddiâlarda bulunmuş değiller, tam tersine bilinçli olarak İslâm düşmanlığının yansıması olarak İslâm'a iftirâ, câhil halkı İslâm'dan soğutmak, zâlim düzenlerden ve hırsızlardan yana yer almak şeklinde bilinçli bir tavrı seçmişlerdir. O yüzden onlara anlayacağı dilden anlatmak gerekmektedir. Bu tür insanların büyük ihtimalle gocundukları bir yaraları vardır; o yüzden mazlum ve mağdûru değil de zâlimi (yani kendilerini) savunmaktadırlar. İslâm şeriatına, yani İslâm hukukuna düşmanlıkları ve İslâmî devlet isteyenlere tavırları bundan dolayıdır. Toplumun mal ve can güvenliğine saldıranlara karşı hak ettikleri âdil cezâlar İslâm dışı rejimlerde olmaz. Çünkü "...Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler zâlimlerin ta kendileridir." (5/Mâide, 45). Zâlim yöneticilerin, zâlimlere hak ettikleri cezâyı vermeleri beklenemez. Onlar hırsızlara ve her çeşit zâlimlere arka çıkarken mazlumlara ve mağdur halka zulmetmiş olmaktadırlar. Gayri İslâmî düzenlerde hırsızların yaptıklarının yanına kâr kalmasından da öte, bunların toplumda imrenilen kişiler olarak takdir edilmesi, toplumda etkili, yetkili ve saygın konuma gelmelerinden dolayı hırsızlar, soyguncular, vurguncular, yolsuzluk yapanlar, hortumcular ve yandaşları beşerî zâlim düzenlerin yılmaz savunucularıdır. Elbette bu kimseler Şeriatın gelmesini istemeyeceklerdir. Medyanın, düzende etkin ve yetkin kimi çevrelerin Şeriata/İslâmî yönetime karşı çıkıp düşmanlık yapmaları, saldırıp iftirâlarla karalamaya çalışmalarının temel sebeplerinden biri, fakir halkın kanını emen bu vampirlerin sömürü hortumlarının kendi elleriyle birlikte kesilecek olma korkusudur. Düşünün, adam hayatı boyunca çalışıp çabalıyor. Dişinden tırnağından artırıp zorla biriktirerek bir köşeye parasını koyuyor. Hırsızın biri de, bir ömürlük birikimi bir saatte heder edip gidiyor. Almanya'da yıllarca çok zor şartlar altında çalışan bir işçiyi düşünün. Yaz mevsimi olmuş, Türkiye'ye izne geliyor. Parasıyla yatırım yapabileceğini düşündüğü için parasını da getirmiş. Daha havaalanında veya otele giderken tüm paralarını hırsızın biri çalıyor. Bu mağdur insan sizin yakınınız olsaydı, amcanız, babanız, ya da kendiniz... Hırsızın nasıl cezâlandırılmasını isterdiniz?             Tüm beşerî düzenlerde hırsızlığa giden yollar tıkanmak şöyle dursun, ekonomik adâletsizliklerle, haksız kazancın câzip gösterilmesiyle, bin bir çeşit özendirmeyle, tüketim toplumuna dönüştürülen ve zenginliğin her şey olduğu anlayış(sızlığ)ıyla özetlenebilecek kapitalizmin tek dünya görüşü olarak dayatılmasıyla, ahlâk ve Allah korkusu kalplerden silindirildiği bir siyasî ve sosyal yapı ile hırsızlık teşvik edilmiş, nice insana "başka alternatifim yok ki!" diyecek bahaneler icat edilmiştir. Fırsatı olduğu halde çalmayan, kumar oynamayan, şansını "şans oyunları" diye mâsum gösterilen piyango ve çekilişlere bağlamayanlar "enâyi" sayılmaya başlanmıştır. Günümüzdeki tüm İslâm dışı yönetimlerde hırsızlığın cezâsı kısa süreli hapistir. Bu tür cezâların caydırıcı olmadığı, hırsızlık sayısının ve çeşitlerinin devamlı artmasından tespit edilebilir. Türk cezâ kanununda, hırsızlık suçunun basit biçiminin cezâsı altı aydan üç yıla kadar hapistir. Kapkaç suçunun cezâsı da altı ay hapistir. İnfaz yasasına göre, bu müddetlerin yaklaşık üçte biri uygulanır. Yani kapkaçtan nasılsa yakalanan bir kişi, bu suçu ispat edilmiş, araya birileri girmemiş, işini halledememiş ise iki ay yatar, içeride daha büyük hırsızlığın nasıl yapılacağını öğrenecek şekilde büyük hırsızlar tarafından koğuşlarda gönüllü verilen derslere katılır, uzmanlaşarak topluma döner. Sonra artık, o kapkaççı veya hırsız değildir, "bey"dir, "sayın"dır, "hatırlı kişi"dir. Bu unvanlar, eski mesleğini yapmadaki uzmanlığıyla yakından ilgilidir, "hortumlama"cılığa terfi etmenin bu düzendeki ödülüdür. Bunlar hemen hiç yakalanmaz, yakalansa da (tek-tük istisnâ dışında) mahkûm olmaz, olsa bile içeride çok kısa süreyle ve özel şekilde "bey" gibi, "ağa" gibi ağırlanır. Şu veya bu şekilde, şu veya bu işinde ortaklık bağlarıyla bağlı olduğu etkili ve yetkili kişilerin yardımını görür. Dışarıdan ve içeriden bolca destek görür. Tekrar, ama yakalanma hatası yapmayarak kaldığı yerden işine devam etmek üzere toplumun içine (veya başına) döner. Ziya Paşa şöyle der: "Milyonla çalan mesned-i izzette serefrâz, / Birkaç kuruşu mürtekibin câyı kürektir!" (Ziya Paşa). Bir düşünür de daha kökeni işaret eder: "Küçük hırsızları asıp yok ederler. Büyükleri çok ilerlemiştir, ülkeyi yönetiyorlar." "Allah'ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermeyen kimselere vermeyin..." (4/Nisâ, 5) İnsanlarda sağlam bir iman ve ona dayalı ahlâk ve Allah korkusu olmadığı için, bu tür kişilerin yaşadığı toplumlar hırsız ve hırsız adayları toplumudur. Câhiliyye toplumu, İslâm'ın anladığı anlamda hak-hukuktan, adâlet ve insanî değerlerden uzak bir toplumdur. Dövizcide para bozduran, "sarraf"tan (yanlış olarak "kuyumcu" denmekte) çıkan kimsenin emniyeti, mal ve hatta can güvenliği yoktur. Elinde çanta ile pazarda, mahallede dolaşan bir kadın her an çantasını kaptırmaktan endişe duymakta, bir kapkaççı dehşetinden emin olamamaktadır. Nice veznedar, biraz cesursa, fırsatını yakaladığı ve kılıfını hazırladığında, kendisine emânet edilmiş paraları zimmetine geçirmekten çekinmeyecektir. Bunca zengin hortumcunun niye banka sahibi olmak istediğini yirmi civarında banka boşaltma olayından sonra artık herkes bilmektedir. Allah, bu banka sahibi hortumcuları fâizcilere musallat etmektedir. Kur'ân-ı Kerim'de fâizi (n gelirini) Allah'ın mahvedeceği (2/Bakara, 276) belirtilir. Bankaya para yatırmak, hırsıza veya görünmeyen hırsız olan enflasyona, ya da hastalık gibi para kemiren âfetlere dâvetiye çıkartmaktır. Fâizcinin dünyada bile huzuru yakalayabileceği mümkün değildir. Silâhlı gasp ve hırsızlık çeteleri de insanların mal ve can güvenliklerini devamlı tehdit edebilmektedir. Başta sinemalar ve televizyon kanallarındaki filmler, nasıl soygun yapılabileceğini hem de özendirerek öğretmekte, halk da ilimden değil filmden etkilendiği için hayran olduğu sanatçılara soygun rolünde de benzemeye çalışmaktadır. Hırsızlık çeteleri küçük yaştaki çocukları da ağlarına düşürmekte, bunları da kirli emellerine âlet edebilmektedir. "Ey iman edenler, mallarınızı aranızda bâtıla (doğru olmayan yollarla, haksız yere) yemeyin. Kendi rızânızla yaptığınız ticaret olursa başka. Nefislerinizi de öldürmeyin. Doğrusu Allah, size karşı çok merhametlidir." (4/Nisâ, 29). Bu âyette, karşılıklı rızâya dayalı ticaretin dışında, insanların, birbirlerinin mallarını bâtıl yollarla yemeleri ve birbirlerini öldürmeleri yasaklanmaktadır. Tefecilik, kumar, rüşvet, gasb, çalma, hiyânet gibi hileli kazanç yollarının hepsi bâtıldır. Bu tür yollarla para kazanmak haramdır. “Aldatan kimse bizden değildir!” (Müslim, İman 43, hadis no: 164; Tirmizî, Büyû’ 74; İbn Mâce, Ticârât 36). İnsanın dünyevî olarak zarûrî ihtiyacı, beslenme/gıda, giyinme/tesettür ve ev/barınmadan ibaret olduğu ve bu gereksinmelerini israfa ve lükse kaçmadan helâl yoldan temin etmesi, kalan birikimlerini infak etmesi gerektiği halde, tüketim toplumunun bir ferdi olarak insan, günümüzde ihtiyaç labirentinde yolunu şaşırmaktadır. Alınır, tüketilir, tekrar alınır, alınır... Ömür biter, alınacaklar ve ihtiyaçlar(!) bitmez.
İnsanımız artık aklıyla değil; bin bir çeşit göz alıcı illüzyonlarla tahrik edilen “doymak bilmeyen gözleriyle” düşünüyor, daha doğrusu düşündüğünü zannediyor. Çarşılar, pazarlar, marketler, vitrinler de insanın bu midesi olmayan gözlerine nasıl hitap ediyor? Başkalarına (kendinden maddî yönden öndekilere) bakıyor bu gözüyle düşünen insan ve mukayese ediyor: “Onda var, bende niye yok?” ve daha çok harcamak için daha çok çalışması, çalışması, çalışması gerektiğini görüyor. Sonra bakıyor ki, çalışarak kazanılan para “ihtiyaç” maskesini takmış “gereksiz” veya “olmasa da olur”lara yetmiyor, çalışmadan para kazanmanın yollarını arıyor. Herkes bir başkasını kandıracak yollar aramaya başlıyor. Kumarın binbir çeşidi, sahtekârlığın hiç akla gelmeyecek şekli, insanları en yakınlarına bile itimat edemeyen, yardım edemeyen, borç veremeyen duruma getiriyor. Çevresinde, akrabasında bir hırsız veya dolandırıcının kurbanı olmamış insan bulmak uzayda canlı aramak kadar zor. Cep telefonunu, bisikletini, kapı dışında unuttuğu ya da câmi girişinde çıkardığı ayakkabısını çaldırmayan, bir sahtekârın avına düşmeyen, evine hırsız girmeyen varsa, son yılların en şanslı insanı seçilmeye adaydır. Arabaları çalınmasın diye çeşit çeşit alarmlar taktırmak da çözüm olmuyor, evlere çelik kapı taktırmak da. “Haram” mı, “ayıp” mı, o da ne demek? Güldürmeyin insanı! Hangi devirde, hangi kültürde yaşıyoruz? İrticâyı mı hortlatacaksınız? Avrupa Birliğine girmeye şunun şurasında elli sene kadar bir şey kaldı, ama bu gerici kafayla almazlar tabii bizi. "Gönüllere iman yerleştirmeden hırsızlığa da, diğer sorunlara da çözüm olmaz!" diyenleri susturun, bastırın siz; onlar dini siyasete âlet ediyorlar, esas sorun onlar!.. Bakın yetkililer ve çok renkli medya Türkiye'nin en önemli probleminin irticâ olduğunu söylüyor, hırsızlık ciddi problem olmuş olsa söylerlerdi, sen onlardan daha mı iyi bilirsin?... Müslüman olduğunu söyleyen bazı insanlar böyle diyebildiğine göre, hırsızların korkacağı bir şey yok demektir.    Allah'ın bizim için seçtiği İslâm'ın yaşanmadığı, onun yerine çıkarcı insanların düzeni olan acımasız sömürücü kapitalizmin yaşandığı tüm ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de servetin % 80'ine % 20'lik nüfus sahip olurken ve istedikleri gibi harcarken, % 80'lik insan nüfusu da % 20 ile yetinmeye çalışıyor. Her haram, başka bir haramı dâvet eder. Hırsızlık gibi büyük günah kabul edilen bir suç da başka suçları. Yaralama, cinâyet, rüşvet, yalan gibi haramlar hırsızlığın yanında veya peşindedir. Sadece cezâ ile, hem de caydırıcı ve âdil olmayan cezâ ile suçların önüne geçileceğini zanneden İslâm dışı düzenler, yanıldıklarını itiraf etmekten bile âcizler. Bireyin hırsını kamçılayan, sınırsız özgürlük ve her çeşit yoldan para kazanmayı mubah sayan beşerî düzenler, eğitim, sosyal ve siyasal altyapı ile hırsızlığı teşvik etmektedir. Kirli para ile, kara para ile başa çıkamaz bu düzenler. Bu düzenlerin derdi yeşil sermâyedir, kara sermâye değil. "Haram-helâl önemli değil; para gelsin de nereden ve nasıl gelirse gelsin" bu düzenlerin mü'mini olan kapitalist insanın temel nassı ve ulaşmak istediği cennetidir. Kapitalistl insan, doymak bilmeyen insandır. Zenginiyle fakiriyle kapitalistleştiği için insan, devamlı açtır. Ne kadar kazansa ihtiyacı bitmeyeceği için, sonu gelmeyecek mal ve para hırsını tatmin etmek için iki şeyden birini tercih edecektir. Ya insanî özelliklerini unutacak, psikolojik ve fizyolojik hastalıklara yakalanacak kadar aşırı çalışmayı tercih edecektir. Siyasal ve sosyal şartlar gereği ve bitmek bilmeyen ihtiyaçları karşılamak için hemen herkes işin mâhiyeti veya işteki tavrı yönüyle haramlara da bulaşacaktır. Ya da, -ki bunlar birinci gruptan sayıca daha çoktur- umutlarını piyangolara, yani kumara bağlayarak veya hırsızlık, dolandırıcılık gibi kolay para kazanarak köşe dönmeyi, haram yoldan para kazanmayı tek çıkar yol görecektir. İntiharlar, hastalıklar, hırsızlıklar fakirlerden çok zenginlerde görülür. Uyuşturucunun, çeşitli cinsel sapmaların daha çok onlarda görüldüğü gibi. Karnı açların değil, rûhu açların mesleğidir hırsızlık. İnsan, gözü ve gönlü doymadığı için hırsızlık yapar, ya da çalışmadan, kolay yoldan para kazanmak istediği, hak-hukuk önemsemediği için; her ikisi de rûhun iman, takvâ ve sâlih amelle doldurulacak açlığı demektir.     Devlet halkın malını, halk da devletin (aslında tüm halkın) parasını çalmaya çalışıyor. Tabii, bu konuda devleti yönetenlerin uzmanlığı ve yaptıklarını yasallaştırarak yaptığı için çaldığı minarelerin kılıfını hazırlaması çok daha ileri safhalarda hırsızlığı ortaya koyuyor. Bazı hırsızlıkların kanun kılıfı içinde yapılması onun hırsızlık olduğunu engeller mi? Haksız vergiler, enflasyon denilen devletin elinin halkın cebinden devamlı para çalması birer hırsızlık değil midir? Nasılsa elektriğini, devlete borcunu, haksız da olsa vergisini zamanında yatıramayan, para bulup zamanında denkleştiremeyen vatandaşa gecikme cezâsı adına yüksek meblağda fâiz ve para cezâsı verilerek soygunun başka bir çeşidi sergilenmiyor mu? Kredi kartları ve borçlarının nasıl bir soygun olduğunu 2004 yılı ilk ayları itibarıyla 21.000'i geçen kredi kartı kullananların iyi bildiğini zannediyorum. Kapitalizmin, holdinglerin, hiper ve süper marketlerin, reklâmların, modanın... âdî hırsızlıktan farkı, çaktırmadan ve kandırarak, insanları değişik şekilde uyutup uyuşturarak soyması değil midir? Kapitalist düzen hırsız düzenidir, soygun ve sömürü düzenidir. Sahtekârlıkların da bin bir çeşidi sergilenebiliyor, bu yollardan biri ya da birkaçıyla, ama mutlaka tüm insanlar soyuluyor.   
Sovyetler Birliği zamanında ve Rusya'nın süper güç maskesi taktığı dönemlerde bir Amerika'lı ile Rus'un halkın ekonomik durumuyla ilgili bir konuşması fıkra cinsinden aktarılır: Rus Amerika'lı muhâtabına sorar: "Amerikan vatandaşları ortalama kaç dolarla geçinir?" Amerikalı "1200 dolarla" diye cevap verir. "Peki bu parayı nasıl kazanır?" diye soran Rus'a Amerikalı'nın verdiği cevap "Biz özgür bir ülkede yaşıyoruz. Kimse onun nasıl kazandığına karışmaz" olur. Soru sırası kendine gelen Amerikalı Rus'a aynı soruyu sorar: "Rus vatandaşları ortalama kaç dolarla geçinir?" Rus cevap verir: "220 dolarla." Amirakalı hayret içinde tekrar sorar: "Bu parayla bir insan nasıl geçinir?" Rus'un verdiği cevap: "Biz de özgür bir ülkeyiz. Kimse onun nasıl geçindiğine karışmaz" olur. Rus'un verdiği cevap, Türk yöneticilerinin de dilleriyle değilse, halleriyle verdiği cevaptır.   
Hırsızlara cezâ verilir gibi yapılır Türkiye gibi kapitalist ülkelerde. Aslında cezâlandırılan mağdurlardır. Parası çalınanlardır. Onların hakları korumaya alınmaz. Soyguncunun hakları daha önemlidir. Onlar ne de olsa kendilerinden sayılır. Yenilerini şimdilik bilmiyoruz, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış Demirel gibi, Özal gibi insanların yedi sülâlesinin yolsuzluklara, banka boşaltmalara, hortumculuğa battığını, bu yeğenler ve yiyenlerin cesaretlerini yakınları olan devlet büyüklerinden aldığını bilmeyen yoktur. Başbakanlık yapmış bayanın villalarını, yatlarını, çiftliklerini, Amerika'daki köşklerini herkes bilir, ama nereden elde ettiğini sormaz. Krallar gibi yaşar devlet balına elleri değenler. Çocuklarının düğünleri prens ve prenseslerin düğünüdür. Yüzlerce kiloluk altın, ya da milyon dolarlarla ifade edilen mal varlıkları, ortaklıkları kendileri itiraf ederler, etmedikleri bilinmez. Tabii, bu devirde bir başbakan maaşıyla nasıl geçinir insan? Hz. Ömer'in devletin mumunu selâm alırken, özel konuşma yaparken söndürdüğünü de bilmiyorsanız öğrenebilirsiniz bu yavuzlardan,  seçim konuşmalarında. Soyguncuların eğitim ve yönetiminden, yönlendirmesinden geçmiş halka göre de bu anormal değildir: "Eee, bal tutan parmağını yalar." Her türlü çirkinliğine rağmen bal tuttuğu düşünüldüğünden politikacı eli tatlıdır, yalanmaya değer; pis değil, kutsal kabul edilip öpülmeye lâyık sayılır ve halktan her yiğidin gönlünde politikacılık aslanı yatmakta, bazen de kükremekte, zor zaptedilmektedir. Kapkaççılığın cezâsı T.C. cezâ kanunlarına göre 6 ay hafif hapistir. O da 1,5 ay uygulanır; tabii hırsız acemilik edip yakalanabilirse ve bir yolunu bulup rüşvetle işi savuşturamazsa. "Polisler, emniyet güçleri ve hatta onların üstündeki bürokrat ve seçilmişler arkalarında veya yanlarında olmasa, büyük hırsızlıklar, hortumlar yapılabilir mi?" diye halk sormaz bile. Halkın gözü sahnedeki oyundadır, perdeyi aralama cesâret ve riskini nereden alsın ki perde arkasını görebilsin? Polisin, trafik polisinin, hâkimin... eline düşen insanlar biraz görür gibi olur perde arkasını. Resmî görevliler işi kılıfına uydurdukları ve halk da devletten ürkütülüp korkutulduğu için resmî görevlilerin ve baştakilerin soygununu karşı çıkalamaz, dillendirilemez kabul eder ve üç maymunu oynar. Araba kullanıp da kendisinden alınan vergilerle maaş alan trafik görevlilerince soyulmayan sürücü var mıdır bu ülkede? Bu olayın sadece trafikle sınırlı olduğunu iddia eden? Tapu kadastro dairelerinde, maliye ve vergi dairelerinde, gümrüklerde, belediyelerde... Rüşvet ve haksız cezânın olmadığı yerlerin listesi herhalde daha kolay tutulur. Vatandaş, hem çocuğunu okulda okutmaya mecbur tutulur, hem her yıl Milli Eğitim Bakanları ve daha alt kademedeki sorumlular açıklama yapar; "zorla para alınamaz, yasaktır...", hem de kayıt parası diye soygunlar yapılır. Devlet dairesinde veya Belediyelerde bir işe girmek için ne dolaplar çevrilir, ne paralar döner. Artık halkın tavsiyeleri de değişti. Meselâ mahkemelik olan insanlara şöyle diyor: "Arkadaş, avukat tutacağına hâkim tut! Hem daha ucuz, hem daha kolay netice alınıyor." Çoğu avukat da suçlu ile hâkim arasında emânetçi ve aracılık görevi üstleniyor, bu ballı işe bulaşan parmaklarını da yalıyor tabii. Mahkeme faslı da formalitenin uygulanmasından ibâret minâre kılıfları. Bunları bilmeyen yoktur, kahve köşelerinde dillendirmeyenler de. Ama büyük harflerle haykıran, hesap sormaya çalışan, soyguncu taşeron ve piyonları oynatan kuklacıları gösteren çıkmaz. Kaldı ki, kimi kime şikâyet edecek? Bataklık kurutulmadan bunlar nasıl önlenecek? Hasta adam Osmanlının, hastayı tedâvi adıyla zehirleyen kendi paşalarından birinin sözünü, Osmanlının komadaki çocuğunun bağlı olduğu hortumu kesip hortumu kendine yönlendiren doktor gömleği giymiş sahte kurtarıcıların şöyle değiştirdiği anlaşılıyor: "Uluslararası sömürü teşkilâtları, emperyalist devletler siz dışarıdan; hortumcularla birlikte biz içeriden yıkmaya çalıştığımız, yiyeceğini elinden alıp ölüme mahkûm ettiğimiz halde, hâlâ ölmüyor bu hasta." Ha biraz daha gayret, az kaldı!.. Emperyalist devletlerin söz dinleyen uşaklarıdır Batıyı taklit eden Ortadoğu ülkelerinin başındakiler. Başta pragmatist Amerika ve onun sömürgecisi İsrail olmak üzere, çıkarcı Batının sömürü çarklarını döndüren hizmetçileridir müslümanların başındaki tâğutlar. Dünya Bankası, IMF, Uluslararası Para Fonu, kazın geleceği yerden tavuğu esirgemez. Aynı zamanda borçluya zehirli, uyutucu ve uyuşturucu reçeteler dayatma hakkını da kendinde görür. Batıyı savunmak, sömürüyü ve soygunu savunmaktır. Batı tefeci, Doğuda tefeciye paçasını kaptırmış zavallıdır. Öde öde borç bitmez. Batıda her doğan çocuk günahkâr doğarken, onun sömürgesi durumundaki Doğu ülkelerinde her çocuk borçlu doğar. Batı çocuğu yaşadıkça günahlarını arttırırken (nasıl olsa bebekliğinde vaftizle günahını çıkartmıştır, büyüyünce de aynı usulle papaza itiraf edip günahlarını çıkarttıracaktır), Doğulu çocuk da borcunu devamlı arttıracaktır (çocuk çalışacak, emeği soyguncuların kasasına haksız ve ağır vergi, borç fâizi vb. şeklinde akacak, düzenler tarafından borcunu ödedikçe borcu çoğaltılacaktır; eh, rejim niye vardır, bu yardım ve hizmetleri yapmayıp da ihmal mi etsin vatandaşını?!).  


Son takip: 06.12.2019 - 02:19
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Ekonomi Yoluyla Fesad · Ağlamanın Zıddı; Gülme . · a- Puta tapmak · A. Hz. Peygamber'i Küçük Düşürücü Faaliyetler · b) Mâlî Durum · b- Alay Etmek, Ayıplamak, Ad Takmak · b- Allah'ın Ayetlerini Yalanlama · b- Allah’tan Başkası Gaybı Bilemez · b- Bir Yanı Meçhul Satış · b- Ehl-i Kitaba · B- Fısk’a Düşmenin (Fasık Olmanın) Sonuçları · b- İsm.. · b- Kadınlara anüslerinden yaklaşma · c) Gizli Korku · c- Genel Olarak Değer Yargılarında Hâkimiyet · c- Mûsâ Bihte/Vasiyet Edilen Şeyde Bulunması Gereken Şartlar · c- Ruh Çağırma Adı Verilen Cincilik · d) Koruma · d) Mescidin Askerî Amaçlar İçin Kullanılması · d) Mum Yakmak
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber