sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Câhiliyyenin Bir Başka Yönü
· 2- Adâlet
· Ru’b
· Orucun Şartları
· Athene
· 3) Büyük Cehâlet
· Vasînin Vekil Veya Başka Bir Vasî Tayin Etmesi
· Mısır'dan Çıkış
· Fesat
· Münâfıklar
· İkon
· Tecessüd
· Arbede
· Câhiliyye
· Kurşun Dökmek

Son Okunanlar
· İnanç Özgürlüğü ve Dinde Zorlama.
· Neshi Bilmenin Yolları
· Peygamberlerin Peygamberliği Nasıl Anlaşılır?.
· Günah Çıkarma
· 3- Üçüncü Sınıf Zevi'l-erhâmın Mirasçı Olması
· Allah Güzeldir, Güzelliği Sever
· 5) Uydurma Yoluyla
· Vedîanın Hükümleri
· İ'câz ve Mu'cize Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· İstiazenin Hükmü



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

İnanç Özgürlüğü ve Dinde Zorlama.

İnanç Özgürlüğü ve Dinde Zorlama
İnanç Özgürlüğü ve Dinde Zorlama   Din ve vicdan hürriyetinin temeli, kişinin kendi irâdesiyle istediği kutsala inanması, istediği dini benimsemesi veya benimsememesidir. İtikat, inanç, iman vb. kelimelerin kullanıldığı bu eylem serbestçe inanmayı, inancını açıklamaya zorlanmamayı ve inancından dolayı kınanmamayı gerektirmektedir. Esasında iman etme, bir kutsala inanma, insanın iç dünyasıyla ilgili bir eylem olup bunun yasaklanması fazla bir anlam ifâde etmemektedir. İnanç hürriyeti, insana insanlık vasfını veren ve en başta gelen bir haktır. İnsanoğlunun elinden inanç hakkını almak isteyen kişi, aslında insanlık vasfını almaktadır. İnanç duygusu, insanda bulunan mânevî bir duygu olduğundan, bunların değiştirilmesine yönelebilecek bütün zorlamalar, aslında o inanç sahibinin gerçek dışı görüntü arz etmesine sebep olacaktır. Bu ise, hiçbir inanç için benimsenecek bir durum olmadığı gibi, özellikle İslâm için de söz konusu olamaz. İşte bundan dolayı, insanlık tarihi boyunca hak dine çağırmak üzere peygamberler ve beraberlerinde vahiyler gönderilmesine rağmen, insanlar zorlanmamış, dinin benimsenip benimsenmemesi konusunda özgür irâdeleriyle başbaşa bırakılmışlardır. İndirilen son vahiyde, yani Kur’an’da da aynı şekilde inanç hürriyeti tanınmaktadır: “Dinde zorlama yoktur...” (2/Bakara, 256) “De ki: Bu gerçek Rabbinizdendir, artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin...” (18/Kehf, 29) “Rabbin isteseydi, yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırlardı. O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın?” (10/Yûnus, 99) “Öğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verensin. Onların üzerinde zorlayıcı değilsin.” (88/Ğâşiye, 21-22) Kur’an, inanma olgusunu, insanda bulunan seçme yeteneği ve özgürlüğü üzerine dayandırıyor. Hatta her şeye kaadir olan Allah tarafından olsa bile, böyle bir imanı elde etme yolunun zor kullanma ve baskı biçiminde olmasını geçersiz kılmaktadır. Bundan dolayıdır ki kalbi imanla mutmain olduğu halde dininden dönmeye zorlanan ve Allah’ı inkâr eden bir kimsenin bu inkârını, azabı hak eden bir inkâr olarak değerlendirmemektedir. Çünkü aslolan, kalbin benimsediğidir. Kaldı ki din konusunda zorlama yapmaya zâten imkân da yoktur. Çünkü din, dudakların tekrarladığı anlamsız kelimelerden ibâret değildir. Böyle olmasaydı Allah, “Herhalde sen, inanmıyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin! Dilesek onların üzerine gökten bir mûcize indiririz de ona boyun eğmek zorunda kalırlar (inanırlar).” (16/Nahl, 106) âyeti gereğince onların iman etmelerini zorunlu hale getirecek etkenler de yaratırdı. Ama insanın inanmasının mânevî/ahlâkî değeri, bu inancın, bir zorlamanın değil; serbest ve özgür irâdenin ürünü olmasına bağlı olduğuna göre “göklerden indirilen” görünür ya da işitilir bir “alâmet/işâret”, karşı durulmaz âşikârlığıyla bu serbest irâde ya da seçim ögesini ortadan kaldırır ve dolayısıyla insanın mesaja olan inancını ahlâkî değerinden ve anlamından yoksun bırakırdı. Ayrıca insanların gönül rızâsıyla ve kendi seçimleriyle kendisine inanmalarını isteyen doktrinlerin zâten zorlamaya ihtiyaç duymayacağı konusunu da düşünebiliriz. Çünkü zorlamaya ihtiyaç duymak, ancak nefsinde seçim yapma imkânı olmayan noktada devreye giren bir konudur. Bu nedenle -belki de- âyet-i kerime yalnızca “...Tâğûtu inkâr edip Allah’a iman edenlerin, kopmayan sağlam bir kulpa yapıştıkları...”na değinmekle yetinmiştir. Doğrusunu Allah bilir; belki de bu durum, isteyerek iman etmenin doğal bir neticesi gibi takdim edilmiştir. Bunun da ötesinde, İslâm’a dâvet eden kişi, sadece Kur’an’ın belirlediği tebliğ ve uyarı görevini yerine getirmekten sorumludur. Bunun yanısıra Kur’an, insanların iman edip etmemelerinden dâvetçiyi sorumlu tutmaz ki başkalarını İslâm’a girmeye zorlasın. İşte İslâm’ın öngördüğü bu inanç özgürlüğünden dolayıdır ki, İslâm’ın himâyesi, diğer dinlerden olup kendi kanatları altında yaşayanları da kuşatmış, dinlerinin gerektirdiği şekilde ibâdet etmelerini sağlamış, dinlerinin kurallarını yaşama konusunda idârecilerin zorlamalarını da yasaklamıştır. Bu meyanda “zimmîlik” tam bir vicdan ve din özgürlüğü teminat altına alıyor,  askerliği kaldırıyor, menkul ve gayr-ı menkul bütün mallarını elinde tutuyor, adâleti garantiliyor ve hatta çeşitli gayr-i müslim tebaaya kendi öz kanunlarını tatbik etme imkânı veriyordu. Bunun en güzel örneğini Hz. Peygamber’in savaşlarda din adamlarına karışılmaması yönündeki emirlerinde görmekteyiz (Bkz. Ahmed bin Hanbel, Müsned, I/300; IV/240; V/358). Hz. Ömer’in Beyt-i Makdis’e gittiğinde onların kiliselerinde namaz kılmayışının nedeni de, kendisinden sonra müslümanların bu kiliseyi yıkıp enkazı üzerinde bir mescid yapabilecekleri endişesiydi. Bu da İslâm’ın diğer din mensuplarına tanıdığı inanç özgürlüğünü yansıtan başka bir örnektir. Peki, bu sözünü ettiğimiz inanç özgürlüğünün alanı sınırsız mıdır? Veya bunun kapsamı nedir? Herkese tanınan bu inanç özgürlüğü, her din mensubunun kendi inanç eğitimlerini yapma özgürlüğünü de beraberinde getirmektedir. Hatta Kur’an’da ve Sünnette, müslüman olmayanların, müslümanlara kendi inançlarının propagandalarını yapmalarını yasaklayan açık hiçbir delil de bulunmamaktadır. Sadece soyut anlamdaki inanç için bir özgürlük tanındığı halde, bunun aynı inancın gerektirdiği bazı davranışlara tanınmaması hem bir çelişki, hem de anlamsız olacaktır. Buna göre müslüman olmayanların İslâm’a ve müslümanlara hakaret etmemeleri, onları küçük düşürücü söz ve eylemlerden sakınmaları şartıyla kendi inançlarını yaşamaları, hatta inançlarının propagandasını yapmaları da İslâm’ın tanımış olduğu inanç özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. Belki ilk bakışta böyle bir özgürlüğün tanınması anormal karşılanabilir. Ancak İslâm, kâfirlerin güç kullanmadan ve İslâm’ı küçük düşürmeden kendilerini ifâde etmelerinden ve kendi inançlarının propagandalarını yapmalarından etkilenmeyecek kadar mükemmelliğe sahip bir dindir ve müntesiplerinin de aynı mükemmelliğe sahip olmaları ve inançlarını belirlenen ölçüler çerçevesinde yaşayıp yaymaya çalışmaları durumunda diğer din mensuplarının propagandalarından etkilenmeyeceğini öngörür. Hatta müslümanların kendi dinlerine olan bağlılıkları ve samimiyetleri, dolayısıyla İslâm’a olan güvenleri, başka din mensuplarının tebliğ/misyonerlik faâliyetlerinden rahatsız olmamalarını gerektirir. Dolayısıyla müslüman olmayanların faâliyetlerinden rahatsızlık duymanın, bazen müslümanlarda bir inanç sorununun ve İslâm’ın istediği görevleri yeterince yerine getirmemenin bir belirtisi olarak ortaya çıktığını düşünüyoruz. Diğer bir ifâdeyle, müslümanların kendilerine yabancılaşmalarına paralel olarak dinlerine olan güvenlerinin sarsılması, diğer din mensuplarının faâliyetlerinden rahatsızlık duymalarına, buna bağlı olarak da sadece söylem olarak sahip oldukları inançlarının rencide edilmiş olacağı endişesine kapılmalarına neden olmaktadır. Aslında İslâm’ın yaşandığı bir toplumda başka dinlerin rağbet görmesi de söz konusu olamaz.   İnanç, ibâdet, ahlâk ve sosyal hayatla ilgili hükümleri ihtivâ eden Kur’an, muhâliflerinden, Kur’an’ın bir benzerini getirmeleri için meydan okumaktadır (Bkz. 2/Bakara, 23; 10/Yûnus, 38; 11/Hûd, 13; 21/Enbiyâ, 24; 17/İsrâ, 88; 27/Neml, 64). Kur’an’la ilgili bu meydan okumaya karşılık, birileri, bu alanların birinde veya hepsinde Kur’an’dan daha üstün görüş ve hükümlere sahip olduğunu ileri sürecek olsa, din adına, bu kimsenin, görüşlerini anlatmasına engel olmamız mümkün değildir. Aksi takdirde, meydan okumanın hiçbir anlamı kalmaz. Aslında muhâlif görüşlerin seslendirilmesine fırsat vermeyenler, kendi inanç ve görüşleri konusunda endişesi olanlardır. Müslümanların ise böyle bir endişeleri yoktur. (M. Sait Şimşek, Kur’an’ın Ana Konuları, s. 265-267).  Hz. Peygamber de, kendisine gelen hıristiyanların, kendi ibâdetlerini yapmaları için mescidini kullanmalarına müsâade etmiş, hatta mescidde onlarla tartışmış, hıristiyanların, Kur’an’a aykırı olan görüşlerini özgür bir şekilde dile getirmelerine fırsat tanımıştır (Bkz. İbn Kesir, Tefsir, I/348). O halde, her din mensubu, sahip olduğu inancını başkalarına zorla benimsetmeye girişmediği veya bu inancını başkalarına hakaret etme aracı olarak kullanmadığı sürece inanç özgürlüğü kapsamındadır. Aksi takdirde inanç özgürlüğünden söz edilemez. Bakara sûresinin 256. âyeti, hiç kimseyi dinini bırakmaya zorlayamayacağımızı ifâde ettiği gibi, aynı zamanda bizi dinimizden uzaklaşmaya kimsenin zorlayamayacağı anlamındadır. Çünkü bu özgürlüğün garantisi, hiç kimsenin kimseye saldırmamasına bağlıdır. Düşünceleri hafife alanlar, dinlerle alay edenler, kendi konumlarını koruyup hayatlarına devam ederlerken “inanç hürriyetine saygı göstermek gerekir” denmesi de doğru değildir. İslâm Dini, bu anlamda düşünce özgürlüğünü garanti altına almıştır. Ancak bu özgürlük salt düşünce sınırları içinde geçerlidir. Ayrıca insanların birbirleriyle diyaloga girmeleri, tartışmaları, birbirlerini inandırmaları veya düşüncelerinin doğruluğuna iknâ etmeleri amacıyla böyle bir inanç ve düşünce özgürlüğü tanınmıştır. Yoksa, insanların hayatlarına ve fikirlerine anarşinin egemen olmasına sebep olacak mutlak ve kayıtsız-şartsız bir özgürlük söz konusu değildir.  


Son takip: 07.06.2020 - 12:07
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· İRTİDÂD.. İrtidâd; Anlam ve Mâhiyeti · El-Azîz/Her Şeye Gâlip; Esmâü'l-Hüsnâ'dan Bir Diğeri · Diğer Yaratıklara Güzel Davranma · Papaz · Gerçek Islahatçılar Aynı Zamanda İnkılapçıdırlar · Bu İsmin Birçok Yüce Anlama Gelmesi · Muhkem, Müteşâbih ve Te'vil Konusuyla İlgili Âyet-i Kerimeler · Tabiat Felsefesi · Zeka, Kültür, Tahsil Durumu. · 16) Cündullah · 4) Apaçık Sapıklık · Sosyalizm · Siz de mi Hâlâ Kıyâmetin Kopmadığını Sanıyorsunuz?. · Kur'an Okuma ve Hatta Öğretme Karşılığında Ücret Almayı Yasaklayan Hadis-i Şerifler · Cana Kıymanın Uhrevî Sorumluluğu. · Hadis-i Şeriflerde Af Kavramı · Kur’ân-ı Kerim’de Mekr Kavramı · MEŞRU, BİD’AT TEVESSÜL ÇEŞİTLERİ VE HÜKÜMLERİ · ŞEDİDU'L-İKAB · Malı değerinin altında almak
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber