sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· Mısır'dan Çıkış
· Orucun Şartları
· Athene
· Allah’ın İsmi Olarak Şehid
· Misvak ve Diş Temizliği
· Câhiliyyenin Bir Başka Yönü
· Câhiliyye
· 2- İddetini Doldurmamış Kadınlar
· Tevrat'ın Nüshaları
· İkon
· Kitab-ı Mukaddes
· 3- Toplumda Tevhid
· 10. Haset Etmez.
· g- Yemin

Son Okunanlar
· İslami Hakim Kilmak İçin Allah'in Bildirdiği Metodla Hareket Etmek Mutlaka Gereklidir
· Kölenin Hukukî Statüsü.
· Arafat’ta Vakfenin Sınırları
· Âile ve Geç im Konusuyla İlgili Âyet-i Kerimeler
· 2- Zenginin Verdiği Fâiz
· a) Mütekavvim mal
· Kur’an’ın Işığında İhtilâfları Çözüm Tarzı
· HAYY-KAYYUM
· a- İbâdet ve Tâat Cinsinden Bir Şeye Bağlananlar
· İSLÂM FELSEFESİ



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

İslami Hakim Kilmak İçin Allah'in Bildirdiği Metodla Hareket Etmek Mutlaka Gereklidir

İslami Hakim Kilmak İçin Allah
İslami Hakim Kilmak İçin Allah'in Bildirdiği Metodla Hareket Etmek Mutlaka Gereklidir   İslami hareket metodundun maksat; İslam davetçisinin İslam'ın karşısına dikilen kuvvetleri yenmesi, İslam'ın fert ve toplum hayatının her yönüne hakim olması için takip edeceği yoldur. İslam davetçisinin hedefe varmak için takip edeceği yol hangisidir? Allah, İslami harekette İslam davetçileri için belli bir metoda uyulmasını gerekli kıldı mı? Eğer belli bir metoda uyalmasını gerekli kıldıysa nedir bu metod?  Bu metodu davetçiler kendi istek ve arzularına göre mi tayin edecekler?  Eğer bu onların kendi istek ve içtihadlarına bırakılmışsa İslami olmayan hareket metodlarından örnek alabilirler mi? Ve hangi noktaya kadar İslam buna izin veriyor? Bu sorulara Seyyid Kutub: Teoride "Yoldaki İşaretler" ve "Fizilal-il Kur'an" ile bu meselenin üzerinde defalarca durarak, Pratikte ise bir teşkilat meydana getirerek ve bu yolda kendi hayatını seve seve feda ederek cevap vermiştir. Biz burada teorik cevabın üzerinde duracağız. Seyid kutub Allah'ın İslami hareket metodunu İslam davetçilerinin içtihadına ve isteğine bırakmadığını ilan ediyor. Bilakis, diğer İslami gerçekleri nasıl bildirdiyse İslami harekette takip edilmesi gerekli metodu da aynen bildirdiğini ifade ediyor. "Bu dine sahip çıkanların şu gerçeği iyi bilmeleri gerekir: Bu din nasıl Allah'tan bir din  ise onun hareket metodu da tamamen Allah'tandır. Ve bu metod, bu dinin özelliklerine uygundur. Şu da bir gerçektir ki bu dinin getirdiği gerçeklerin ameli metodundan ayrılması mümkün değildir." Hiç şüphesiz bu din nasıl itikadi düşünceleri, dolayısıyla "canlı ve pratik hayatı" değiştirmek için gelmişse aynı zamanda itikadi düşüncenin bina edildiği fikri ve hareket metodunu da değiştirmek için gelmiştir. Gerçekten İslam'ın vazifesi sadece insanların inancını ve pratik hayatını değiştirmekten ibaret değildir. Bununla birlikte İslam'ın vazifesi; insanların düşünce metodunu zihinlerine ve pratik hayatlarına el atma tarzlarını da değiştirmektir. "İslam'da hareket metodu akidenin bir parçasıdır. Ve aralarında hiçbir ayrılık yoktur. İslam düzeninin hayata hakim olması için Allah'tan gelen hareket metodunun uygulanması kesinlikle zorunludur. Yabancı hareket metodlarının İslamı hakim kılmaları imkansızdır. Batının bize yabancı olan hareket metodları ancak bir takım insanların kendi nefsi hedeflerine ulaşmalarını sağlayabilir. Fakat bizim Allah'tan gelen nizamımızı gerçekleştirmesi imkansızdır. İslami harekette nizam zaruri, akide şart olduğu gibi metod da hem zaruri hen de şarttır. Bu, bazı kimselerin zannettiği gibi sadece ilk İslami hareket için değil her zaman ortaya çıkacak İslam hareketleri  için de böyledir." (Yoldaki İşaretler)   İslami Hareket Metodunun gerekliliğini daha fazla açıklamak için buna dair bir çok deliller gösterebiliriz:22   Birincisi: Kur'an-ı Kerim'de, Nuh (a.s)'dan son rasul Muhammed (s.a.s)'e kadar olan rasul ve nebilerin kıssalarına baktığımız zaman, onların milletlerini ve kavimlerini mahlukata kulluktan kurtarıp yalnız Allah'a kulluğa davet etmek için takip ettikleri metodun, akidelerinin ve bu rasul ve nebilere karşı çıkan insanların tepkilerinin hep aynı olduğunu görürüz. Seyyid Kutub şöyle diyor: "Beşeriyyet, yola koyulurken hidayete ermişti, mü'mindi, tevhid ehlindendi. Fakat, gerek ilişkide bulunduğu dış unsurlar, gerekse onu meydana getiren birbirine zıt unsurların tesiriyle dalalete, şirke ve cahiliyyete düştü. Bu sırada nebi ve rasuller geldi, yol gösterdiler ve önceki hakikati yeniden tebliğ ettiler. Kimi helak oldu, kimi de kurtulup yaşamaya devam etti. Yaşayanlar tevhid hakikatini yeniden kabul edenlerdir. Bunlar, Allah'ın birliğini tanımışlar ve (İbadette eşi ve benzeri olmayan) Tek Allah'a bütün varlıklarıyla teslim olmuşlardır. İşte bunlar nebi ve rasullerin ağızlarından çıkan şu sese kulak vermiş kimselerdi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka ibadete layık ilahınız yoktur." Allah'ın gönderdiği bütün dinler bu tek hakikat esasına dayanmış ve tarih boyunca bütün nebi ve rasuller aynı hakikati tebliğ etmişlerdir." "Beşeriyet bir evvelki nebi ve rasullerin öğrettiği tevhid dininden uzaklaştıkça nebi ve rasullerden bir yenisi gelmiştir."                     (Fizilal'il Kur'an cüz:8  s:191) "Şu halde nebi ve rasuller kafilesi, bu sapık insanları hep aynı çağrı ile davet etmiş, aynı inanç esaslarını getirmiş, cahiliyyet ehli de bu yüce kafileyi hep aynı şekilde karşılamış ve tevhid akidesine hep aynı tarzda karşı koymuştur. Nitekim Kur'an-ı Kerim zaman ve mekan farkı gözetmeksizin zaman ve mekan ötesinden aynı gerçekleri dile getirmektedir. Nebi ve rasullerin davet metodu değişmediği gibi cahiliyetin onlara karşı koyuş şekli de değişmemiştir... Gerçekten bu nokta üzerinde dikkatle durmak gerekir. Zaman boyunca cahiliyet hep aynı cahiliyet olmuştur... Çünkü cahiliyyet; bir çağda varolup geçen ve bir daha tekrarlanmayacak tarihi bir olay değil, bir idari sistem, bir inanç ve bir akidedir. Her zaman da aynı organik yapıya ve güçlere sahiptir.'' (Fizilal'il Kur'an cüz:13 s:141-142) "Her rasulün görevi diğerininkiyle aynı noktada birleşmiştir. Bu görev; insanları batılın saltanat ve tahakkümünden kurtarmak, yalnızca Alemlerin Rabbi olan Allah'a yöneltmektir. Bu temel kaide belirtilmeden beşer hayatında yararlı olacak başka bir şey yapmak mümkün değildir."
(Fizilal'il Kur'an cüz:13 s:201) ''Bu kıssalar; insan ruhunda yer alan küfür ve iman tabiatını açıklamakta ve tekrar tekrar da imana müsait  gönüllerle, küfre kabiliyetli gönüllere dair örnekler  sunmaktadır.''   (Fizilal'il Kur'an cüz:13 s:201) Nebi ve rasulleri yalanlayanlar hakkında kıssalarda anlatıldığı gibi ilahi kanunlar geçerli olacaktı. Ayetleri unutmak, haktan uzaklaşmak... Sonra da nebi ve rasullerin öğütlerine kulak vermemek, yalnız Allah'a ibadet etmeye kibirden dolayı yanaşmamak, alemlerin Rabbinin emirlerine boyun eğmemek, gurur, alaya alma, ihtar, derken dünya azabı... Evet azgınlık, tehdit, mü'minlere işkence , buna karşılık mü'minlerde sabır, sebat ve inançların  kesinlikle ayrılması...Nihayet tarih boyunca görülegelen ilahi adaletin tecellisi ve helak...'' (Fizilal'il Kur'an cüz:13 s:202-203)  "Bu kıssalar Rasulullah'a Mekke döneminde nazil olmakta idi. Henüz müslümanlar azınlıkta idiler ve düşmanlar tarafından çepeçevre sarılmışlardı. Yol uzun ve zorluklarla doluydu. Katı bir direniş hareketiyle karşılaşıyorlardı... Henüz müslümanlar tuttukları yolun sonunu da göremiyorlardı... İşte bu kıssalar o dönemde yolun sonunu onlara açıklıyor, yol boyunca geçecekleri merhaleleri anlatıyordu. Onların ellerinden tutuyor ve bu merhaleleri teker teker atlatıyordu. Ve böylece onlar bu yolun tarih boyu gelip geçen İslam kafilesiyle kuşatılmış olduğunu görüyorlardı. Bu kafilede, onların başından geçen şeyler; garip, tuhaf ve korkutucu şeyler olarak değil sevimli ve alışılmış şeyler olarak görülüyordu. Bu kervan belli bir zümreden teşekkül etmektedir. Birbirine bağlı olarak gelen bu yol belli bir yoldur.  Şu halde müslümanlar, kendilerini çölde yitirmiş yapayalnız varlıklar değildirler... Allah'ın kanunlarına uyarak başlangıç noktasından yola çokmışlar ve yolun sonuna doğru yürüyüp gitmektedirler... İslam Hareketi başıboş bir hareket değildir, her şey planlı ve programlıdır." (Fizilal'il Kur'an: c:8 s:162) "Sana nebi ve rasullerin haberlerinden -kalbini kendisiyle sağlamlaştıracak- doğru haberler aktarıyoruz. Bunda sana hak ve mü'minlere de bir öğüt ve uyarı gelmiştir. İman etmeyenlere de ki: Yapabileceğinizi yapın, kuşkusuz biz de yapmakta olanlardanız.''  (Hud: 120-121)  "Andolsun onların kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin çeşitli biçimlerde açıklaması ve iman eden bir topluluk için de bir hidayet ve rahmettir."  (Yusuf: 111) Kur'an da geçen nebi ve rasullerin kıssalarından ve bu ayetlerden, İslami harekette Allah'tan gelen metoda göre hareket etmenin lüzumlu olduğunu anlıyoruz. Çünkü her devirde mü'min ve kafirlerin birbirlerine karşı tutumları aynıdır. İkincisi: Nebi ve rasulleri (Allah'ın salat ve selamı onların üzerine olsun) örnek almak muhakkak ki imanın gereklerindendir. Çünkü Allah (c.c) onların kıssalarını, bizim onlardan faydalanmamız ve cahiliyyete karşı olan mücadelemizde bize örnek olması için anlatmıştır. (Fizilal'il Kur'an: c:11 s:192) "Andolsun ki; sizler için Allah'ı, ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokca zikredenler için Allah'ın rasulünde güzel bir örnek vardır." (Ahzab:21) "İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kendi kavimlerine demişlerdi ki: Biz sizden ve Allah'ın dışında tapmakta olduklarınızdan uzağız. Sizi (artık) tanımayıp inkar ettik. Sizinle aramızda siz yalnız Allah'a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin başgöstermiştir."  (Mümtahine: 4) "Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: Ey kavmim! Benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (tasa konusu olmasın) sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. Eğer yüz çevirecek olursanız ben sizden bir karşılık istemedim. Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ve ben müslümanlardan olmakla emrolundum. Fakat onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, onları halifeler kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanların nasıl bir sonuca uğratıldıklarına bir bak." (Yunus: 71-73)                                                                     ''Allah ve Rasulü bir şeye hükmettiği zaman, mü'min olan erkek ve mü'min olan kadın için kendi işlerinde seçim hakları yoktur. Kim Allah'a ve Rasulüne isyan ederse, artık gerçekten o apaçık bir sapıklıkla sapıtmıştır.''  (Ahzab:36) "De ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Al-i İmran: 31) "Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve rasullük verdiklerimizdir. Eğer onlar (küfredenler) bunları tanımayıp küfre sapıyorlarsa, andolsun biz buna karşı küfre sapmayan bir kavmi vekil kılmışızdır. İşte Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır. Öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy. De ki: Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur'an) alemlere bir öğüt ve hatırlatmadan başka birşey değildir." (En'am: 89-90) Üçüncüsü: Allah'tan gelen hareket metodu Allah'dan gelen diğer şeyler gibidir. Ve şu sıfat ve özelliklere sahiptir: a) İslamda hareket metodu akidenin bir parçasıdır. Ve aralarında hiç bir ayrılık yoktur. İslam düzeninin hayata hakim olması için Allah'tan gelen hareket metodunun uygulanması kesinlikle zorunludur. Yabancı hiçbir hareket metodunun  İslamı hayata hakim kılması mümkün değildir. Batının  bize yabancı olan hareket metodları ancak bir takım insanları kendi nefsi hedeflerine ulaştırabilir. Fakat bizim Allah'tan gelen nizamımızı hayata hakim kılması mümkün değildir. Bütün İslami hareketlerde nizam zaruri, akide şart olduğu gibi metod da hem zaruri hem de şarttır. Bu bazı kimselerin zannettiği gibi sadece ilk İslami hareket için değil, her zaman ortaya çıkacak İslam hareketler için de böyledir." (Yoldaki İşaretler) b) Bu hareket metodu (Allah'tan ) olduğu için, insanların kendi kendilerine uydurdukları veya davetçilerin akıllarına gelen hareket metodlarından kat kat üstün olduğu açık bir gerçektir. (Fizilal'il Kur'an: c:7 s:93) c) Bu hareket metodu Allah'tan olduğu için insan fıtratına uygundur. Çünkü bu hareket metodunu bütün insanları ve onların kabiliyet ve isteklerini yaratan Allah-u Teala çizmiştir.          (Fi'zilalil Kur'an: c:7 s:93) d) Bu hareket metodunun en etkili hareket metodu olduğu muhakkaktır. Çünkü bu Allah'ın hareket metodudur. Ve Allah bu hareket metodunu etkili olması için koymuştur. Tarih, doğru söyleyen bir şahid olarak; bu hareket metodunun en etkili metod olduğunu bizlere bildirmektedir. Müslümanlar ne zaman ki Allah'ın metodundan uzaklaştılar işte o zaman yetişen nesiller zayıf ve cılız bir ağacın olgunlaşmamış meyveleri gibi oldular. (Yoldaki İşaretler) Dördüncüsü: Burada nefsi etken de çok önemlidir. İslam davetçisi eğer his sahibi ise, Allah'tan gelen hareket metodundan başka bir hareket metoduyla insanları, yalnızca Allah'a ibadet etmeye ve O'nun şeriatına bağlanmaya davet ettiğinde bir uygunsuzluk hissedecektir. Zira davet ettiği şey Allah'tandır, ama buna karşılık hedefine varmak için takip ettiği metod insani olmuş olur. Uygunluk ancak hedef ve metodun Rabbani olmasıyla mümkündür. Davetçiler Allah'tan gelen hareket metoduna göre hareket ettikleri zaman, rasullerin (Allah'ın salat ve selamı onların üzerine olsun) yolunda yürüdüklerini, bu kervanın bir parçası olduklarını hissedecekler ve içlerindeki korkular kaybolup, gönülleri sevinçle dolacaktır. Bu dava uğrunda karşılaşacakları zorluklar onlara ağır gelmeyecektir. "Bu kıssalar Rasulullah (s.a.s)'e Mekke döneminde nazil olmakta idi. Henüz müslümanlar azınlıkta idiler ve düşmanlar tarafından çepeçevre sarılmışlardı. Yol uzun ve zorluklarla doluydu. Katı bir direniş hareketiyle karşılaşıyorlardı... Henüz müslümanlar tuttukları yolun sonunu da göremiyorlardı... İşte bu kıssalar o dönemde yolun sonunu  açıklıyor ve yol boyunca geçecekleri merhaleleri anlatıyor, ellerinden tutup bu merhaleleri teker teker atlatıyordu. Ve böylece onlar bu yolun tarih boyu gelip geçen İslam kafilesiyle kuşatılmış olduğunu görüyorlardı. Bu kafilede onların başından geçen şeyleri sevimli ve alışılmış şeyler olarak görüyorlardı, garip, tuhaf ve korkutucu şeyler olarak değil... Bu kervan belli bir zümreden teşekkül etmektedir... Birbirine bağlı olarak gelen bu yol belli bir yoldur...  Şu halde müslümanlar, kendilerini çölde yitirmiş yapayalnız varlıklar değildirler. Allah'ın kanunlarına uyarak başlangıç noktasından yola çıkmışlar ve yolun sonuna doğru yürüyüp gitmektedirler... İslam Hareketi başıboş bir hareket değildir, her şey planlı ve programlıdır."
(Fizilal'il Kur'an: cüz:12 s:162) "Sen de şüphe içinde olma bundan. Doğrusu o, Rabbin tarafından gelen bir gerçektir. Ama insanların çoğu inanmazlar."    (Hud:17) Hiçbir zaman Rasulullah kendisine gelen vahiylerden şüphelenmemiştir. Kendisinin Rabbi tarafından gönderilen bir gerçek üzere bulunduğundan şüphe etmemiştir. Fakat bunca deliller ve şahitler yığınının akabinde Allah'tan gelen direktifler, Rasulullah'ın içinde bulunduğu sıkıntıyı, yalnızlığı ve eziyetleri dile getirmektedir. Davanın önüne dikilenlerin inatçılığı ve kafirlerin çokluğu karşısında, içinin sızlayışı ile alakalıdır. Bütün bu durumlar onu böyle bir teselliye ve dayanağa muhtaç kılıyordu. Ayrıca mü'min azınlığın içindeki sıkıntı, zorluk ve darlıklar da böyle bir yakini gerçeği ifade edip, rahmet sahibi olan Rabbinin yardımının üzerine ineceğini belirtiyordu. Henüz yeni filizlenmekte olan İslam hareketinin bu direktiflere ne kadar da çok ihtiyacı vardır. Onlar da her yerde bu çeşit durumlarla karşı karşıya bulunmaktadırlar. Her taraftan üzerlerine engeller yağmakta alaylar, eziyetler ve acılar, çeşit çeşit koğuşturmalar, maddi ve manevi baskılar altında ezilmektedirler. Gerek mahalli gerekse cihanşumul cahiliyyet orduları bütün güçleriyle üzerlerine yığılmaktadırlar. En korkunç ve vahşi savaş oyunları ve tuzakları onlar için hazırlamaktadır. Sonra da onlara savaş açanlar ve peşlerini takip ederek koğuşturmalar yapanlar davullarla, flamalarla veryansın etmektedirler... Evet bu yeni doğan İslam hareketi mensuplarının bu ayeti ne kadar da çok düşünmeleri gerekir. Bütün bölümlerini, işaretlerini ima ve temaslarını dikkatle incelemelidirler. Hikmet sahibi Rabbi tarafından gelmiş bulunan bu yakini gerçeğe ne kadar muhtaçtırlar. "Sen de şüphe içinde olma bundan. Doğrusu O, Rabbin tarfından gelen bir gerçektir. Ama insanların çoğu inanmazlar..." (Hud:17) Ve bu yeni doğan İslam hareketinin mensupları kalplerinde, tıpkı rasullerin duyduğu, Rableri tarafından gönderilmiş apaçık bir gerçek üzerinde bulunduklarına yakinen inanıp aynı duyguları taşımalıdırlar. Yürüdükleri yolun hak yolu olduğunu kabul edip en ufak bir şüpheye düşmeden yollarına, üzerinde ne türden engeller bulunursa bulunsun, hiç dinlenmeden devam etmelidirler. "Dedi ki: Ey kavmim! Rabbimden açık bir delilim olur ve bana rahmet eder de ben de ona başkaldırırsam, söyleyin bakalım beni Allah'a karşı kim savunur? Bana hüsrandan başka bir şey kazandırmazsınız..." (Hud:63)                    (Fizilal'il Kur'an c:12 s:40-41) İslami harekette, Allah'tan gelen hareket metodunun gerekli oluşunun diğer bir sebebi, her ne kadar şekil ve metod bakımından her devirde değişikliğe uğrasa bile, cahiliyyet insanının müslümanlara karşı olan tutumlarının temelde aynı oluşudur. Kafirlerin müslümanlara karşı olan tutumları ve davranışları her devirde aynı olduğuna göre müslümanların da onlara karşı davranışlarının değişmemesi gerekir. Bu aynı zamanda onların akidelerinin bir gereğidir de... Ve şunun da zihinlere iyice yerleştirilmesi gerekir ki; Kur'an-ı Kerim'de kafirler hakkında inen ayetler sadece belli bir devrede, belli bir yerde yaşamış olan kafirler hakkına olmayıp her zaman ve her yerde yaşayan inkarcıları da kapsamı içine alır. Bunun daha iyi anlaşılması için aşağıdaki ayeti kerimeleri dikkatle düşünerek okumamız gerekir. "Bunun üzerine kavminden (Nuh (a.s)'ın kavmi) küfredenlerin elebaşıları dediler ki: Biz senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İçimizde en aşağılıklarımızın daha başlangıçta düşünmeden  sana uydukları gözümüzün önündedir. Sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılardan sanıyoruz."     (Hud:27) "Ad (kavmi) de gönderilen (rasulleri)ni yalanladı. Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti. Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir rasulüm. Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca Alemlerin Rabbine aittir. Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz? Ölümsüz yaşamak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz? Tutup yakalayıverdiğiniz zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz. Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin. Bilmekte olduğunuz şeylerle size yardıım edenden korkup sakının. Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti. Bahçeler ve pınarlar da... Doğrusu ben sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım. Dediler ki: "İster öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bizce birdir. Bu geçmiştekilerin geleneksel tutumundan başkası değildir. Biz azaba uğratılacak da değiliz." (Şuara: 123-138) "Küfre sapanlar rasullerine dediler ki: Ya bizim dinimize dönersiniz veya sizi memleketimizden çıkarırız."  (İbrahim:13) "Ey Şuayb! dediler. "Senin söylediklerinin çoğunu biz kavrayıp da anlayamıyoruz. Doğrusu biz seni içimizde zayıf görüyoruz. Eğer yakın çevren olmasaydı gerçekten biz seni taşa tutarak öldürürdük. Sen bize karşı güçlü ve üstün de değilsin." Dedi ki: "Ey kavmim! Sizce benim yakın çevrem Allah'tan daha mı şerefli ki O'na sırt çevirdiniz? Doğrusu Rabbim sizin yaptıklarınızı kuşatmıştır." (Hud: 91-92) "Hani Lut da kavmine şöyle demişti: "Sizden önce alemlerde hiç kimsenin yapmadığı bir hayasızlığı mı yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu çok aşırı giden bir milletsiniz" Kavminin cevabı sadece: "Çıkarın onları memleketinizden, güya onlar temiz kalmaya çalışan insanlarmış" demek oldu."  (A'raf: 80-82) "O küfredenler inananlara derler ki; "Bizim yolumuza uyun da sizin günahlarınızı biz taşıyalım." Halbuki onların günahlarından hiç birini yüklenecek değillerdir. Doğrusu onlar yalancıdırlar." (Ankebut: 12) "Küfredenler dediler ki: "Size, siz darmadağın olup dağıldığınızda, gerçekten yeniden yaratılacağınızı haber veren bir adamı gösterelim mi?" Allah'a karşı yalan mı düzüp uyduruyor yoksa kendisinde bir delilik mi var? Hayır, ahirete inanmayanlar azapta ve uzak bir sapıklık içindedirler." (Sebe: 7-8) "Onlar dediler ki: " Herhalde biz sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden size acıklı bir azab dokunacaktır." (Yasin: 18) "Doğrusu kafirler iman edenlere gülerlerdi. Onlarla karşılaştıkları zaman birbirlerine kaş-göz ederlerdi. Kendi yakınlarına döndükleri zaman da sevinç ve neşeyle dönerlerdi. Onları gördükleri zaman ise: "Bunlar şüphesiz sapıklardır" derlerdi.''  (Mutaffifin: 29-32) "Ey iman edenler! Kendinizden olmayanı sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermekten geri durmazlar, size şiddetli sıkıntı verecek şeylerden hoşlanırlar. Düşmanlıkları ağızlarından dışarıya vurmuştur. Kalblerinin gizli tuttukları ise daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık, belki akıl erdirirsiniz. Sizler işte böylesiniz onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler. Kendi başlarına kaldıklarında ise size karşı kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah kalblerde olanı bilendir." (Al-i İmran: 118-119) "Ey iman edenler! Küfredenler ile yeryüzünde gezip dolaşırken veya savaşta bulundukları sırada (ölen) kardeşleri için; "Yanımızda olsalardı, ölmezlerdi, öldürülmezlerdi." diyenler gibi olmayın. Allah bunu onların kalplerinde kahırlı bir özlem kıldı." (Al-i İmran:156) "Kitap ehlinden küfredenler ve müşrikler Rabbinizden üzerinize bir hayrın indirilmesini arzu etmezler." (Bakara: 105) "Kitap ehlinden çoğu, kendilerine gerçek apaçık belli olduktan sonra, nefislerindeki kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi küfre düşürmek istediler." (Bakara: 109) "Sen onların dinlerine uymadıkça yahudi ve hristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar." (Bakara:120) Bu ayeti kerimeleri dikkatle düşünerek okuyan bir kimse, aynı zamanda İslami hareketin içinde bulunuyorsa, geçmişte yaşamış kafirler hakkında inen bu ayeti kerimelerin çağımızdaki kafirlerin tavır ve hareketlerini ne kadar güzel yansıttığını ve o günün kafiriyle günümüz kafirinin mü'minlere karşı tavrında bir değişiklik olmadığını iyice anlayacaktır. Allah'tan gelen hareket metodunun şeklini çizip yolumuza devam etmeden önce bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyoruz. Seyyid Kutub bu konuda şöyle diyor: "Fakat müspet ilimlerde kimya, fizik, biyoloji, astronomi, tıp, teknik, ziraat ve işletmecilik gibi diğer pozitif ilim dallarında, gerek işletme sanatı yönünden olsun, gerekse idare bakımından olsun, güzel sanatlar dalında ve savaş, harp tekniğinde sanat yönünden bunlara benzer bütün enerji ve çalışma şekillerinde... Evet bunların hepsinde bir müslüman, müslüman olmayan kişilerin buldukları ve geliştirdikleri şeylerden istifade edebilir, onları alabilir. Bir müslüman cemiyet meydana geldiği zaman bu gibi kabiliyetleri bütün dallarıyla birlikte geliştirmeye çalışmak ve hepsini de farz-ı kifaye olarak değerlerdirmek ve bütün bu konularda ihtisas sahibi fertler yetiştirmek zorundadır. Aksi takdirde cemiyetin vebali ve günahı bu kabiliyetleri geliştirmeyen ve kabiliyetlerin oluşmasıını hazırlayacak ortamı temin etmeyen, onlara uygun hayat şartları hazırlamayan, çalışma ve gelişme imkanı sağlamayanların üzerinedir... Bu husus gerçekleşinceye kadar müslüman fert pozitif ilimlerin hepsinde, onların pratik tatbikatında, gerek müslüman olsun gerekse olmasın herkesden bazı şeyleri öğrenebilir ve onları kullanabilir. Müslüman olsun veya olmasın enerji sahiplerinin enerjilerinden faydalanabilir. Bu konularda müslüman olsun veya olmasın herkesi çalıştırabilir. Çünkü bu hususların hepsi Efendimiz (s.a.s)'in hadis-i şerifinin kapsamı içine girer...İşte bunlar kainat, hayat, insan konusunda insan varlığının hedefi, vazifesinin mahiyeti, çevresini saran kainatla ve herşeyi yaratan Rabbiyle ilişkileri konusunda bir ideolojik İslam düşüncesini oluşturmakla alakalı değildir. Ayrıca fert fert ve cemiyet cemiyet İslam'ın hayat tarzını tanzim eden nizam, sistem ve prensipler ile de ilgisi yoktur. Ahlak, terbiye, gelenek, adet, değer ve ölçüyle ve cemiyete hakim olan ve bir cemiyete kendi işaretini veren hususların hiç birisiyle de ilgisi yoktur. Bununla beraber müslümanın akidesini bozmak veya onu cahiliyet nizamına tekrar geri döndürmek gibi hususlarda önemli bir tehlike arzetmez." (Yoldaki İşaretler:   s:124-125)


Son takip: 03.06.2020 - 10:47
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Af ve Müsâmahanın Yozlaştırılması · a- Mûsîde/Vasiyette Bulunan Kimsede Bulunması Gereken Şartlar · b) Gayri mütekavvim mal · BA'SU BÂDE'L-MEVT .. · c- Ahlâk · d- Yemekten önce ve so a el ve ağzı yıkamak · Dârulİslâm · Dâvetin Metodu · c) Yardımlaşma · Ecel Konusunda Âyet-i Kerimeler · Efsânelerin Yanlışlarını Ortaya Koymak · f- Allah Hakkında Kötü Zanda Bulunan Münâfık ve Müşrikler · Fen Bilgisi Verileri Işığında Rızık. · Gâlibiyet ve Zafer Vaadi · b- Görüşlerden birinin tercih edilip seçilmesi · h- Tiyatrocu, aktör olmalıdır. · İbâdet · b- Allah Adı Anılmadan Kesilen Hayvanların Etini Yemek · İbâdetlerde Hikmet Aramak ve Orucun Hikmeti · 2) Mirbâ (başkan payı)
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber