sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Arâis-i Hak
· İnhinâ
·
· KUR'ÂN-I KERÎM...
· Cüzhân
· 4- Şiddetli Geçimsizlik ve Kötü Muâmele
· 3-) Şirk-i Takrib
· Hevânın İlâh Haline Getirilmesi
· Arbede
· Cadı
· Kuzah
· Titan
· 2- Âhiretin Şehid
· Tevekkül Sahiplerini, Kendisine Dayanıp Güvenenleri
· İnkarci Kavimler

Son Okunanlar
· Çocukları Çalınan Ana-Babalar
· 6) Meslek
· İMAMET VE İTAAT MESELESİ
· c- Bütün İnsanların İhtiyacını Karşılayacak Esaslar İhtiva Etmesi
· Zâlim ve Fâsığın İmâmeti
· Cuma Vakti İkinci Ezandan So a Satış Yapmak.
· Yatır
· Tefsirlerden İktibaslar
· Yahudilikte ve Eski Şeriatlerde Rükû ve Namaz Var mıydı?.
· c) Tevekkül Ettiği Başka Kimsenin Tasarruflarında Mertebe İtibariyle Kendisinden Daha Yüksekte, Tevekkül Edenin Mertebesinin İse Ondan Daha Aşağıda Olduğuna İnanarak Tevekkül Etmek



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Çocukları Çalınan Ana-Babalar

Çocukları Çalınan Ana
Çocukları Çalınan Ana-Babalar:   Ana-babanın elinden çocuklarını, karıların kocalarını, kocaların karılarını çalmışlar. Seccâdelerini, evdeki Kur'an'larını çalmışlar, yerine  televizyon denilen bir araç koymuşlar, onunla değiştirmişler hırsızlar. Huzur yuvaları olan/olması gereken evlerini, içindeki sevgiyi, aile bağını çalmışlar. Paraya o kadar çok değer vermeye başlamış ki çağdaş kapitalist müslüman halk, biriktirdiği parasını çalsalar oturduğu evini kandırarak elinden alsalar, her tarafı velveleye verir, ciyak ciyak bağırır feryad ü figan ederdi. Hırsızı tutsa parçalar, en azından parasını geri almak için her yolu denerdi. Paradan çok daha değerli başka şey yok nazarında ki, başka şeyleri çalanlara "hırsız" bile d(iy)emiyor, direnmek aklına bile gelmiyor. Çocuklarını göz göre göre çaldılar, tepki bile vermiyor. Bir tavuk kadar bile olamıyor mağdur, rûhu ve beyni çalınmış vatandaş. Allah'ın emânetine tavuk kadar bile sahip çıkamıyor. Bir tavuk, yavru civcivine zarar verecek bir düşman, yavrusunu (ç)almaya kalksa, hayatını tehlikeye atarak atılır düşmanının üstüne. Ölümü göze alır da kaptırmaz yavrusunu hırsıza. Çağdaş ana-baba, yapamaz bu kadarını bile. Hiçbir hayvanın yapamayacağı vahşîliği yapar,  çocuğunu düşmanının, hırsızın önüne kendi atar. En sevdiği varlık olduğunu söylediği yavrusunu çalıyorlar. Kimler mi? Hırsızların kiminin adını koymak ya da dillendirmek bile zordur; resmî-gayri resmî nice kurumlar ve çevre deyip geçelim. Sokaklar, kanallar, gazeteler, kitaplar, partiler, topçular, popçular ve bu ortamı oluşturan, çetenin başı düzen. Hem de göz göre göre çalarlar çocukları, herkes de seyreder, hırsızları alkışlayanlar bile olur. Onların başına da benzer şey gelmiştir, ihtimal ki bu modern hırsızlar çalma operasyonlarından önce uyutmuş, uyuşturmuşlar insanları, doğru düşünemeyecek hale getirmişler.   Vatan dediğin bir toprak parçası; evlât ise toprağın gülü; o yüzden vatanla ilgili meşhur beyti şöyle değiştirebiliriz: "Sahipsiz nesillerin çalınması haktır; Sen sahip çıkarsan bu çocuklar çalınmayacaktır!" Kendine ve çocuklarına sahip çıkmadığı içindi bütün bunlar. Çalmışlardı çocuklarını. Kimlerin çaldığını öğrenmiş, hırsızı da yakalamıştı. Ama, “yakaladım” hırsızı derken, aslında kendi yakası hırsızın elindeydi, hırsız esas onu bırakmıyordu. Çünkü, onu da çalmışlardı aynı hırsızlar daha önce. O yüzden sesini bile çıkaramıyordu. Sesini de çalmışlardı. 14 asır önceki Arap câhiliyesindeki kız çocuklarını diri diri toprağa gömenler, bugünkü fâciayı görselerdi, bu suça ortak olanların yüzüne tükürürlerdi. Onlar sadece kız çocuklarını ve onların da yalnız dünyalarını gasbediyordu. Şimdiki modern toplum, Firavunların bile pabucunu dama atmış. Çocukların et ve kemiklerinden çok daha kıymetli olan dinini, imanını, hayâ ve iffetlerini, nâmus ve faziletlerini, âhiretlerini, topyekün onları insan yapan her şeylerini çalmışlardı. Korkak babalardı bu büyük soygunun suç ortağı. Elbette hırsızın kabahati vardı, büyüktü, ama ona yardımcı olanlar da onun gibi suçlu idi. Ülkedeki tüm soygunların sorumlusu tespit ve teşhis edilemezse, edilince hırsızlığa giden ve hırsızlara yol gösteren uzun eli bu işten kesilemezse, kısa zaman sonra "imdat!" diyenler bile kalmayacak, herkes ya hırsız ya da işbirlikçi olacak.    Düzen tarafından farklı yollarla teşvik edildiği de olur hırsızlığın: Memurlar, bu maaşla nasıl geçinir?" diye soranlara: "Benim memurum işini bilir" diye cevap vermişti bir başbakan. İşini bilmek, "hırsızlığın bir yolunu bulmak" anlamına geliyor bu topraklarda. "Yolunu bulmak" deyimi de "yoldan çıkmak" anlamında kullanılıyor artık. Kolay kolay "yola gelmez" Allah'a teslim ol(a)mayan bu insanlık. Yolunu bulmak için halkı yolmanın yolu, çoğunlukla yol yapımlarında rahat görülür. Yol inşaatlarının bittiği görülmez şehirlerde ve şehirlerarası yollarda. Yoldan yolunu bulmak hırsızlık için yol olmuştur, çünkü ihaleyi verenlerle alanlar aynı yolun yolcularıdır. Eskiden yolla ilgili hırsızlık, sadece "yol kesme" denilen eşkıyâlıktı. Şimdi hırsızlığın o kadar yolu var ki... Bu memleket, içinde yolsuzluk bol olduğu için yolsuzdur. Sadece "yol" kelimesiyle Türkçeye yerleşen yolsuzluk çeşitlerini bir çıpıda sayınca ne kadar farklı hırsızlıklar olduğu gözükmüyor mu? Yolların bir de dönülecek köşeleri vardır, dönenin dört köşe olması için. "Köşeyi dönme" de hırsızlık gibi kolay bir yoldan zengin olma demektir ve kahraman Türk gençlerinin önemli bir kesiminin gönlünde yatan aslandır, hayâli süsleyen dilberdir "köşeyi dönme." Allah'ın dosdoğru yolunu terkedip yoldan çıkanların yollarının sonunun ne olacağı Kur'an'da belirtilir, ama hırsızlığın Kur'an'da belirtilen caydırıcı cezâsı uygulanacak olsaydı, bu insanlar dönüşü olmayan yolun sonuna gelmezden önce kurtulabilirdi. Onun için Hak yolda olan müslümanlara büyük görev düşmektedir. Hırsızların dilinde çok daha zenginleşen, hepsi hırsızlığın farklı bir sanat ve hünerinin sergilendiğini vurgulayan argo sözler vardır. Birkaçını sayalım: Anaforlamak, araklamak, aşırmak, aşıremento etmek, bomba patlatmak, cebellezî etmek, gelberi etmek, hasıra sarmak, hasır etmek, hortumlamak, kaldırmak, kaparoz etmek, kerizlemek, omuzlamak, panduflamak, sırıklamak, taramak, tavlamak, tırtıklamak, tokatlamak, tüydürmek, üç kâğıt açmak, yolmak, yolunu bulmak, yürütmek, zula etmek... Bazı kelime ve deyimlerin de anlamı hırsızlığı dolaylı yoldan teşvik edecek şekilde değişmiştir: Açıkgözlük, uyanıklık, yolunu bulmak, işin raconu, keriz olmamak, saflığı bırakmak, enâyileşmemek gibi nice kelime ve deyim, kimi insanın dilinde hırsızlık vb. sahtekârlık için kullanılır olmuştur.          Beyni ve gönlü soyguna uğramış halk da bu soygun için gerekçeler üreten deyimler üretir ya da üretilmiş bu deyim sakızlarıyla desteğini sürdürür. Biraz da imrenerek şöyle der: "Parayı domuzun boğazına takmışlar da, 'Domuz ağa' diye çağırmışlar." Ağalık özendirilir tv. dizilerinde, onun da gönlünde ağalık yatmaktadır ne yapsın? Hırsızlık yüz karası mıdır?: "Akçesi ak olanın bakma yüzü karasına." diye cevap verir atasözü. Zengine gıpta ile bakan ve fakirliğin sebebi olarak yanlış şekilde mahkûm ettiği kadere sitemlere eder ve zenginliğe dil uzatmazken onun için "fakir adam, hazır şeytan"dır. Çünkü "para insanı ipten kurtarır." Ahlâk da karın doyurmaz. "Fakirliğin gözü körü olsun!" diye bedduâ eder, çünkü onun için zenginlik azgınlık demek değildir, ama "parasızlık, adama her şey yaptırır." "Parayı veren düdüğü çalar"; parayı vermeyen de düdüğü hırsızlayıp çalar. Kapitalistleşen halkın anlayışında, parası olmayanın  konuşma hakkı bile yoktur; "paran kadar konuş" denilir. İnsanların kıymeti inancına ve davranışlarına göre değildir; insanın kıymetini cebindeki parası belirler; kıymeti bilinmeyen veya önemsenmeyen kişi için "kaç paralık adam?" diye olumsuz cevap istenerek sorulur. İnsanın yüreği ve ciğeri bile kasap vitrinlerindeki gibi parayla değerlendirilir: "ciğeri beş para etmeyen adam"lar vardır. Netice olarak muhâtaplara da kendisini örnek almaları için tavsiyelerde bulunulur: O yüzden uyanık olmak lâzımdır: "Kazın geleceği yerden tavuk esirgenmemelidir", "kaşıkla yedirip sapıyla göz çıkarmak" açıkgözlüğün belgesidir. Ama, "minâreyi çalanın kılıfını hazırlaması" lâzımdır. Bunun için "saman altından su yürütmek" gerektiği örneklerle öğütlenir. Çağdaş felsefe ve slogan: "Aldanma aldat, yoksa zehrolur bu tatlı hayat" şeklindedir. Vatan yanıp tutuşur, cehennemin ateşinin dehşetli alevi buradaki gören gözlere  bile ulaşırken; vatandaş gönlünü çalan tek sevgilisinin gündüz hayâlini, gece rüyâsını görür: "Ah bir zengin olsam..." Cennetin önemi ve nasıl gidileceği mi, dedin? "Sen daha oralarda mısın? Geç onları kardeşim... Zaten sizin yüzünüzden bizi Avrupa Birliğine almakta nazlanıyorlar, bize Avrupa trenini kaçırtma!" 70 milyonluk ülkede bir çekilişte 36 milyon adet milli piyango bileti satılıyor. Kim demiş "müslüman mahallesinde salyongoz satılmaz!" diye. Millî takım kadar, millî marş gibi millî olan piyangoya, diğer şans oyunları adı verilen kumar çeşitlerini ilâve edin ve halkın hırs ve hayallerini sömürüp paraya çeviren kumarbaz devlete mi, geçimden başka bir şey düşünemez hale getirilip inanç ve ahlâkî değerlerden soyutlanan kurban garibana mı daha çok kızmak gerektiğine karar verin. "Müslümanlık, haram, imtihan, cennet-cehennem mi?" Onlar da ne demek? Kaç para eder? Mâsum ve mübârek atlar da âlet edilir kumar adlı soygunlara. At yarışlarına her hafta yatırılan umutların, paraların, mutlulukların hesabını kim tutabilir? Toto, loto, sayısal, kazı kazan gibi cadı kazanlarına her ay yenileri ilâve edilmeye çalışılır. Televizyon kanalları da soyguna "yarışma" ve "para dağıtıyoruz" maskesi takarak, halktan (ç)alıyor değil, ona veriyor görüntüsünü sihirli kutu sâyesinde gözünü boyadığı halka hizmet adıyla katılır. Halka hizmettir, hizmette sınır ve sinir yoktur. Hatta halka hizmet hakka hizmettir, aynen vergilendirilmiş her türlü haram paranın kutsal olduğu gibi, soyguncu devlete itaatin ibâdet olduğu gibi; hutbelerde duymadınız mı yoksa? Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinde her yıl tekrarlanarak okutulan konuyu da mı unuttunuz? Altındaki koltuktan, elindeki yetkiden dolayı muhâtaplarının kendinde itiraz etme cesâreti göremeyeceğini bildiğinden kendi çıkarları doğrultusunda makbuz satmak, dâvetiye veya bilet satışında bulunmak, yardım almak... da Türkiye usûlü değişik rüşvet ve soygun çeşitlerindendir. Okullara kayıt yaptırmak için mecbûrî bağış, ya da emniyete işi düşen birinin zorakî yardımları gibi.  İnsanların haklarını gasbetmek hırsızlık olur da Hakk'ın hakkını çiğnemek hırsızlık olmaz mı? Arada namazı terketmek, namaz hırsızlığı, İlâhî hukuka tecâvüz olduğu değerlendirilebilir. Namazın rükûn ve şartlarını eksik bırakmaya Peygamberimiz (s.a.s.) "namazdan hırsızlık" (Dârimî, Salât 78) der. Zekâtını vermeyen, ya da eksik veren her zengin hırsızdır; belli bir kısmını fakirlere, mahrûmiyet içindekilere ve isteyen gariplere ulaştırması için Allah'ın, kendisine emânet olarak verdiği, fakirin hakkı olan (51/Zâriyât, 19; 70/Meâric, 25) mal ve parayı hak sahiplerine vermediği için hırsızdır. Hatta fakir halkı nasıl kandırıp etkileyerek ihtiyacı olmadığı halde mal almaya mecbur etmesi de ayrı bir hırsızlık kabul edilebilir. Malın fiyatlarıyla istedikleri gibi oynayarak, fâhiş fiyat biçerek, yüksek kazanç için her yolu deneyerek insanların paralarını kapmak, kapitalist düzenlerde uyanıklılık ve akıllılık kabul edilse de, İslâmî ve insanî açıdan değişik bir hırsızlık çeşidi olduğu söylenebilir. Reklâm, çirkin pazarlama, süpermarket hileleri... modern hırsızlık çeşitlerindendir. Fıkradaki "baba hırsız tuttum" diyen insan gibi, aslında hırsız fakirin yakasını yakalamış, onu bir türlü bırakmamaktadır. Fakir halk, hırsızsıza para kaptırmadan yapamamaktadır. En tehlikeli hırsız da dost görünümüyle, yaptığını hizmet diye sunarak yapan hırsız değil midir?     
Kur'an'da farklı bir hırsızlık çeşidinin "başkasının konuştuğunu gizlice dinleme" mânâsında "istirâku's-sem'a" olduğu belirtilir (15/Hıcr, 18). Bu tür hırsızlığın en yaygınını devletin istihbârât kurumları yapmaktadır. Halktan aldığı vergilerle halka hizmet etmesi ve onu koruması gereken devletin halkın haberleşme özgürlüğüne bile saldırması, adına ne denilirse denilsin bir çeşit hırsızlıktır. Telefonların dinlenme endişesi, insanı ne kadar tedirgin etmekte, her gittiği yerde "big brother" tarafından potansiyel düşman kabul edilerek izlendiği, tâkip edildiği korkusu, kişinin psikolojisini de olumsuz etkileyip zaten iyice azalmış moral ve huzurunu çalmaktadır. Devletin, silâhlı güçlerin de yönlendirmesiyle iletişim araçları, internet erişimi, telekomünikasyon gibi hassas konularda siyonist yahûdi firmalarına işi ihâle etmesi, İsrail'le, onun istihbârât teşkilatı Mossad'la işbirliği yapmada sakınca görmemesi, uluslararası boyutta ve tüm halkın haberleşme özgürlüğüne darbe vurarak bu kulak hırsızlığını gerçekleştirmektedir.
Arap dilinde "kaçamak bakış" anlamında "bakış hırsızlığı" (müsârakatu'n-nazar) denilmesi de üzerinde düşünülmesi gereken farklı bir hırsızlıktır. Bu, haram bakışlardan röntgenciliğe, gizliyi araştırmaya yönelik tecessüse kadar uzanan bir göz hırsızlığıdır. Artık bu tür göz hırsızlığı, uydular kullanılarak başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerce ve bütün dünya insanlarını kapsayacak şekilde yapılmaktadır. Arap Edebiyatında ve oradan ithalle (eski) Türk Edebiyatında bir şâirin başkasının şiirini kendisininmiş gibi ifâde etmesine sirkat, yani hırsızlık, özel ifâdesiyle intihâl tâbir edilmesi, korunması gereken telif eserlerin de hırsızlığa âlet olacağını gösteriyor. Bu işi ilkel biçimde ve minâreyi (pardon! Batıdan çalınıp aşırıldığı için çan kulesini) çalarken kılıfını hazırlamadan, acemice yapanlardan birinin, Kemal Alemdar örneğinde olduğu gibi, en etkili kurumlardan biri olan İstanbul Üniversitesi'ne rektör olması, düzende her çeşit hırsızın ödüllendirildiğinin bir örneğidir. Bir yerlerden tercüme edilerek çalınmış ya da bazı kitaplardan kopye edilmiş nice doktora ve doçentlik tezleri vardır. Telif eseri hırsızlığının modern şekilleri, teknolojinin de yardımıyla hızla çoğalmakta ve yaygınlaşmaktadır. Korsan kitap, korsan kaset ve korsan CD bunların şimdiki öne çıkan örneklerindendir. Neyin korsanı yok ki?! Tekstil ürünleri, ayakkabı ve elktronik âletlerde, meşhur markaların hemen korsanı/taklidi piyasaya sürülür. Korsan baskı, korsan taksi, korsan dolmuş... Gülün bile korsanı, yani sahtesi, nylonu var. Gerçi, korsanı tespit etmek için önce gerçeğini ve ona gerçeklik, yasallık veren yapıyı, otoriteyi de, onun korsan olup olmadığını da masaya yatırmak gerekir. Korsan, aslında tümüyle hırsızlıkla ilgili bir ifâde. Denizde haydutluk, soygunculuk yapan kimseye, deniz hayduduna, İtalyanca'dan dilimize ve dünya dillerine geçmiş şekliyle korsan denilirdi. Modern çağla birlikte, korsanlık denizden havaya ve karaya sıçradı. Uçakların ulaşımda kullanılmasından kısa süre sonra "hava korsanları" görülmeye başlandı. Yolcu uçağını, mürettebâtı ve yolcularıyla birlikte rehin alıp isteklerini yerine getirtmeye çalışan kimseler çıktı. "Uçak kaçırma" bir zamanlar neredeyse moda ve oyun olmaya başladığı için havaalanlarında yüksek derecede tedbirler alındı. Korsanlık kara'da da hükmünü hem de daha çok sürdürmeye başladı. Korsan, başkalarının hakkını zor kullanarak alan ve böylece zenginleşen kimse anlamı kazandı. Son dönemlerde de, izinsiz olarak kullanılan veya yapılan uygunsuz şeyler için kullanılmaya başlandı. "Korsan yayın, korsan kitap" gibi.     
Hırsızlık, soygun, çalma-çırpma, yolsuzluk gibi kelimeler geçince akıllarına sadece para ve mal gelen insan, bu maddî araçlardan daha önemli şeylerin varlığını kabul etmiyor olmalı. Esas soygun, daha büyük değerler üzerinde olmaktadır. Üzülecek taraflardan biri, para hırsızlığının günah ve kötülüğünü önemseyen müslümanların büyük hırsızlığı farketmemesidir. Bu suç, hırsızlık suçundan daha hafif olmasa gerekir.                En büyük hırsız şeytan ve onun kardeşleri durumundaki yardımcılarıdır. Hırsızlığın en büyüğü cennet hırsızlığıdır, âhiret hırsızlığıdır. Yani iman hırsızlığı, nâmus hırsızlığı, ahlâk hırsızlığı. Çünkü insan için bunların değeri paradan çok daha büyüktür. Bir insanı imansız bırakmanın zararı, parasız bırakmaktan çok daha büyüktür. İnsanın gönlüne ve kafasına âit olanı çalmak, cebine ve midesine âit olanı çalmaktan çok daha fecîdir. İnsanın cennetini çalmaktan daha büyük hırsızlık olabilir mi? Firavun düzenleri, halkı soyarak zenginleşen Karun gibi sömürücüleri ortaya çıkarıp topluma sunmakla kalmaz, düzenin kendisi ve bağlı tüm kurumları insanlara en büyük zulmü yaparak onların Hak dine gereği gibi inanıp Allah'ın hükmüne uygun yaşama haklarını ellerinden alır, yani Allah'ın verdiği bu hakkı onlardan çalar. Hak Dini ölçü kabul etmeyen, hatta değişik şekilde (irticâ adıyla vb. resmî takıyye ile) İslâm'la savaşan tâğûtî düzen ve devletlerin resmî kurumlarında bilinçli-bilinçsiz çalışan bu tür hırsız veya hırsızın koruyucusu konumundaki kimselerin, medyanın ve halk arasında etkin konumu olanların bu hırsızlıkta altın madalyayı hak ettiklerini kabul etmek gerekiyor. Bu "hak etme" ile, dünyada bu hırsızlara resmî makamların verdikleri ödülleri, hırsızların halkın gözünde saygın yer etmelerini kast etmiyorum; cehennemde ateşle kızartılmış bu altın madalyaların dağlaması için göğüslerine takılacağını kast ediyorum. "Ey iman edenler! (Biliniz ki,) hahamlardan ve râhiplerden birçoğu insanların mallarını haksız yoldan yerler ve (insanları) Allah yolundan engellerler. Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlara hemen acıklı bir azâbı müjdele! (Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün (onlara denir ki): 'İşte bu, kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azâbını) tadın." (9/Tevbe, 34-35). Bu âyetlerde insanları hak adına aldatan din adamları, öğretmen ve benzeri sorumluların insanların doğuştan getirdikleri fıtratlarını bozup Allah'ın yolundan saptırdıkları ve ahlâksızlaştırıldığının cezâsı izah ediliyor. Aldıkları rüşvet (kabilinden maaş), ya değişik dünya menfaatlerinden dolayı (aslında cehennemin bedeli olarak çok az bir karşılıktır) bildikleri hakkı gizlemeleri ya da tahrif etmeleri vurgulanıyor. Ayrıca zekâtını vermeyenlerin âhiretteki durumu anlatılıyor. Halkı sömüren haksız kazanç sahiplerinin cezâlarının, suçları oranında büyük olacağı belirtiliyor.
"Muhakkak insanlara öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi eline geçirdiği malı helâlden mi, yoksa haramdan mı kazandığını düşünmeyecektir." (Buhârî, Büyû' 35; Nesâî, Büyû' B. 2, h. no: 4432) İnsan, sadece kendini değil; ehlini, sorumluluğu altında bulunanları ve özellikle çocuklarını da ateşten korumakla görevli ve sorumludur. "Ey iman edenler! Kendinizi ve ehlinizi/âilenizi, katı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun..." (66/Tahrîm, 6). Çocuklarını her yaşta gerekli terbiye ve eğitimle yetiştirme gayretinde olmayan ebeveyn, çocuklarına karşı yaptığı bu ihânetin cezâsından kurtulamayacaktır. Hırsızların eğer çocukken aldıkları terbiye bozukluğu varsa, dünyada değilse bile âhirette bu suçun müsebbibi olarak onu güzel terbiye etmeyen başta ana-baba, sonra eğitimciler ve devlet yetkilileri sorumlu olacaktır. Hırsızların çoğu, ana-babanın, çevrenin, düzenin kurbanıdır. Suçludurlar, ama suçlarında yalnız değildirler. Tabii, bu, hırsızlığı ma’zur göstermez, onun hırsızlığına mâzeret olamaz. Büluğ yaşına gelmiş aklı başında bir kimse, hangi terbiye alırsa alsın, hangi çevrede yaşarsa yaşasın, büyük günahlardan sakınabilir. Sakınmıyorsa suçludur, cezâsını çekmelidir.


Son takip: 07.12.2019 - 12:46
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Ekonomi Yoluyla Fesad · Ağlamanın Zıddı; Gülme . · Çocuk Cennet Kokusu, veya... · a- Puta tapmak · A. Hz. Peygamber'i Küçük Düşürücü Faaliyetler · b) Mâlî Durum · b- Alay Etmek, Ayıplamak, Ad Takmak · b- Allah'ın Ayetlerini Yalanlama · b- Allah’tan Başkası Gaybı Bilemez · b- Allah’ın Âyetlerini Yalanlama · b- Bir Yanı Meçhul Satış · b- Dinle İlgili · b- Ehl-i Kitaba · B- Fısk’a Düşmenin (Fasık Olmanın) Sonuçları · b- İsm.. · b- Kadınlara anüslerinden yaklaşma · c) Gizli Korku · c) Tebealık Farkı (İhtilâfu'd-Dâreyn) · b- Fasık Kavramının Anlam Sahası · c- Genel Olarak Değer Yargılarında Hâkimiyet
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber