sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Diğer Görevleri
· Ana-Babanın En Büyük, En Kutsal Görevi Çocuklar, Çocuklar, Çocuklar!
· Herakles
· Rûhânî
· Misvak ve Diş Temizliği
· Nükabâ
· Toprak Mahsullerinin Zekâtı
· Din; Anlam ve Mâhiyeti
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· Bu İsmi Bilmenin Faydaları
· Allah’ın Semî’ İsmine İnanmanın Gereği
· Bu İsimleri Bilmenin Faydası
· Mısır'dan Çıkış
· Beşerî Sistemlerin Dünyevîliği; İslâm'ın Uhrevîliği
· Mürted.

Son Okunanlar
· Dinde Zorlama/Dine Girişte Zorlama.
· VAKİ'
· Hadis-i Şeriflerde Murâbıtların Fazileti
· Dolu.
· Harb-i Umûmî
· Anıtkabiri Piramit Olan Firavun’un Toplumsal Düzeni de Piramit Düzeniydi
· b- Kalp İle Şükür
· İdol
· “SLM” Kökünden Türeyen İsimler
· j- Şoför olmalıdır.



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Dinde Zorlama/Dine Girişte Zorlama.

Dinde Zorlama
Dinde Zorlama/Dine Girişte Zorlama   Dinde zorlama konusu, aslında inanç özgürlüğü konusuyla doğrudan ilgilidir. Konuyla ilgili olarak sürekli gündemde tutulan Bakara sûresinin 256. âyeti çoğu zaman kişilerin düşünceleri doğrultusunda farklı alanlara çekilmekte, dolayısıyla yanlış yorumlanmakta ve âyetin, Kur’an bütünlüğü içindeki maksadı kaybolmaktadır. Hatta birbirlerinden farklı düşünenlerin bile kendi düşüncelerine dayanak kabul ettikleri bir âyet şeklinde algılanmaktadır.      Bu âyet ile ilgili olarak müfessirlerden farklı görüşler rivâyet edilmiştir. Bu görüşlerin başlıcaları şunlardır: Bu âyet, sadece cizye veren ehl-i kitaba mahsustur Daha önce yahûdi iken müslüman olan ve kendi çocuklarını da İslâm’a girmeye zorlayan ensâr hakkındadır. Genel anlamda hiç kimsenin İslâm’a zorlanamayacağı hakkındadır. Bu âyet, savaşmayı emreden âyetlerle neshedilmiştir. Bu görüşlerin iki açıdan farklılık arz ettiklerini görüyoruz. Birincisi, âyetin muhtevâsıyla ilgilidir. Şöyle ki: Âyet, müslümanları, başkalarını zorla İslâm’a tâbi kılmaya çalışmaktan nehyeden bir yasa hükmünde midir? Yoksa “Dinde zorlama olayının gerçekleşmeyeceğini” bir realite olarak haber verme konumunda mıdır? İkincisi ise, âyette yer alan “din” mefhumundan ne kastedildiği ile ilgilidir. Şöyle ki: Burada “din” kelime-i şehâdetle temsil edilen görsel bir şekilden mi ibârettir? Yoksa, dinden murad, akîde temeline dayalı geniş ve kapsamlı bir vâkıa mıdır? Yukarıdaki görüşlerden ilk üçünü benimseyenler, söz konusu âyeti müslümanları başkalarını zorla İslâm’a tâbi kılmaya çalışmaktan nehyeden bir yasa gibi değerlendirmekte, bunun sonucu olarak dini de görsel şekilden ibâret olan ve kelime-i şehâdet                le temsil edilen bir düşünce olarak görmek durumundadırlar. Çünkü dinin temeli olan iman, nefsin boyun eğmesinden ibârettir. Nefsin boyun eğmesi de hiçbir zaman zorlama ile gerçekleşmez. Bu değerlendirmeye göre âyetin, dinin kabul veya reddedilmesi konusunda zorlama yapılmayacağı ilkesini ihtivâ ettiği sonucuna ulaşılmaktadır. Âyeti, “dinde zorlama olayının gerçekleşmeyeceğini” bir realite olarak haber verme konumunda görenler ise, doğal olarak dinin ikinci anlamını, yani dinin akîde temeline dayalı ve geniş kapsamlı bir vâkıa olduğunu esas alacaklardır. Başka bir ifâdeyle, bu görüşte olanlar âyetin, dinin kabul veya reddi konusundaki zorlamayı değil; dinin yaşanmasındaki zorlamayı yasakladığını savuşmuşlardır. Âyetin sadece ehl-i kitab ile ilgili olduğu görüşünün tutarsız olduğunu da burada belirtmemiz gerekmektedir. Çünkü bu hüküm yalnız ehl-i kitaba mahsus olsaydı, İslâm memleketinde ehl-i kitaptan başkasına eman (can güvenliği) verilmemesi gerekirdi. Oysa, gerek Hz. Peygamber döneminde, gerekse sonraki dönemlerde İslâm’ın egemen olduğu topraklarda ehl-i kitabın dışında olan birçok insanın kendi inançlarına bağlı olarak yaşamalarına engel olunmamıştır. Ayrıca, şu âna kadar müşrikler için “müslüman olma” veya “öldürülme” dışında bir seçeneğin bırakılmaması; ehl-i kitabın ise cizye ödemeyi kabul ettikleri takdirde kendi dinleri konusunda serbest bırakılması şeklindeki uygulamalar, maalesef, “İslâm kendi yasaları altında inanç hürriyetine müsâmaha göstermez” görüşünde olan bazı araştırmacıların bu görüşüne dayanak olmuştur. Bu âyetin, savaşmayı emreden âyetlerle neshedildiğine dâir görüşe gelince; bunun da tamamen reddedilmesi gereken bir görüş olduğunu belirtelim. Hem bu âyetin neshedildiğini gösterebilecek bir delil mevcut olmadığından, hem de Taberî’nin dediği gibi, hükümler insanlar tarafından değil; Allah tarafından neshedilebileceğinden dolayı (Taberî, Tefsir II/357) böyle bir görüş mûteber değildir. Ayrıca aynı âyetin devamındaki “... Doğruluk, sapıklıktan seçilip belli olmuştur...” (2/Bakara, 256) ifâdesi de, bu hükmün nüzûlünün, dinin belli olmasından sonra olduğunu göstermekte ve böyle bir mülâhazaya -neshedildiği şeklindeki görüşe- mâni görünmektedir. Hatta üzerinde durduğumuz bu âyetten önceki âyetlerde Allah yolunda cihadın emredilmesi ve bu bağlamda Tâlût-Câlût kıssasının örnek olarak verilmesinden (2/Bakara, 244-251) dolayı, Kur’an’ı dinleyen ve okuyanın zihninde savaşın, düşmanı İslâm’a sokmak için yapıldığı şeklinde oluşabilecek izlenimi silip, İslâm’a girme konusunda kimseye zorlama yapılamayacağını bildirmek üzere hemen peşinden bu âyetin gelmiş olabileceği de uzak bir ihtimal değildir. Savaşı emreden âyetler tarafından bu âyetin neshedildiğini düşünenlerin, savaşın, dine zorlamak amacını güttüğü görüşünde oldukları da düşünülebilir. Ancak, savaşı emreden âyetler incelendiğinde, savaşın amacının hiçbir zaman dinde zorlama olmadığı görülecektir (Bkz. 2/Bakara, 190-191, 193; 8/Enfâl, 39-40; 8/Tevbe, 13; 22/Hacc, 39-40). Gerçi savaşın dinde zorlamayı öngördüğüne ilişkin iddiâları ve bunlara dâir cevapları ileride ele alacağız; ancak, yeri gelmişken bu konuda delil olarak ileri sürülen “Haram aylar çıkınca (Allah’a) şirk/ortak koşanları nerede bulursanız öldürün; onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde oturup onları bekleyin. Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirlerse yollarını serbest bırakın. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.” (9/Tevbe, 5) âyeti ile, “Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar ve zekâtı verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdir. Biz, bilen bir kavme âyetleri böyle uzun uzun açıklıyoruz.” (9/Tevbe, 11) meâlindeki âyetlerle ilgili olarak önemli gördüğümüz bir hususu açıklamakta fayda mülâhaza ediyoruz: İlk bakışta bu iki âyetin, İslâm’a zorlama ve müşriklerin anlaşmalarını/sözleşmelerini kabul etmeme izlenimi verdiği düşünülebilir. Ancak, bu iki âyet, müslümanlara saldırmaya başlayan, sonra da kendileriyle anlaşma yapılan bir grup hakkında inmiştir. Daha sonra bu grup, anlaşmayı bozmaya ve ihânet etmeye niyetlenmiş, müslümanlara karşı hiçbir söz ve anlaşmaya bağlı kalmama düşüncesine kapılmıştır. Nitekim bu âyetlerin yer aldığı âyet grubunda (9/Tevbe, 1-13) bu durum, açık bir biçimde görülmektedir. Özellikle aynı sûrenin 4, 7 ve 12. âyetleri de hedef gösterilen kimselerin, yeminlerine sahip olmayan ve anlaşmayı bozan kimseler olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla bu gruba katı/sert davranılması ve kayıtsız-şartsız teslim olmanın dışında hiçbir şeyin kabul edilmemesi asla yadırganacak bir husus değildir. Çünkü bunların anlaşmayı bozmadıkları ve ihânet etmedikleri başka türlü değil; ancak bu şekilde anlaşılır. Din terimi, hem ahlâkî olarak emredici konuların muhtevâsını ve hem de onlara uygun davranmayı ifâde eden ve sonuçta terimin en geniş anlam çerçevesini yansıtan, yani içerdiği akîdevî prensipleri ve bu prensiplerin pratik yansımalarını olduğu kadar insanı ibâdet ettiği objeye karşı yaklaşımını, dolayısıyla “itikad” kavramını içine alan bir terim olduğundan, âyetin gramatik yapısı gereği asıl mânâ ile “dinde zorlama yoktur” şeklinde değil de; “zorlama, dinde yoktur” şeklinde anlaşılması gereken bu hükmün verdiği mesajı şöyle özetleyebiliriz: Bu âyet, zorla din değiştirmenin, her şart altında geçersiz ve temelsiz olduğunu, inanmayan bir kişiyi İslâm’ı kabule zorlamanın büyük bir günah teşkil ettiğini ifâde eden ve İslâm’ın inanmayanların önüne “ya İslâm, ya kılıç” alternatifi koyduğu şeklindeki yaygın safsatayı geçersiz kılan bir hüküm niteliğindedir. Ayrıca, zorla kabul edilen bir imanın geçersiz olduğunu anlattığı gibi, aynı zamanda dinde herhangi bir ameli/ibâdeti zorla yaptırmanın da geçersiz olduğunu vurgulamaktadır. Çünkü zorla kıldırılan bir namaz, zorla tutturulan bir oruç, zorla alınan bir zekât ve zorla yaptırılan diğer ibâdetlerde, dinin istediği maksat olan niyet ve samimiyet gerçekleşmeyecektir.       Bütün bunlardan sonra, özellikle batıda daha çok vurgulanan ve müslümanlarca da sık sık gündeme getirilen “inanç ve düşünce özgürlüğü” ilkesine bağlı olarak, İslâm’ın da, insanlara dinsizlik hakkı tanıdığını, bu âyetin yanlış anlaşılmasından kaynaklanan bir husus olduğunu belirtelim. Bütün dinlerden üstün olsun diye gönderilen hak dinin (9/Tevbe, 33; 48/Fetih, 28; 61/Saff, 9) insanların kula kulluk yapmalarına izin vermesi, kendi haline bırakıp onlara seyirci kalması mümkün değildir. Böyle insanların hak dini benimsemeleri için yukarıda anlattığımız yöntemlerle dâvet edilmesi başka; onların dini kabule zorlanması için güç kullanılması ise daha başkadır. İşte İslâm’ın reddettiği husus, birincisi değil; ikincisidir. Aslında Kur’an’ın ilk indirilen sûrelerinde, Allah tarafından vahyi yalanlayanların kendisine bırakılması ve havâle edilmesinin emredilmesi (68/Kalem, 44; 73/Müzzemmil, 11; 74/Müddessir, 11) ile de, hakikati inkâr edenlere karşı beşerî cezalandırma yolu yasaklanmış olmaktadır. Hatta savaşla ilgili hükümlerin ağırlıklı olarak yer aldığı Tevbe sûresinin, “Eğer yüz çevirirlerse de ki: ‘Allah bana yeter! Ondan başka ilâh yoktur. Ona dayandım, O, büyük arşın sahibidir.” (9/Tevbe, 129) âyeti ile sona ermesi ve dini kabul etmekten kaçınanların kendi hallerine bırakılarak Allah’a tevekkülü önermesi de bu konuda anlamlı bir mesaj içermektedir. Kur’an’ın meseleye bakışından yola çıkarak sonuçta şunları söyleyebiliriz: a) İslâm dâvetinin yapısında, hem demir ve ateş gibi maddî güçle yapılan açık zorlamaya; hem de boyun eğdirici psikolojik baskılarla yapılan gizli zorlamaya ihtiyaç hissettirecek bir kapalılık, karmaşıklık ve mantıkî bir problem yoktur. b) İslâm dâvetinin temel ilkeleri Allah’ın kitabından alınmıştır. Dolayısıyla insanlar kendileri için gerekli olan bu metotları tercih ettikleri için Allah’ın yasasına (sünnetine) aykırılık teşkil etmez. c) İslâm dini, Allah’ın kitabından alınmıştır. Zorlamayı dâvet vâsıtalarından bir vâsıta olarak kabul etmez. d) İslâm dâvetçisi, Rabbinin huzurunda sadece Kur’an’ın açıkladığı tebliğ ve uyarı görevinden sorumludur. Tebliğden sonra insanların iman edip etmemelerinden tebliğ yapanı sorumlu tutmaz ki, onları zorlamaya ve onlara sert davranmaya müsâade etsin. İslâm dâvetinin kaynağı olan Allah’ın kitabı zorla iman edenin imanına değer vermez; âhiret günü ona bu imanının bir yararı da olmaz. Dolayısıyla İslâm zorlamayı emreden bir din olamaz. Kur’an, tebliğde temel ilkenin hikmet ve güzel öğüt olduğunu, tartışmaya ihtiyaç duyulsa bile bunun güzel bir biçimde yapılması gerektiğini; hiç kimsenin dini kabul etmesi için zorlanamayacağını, çünkü inanma olgusunun kalple ilgili olduğunu defalarca vurgular. İnanç özgürlüğü konusunda da ilkeler koyan Kur’an, müslüman olmayanların kendi inançlarını yaşamalarına müdâhale edilmesini öngören hiçbir girişimi de benimsemez. Hatta diğer inanç sahiplerinin, baskı ve zulme başvurmadan kendi inançlarının propagandasını yapmalarını yasaklayan ve bu konuda müslümanların onları engellemelerini gerektiren bir emrin bulunmadığı da bilinmelidir. İnsanları zorla İslâm’a sokmak, aslında münâfık bir toplum oluşturulmasına zemin hazırlamak anlamına gelecektir. Kur’an’ın tebliğde şiddete başvurmayı yasaklaması, normal şartlar altında geçerlidir. Müslüman olmayanların, müslümanlara baskı uygulamaları durumunda müslümanların kendilerini savunma hakları olduğunu, misliyle mukabelede bulunabileceklerini de benimser. Hz. Peygamber’in, nokta hedef göstererek öldürülmesini emrettiği kimseler de bu bağlamda değerlendirilmelidir.    


Son takip: 24.05.2020 - 05:28
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· b- Allah'ın Ayetlerini Yalanlama · 4- Eşit muâmele · Kur’ân’ı Kerim’de Allah’ın Kur’an’a Yemini · Namaza Çağrı Haydin Felâha! · Korku Denen Reaksiyon. · Harâc; Zimmîlerden Alınan Toprak Vergisi · Hırsızlık Yapmak · Kur'an'da İnfak. · 2) Keffâret İçin Köle Âzâdı · Niçin Peygamberlerin Kendi Kavimlerine Davet Ettiği İlk Kavram Kelime-i Tevhiddi?. · 6) Adak Adamak · İNSANLARIN ÖNEMSEMEDİĞİ SAKINILMASI GEREKEN HARAMLAR.. · e- Hileli Arttırma · Kur’an’ın İcaz Örneklerinden Biri “Kısasta Hayat Vardır!”. · Günah ve İsyanın Sonuçları · Teveccüh · 2) Zengin Hısımların Himâyesi · d) Mescidin Askerî Amaçlar İçin Kullanılması · Tarih Boyunca İçki · Hidâyet Vermek Sadece Allah’a Ait
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber