sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Câhiliyyenin Bir Başka Yönü
· 2- Adâlet
· Ru’b
· Orucun Şartları
· Athene
· 3) Büyük Cehâlet
· Vasînin Vekil Veya Başka Bir Vasî Tayin Etmesi
· Mısır'dan Çıkış
· Fesat
· Münâfıklar
· İkon
· Tecessüd
· Arbede
· Câhiliyye
· Kurşun Dökmek

Son Okunanlar
· Gözyaşıyla Islanmış Düşünceler
· İsrâiloğullarının Karakteri / Yahudileşme Alâmet ve Özellikleri
· Helâk Çeşitleri a- Suda Boğulmak
· Konuyla İlgili Birkaç Uyarı
· Esirci
· Hz. İbrâhim ve Kavmi
· En Büyük Dâhî De İstişâreye Muhtaçtır
· Hadis-i Şeriflerde Te’vîl ve Tefsîr Kavramı
· Kur’ân-ı Kerim’de Azim ve Tevekkül
· İnfak ve Cömertlik İhtiras Zincirini Kırar, İnsanı Hırstan Korur, Nefsin Maraz ve İletini Tedâvi Eder



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Gözyaşıyla Islanmış Düşünceler

Gözyaşıyla Islanmış Düşünceler
Gözyaşıyla Islanmış Düşünceler   Aslında bu konu, sözle değil; ancak gözle anlatılabilir! Yaşadığımız düzen, materyalizm ve kapitalizm; insanın tüm mânevî değerlerini, kalbini ve ruhunu mahvetti. İncelik, hassâsiyet, duygulu olmak gibi özellikler; artık giderek yerlerini çıkarcılık, pragmatizm ve eyyamcılık gibi anlayışlara bırakıyor. Her şey, maddesi kadar kıymet buluyor, maddî zevk ve maddî değerden başka ölçüler geçerli kabul edilmiyor. Ayıp-günah tanımayan bu ortamda, ağlamak, ayıp sayılan bir-iki şeyin başında yer almakta... Bunca zulüm ve perişanlığın, anasını ağlattığı kimseler, bir yol bulup ağlama özgürlüğünü kullanmaya kalksa, alay konusu olacaktır: “Erkekler ağlamaz!”  “Karılar gibi ağlıyor.”  Sanki günümüzdeki kadınlar, özellikle erkeklerle beraber çalışan, okuyan bayanlar ağlama hakkına sahipmiş gibi... Tv. programları komedi ağırlıklıdır; hem de en sulu ve cıvık cinsinden. Müstehcenlik de komedinin ayrılmaz ikizi. Filmler, diziler, stand-up ve talk showlar hep güldürme ve eğlendirme amaçlı etkinliklerdir. Magazin progmramları ve Televole’ler en çok reyting alan programlardır. Tabii, komedyenler de heykelleri dikilmesi gereken büyük sanatçılar... Uçağa binmekten korkan ve ölümü de o yüzden olan bir aktörün filmi, hem de aynı kanalda belki 158. defa seyirci önüne konulabiliyorsa, bunun paranoyayla ilgili olduğunu düşünmek gerekiyor; egemen güçler tarafından pompalanan toplumsal paranoya... Bırakın ağlamayı, gülmeler bile sahtedir bu dünyada. Sahte, yapmacık, formalite icabı ve rol gereğil. Güldürmeler de tabii... Güleriz ağlanacak halimize. Filmler, fıkralar, şarkı ve türküler, halkın hayat felsefesini yansıtan toplum aynalarıdır. Bunlara bakarak toplum hakkında değerlendirme yapabilirsiniz. Alın size bir iki şarkı sözü:   “Ağlama, ağlat! Yoksa zehr olur bu tatlı hayat.”  “Ağlama değmez hayat, bu gözyaşlarına!” (Peki gülmeye değer mi dersiniz?!) Ve nükte ile karışık değerlendirme yapılır: “Ağlatmayı soğan bile becerir; ama siz hiç güldüren meyve, sebze gördünüz mü?” Tamam, soğan, mirasçıları ve hüznü tanımayanları bile ağlatır; demek tabiat ağlamaya yardımcı, doğayla, fıtratla uyum isteniyorsa, buna uyulmalı. Yalnız, soğan ağlatıyor da; insanımızı soyan ağlatmıyor, insanımıza söven ağlatmıyor mu? (Ağlatıyorsa, ağlatanın; ağlatmıyorsa, ağlamayı unutanın sorgulanması gerekmiyor mu?) Yufka yürekliliğe yer yoktur, bu materyalist dünyada; ayakta kalmak istiyorsanız taş kalpli olacaksınız, bakmayacaksınız kimsenin yalvarmasına. Çalacaksınız, ezecek ve üzeceksiniz insanları, yoksa onlar sizden önce davranacaktır. On milyonun üzerinde dâvâ sürüyor mahkemelerde; bu anlayışın sonucu olarak. Kapının önünde mendil mi satıyor bir kız çocuğu, atacaksın derin dondurucuya; Mc Donalds’ın önünde zavallı çocuk görüntüsü vererek, göbekli müşterilerin keyfini kaçırmak neymiş görsün! Fakirlerin, işçilerin feryadına kulak tıkamalı, merhamet kelimesini lügatından silmeli bir patron ki, paralarına para katsın. Taşlaştı artık yürekler; taştan su çıkıyor, taştan da sert yürekten hiçbir eser çıkmıyor. Göz musluğu pas tutmuş, küflü yürek gibi. Sürahinin içi boş; nasıl boşalıp akması beklenebilir ki... “Mü’minlerin derdiyle dertlenmeyen, onlardan değildir.” İnsanlığın derdiyle dertlenmeyenin insan sayılamayacağı gibi. Kendi derdi o kadar umurunda değildir olgun bir insanın. O, kendi derdinden şikâyet edip sızlanıp durmaz; insanlığın derdiyle, ümmetin derdiyle hemderttir. Tefekkür, ızdırap ve çile gibi aziz sıkıntılar; insan olmanın, iman etmenin, müslüman kalmanın bedelleridir. Madde-mânâ bütünlüğü var, İslâm’ın bütün tavsiyelerinde; yani tevhid, her yere damgasını vuruyor. Gönlümüze faydalı olan her şey, sadece âhiretimizi değil; dünyevî sağlığımızı da düzenliyor. Huzur veren mânevî ilâçlar, maddî bünyemizi de tedâvi etmekte. Gözyaşı da bunun örneği. Allah için olmak şartıyla; hem ibâdet, hem huzur, hem zevk ve hem de sağlık... Ağlamak, gülmeye oranla daha fıtrî, daha insanî, daha etkileyici... Diğer varlıklarla uyum için de bu gerekli. Yer gök ağlar (44/Duhân, 29), melekler ağlar, amel defterleri ağlar, ceylânlar gözyaşı döker; bülbüllerin ötüşü bile anlayana bir tatlı hüzün, bir sızlanış ve ağlayıştır. Âkif’in dediği gibi, insan, ağlayamıyorsa bari gülmekten (kahkaha atmaktan) utanmalı değil mi?                   Ağlamak... Elinden bir şey gelmeyen zavallı gibi mi? Elbette hayır! Tüm yapılacakları yaparak, eylemle fiilî duayı yerine getirerek, gönülle ve gözle duâ etmektir ağlamak.  Aynen ekinin ekildikten sonra, arada sırada sulanması gibi... Su, hayat işaretidir, hayat kaynağıdır. Su olmayan yerde hayat olmaz. Gözlerimizden de su gelmiyorsa, kalbimizde hayat yok sayılır. Su rahmettir. Gözyaşı akmıyorsa, rahmetten uzağız demektir. Unutmayalım ki ölmüş bir ağacın dalından, bir odun parçasından su çıkmaz. O, yanmaya lâyıktır, onun hakkı yanmaktır. Hayat sahibi yemyeşil bir ağaç, yara aldığında, kesildiğinde sular damlar. Bu onun canlı olduğuna delildir. Su, yanmaya engeldir, ateşi söndürür. Allah için ağlamak da cehennem ateşini söndürür. “İki göz vardır ki Cehennem ateşi onlara dokunmaz: 1- Allah için sınır bekleyen mücâhidin gözleri, 2- Allah için ağlayan gözler.” Gece sessizliğinde, riyâ karışmaksızın Allah’la hemdem olmak, seccâdesine inciler saçabilmek, günah kirlerini gözyaşı suyuyla temizleyebilmek... İşte takvânın, kalp yumuşamasının alâmeti. “Kalbim temiz, sen ona bak” diyenler, kalplerini gözyaşı ile temizlemediler, zikirle cilâlamadılarsa kesinlikle yalan söylüyorlardır. “Hava, bir gün yüzünü ekşitti, bulutun gözleri yaşlandımı, bu ağlayış; dalların, yaprakların, meyvelerin gülmesi içindir. Çocukların oyunları, gülüşleri de ananın ağlayışından, babanın darılışındandır.”   Affedin bizi çocuklar! Size fıtratınıza uygun bir devlet, çevre, ev... bırakamadık. Affedin bizi çocuklar! Babalarımızdan miras aldığımız bazı güzellikleri bile koruyup size miras bırakamadık. Mukaddes emaneti koruyamadık, kutsal tevhid sancağını daha yüksek burçlara dikemedik. Gözyaşlarımızla yalvarıyoruz; bizi affedin çocuklar, siz affetmezseniz Allah da bizi affetmeyecek. “Ağlarsa anam ağlar, başkası yalan ağlar” Ananın ağlaması, riyâsızdır, içtendir, yüreğinden kopup gelir âhı. Daha dünyaya gelir gelmez çocuklar da ağlar, ana babalarının günahlarına, çevrenin duyarsızlığına, başına geleceklere... Allah için yeterince gözünün yaşını akıtamayanlar, kanlarını hiç akıtamazlar. Kalplerin ölü veya diri olduğu, gözyaşlarından belli olur. Gözyaşı bir nurdur; İçin, kalbin nurunun dışa yansımasıdır.    Allah için gözyaşı dökemeyen kişinin gözleri yok demektir. Allah için ağlayamayan göz, büyükçe bir boncuk tanesinden başka nedir ki. Ağlamak da bir zevktir. Gözün yaşı, özün aşıdır. Gözyaşı Allah içinse eğer, mübârek ve mukaddestir. Gözyaşı pişmanlıktır, gözyaşı tevbedir, gözyaşı gözün niyazıdır/duâsıdır. Gözyaşı şükürdür; hamd ve senânın, şükrün gözlerden damla damla akışıdır. Karanlığın farkında olmaktır ve gelecek adına şafağın müjdesidir gözyaşı.                                                            Kerâmet, suyun üzerinde yüzmek, havada uçmak değildir; Kerâmet, gözlerdeki damlalar üzerine binmek, Allah korkusuyla huşû ve heyecanla gönül dünyamızda kanatlanmaktır. Öteki âleme götürülebilecek tek hediye; amel terazimizi ağdırabilecek tek ağırlıktır gözyaşı. Gözyaşı, gönlün kor gibi yanan ateşini söndürüp yeniden canlandırmak için gözden kalbe tutulan itfaiye hortumudur.   Gönüldeki Allah sevgisi ve korkusunun dışa yansımasıdır gözyaşı. Gözyaşı, kalbin tercümanı, muhabbetin sessiz lisanı, günahların gufrânı, kulun Rabbinden rahmet istemesi, yani istirhâmıdır. Herkesin sizi sevmesini istiyorsanız, gülümseyin. Allah’ın sizi sevmesini istiyorsanız, Allah için gözyaşı dökün. İnsanlarla beraberken gülümseyin, mütebessim olun, Sadece Allah’la beraber olduğunuzda mahzun bir şekilde gözyaşı ile Allah’la bağlantı kurun. “Mele-i A’lâda bana haber verildiğine göre, ümmetimin en hayırlıları, Allah’ın rahmetini ümid ettiklerinden dolayı (insanlar içinde) açıktan gülenler/tebessüm edenler, Allah’ın azabından korktukları için de gizli gizli ağlayanlardır.” (Hâkim, Beyhakî) En gülünç olan, insanlar kendisine acısın diye gözyaşı döken; en takvâlı kişi, Allah kendisine acısın diye gece sessizliğinde teheccüd seccâdesinde ağlayabilendir. Seccâdenin süsü, üzerine gözyaşlarından inciler dizmek ve incileri sık sık tazelemekle olur. Ağlamasını bilen insan için gözyaşı şifâdır; maddî ve mânevî nice hastalıklara. Gözyaşının indiği yerde rahmet vardır; Rahmetin indiği yerde de gözyaşı. Gönül sarayının tozları, kirleri, gözden akan sularla temizlenir. Duâlarımızın yerine ulaşmasını istiyorsak, imzamızı gözyaşlarımızla atmalıyız. Rabbimizle irtibatımızda kopukluk varsa, paslanan bağlantı tellerini gözyaşı yağıyla temizlemeliyiz. Mesajımızın değerlendirmeye alınması için, gönül kalemi kullanılması ve gözyaşı mürekkebiyle yazılması gerektiğini bilmeliyiz. Secdelerin ölümcül hayatımızı canlandırmasını istiyorsak, Rasûlün secdeleri gibi gözyaşıyla sulayalım.     Günahlarla kirlenen yüzümüzü, yarın ateşin temizlemesinden önce, gözyaşıyla yıkayıp temizlemeliyiz. Bilim adamları yeni öğrendiler gözyaşının bazı faydalarını; artık bundan böyle gözyaşı ile kanser testi yapılabiliyor; aslında gözyaşı ile takvâ testi de yapılıyor, Rasûlullah’ın bildiğini ne kadar bilip bilmemenin, O’na benzeyip benzememenin de testi yapılıyor gözyaşı ile. İnsan, küçük bir kâinattır. Küçük evren insan açısından gözyaşını değerlendirmek için, suyun evrendeki yerini düşünmek yeterlidir. İçme suları, dağlardan ve taşlardan kaynayan menbâ/kaynak suları, çağlayanlar, nehirler, denizler, rahmet değerindeki yağmurlar ve cennetlerin altından ırmaklar akan güzellikleri ne ise gözyaşı da odur. Bütün bu evrene güzellik katan, cennetin güzelliklerini artıran suyun bir benzeri insandaki gözyaşıdır. Bazılarının “neye, niçin ağlayalım?” diye sorduğunu duyar gibi oluyorum. Bu soruya bile ağlamak gerekiyor. Bunca günahlara, isyanlara, çevredeki şirk bataklığına, azgınlığa ve fesâda ağlamadan seyirci kalmak, merhametsiz taştan bir yürek taşımaktır; hayır, taştan olsa kalp, taştan sular fışkırdığı gibi ağlayacaktır; demirden olsa eriyecektir, o ölmüş bir kalptir, sahibi de canlı cenaze. Devleti, toplumu, okulları, evleri ve de gönülleri saran cehennem yangınlarını ve âhiretteki Cehennem ateşimizi söndürmek için başka terkipteki sular kâr etmez. O ateş ancak gözyaşı ile söner; Nemrut’un tutuşturduğu ateşi, İbrâhim (a.s.)’in gözyaşlarının söndürdüğü gibi. Çünkü Hz. İbrâhim, Kur’ân’ın tanımıyla “evvâh” idi; çok “vah!”  eden, çokça ağlayan...     Gülüp eğlenmek, dünyadan kâm almak normal olurdu; eğer ölüm ve ötesi olmasa... Hangi âlemde gülmeyi tercih etmeliyiz, dünyada mı, ukbâda mı? Ölüm, gerçek mutluluğa, tükenmeyen tüm güzelliklere açılan kapı olduğundan, öteki hayata saklayalım gerçek anlamda eğlenip gülmeyi.  İşletemediğimiz ilâhî mekanizmanın çarklarını benzin misali belki gözyaşlarımız döndürebilir. Karaya oturan gemimiz, belki bu yaşlarla rahmet deryasına açılabilir. Allah’ın rahmetine gerçekten susamış isek, ağlamayan çocuğa meme verilmez kabilinden, çocuk safiyetiyle, kasvetli kalplerimizin yumuşaması ve rahmete dalması için ağlamalıyız. Bitkiler büyümek, fidanlar ağaç olup meyve vermek için nasıl göklerin ağlamasına muhtaç iseler, kurumaya yüz tutmuş körpe fidanlar, isyan ve küfür kuraklığındaki nesillerimiz de bizim ağlamamıza öyle muhtaçlar. “Sus ey bülbül, senin hakkın değil; benim hakkım mâtem!” Bülbüllerin şakıdığı vakitler, horozların melekleri gördüklerini insanlara müjdeledikleri zamanlar, bebeklerin uyanıp zikrederek ağladıkları demler, yani seher vakitleri biz neyle meşgul oluyoruz? “Yatma seherde, uğrarsın derde” diyen şâir bizi neye dâvet ediyor?   Nice basit dünyevî meseleler, küçük kayıplar, önemsiz rahatsızlıklar karşısında ağlayıp sızlanıyor veya ağlamaklı oluyoruz da; Allah korkusundan dolayı ne kadar aynı duygular içinde, benzer atmosferi yaşıyoruz? Mü’min o kimsedir ki; küçük, zerre kadar bir hata işlese, onu gözünde dağ gibi büyütür, kendini kolay kolay affetmez; kirlenen kalbini gözyaşı çeşmesinden akan sularla temizler.  Münâfık da o kimsedir ki, işlediği büyük bir günah, onun gözünde önemsizdir, kendinden daha aşağıdakilere bakar, benden daha ne kötüleri var, ben çok iyiyim der ve eğlenmeye devam eder. Sarhoşların gece uykusunu terkedip meyhane köşelerinde kendilerinden geçmesi, her şeyi unutacak kadar kendini sevdiği içkiye vermesi gibi; biz de gece uykusunun bir kısmını olsun sevdiğimiz Allah için terkedelim. Bizim de gece hayatımız olsun. Teheccüd, zikir, tevbe ve gözyaşı adlı dostlarımızla beraber olalım. Yoksa, birinin kalkıp ‘sarhoşun içkiyi, gece hayatını  sevmesi kadar Allah’ı sevmiyor musun?’ demesine nasıl cevap veririz. “İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını endâd/Allah’a denk tutarlar da onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.” (2/Bakara, 165)       “Güleriz ağlanacak halimize” diye bir deyim vardır dilimizde; tam da şimdiki yaşantımız ve tavrımıza mutâbık. Ağlanacak hale gülen veya böylesi olaya aldırış etmeyene “deli” denmez de ne denir? Ağlayacak kalp yoksa bari vur patlasın çal oynasın şeklinde eğlenmekten, vurdum duymazlıktan, hiç ölmeyecekmişiz gibi kahkahalardan utanalım. “Benim bildiğimi bilseniz, az güler, çok ağlardınız.” Ağlamayan, câhildir, Rasûl’ün bildiği özden haberi yoktur; Allah için ağlayan da döktüğü gözyaşı oranında Rasûl’e has ilme sahip kişi. O kutlu elçi ki, secde yeri küçük bir gölcük şeklinde su birikintisiyle kaplanıyordu geceleri. Onu ağlatan şeyi bilmeyen, Rasûl’ün getirdiğini de bilmez. Ağlamak, ma’rifet işidir. Ma’rifetullah’a sahip olanların, yani Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilen, ma’rifetle dolanların gözleri boşalacak ve ağlayacaktır.  “Gözümün nuru namaz” diyordu o en büyük insan. Namazın nasıl o kutlu gözlerin nuru olduğunu, namazın en kıymetli yeri secdede gözü nurla dolduran şeyin gözyaşı olduğunu anlıyoruz. Bizim namazımız, O’nun namazına benzemediği müddetçe, gözümüzün nuru olamayacağı endişesi ile tekrar gözyaşı gerektiği bilincine varıyor, secdede ağlayamadığımıza ağlamak gerektiğini düşünüyoruz.   Hacca gidenler bilir, ne güzeldir, ne tatlıdır “Beytullah”ın duvarına, “Kâbe”nin kapısının eşiğine yüzünü dayayıp hıçkıra hıçkıra ağlamak. Hangi mutluluk bundan daha tatlı, hangi lezzet, bundan daha içten olabilir?  “Nur beyaz mıdır, siyah mı?” diye insan aklına acaip sorular getiren siyahlara bürünmüş Kâbe duvarında simsiyah zencilerin zeytin gözlerinden akan bembeyaz gözyaşlarının Hac’daki, Umre’deki unutulmayan manzaralarını görenler kolay unutamaz. O güzel insanların gözlerinden dökülen nur tanelerini görmenin, onların hüngür hüngür ağladığını seyretmenin, bir çağlayanı seyretmekten daha güzel olduğunu görmeyenler bilemez. “Ağlamayan gözden, huşû duymayan gönülden Sana sığınırım.” İnsan, ağlayamayan gözünden ve gönlünden ne kadar şikâyetçi oluyor, ağlayanları gördüğünde. Ve anlıyor ki esnemek gibi, gülmek gibi, ağlamak da bulaşıcıdır...   “Ağlamayan aldanmıştır, ağlarken riyâ yapıyorsa o da aldanmıştır.”  (İmam Gazâli) “Hûn-ı ciğer ve gözyaşı olmadıkça, bütün resimler nâtamamdır; Kan ve gözyaşı katılmazsa, mûsikî bile çılgınlıktan başka bir şey değildir.” (Muhammed İkbal) “Ağlayın, su yükselsin; belki kurtulur gemi, Anne seccâden gelsin, bize duâ et e mi?” (Necip Fâzıl) “Ağlarım, ağlatamam, dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım.” (Mehmed Âkif)  “Fuzûlî, dehrden kâm almak olmaz, olmadan giryân, Sadef sû almayınca ebr-i nisândan güher vermez.” (Fuzûlî)  “Sular gibi çağlasan, Eyyüb gibi ağlasan, Ciğergâhı dağlasan, ahvâlini sormaz mı?” (Yûnus Emre) “Bu fenâda bir garibsin, Gülme gülme ağla gönül, Derdin dahi çoktur senin, Gülme gülme ağla gönül.” (Yûnus Emre) “Gözlerimden yaş ile kan akıtır, İlâhî, yaşım dilemezem siline. Zira aktıkça gözümden kanlı yaş, Hoş teselliler gelir ben kuluna. Hoş yaraşır âşığa gözü yaşı, Kim ki âşıksa gözünden biline.”  (Eşrefzâde) “Ağlayanlar, bir gün güler; gamlanma gönül gamlanma.” (Karacaoğlan)  “Ağlamak, rûhun işemesidir.” (Peyami Safa) “Gözyaşları olanlara ne mutlu!” (Goethe) “Dur yolcu, gel beraber ağlaşalım; Bu dert bir kişinin kârı değil, paylaşalım!” “Akarsu neredeyse orası yeşerir. Nerede gözyaşı dökülürse, rahmet oraya iner.” “Günah işleyen insandır, buna ağlayabilen velî olabilir; günahına sevinen ve bununla övünen ise şeytandır.” “Hepimiz, kahkahalarımızı gözyaşlarımızla ödüyoruz.” “Gözyaşları ile yıkanan yüzden daha temiz yüz olamaz.” “Âşık Yûnus eder âhı; Gözyaşı, döker günâhı.” “Gözyaşları ile demiri bile eritebilirsiniz.” “Gözyaşları çilenin sessiz sözleridir.”  “Ağlamak, teessür ve kederin devâsıdır.” “Beraber ağlamaktaki tatlılık kadar hiçbir şey kalpleri birbirine bağlamaz.” “Dil benim, dîde benim, eşk benim; Neden ağır geliyor ağlayışım ağyâre.” “Dünyaya geleni ölmez belleme; Her dem ağlayanı gülmez belleme.” “Siz söyleyin ey dumanlı dağlar! Gönlüm neye gizli gizli ağlar.” “Öz ağlarsa göz de ağlar demişler.”    “Gözlerden akabilen yaşlar, acıları giderir; insan rûhunda hapis kalan yaşlar ise zehirdir.” “Âşık için gözyaşı, gülümsemeden daha tatlıdır.” “Ağlamayan çocuğa meme vermezler.” “Ne hikmettir, şu dünyâya; Gelen ağlar, giden ağlar.” “Babaya ve kocaya karşı ağlamak, çocukla kadının silâh ve tuzağıdır.” “Ağlatırsa Mevlâm, bir gün güldürür.” “Ağlayanın bir derdi var; gülenin beş.” “Çok gülenin heybeti azalır.” (Hz. Ömer) “İki şey zannolunduğu kadar kolay değildir; Sırasında gülmek ve sırasında ağlamak. Gülünç olmaksızın gülen ve ağlayan büyük bir zekâ eseri göstermiş olur.” “Gülmek, fırtınalı gökte doğan bir gökkuşağına benzer.” “Her şeye gülmek deliliktir; hiçbir şeye gülmemek de kuşkusuz budalalıktır.”  “Gülümsemek, çok zaman gözyaşlarımızın maskesidir.” “Yûnus Emrem bu dünyada; Kim güldü ki sen gülesin.” “Ne mutlu diline hâkim olana, evi kendisine geniş gelene, yaptığı suçtan pişman olup ağlayana!” (Hadis-i şerif)   İsmet Zeki Eyüboğlu,  Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü, s. 13 Kurtubî, El-Câmaiu li-Ahkâmi’l Kur’an, c. 2, s. 175 İbn Kayyim el-Cevziyye, El-Fevâid, s. 138; naklen A. Bilâli, Arınma Yolu, 1/90 İbn Kesir, Hadislerle Kur’ân-ı Kerim Tefsiri, c. 2, s. 388 Hayâtu’s-Sahâbe (Hadislerle Peygamber ve Ashâbının Yaşadığı İslâmiyet, c. 4, s. 1479 Ahmed Özer, Gözyaşları Dünyası, s. 148 vd. A.g.e. s. 159 vd. Şâmil İslâm Ansiklopedisi, c. 1, s. 52-53 Seyyid Kutub, Fî Zılâli’l Kur’an, c. 14, s. 141 Abdurrahman Kasapoğlu, Kur’an’da İnsan Psikolojisi, s. 25 İslâm Ansiklopedisi, T. Diyanet Vakfı Y. c. 1, s. 473-474 Mustafa İslâmoğlu, Yürek Devleti, s. 79 vd. Sızıntı’dan Tıbbî Gerçekler, Hakkı Gökbel, T.Ö.V.  Y. s. 267 vd. Âdem Tatlı, Mehmet Dikmen, Merak Ettiklerimiz,  s. 361-364 H.Hüseyin Korkmaz, Sağlıklı Yaşama ve Başarı, s. 55 vd. İslâm Ansiklopedisi, T. Diyanet Vakfı Y. c. 14, s. 243 H.Hüseyin Korkmaz, a.g.e. s. 60-61 M. F. D. Çağ ve Nesil, T.Ö.V.  Y. s. 195-201; Hitap Çiçekleri, s. 184-189 Ahmed Özer, Gözyaşları Dünyası, s. 143 vd.  


Son takip: 05.06.2020 - 01:26
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· İRTİDÂD.. İrtidâd; Anlam ve Mâhiyeti · El-Azîz/Her Şeye Gâlip; Esmâü'l-Hüsnâ'dan Bir Diğeri · Diğer Yaratıklara Güzel Davranma · Papaz · Gerçek Islahatçılar Aynı Zamanda İnkılapçıdırlar · Bu İsmin Birçok Yüce Anlama Gelmesi · Muhkem, Müteşâbih ve Te'vil Konusuyla İlgili Âyet-i Kerimeler · Tabiat Felsefesi · Zeka, Kültür, Tahsil Durumu. · 16) Cündullah · 4) Apaçık Sapıklık · Sosyalizm · Siz de mi Hâlâ Kıyâmetin Kopmadığını Sanıyorsunuz?. · Kur'an Okuma ve Hatta Öğretme Karşılığında Ücret Almayı Yasaklayan Hadis-i Şerifler · Cana Kıymanın Uhrevî Sorumluluğu. · Hadis-i Şeriflerde Af Kavramı · Kur’ân-ı Kerim’de Mekr Kavramı · MEŞRU, BİD’AT TEVESSÜL ÇEŞİTLERİ VE HÜKÜMLERİ · ŞEDİDU'L-İKAB · Malı değerinin altında almak
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber