sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· Mısır'dan Çıkış
· Orucun Şartları
· Câhiliyye
· 2- İddetini Doldurmamış Kadınlar
· Tevrat'ın Nüshaları
· İkon
· Kitab-ı Mukaddes
· Athene
· Allah’ın İsmi Olarak Şehid
· Misvak ve Diş Temizliği
· 3- Toplumda Tevhid
· 10. Haset Etmez.
· g- Yemin
· İtaatle İlgili Bazı Meseleler

Son Okunanlar
· 3- Seyyid Kutub'un Delilleri
· Kur’an’da Allah’ın Yeminleri (Aksâmu’l-Kur’an)
· Velâdet
· Cinlerin İnsanların Emrine Girmesi Mümkün müdür?.
· ü) Duada Tevessül
· İslam’da Büyü
· İbâdetlerimiz ve Hamd.
· Câriyelerin Avret Yeri; Dine Bundan Büyük İftira Olamaz "Örtünmelerini Din Yasaklıyor!".
· Câhiliyyenin Zulüm Anlayışı
· Existencializme.



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

3- Seyyid Kutub'un Delilleri

3
3- Seyyid Kutub'un Delilleri:   Barada onun kullanmış olduğu delillerin en önemlilerine kısaca değinip konuyu uzatmamak için de onun kullanmış olduğu delillerin tümünden söz etmeyeceğiz. Seyyid Kutub, Tevbe Suresinde yer alan şu mealdeki ayete çokça dikkat çekmiştir: "Onlar hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i Allah'ı bırakıp rabler edindiler. Halbuki onlar yalnızca bir tek ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Ondan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koşmalarından yüce ve münezzehdir." (Tevbe: 31) Ve aynı şekilde Seyyid Kutub, Rasulullah (s.a.s)'in hadislerine dayandığı gibi, bazı müfessirlerin konu ile ilgili söylemiş oldukları sözleri de nakleder. Seyyid Kutub der ki: "Ed-Durru'l Mensur'da şu ifadeler yer alır: Tirmizi'nin sahih olduğunu belirterek rivayet ettiği, İbn'ul Münzir'in, İbn Ebi Hatem'in, İbn Merdeveyh'in sünen'inde, Beyhaki'nin, Ahmed b. Hanbel'in ve başkalarının şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: Adiyy b. Hatim (r.a) şöyle demiştir: Rasulullah (s.a.s)'in huzuruna Tevbe Suresinden: "Onlar hahamlarını ve rahiplerin Allah'ı bırkıp rabler edindiler." ayetini okurken vardım. Ben: "Onlar haham ve rahiplerine ibadet etmiyorlar" dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s) "Fakat onlar onlara herhangi bir şeyi helal kıldıkları zaman helal, haram kıldıkları zaman da haram olarak kabul ediyorlardı." buyurdu. (Fi-Zilal-il Kur'an c: 10 s: 202) Buna göre Ruslullah (s.a.s) helal ve haram konularında; yani teşri'de haham ve rahiplere tabi olmayı, onları Allah'ın dışında rabler edinmeleri anlamında değerlendirmiştir. "İbn Kesir'in (aynı hadisin bir başka rivayetinde) Adiy b. Hatem'in şöyle dediğini rivayet eder: Ben: Rasulullah (s.a.s)'e: "Onlar haham ve rahiplerine ibadet etmediler" deyince şöyle buyurdu: "Hayır, ettiler. Çünkü onlar kendilerine haramı helal, helalı da haram kıldılar. Onlar da haham ve rahiplerine uydular. İşte onların haham ve rahiplerine ibadetleri budur." (Fi-Zilal-il Kur'an c: 10 s: 202-203) "Suddi bu ayet hakkında şunları söyler: Onlar şahısların öğütlerini isteyip kabul ettiler. Allah'ın Kitabını ise arkalarına atıverdiler. Bu bakımdan Yüce Allah: "Onlar bir tek ilahtan başkasına ibadet etmemekle emrolunmuşlardı." (Tevbe: 31) diye buyurmuştur. Yani Onun haram kıldığı şey haramdı ve Onun helal kıldığı şey helaldir. Onun koyduğu hükme uyulur, hüküm verdiği şey tatbik edilir." "Alusi tefsirinde bu ayetle ilgili olarak şunları söyler: Müfessirlerin çoğu şunu söylemiştir: Burada "Rab edindiler" den kasıt; onların kainatın ilahları olduğuna inanıyorlar demek değildir, aksine bundan kasıt onların emir ve nehiy konularında haham ve rahiplere itaat etmeleridir." (Fi-Zilal-il Kur'an c: 10 s: 203) İşte şimdiye kadar geçen bu ifadelerden aşağıdaki meseleleri sonuç olarak çıkartmıştır: a) "İbadet; Kur'an nassı ve Rasulullah (s.a.s)'in yorumu gereğince, şer'i hükümlere tabi olmak demektir. Çünkü yahudi ve hristiyanlar, haham ve rahiplerini onların ilah olduklarına inanmak anlamında veyahut ibadet şekillerini onlara sunmak suretiyle rabler edinmiş değillerdir. Bununla birlikte Yüce Allah bu ayette onlar hakkında şirk hükmünü, daha sonraki ayette ise küfür hükmünü vermiş bulunuyor. Söz konusu bu ayetin meali şöyledir: "Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Rasulu'nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din olarak kabul etmeyen Kitap ehlinden kimselerle küçülmüş olarak elleriyle cizye verinceye kadar savaşınız." (Tevbe: 29) Bunun tek sebebi; hayatlarında tatbik edecekleri hükümleri onlardan alıp, bu hükümlere uyarak itaat etmeleridir. İşte insanların İslam'ın diğer itikad ve ibadet şekillerini din adamlarına sunmaksızın sadece böyle helal ve haram konularında onlara itaat etmeleri onların Allah'a şirk koştuklarını kabul etmek için yeterlidir. Buradaki şirk insanı mü'minlerin arasından çıkartıp, kafirlerin arasına sokan bir şirktir." (Fi-Zilal-il Kur'an c: 10 s: 203) b) "Kur'an-ı Kerim'in nassı, şirk koşmak ve Allah'ın dışında rabler edinmek konusunda kendi hahamlarından teşri hükümlerini alıp, bunlara itaat eden ve tabi olan yahidiler ile itikaden hz. Mesih'in uluhiyetini söyleyip, kendisine ibadet şekillerini takdim eden hristiyanlar arasında herhangi bir fark gözetmemektedir. Bu veya diğerlerini yapanı Allah'a şirk koşan kişi olarak kabul etmek açısından aralarında bir fark yoktur. Söz konusu bu şirk, insanı mü'min olmaktan çıkartıp kafirler arasına sokar." (Fi-Zilal-il Kur'an c: 10 s:203-204) c) "Allah'a şirk koşmak, teşri (kanun koyma) hakkını Allah'tan alıp, onun kullarına vermek ile gerçekleşir. Bununla birlikte uluhiyetine itikad etmek ve ona diğer ibadet şekillerini sunmak durumu değiştirmez." (Fi-Zilal'il Kur'an c: 10 s:204) "Bununla ilgili önemli deliller arasında Yüce Allah'ın: "Kim, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendilerindir." (Maide: 44) anlamındaki buyruğu da yer alır. Birçok kimse bu açık nassı basit bir takım tevillerle askıya almıştır. Bunları kısaca toparlamak mümündür: Onlar şöyle iddia ederler: "Yüce Allah: "Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse, onlar kafirlerin ta kendileridir" buyurduğu gibi: "Kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse, onlar zalimlerin ta kendileridir." (Maide: 45) ile "Kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse, işte onlar fasıkların ta kendileridir." (Maide: 47) diye de buyurmuştur. O halde kafirler Allah'ın hükmünü reddederek ve onun dışındaki hükümeri üzerinde ısrar ederek hükmeden kimselerdir. Çünkü onlar İslam'ın dışında kalan şeyleri İslam'dan üstün görmektedirler. İslam'ı inkar edip reddetmeyen bir kimse ise, durumuna göre ve ayet'i kerimelerin zikrettikleri şekle uygun olarak ya zalim veya fasık olurlar. "Kafirler, zalimler, fasıklar" niteliklerinin çeşitliliği boşuna değildir. Duruma göre bu hüküm değişir." Gerçekte ise böyle bir iddia çok basit ve yanlış bir iddiadır. Özellikle de ayet'i kerimelerin akışına dikkat edecek olursak bunun böyle olduğunu rahatlıkla anlarız. "Muhakkak Tevrat'ı biz indirdik. Onda bir hidayet ve bir nur vardır. Teslim olmuş rasuller onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabblerine vermiş zahidler ve alimler de Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirlerdi ve) onu gözetleyip kollarlardı. İnsanlardan korkmayın benden korkun ve benim ayetetlerimi az bir pahaya satmayın. Kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir. Biz onda (Tevrat'ta) onlara, cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılıklı kısası yazdık (farz kıldık). Kim bunu bağışlarsa o kendisi için keffaret olur ve kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir. onların ardından yanlarındaki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde bir hidayet ve bir nur bulunan korunanlar içinde yol gösterici ve öğüt omak üzere İncil'i verdik. İncil sahipleri Allah'ın onda indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar fasıkların ta kendileridir. Sana da kendinden önceki kitapları doğrulayıcı ve onları kollayıp koruyucu olarak bu kitabı hak ile indirdik. Artık onların aralarında Allah'ın indirdikleri ile hükmet...  (Maide: 44-48) İşte, ayetlerin bu akışı, aşağıdaki hususların açık delili olmaktadır: a) "Kafirler ile "Zalimler" şeklindeki sıfatlar, Allah'ın Tevrat'ta indirdikleriyle hükmetmeyenlerin hakkında iki hükmün ne olduğunu açıklamak üzere varid olmuşlardır. Bu da tek bir mesele ile ilgilidir ve bu mesele Allah'ın ahkamını uygulamama meselesidir. b) "Fasıklar" lafzı ise, Allah'ın İncil'de indirdiği hükümler ile hükmetmeyenlerin hükmünü açıklamak üzere inmiştir. c) Bu bakımdan üç lafız da eş anlamlıdır. Çünkü, her üçü de Allah'ın indirdiklerini uygulamayanların hükmünü açıklamaktadırlar. Her bir sözün özel bir duruma uygun düştüğü iddiası ise; kesinlikle delilili olmayan bir iddiadır. Çünkü (ilgili eserlerdeki anlamıyla) fasıklık ve zulüm, daha sonra fakihler tarfından ortaya konulmuş iki ıstılahtır. Daha sonra anlamları belirlenmiş bu iki ıstılahın esas alınarak Kur'an-ı Kerim'in anlamlarının ona göre yorumlanması asla caiz olmaz. Bir takım ıstılahlar ortaya koymanın hiçbir zararı yoktur. Hatta bazan ilmi hassasiyet için zorunluluk bile olabilir.
Fakat, mesela bir ıstılah ortaya atıp, dana sonra bizim ıstılahımıza çağımızda benzeyen her bir kelimeye bu ıstılahın anlamını vermek için Kur'an-ı Kerim'i anlam kastedilmiştir diyecek olursak, oldukça büyük bir hata işlemiş oluruz. Gerçek şu ki, çeşitli durumlara göre verilecek hüküm arasında farklılık gözetmek, yalnızca bir durumda söz konusu olabilir ki, o durum da böyle bir iddiayı ileri süren kimsenin sözüne delil olabilcek naslar dayanmasıdır O zaman bu nasslar, bu siyak ile (ifadelerin akışı) birlikte ayrı bir delil olurlar. Küfür fısk ve zulüm lafızlarının yenı anlamda varid olduklarına dair deliller arasında açağıda sunacağımız nasslar da yer almaktadır. 1) "Ey iman edenler! Yahudileri ve hristiyanları veliler edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin velisidir. Sizden kim onları veli edinirse muhakkak o, onlardandır. Hiç şüphesiz Allah zalimler topluluğuna hidayet vermez." (Maide: 51) 2) "İmanlarından ve Rasulün hak olduğuna şahitlik edip apaçık deliller kendilerine geldikten sonra küfre sapan bir topluluğa Allah nasıl hidayet verir? Allah zalimler topluluğuna hidayet vermez." (Ali-İmran: 86) 3) "İman edip de imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya işte esenlik onlarındır ve onlar hidayet bulmuş olanların ta kindileridr." (En'am: 82) Zulmün ise anlamı şirktir. Nitekim Buhari, İbn Mes'ud (r.a)'dan şu rivayeti yapar: Sahabeler bu ayet nazil olduğunda dediler ki: Kendi nefsine zulmetmeyen kim var ki? Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: "Hayır, durum sizin dediğiniz gibi değildir. Sizler Allah'ın salih kulunun: "Muhakkak şirk çok büyük bir zulümdür." dediğini işitmediniz mi? Buradaki zulüm şirkten ibarettir." (Ahmed, İbn-i Ebi Hatem) 4- "De ki, ey kitap ehli! Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene iman etmemizden ve çoğunuzun fasık olmasından dolayı mı bizden hoşlanmıyorsunuz?" (Maide: 59) 5) "Eğer onlar Allah'a, Rasulüne ve Rasule indirilene iman ediyor olsalardı onları veliler edinmezlerdi. Fakat onların pek çoğu fasıklardır." (Maide: 81) 6) "Hani biz meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik de İblis müstesna hepsi secde etmişlerdi. O cinlerden olup, Rabbinin emrinden çıkmış (fasık olmuş)du." (Kehf: 50) 7) "Böylece Rabbinin fasıklar hakkındaki: "Muhakkak onlar iman etmezler" sözü hak oldu." (Yunus: 33) 8) Mesruk (r.a)der ki: Ben İbn. Mes'ud'dan, suht; hüküm verirken rüşvet almak mıdır? diye sordum, bana şöyle dedi: Hayır. Kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse onlar kafirlerin, zalimlerin ve fasıkların ta kendileridir. Fakat buradaki suht, herhangi bir kimsenin bir haksızlık için senden yardım istemek üzere sana hediye sunmasıdır. Sen böyle birşeyi kabul etme. Burada, Allah'ın indirmedikleriyle hükmedenler ile Allah'ın hükmünden başkasına razı olıanlar hakkında bir şüphe söz konusu olabilir ki, bu da bilgisizliktir. Çoğu kimse şöyle der: "Sizin bu söyledikleriniz doğrudur. Fakat, insanlar Allah'ın hükmüne başvurmak gerektiğini ve onun dışında kalan bir dine razı olmanın küfür olduğunu bilmiyorlar." Seyyid Kutub, bu noktayı da açıklamıştır: "Bir defa daha şunu görüyoruz ki hükümranlık konusunda Alah ile çekişmeye giren yani dinin temeli olan ve herkesin bilmesi gereken bir hüküm konusunda Allah ile çekişmeye giren kimse Allah'ın dininden çıkar. Çünkü böyle bir çekişme onu yalnızca Allah'a ibadet etmek çerçevesinden dışarıya çıkartır. Böyle bir çekişmeye giren kimseleri kesinlekle Allah'ın dininden çıkartır şirk, işte budur. Bu çekişmeyi yapan kimsenin iddiasını kabul eden, ona itaat eden ve Allah'ın hükümranlığını ve özelliklerini gaspetmesine karşı kalplerinde herhangi bir red bulunmayarak itaat eden kimseler, onlar da berikiler de Allah'ın ölçüsünde birbirlerine eşittirler, kafirdirler. "Hz. Yusuf (a.s) Yüce Allah'ın yalnız başına ibadete layık olduğunu, ibadetin yalnızca O'na tahsis edilmesi gerektiğini belirterek hükümranlığın da yalnızca Allah'a ait olduğunu açıklıyor ve dosdoğru dinin ancak bu olduğunu ifade ediyor: "İşte dosdoğru din budur." Bu, dosdoğru dinin neden ibaret olduğunu ortaya koyan bir ifadedir. Yani ibadetin yalnızca Allah'a mahsus olduğunu gerçekleştirmek için hükümranlık hakkının da yalnızca Allah'a mahsus olduğunu gerçekleştiren bu dinin dışında dosdoğru bir dinin varlığı sözkonusu değildir. "Fakat insanların çoğu bunu bilmezler." Onların çoğunluğunun bunu bilmeyişleri, onları Allah'ın dosdoğru dini üzerinde bırakmaz. Hiçbir şey bilmeyen bir kimse bilmediği bir şeye itikad edemediği gibi, onu gerçekleştiremezde. Buna göre bu dinin hakikatini bilmeyen insanlar var olacak olursa, ne aklen ne de pratik bakımından onların bu din üzerinde olduklarını ileri sürmek ve böyle nitelemek artık mümkün olamaz. Onların bu bilgisizlikleri, kendilerini İslam sıfatına sahip kılmak için kabul edilebilir bir özür sayılmaz. Çünkü, bilgisizlik ilke olarak böyle bir sıfatı kazanmaya engeldir. Birşey hakkında iman etmek o şeyi bilmenin bir sonucudur. Bilginin de gerçeğin de mantığı budur. Bu, tartışmaya mahal bırakmayan açık birşeydir." (Fi-Zilal-il Kur'an c: 7 s: 228-229) Seyid Kutub, bu hükmünü apaçık bir mantık silsilesi üzerine kurmaktadır. Şöyle ki: a) İslam'daki ibadet ıstılahı hiç bir zaman yalnızca ibadet şekillerini Allah'a sunmakla sınırlı olmayıp, aksine hayatın her durumunu ilgilendiren ahlak ve kanunları kapsar. Buna göre ibadetin gerçekleşmesi ancak ibadet şekillerini Allah'a sunmakla ve tüm hayatı ilgilendiren ahlak ve kanunları sadece Allah'tan almaya bağlıdır. b) Yüce Allah'ın uluhiyyet sıfatının tam anlamı ile gerçekleşmesi. O'nun aynı şekilde hükümran olması ile mümkündür. Çünkü hükümranlığın yalnızca Allah'ın hakkı olduğunu kabul etmek, yalnız başına onun uluhiyetini kabul etmenin bir parçasıdır ve bu saf tevhidin bir gereğidir. (Fi-Zilal-il Kur'an c: 8 s: 32) Hiçbir müslümanın bu iki noktayı kabul etmemesi mümkün değildir.  Bu iki noktayı bilmemek, dinde herkesin bilmesi zorunlu olan meselelerin bilinmemesi demektir ve böyle bir bilgisizlik hiçbir zaman özür olmaz. Çünkü dinde zaruri olarak bilinmesi gereken meselelerin bilinmemesi asla özür kabul edilmez. Bu iki noktada bilmeyerek hataya düşen bir kimse bilerek hataya düşen bir kimsenin durumundadır. Hem, usulde ve hem de İslam akidesinde sabit ve kabul edilen bir husustur bu. Bu tür insanların kafir olduğunu açıklamak, hem İslam'daki ibadet ve hükümranlık anlamlarına itikad etmenin bir parçası hem de Allah'tan gelen hareket metodunda pratik bir zorunluluk olduğundan Seyyid Kutub, bu konuya açıklık getirmenin gereği konusunda ısrarla durmuştur. 1- "Böylece bir hakikati açığa çıkarmak, küfür düzenlerini ve onları destekleyenlerin üzerlerindeki perdeyi kaldırır. Böyle bir durum ise Allah'tan gelen hareketin hareket noktası için zorunlu bir husustur. Çünkü kafirlerin izlediği yolların açıklığa kavuşturulması Kur'an'ın benimsediği hedefler arasındadır. Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Böylelikle, ayetleri uzun uzun açıklıyoruz. Ta ki kafirlerin izledikleri yollar da açıkca ortaya çıksın." (En'am: 55) Çalışmaya doğru büyük itici güç, yalnızca kişinin kendisinin hak üzere olduğunu bilmesi ile gerçekleşmez. Fakat, bununla birlikte kendisine düşman olanların batıl ve küfür üzere olduklarını da bilmesi gerekir." (Fi-Zilal-il Kur'an c: 7 s: 236-240) 2- Böyle bir gerçeği açıkca ortaya koymak belki de Allah'ın dininden çıktıkları hade kendilerinin hidayet üzere olduklarını sananların, Allah'ın dini ile aralarında meydana gelen büyük uçurumu görmelerine, gaflette bulunan birçok kimsenin de doğru yolu bulmasına sebep olacaktır. (Fi-Zilal-il Kur'an c: 10 s: 215-216) İslam düşmanları bu iki noktaya dikkat etmiş ve bu bakımdan her zaman için Allah'ın dine muhalif olan şart ve durumlara İslam'i etiket ve kılıklar giydirmeyi ihmal etmemişlerdir. Hatta onlar İslam hilafetini yıkan hareketi yeni İslam'i devrim olarak isimlendirdiler. (Fi-Zilal-il Kur'an c: 10 s: 214/216) Seyyid Kutub'un dikkatli olduğunu vurgulayan hususlar arasında akide ile ilgili olarak yazılmış olan eserlerin bu meseleden özellikle bahsetmiş olması gerçeği de vardır. Mesela Dr. Said Ramazan el-Buti'nin söyledikleri bu konunun delilleri arasındadır.: "...Buna göre, hükümranlık yalnızca Alah'ındır. Dünya ve ahiretleri ile ilgili, çeşitli durum ve halleriyle ilgili, kulları için teşride bulunan O'dur. Tüm problemlerin çözümünde, hayatlarının düzenlenmesinde biricik merci, başvuru kaynağı O'dur. Bunu inkar eden kimse Allah'a ve Rasulü'ne küfretmiş ve kafir olmuş olur. İsterse diliyle Allah'a ve Rasulü'ne iman ettiğini ileri sürsün, namaz kılsın, hacca gitsin, oruç tutsun. Bu konuda akli ve Allah'ın kitabı ile Rasulü'nün sünnetinden nakli pekçok deliller vardır ve bu konu üzerinde bütün müslümanların icmaı vardır." Bu bakımdan Seyyid Kutub şöyle der: "Yeryüzünde, bu dine davet edenin birinci görevi, cahili yapılar üzerindeki aldatıcı etiketleri ve bu dinin bütün yeryüzendeki köklerini kazımak isteyen düzenleri koruyan etiketlerini indirmektir. Her İslam'i hareketin başlangıç noktası, cahilyyenin büründüğü sahte kılığını kaldırıp şirk ve küfrünü açıkca ortaya koymak olduğu gibi ona tabi olanların da durumlarını şirk ve küfürlerini açıkca belirtmesi olmalıdır. Yine, Seyyid Kutub şöyle der:  "İslami hareketlerin karşı karşıya kaldığı en büyük zorluk, bir taraftan la ilahe illallah ve İslam'ın anlamlarının, diğer taraftan da şirkin ve cahiliyenin anlamlarını kuşatan bulanıklık, kapalılık, örtülülük ve karmaşadır. "Bu hareketlerin karşı karşıya kaldığı en büyük zorluk, salih müslümanlar ile müşrik mücrimlerin yolunun netlik kazanmaması, işaret ve ünvanların birbirine karışması, isim ve niteliklerin içiçe girmesi ve yol ayırımının net olarak belli olmamasından doğan şaşkınlıktır. "İşte Allah'tan gelen hareketin düşmanları bu gediği çok iyi bildiklerinden bütün güçleriyle bu gediği alabildiğine genişletmek, bulandırmak, karıştırmak, karışıklığı daha bir artırmak için çalışırlar. Ta ki ayırıca hak sözü açıklamak kişinin elinden ayağından yakalanmasına neden olsun; yani müslümanları küfür ile itham etmek ithamı ile yakalanmasına neden olsun ve İslam ile küfür hususunda hüküm vermek konusunda, Allah'ın buyruklarına ve Rasulü'nün sözlerine değil de, insanların örflerine ve ıstılahlarına başvursun." (Fi-Zilal-il Kur'an c: 7 s: 239)  


Son takip: 02.06.2020 - 09:10
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Af ve Müsâmahanın Yozlaştırılması · a- Mûsîde/Vasiyette Bulunan Kimsede Bulunması Gereken Şartlar · b) Gayri mütekavvim mal · BA'SU BÂDE'L-MEVT .. · d- Yemekten önce ve so a el ve ağzı yıkamak · Dârulİslâm · c) Yardımlaşma · Ecel Konusunda Âyet-i Kerimeler · f- Allah Hakkında Kötü Zanda Bulunan Münâfık ve Müşrikler · Fen Bilgisi Verileri Işığında Rızık. · Gâlibiyet ve Zafer Vaadi · h- Tiyatrocu, aktör olmalıdır. · İbâdet · b- Allah Adı Anılmadan Kesilen Hayvanların Etini Yemek · İbâdetlerde Hikmet Aramak ve Orucun Hikmeti · 2) Mirbâ (başkan payı) · 3- Üçüncü Sınıf Zevi'l-erhâmın Mirasçı Olması · d) Kul, Kusursuz Olur mu? . · Irkçılık/Asabiyet/Kavmiyetçilik. · k- Yalancı ve İftiracılar
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber