sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· Mısır'dan Çıkış
· Orucun Şartları
· Câhiliyye
· 2- İddetini Doldurmamış Kadınlar
· Tevrat'ın Nüshaları
· İkon
· Kitab-ı Mukaddes
· Athene
· Allah’ın İsmi Olarak Şehid
· 3- Toplumda Tevhid
· 10. Haset Etmez.
· g- Yemin
· İtaatle İlgili Bazı Meseleler
· a- Mûsîde/Vasiyette Bulunan Kimsede Bulunması Gereken Şartlar

Son Okunanlar
· Hadis-i Şeriflerde Kıyâmet ve Kıyâmet Alâmetleri
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· İftirâ; Anlam ve Mâhiyeti
· 5- Sabır ve Sebat Fitnesi
· İbâdetlerde İhlâs
· İbn Kayyim’in Allah’ın Hayâ Sıfatını Kabul Etmeyenlere Cevabı
· Kısastaki Adâlet; Cinâyetlerin Önüne Ancak Kısasla Geçilir
· Nur Kelimesi
· İ'tikâfın Mekruhları
· Mehir



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Hadis-i Şeriflerde Kıyâmet ve Kıyâmet Alâmetleri

Hadis
Hadis-i Şeriflerde Kıyâmet ve Kıyâmet Alâmetleri   İlk dönemlerden itibâren Kıyâmet alâmetleri, Kıyâmetin çeşitli merhaleleri, cennet ve cehennem hayatıyla ilgili birçok zayıf veya mevzû rivâyet ortaya çıkmıştır. Kıyâmet ve özellikle Kıyâmet alâmetleriyle ilgili hadislerin sıhhati ve toplumsal problemlere dikkat çekip onların Kıyâmet gibi kargaşa ve kaos sebebi olmasıyla ilgili te’vil edilmesi gereken özellikleri üzerinde ciddî değerlendirme yapılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Kur’an’ın ve Peygamberimiz’in çok net beyanlarından Rasûlullah da Kıyâmetin ne zaman kopacağını bilmez. O yüzden hadis-i şeriflerde geçen bazı alâmetler henüz gerçekleşmedi diye, Kıyâmetin vaktine daha çok zaman olduğu, ya da şu tarihte olabileceği gibi değerlendirmeler çok yanlıştır.  "Şunu bilmelisiniz ki, Kıyâmette çıplak, yalınayak ve sünnetsiz olarak haşrolunacaksınız"  sonra Rasûlullah (s.a.s.) "Yaratmayı ilkin nasıl başlattıysak onu tekrar ederiz" (21/Enbiyâ, 104) meâlindeki âyeti okuduktan sonra Kıyâmette ilkin Hz. İbrâhim'in giydirileceğini belirtmiştir (Buhârî, Rikak 45; Müslim, Cennet 56-58). Hz. Âişe'den rivâyet edilen hadisin devamında Hz. Âişe, bir arada bulunacak çıplak kadın ve erkeklerin birbirine bakabileceğinden söz etmiş, Rasûl-i Ekremde, "Durum buna müsâade etmeyecek kadar vahim olacaktır" cevabını vermiştir. Ebû Hüreyre'den nakledilen bir hadiste de insanların üç grup halinde haşir işlemine tabi tutulacağı haber verilmektedir: Günahları sebebiyle ümitle korku arasında bulunan mü'minler ki, bunların yaya olarak gitmesi muhtemeldir, binekle gidecek erdemli mü'minler ve yanlarından ayrılmayan bir ateşle hesap meydanına sevk edilecek gruplar (Buhârî, Rikak 45; Müslim, Cennet 59). "Kıyâmet gününde birinizin boynunda meleyen bir koyun, diğerinin boynunda için için kişneyen bir at, öbürünün boynunda böğüren bir deve, başkasının boynunda altın ve gümüş, bir diğerinkinde sallanıp duran bez parçası bulunuyorken karşıma çıkmayın! Bunların her biri benden yardım isteyecek, ben de, 'elimden gelen bir şey yok, dünyada iken sana tebliğ etmiştim' diyeceğim." (Buhârî, Cihad 189; Müslim, İmâre 24) "Nefsim kudret elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim! Meryem oğlu İsa'nın, aranıza (bu şeriatle hükmedecek) adaletli bir hakim olarak ineceği, istavrozları kırıp, hınzırları öldüreceği, cizyeyi (Ehl-i Kitap'tan)  kaldıracağı vakit yakındır. O zaman, mal öylesine artar ki, kimse onu kabul etmez; tek bir secde, dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olur." Sonra Ebû Hureyre der ki: "Dilerseniz şu âyeti okuyun. (Mealen): "Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölümünden önce O'nun (İsa'nın) hak peygamber olduğuna iman etmesin. Kıyâmet gününde  ise İsa onlar aleyhine şahitlik edecektir" (4/Nisâ, 159). (Buhârî, Büyû’ 102, Mezâlim 31, Enbiya 49; Müslim, İman 242, h. no: 155; Ebû Dâvud, Melâhim 14, h. no: 4324; Tirmizî, Fiten 54, h. no. 2234) "Ümmetimden bir grup, hak için muzaffer şekilde  mücâdeleye  Kıyâmet gününe kadar devam edecektir. O zaman İsa İbn Meryem de iner. Bu Müslümanların reisi: ‘Gel bize namaz kıldır!’ der. Fakat Hz. İsa aleyhisselam: ‘Hayır! der, Allah'ın bu ümmete bir ikramı  olarak siz birbirinize emîrsiniz!" (Müslim, İman 247 "Dünyanın  tek günlük ömrü bile kalmış olsa Allah o günü uzatıp, benden bir kimseyi o günde gönderecek." "...Ehl-i beytimden birisi, ki bu zatın ismi benim ismine uyar, babasının ismi de babamın ismine uyar. Bu zat, yeryüzünü, eskiden cevr ve zulümle dolu olmasının aksine- adalet ve hakkaniyetle doldurur." (Ebû Dâvud, Mehdî 1, h. no: 4282; Tirmizî, Fiten 52, h. no: 2231, 2232) "Mehdi benim zürriyetimden, kızım Fâtıma'nın evlâtlarındandır." (Ebû Dâvud, Mehdi 1, (4284) "Temîmi'd-Dâri'nin rivâyetinin benim size ondan (Mesih Deccal'dan) Mekke ve Medine'den anlattığıma muvâfık düşmesi hoşuma gitti. Bilesiniz o Şam denizinde veya Yemen denizindedir. Hayır doğu tarafındadır. Evet o doğu tarafında zuhur edecektir. O doğu tarafından zuhur edecektir!" buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti." (Müslim, Fiten 119, h. no: 2942; Ebû Dâvud, Melâhim 15, h. no: 4325, 4326; Tirmizî, Fiten 66, h. no: 2254) "Deccal, Medine geçitlerine girmesi kendisine haram kılınmış olarak çıkacak. Derken (Medine civarındaki) bazı ekimsiz yerlere kadar gelir. O gün insanların en hayırlısı olan -veya en hayırlılarından- bir kimse onun karşısına çıkar ve: ‘Sen Rasûlüllah (s.a.s.)'ın bize haber verdiği Deccal'sin!’ der. Deccâl de (kendi adamlarına): ‘Ben şunu öldürüp sonra da diriltsem ne dersiniz? Bu işte bu şüpheye düşer misiniz?” der. Oradakiler: ‘Hayır!’ derler. Deccal onu öldürür ve sonra diriltir. Dirilttiği zaman adam: ‘Allah'a yemin olsun. Senin hakkında hiçbir vakit bugünkünden daha basiretli olmamıştım!’ der. Deccal onu tekrar öldüreyim mi di(yerek öldürmek isteye)cek, fakat musallat edilmeyecek." (Buhârî, Fiten 27, Fedâilu'l-Medine 9; Müslim, Fiten 112, h. no: 2938) "Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur;  halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düş(meyi kabul et)sin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur." (Buhârî, Fiten 26, Enbiyâ 50; Müslim, Fiten 105, h. no: 2935; Ebû Dâvud, Melâhim 14, h. no: 4315) İbn Ömer (r. a.) anlatıyor: "Rasûlüllah (s.a.s.) Vedâ haccı sırasında (bir ara): "Halk susup dinlesin!" buyurdular. Sonra Allah'a hamd ve senâda bulunup, arkadan Mesih ve Deccal'den uzun uzun söz ettiler ve buyurdular ki: "Allah'ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla inzar etti. Nuh aleyhisselam ümmetini onunla inzar etti, ondan sonra gelen peygamberler de. O, sizin aranızda çıkacak. Onun hali sizden gizli kalmayacak. Rabbinizin tek gözlü olmadığı size kapalı değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü, sanki (salkımdan) dışa fırlamış bir üzüm danesi gibidir. [İki gözünün arasında kefere yani kâfir yazılmış olacaktır. Bunu her Müslüman okuyacaktır]." (Buhârî, Fiten 27; Müslim, Fiten 100-103, h. no: 169-2933) "Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça Kıyâmet kopmaz. Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavmle savaşmadıkça Kıyâmet kopmaz." (Buhârî, Cihad  95, 96, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 62, h. no: 2912; Ebû Dâvud, Melâhim 9, h. no: 4303, 4304; Tirmizî, Fiten 40, h. no: 2216; Nesâî, Cihad 42) "Rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçek Kıyâmet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf  düzen alınca, Rumlar: ‘Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!’  derler. Müslümanlar da: ‘Hayır! Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz’ derler. Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tevbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan  aralarında şöyle bir nidâ atar: ‘Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!’ Bunun üzerine,  çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam'a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir." (Müslim, Fiten 34, h. no: 2897) "Bir tarafı karada bir tarafı da denizde olan bir şehir işittiniz mi?" diye sordular. Oradakiler: ‘Evet!’ deyince, şöyle buyurdular: "İshakoğullarından yetmiş bin kişi bu şehre sefer tertiplemedikçe Kıyâmet kopmaz. Askerler şehre gelince konaklarlar. Ancak silahla savaşmazlar, tek bir ok dahi atmazlar. "Lailahe illallahu vallahu ekber!" derler. Bunun üzerine şehrin deniz tarafı düşer. Sonra askerleri ikinci kere, "Lailahe illallahu vallahu ekber" derler, şehrin diğer tarafı da düşer. Sonra tekrar "Lailahe illallahu vallahu ekber!" derler. Bu sefer onlara (kapılar) açılır. Oradan şehre girerler ve şehrin ganimetini toplarlar. Ganimetleri aralarında taksim ederlerken, yanlarına bir münadi gelip: "Deccal çıktı!" diye bağırır. Askerler her şeyi bırakıp geri dönerler" (Müslim, Fiten 78, h. no: 2920) "Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Öyle ki taş dahi: "Ey Müslüman! İşte Yahudi, arkamda (saklandı), gel, öldür onu!"  diyecek." (Buhârî, Cihad 94, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 79, h. no: 2921; Tirmizî, Fiten 56, h. no: 2237) "Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça Kıyâmet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat davaları birdir." (Buhârî, Fiten 24, Menâkıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, h. no: 157, Fiten 17) "Nefsim yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça  Kıyâmet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 9, h. no: 2171) "Herc atmadıkça Kıyâmet kopmaz!"  buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Herc nedir ey Allah'ın Rasûlü?" diye sordular. "Öldürmek! Öldürmek!" buyurdular." (Müslim, Fiten 18, h. no: 157) "Kıyâmet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü'min olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar." (Tirmizî, Fiten 30, h. no: 2196) "Ben Kıyâmet şöyle yakın olduğu halde gönderildim!" buyurdular ve şehâdet parmağıyla orta parmağını yanyana gösterdiler. (Buhârî, Rikak 39, Tefsiru Nâziât 1, Talâk 25; Müslim, Fiten 132, h. no: 2950) "Ben Kıyâmetin kopacağı aynı sâatte gönderildim. Ancak, şunun şunu geçmesi gibi ben Kıyâmet sâatini geçip biraz evvel geldim!" buyurdu ve orta parmağı ile şehâdet parmağını gösterdi." (Tirmizî, Fiten 39, h. no: 2214) "Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça Kıyâmet kopmaz. Bu ateş Busra'daki develerin boyunlarını aydınlaTacaktır." (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 42, h. no: 2902) "Kıyâmetten önce, Hadramevt'ten -veya Hadramevt denizinden- bir ateş çıkacak, insanları toplayacak" buyurmuşlardı. (Orada bulunanlar): "Ey Allah'ın Rasûlü (o güne ulaşırsak) ne yapmamızı emredersiniz?" diye sordular. "Size Şam (Yani Sûriye'ye gitmenizi) tavsiye ederim" buyurdular. (Tirmizî, Fiten 42, h. no: 2218) "Bugün doğmuş (canlı olan) hiçbir nefis yoktur ki, yüz sene  sonra ölmemiş olsun." (Râvi der ki): "Bununla ömrün kısalması kastedilmiştir." (Müslim, Fezâilu's-Sahâbe 218, h. no: 2538; Tirmizî, Fiten 64, h. no: 2251) Enes (r.a.) anlatıyor: "Bir adam Rasûlüllah (s.a.s.)'a: "Kıyâmet ne zaman kopacak?" diye sormuştu. Aleyhissalâtu vesselâm bir müddet sükûttan sonra yanında  duran Ezd-i Şenûe kabilesine mensup bir çocuğa bakıp: "Bu delikanlı pîr-i fâni olmadan önce Kıyâmetiniz kopacaktır!"  buyurdular." Enes (r.a.) der ki: "Çocuk o gün benim akranım idi." (Müslim, Fiten 138, h. no: 2953) Açıklama: Bu hadiste, Aleyhissalâtu vesselâm, herkesin ölümünü, kendisi için "Kıyâmet" olarak değerlendirmiş bulunmaktadır. Hadisi, dünyanın eceli olan Kıyâmetten ziyade  kendi ecelimiz olan şahsî Kıyâmetimizle ilgilenmeye bir uyarı olarak değerlendirebiliriz. Dünyanın eceli ilm-i İlahîde mahfuzdur, Allah'tan başka kimse bilemez. Ama beşerî ecelimiz, şahsî Kıyâmetimiz, zaman olarak kısmen bellidir. Yarın hususunda bir garanti olmadığına göre, şu veya bu şekilde her an gelebilir. Öyleyse "Kıyâmet"  hadisesinden insan nefsi bir dehşet alıyor, ibrete meylediyor ise, bu ibreti, her an gelmesi muhtemel olan ecelinden, kopması muhtemel olan şahsî Kıyâmetinden almalıdır. Efendimiz, dünyanın Kıyâmetinden sorulduğu halde şahsî Kıyâmeti zikretmek sûretiyle cevap vermekle dikkatleri buna çekmek gereğine uyan bir irşadda bulunmuş olmaktadır (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 14/321). "Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça Kıyâmet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." (Tirmizî, Fiten 43, h. no: 2219; Ebû Dâvud, Melâhim 16 h. no: 4333, 4334, 4335) "Güneş, battığı yerden doğmadıkça Kıyâmet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz." (Buhârî, Rikak 39, İstiska 27, Zekât 9; Müslim, İman 248, (157); Ebû Dâvud, Melâhim 12, 4312) Ebû Zerr (r.a.) anlatıyor: "Güneş battığı sırada Kıyâmet alâmetlerinin ilki güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vaktinde insanlara Dâbbetü’l-Arz ın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa diğerinin çıkması buna yakındır" (Müslim, Fiten 118). "Ruhumu kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla  konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça, kendisinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe Kıyâmet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 19, h. no: 2182) "Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü'lhalasa putunun etrafında titremedikçe Kıyâmet kopmaz. Zü'lhalasa, Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları (Tebâle'deki) puttur." (Buhârî, Fiten 23; Müslim, Fiten 51, h. no: 2906) "İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyâmet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 37, h. no: 2210) "Kıyâmet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır." (Müslim, İman 234, h. no: 148; Tirmizî, Fiten 35, h. no: 2208) Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor: "Rasûlüllah (aleyhissalâtu vesselâm), yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: "(Ey Allah'ın Rasûlü!) Kıyâmet ne zaman kopacak?" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: "Sual sahibi nerede?" buyurdular: Adam: "İşte buradayım ey Allah'ın Rasûlü!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: "Emânet zâyi edildiği vakit Kıyâmeti bekleyin!" buyurdular. Adam: "Emanet nasıl zâyi edilir?" diye sordu. Efendimiz: "İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyâmeti bekleyin!" buyurdular." (Buhârî, İlm 2, Rikak 35) "Kahtan'dan, insanları değneğiyle idare eden bir adam çıkmadıkça Kıyâmet kopmaz."  (Buhârî, Fiten 23, Menâkıb 7; Müslim, Fiten 60, h. no: 2910) "Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça Kıyâmet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: ‘Herhalde savaşı ben kazanacağım’ der." (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29, h. no: 2894; Ebû Dâvud, Melâhim 13, h. no: 4313, 4314; Tirmizî, Cennet 26, h. no: 2572, 2573) "Zaman yakınlaşmadıkça Kıyâmet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün sâat gibi, sâat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur." (Tirmizî, Zühd 24, h. no: 2333) "Allah Teâlâ hazretleri ipekten daha yumuşak bir rüzgârı Yemen'den gönderir. Bu  rüzgâr, kalbinde zerre mikter iman bulunan hiç kimseyi hariç tutmadan hepsinin ruhunu kabzeder." (Müslim, İman 185, h. no: 117) "Kıyâmet sadece şerir insanların üzerine kopacaktır!" (Müslim, Fiten 131, h. no: 2949) İbn Zuğb el-Eyâdî anlatıyor: "Abdullah İbnu Havale el-Ezdî (radıyallahu anh)'nin yanına indim. Bana: "Rasûlüllah (s.a.s.) bizi, ganimet alalım diye yaya olarak gönderdi. Biz de  döndük ve hiçbir ganimet elde edemedik. Yorgunluğumuzu yüzlerimizden anlayıp aramızda doğrularak: "Ey Allah'ım, onları bana tevkil etme; ben onları üzerime almaktan acizim! Onları kendilerine de tevkil etme, bu işten kendileri de acizdirler. Onları diğer insanlara da tevkil etme kendilerini onlara tercih ederler!" buyurdular. Sonra elini başımın üstüne koydu ve: "Ey İbnu Havâle! Hilafetin (Medine'den) Arz-ı Mukaddese'ye (Sûr iye'ye) indiğini görürsen, bil ki artık  zelzeleler,  kederler, büyük hadiseler yakındır. O gün Kıyâmet, insanlara, şu elimin, başına olan yakınlığından daha yakındır" buyurdu." (Ebû Dâvud, Cihad 37, h. no: 2535) Hz. Enes (radıyallahu anh) dedi ki: "İstanbul'un fethi Kıyâmet ânında olacaktır." (Tirmizî, Fiten 58, h. no: 2240) Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlüllah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün): "Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belânın gelmesi vâcip olur!" buyurmuşlardı. (Yanındakiler): "Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?" diye sordular. Rasûlullah (s.a.s.) saydı: “Ganimet (yani millî servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir meta haline gelirse. Emanet (edilen şeyleri emanet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman. Zekat (ödemeyi ibâdet bilmeyip bir angarya ve) cezâ telakki ettikleri zaman. Kişi annesinin hukukuna riâyet etmeyip, kadınına itaat ettiği; Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı; Mescidlerde (rızayı İlahî gözetmeyen husumet, alışveriş, eğlence ve siyasata vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman. Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu; (Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı  dokunmasın diye hürmet ettiği; (Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği; İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği; (San'at, bale, konser gibi çeşitli adlar  altında; bar, gazino, dansing ve salonlarda ve hatta  televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği; Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, [zelzeleyi], yere batışı (hasfı) veya sûret değiştirmeyi (meshi) [veya gökten taş yağmasını, (kazfi)] bekleyin." (Tirmizî, Fiten 39, h. no: 2211) "Çıkış itibariyle, Kıyâmet alâmetlerinin  ilki güneşin battığı yerden doğması, kuşluk vakti insanlara dabbetu'l-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen peşindedir." (Müslim, Fiten 118, h. no: 2941; Ebû Dâvud, Melâhim 12, h. no: 4310) "Beytu'l Makdis'in (Mescid-i Aksâ'nın) imarı Yesrib'in harabıdır. Yesrib'in harabı melhamenin (savaşın) çıkmasıdır. Melhame 'şehir'in ('İstanbul'un) fethidir, İstanbul'un fethi Deccal'in çıkmasıdır!" buyurdu. Sonra elini (Rasûlüllah), konuşmakta olduğu kimsenin (yani Hz. Muaz'ın) dizine vurdu ve: "Bu söylediğim kesinlikle hakikattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu gibi" buyurdular." (Ebû Dâvud, Melâhim 3, h. no: 4294) "Melhame ile Medine'nin (Şehrin) fethi arasında altı yıl vardır. Yedinci yılda da Mesih Deccal çıkar." [Ebû Dâvud, Melâhim 4, h. no: 4296; İbn Mace, Fiten 35, h. no: 4093) "Sûrun sahibi (İsrafil aleyhisselam), sûr denen borusunu ağzına dayamış, yüzünü çevirmiş, kulağını dikmiş, üfleme emrini beklerken ben nasıl tereffühle (dünya nimetlerinden) istifade edebilirim?"  buyurmuşlardı. Bu, sanki ashabına çok ağır gelmişti: "Peki biz ne yapalım -veya ne diyelim- ey Allah'ın Resûlü?" diye sordular. Onlara: "Hasbünallah ve ni'melvekil (Allah bize yeter, o ne  güzel vekildir!), Allah'a tevekkül ettik. -belki de "tevekkülümüz Allah'adır!"  demişti- deyiniz!" diye emir buyurdular." [Tirmizî, Kıyâmet 9, h. no: 2433) "Rasûlüllah (aleyhissalâtu vesselâm)'a sûr'dan sorulmuştu: "Bu, içine üflenen bir boynuzdur!" diye cevap verdi." (Ebû Dâvud, Sünnet 24, h. no: 4742; Tirmizî, Kıyâmet 9, h. no: 2432) Ebû Hureyre  (r.a.) anlatıyor: "Rasûlüllah (s.a.s.): "İki sûr  arasında kırk vardır!" buyurmuştur. Bunun üzerine oradakiler: "Ey Ebû Hureyre! Kırk gün mü?" diye sordular. Fakat o: "Birşey diyemem!" cevabını verdi. Tekrar: "Kırk ay mı?" dediler. O yine: "Bir şey diyemem!" cevabını verdi. "Kırk yıl mı?" dediler. O yine: "Bir şey diyemem!"  cevabını verdi ve (Rasûlüllah'ın hadisine devam etti:) "Sonra Allah semadan su indirecek ve insanlar yerden sebze biter gibi bitecekler. İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür. Bu çürümeyen, acbu'zzeneb denen kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyâmet günü yeniden yaratılış bundan terkib edilecektir." [Buhârî, Tefsir, Zümer 3, Amme 1; Müslim, Fiten 141, h. no: 2955; Muvatta, Cenâiz 48, h. no: 1, 239; Ebû Dâvud, Sünnet 24, h. no: 4743; Nesâî, Cenaiz 117, h. no: 4, 111) "Mü'minin ruhu, cennet ağacında beslenen bir kuş olur. Yeniden dirilme gününde Allah onu cesedine döndürünceye kadar orada beslenir." (Muvatta, Cenâiz 49, h. no: 1, 240; Nesâî,  Cenâiz 117 h. no: 4, 108) İbn Mâce, Zühd 32, h. no: 4271) Ebû Rezin el-Ukaylî (r.a.) anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasûlü dedim, Allah, mahlûkatı nasıl iâde eder, (yeniden diriltir)? Bunun dünyadaki örneği  nedir?" "Sen dedi, hiç kavminin üzerinde yaşadığı vadiden kurak mevsimde geçmedin mi? Sonra bir kere de her tarafın yemyeşil üğründüğü münbit mevsimde uğramadın mı?" Ben: "Elbette!" deyince: "İşte bu, (yeniden) yaratmasına Allah'ın delilidir. Allah, ölüleri de böyle diriltecektir!" buyurdular." (Rezin tahric etmiştir. Bu hadis Ahmed İbn Hanbel'in Müsned'inde biraz farklı lafızlarla rivâyet edilmiştir (IV/11) İbn Abbas (r.a.) "O boru öttürülünce" (74/Müddessir, 8) âyeti ile ilgili olarak dedi ki: "Bu, sûrdur. Sûrede geçen racife, birinci nefha (üfleme), râdife de ikinci nefhadır." (Buhârî, Rikak 43 -muallak olarak-) Ebû Said (r.a.) anlatıyor: "Rasûlüllah (s.a.s.) (bir gün bize) Sâhib-i Sûr'u (İsrâfil'i) zikretti ve dedi ki: "Sağında Cibril, solunda da Mikâil aleyhimusselam var." Rezin tahric etmiştir. (Ebû Dâvud, Hurûf ve'l-Kıraat 1, h. no: 3999) "Kıyâmet günü insanlar beyaz, bembeyaz, has unun çöreği gibi bir yerde toplanacaklar. Orada hiç kimsenin bir işareti (evi, bağı vs.) olmayacak." (Buhârî, Rikak 44; Müslim, Münafıkûn 28, h. no: 2790) "Sizler Allah'a yalınayak, bedenleriniz çıplak ve kabuklu (sünnet edilmemiş) olarak haşr olunacaksınız!" buyurdu. Bir diğer rivâyette İbn Mes'ud şöyle demiştir: "Rasûlüllah (s.a.s.) va'z etmek üzere aramızda doğruldu ve dedi ki: "Ey insanlar! Sizler (Kıyâmet günü) Allah'ın yanında yalınayak, çıplak ve kabuklu olarak toplanacaksınız. (Sonra şu âyeti okudu:) "İlk yaratışa nasıl başladı isek,  üzerimizde hak bir vaad olarak yine onu iâde edeceğiz..." (21/Enbiyâ, 104). Haberiniz olsun! Kıyâmet günü mahlukattan ilk giydirilecek İbrâhim aleyhisselâm'dır.  Haberiniz olsun, o gün ümmetimden bazı kimseler getirilir ve sol tarafa alınırlar. Bunun üzerine ben: 'Ey Rabbim! Bunlar ashabımdır!' derim. Bana: 'Sen bilmiyorsun, bunlar senden sonra neler yaptılar" denilir. Ben sâlih kul (İsa)'nın dediği gibi diyeceğim: "Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat vakta ki sen beni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigehban yalnız sen oldun. (Zaten) sen (her zaman) her şeye hakkıyla şahidsin. Eğer kendilerine azab edersen şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen mutlak galib ve yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan da hakikaten sensin sen" (5/Mâide, 117-118) Rasûlüllah (s.a.s.) devamla dedi ki: "Bunun üzerine bana: 'Onlar, sen aralarından ayrıldığın günden beri, dinden yüz çevirmeye hiç ara vermediler!' denilecek." "Bir rivâyette şu ziyade var: "Ben: 'Rahmetten uzak olsunlar, rahmetten uzak olsunlar!' derim." (Buhârî, Rikak 45, Enbiyâ 8, 44, Tefsir, Mâide 14, 15, Tefsir, Enbiyâ 2; Müslim, Cennet 57, h. no: 2860; Tirmizî, Kıyâmet 4, h. no: 3329; Nesâî, Cenâiz 118, h. no: 4, 114) "Kıyâmet günü insanlar üç sınıf  olarak haşrolunurlar: Yayalar sınıfı, binekliler sınıfı,yüzü üstü sürünenler sınıfı." Peygamberimiz'e soruldu: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar yüzleri üzerine nasıl yürürler?" Şu cevabı verdiler: "Onları ayakları üzerine yürüten Zât-ı Zülcelâl, yüzleri üzerine yürütmeye de kadirdir. Ancak bilesiniz, bu yüzleri üstü yürüyenler, önlerine çıkan her engele, her dikene karşı kendilerini yüzleriyle korumaya çalışırlar." (Tirmizî, Tefsir Benî İsrâil (İsrâ Sûresi), h. no: 3141) "İnsanlar Kıyâmet günü üç hal üzere haşrolunurlar: 1) İstekliler, korkanlar, 2) İki kişi bir deve üzerinde olanlar, üç kişi bir deve üzerinde olanlar, dört kişi bir deve üzerinde olanlar, on kişi bir deve üzerinde olanlar. 3) Geri kalanları, ateşe tapanlar. Cehennem, onların kaylûle yaptığı yerde onlarla kaylûle yapar, geceledikleri yerde onlarla birlikte geceler, onların sabahladıkları yerde onlarla sabahlar, onların akşamladıkları yerde onlarla beraber akşamlar." (Buhârî, Rikak 48; Müslim, Cennet 59, h. no: 2861; Nesâî, Cenâiz 118, h. no: 4, 115, 116) "İnsanlar Kıyâmet günü öylesine ter akıtırlar ki, bu terler yerin içinde yetmiş zira'lık derinliğe kadar iner ve bu ter (yer üstünde de birikerek insanları konuşamaz hale getirmek üzere ağızlarına) gem vurur ve kulaklarına kadar ulaşır." (Buhârî, Rikâk 47; Müslim,  Cennet 61, h. no: 2863) "Kimin üzerinde kardeşine karşı ırz veya başka bir şey sebebiyle hak varsa, dinar ve dirhemin bulunmadığı [Kıyâmet (ve hesaplaşmanın olacağı)] gün gelmezden önce  daha burada iken helalleşsin. Aksi takdirde o gün, salih bir ameli varsa, o zulmü nisbetinde  kendinden alınır. Eğer hasenatı yoksa, arkadaşının günahından alınır, kendisine yüklenir." (Buhârî, Mezâlim 10, Rikak 48; Tirmizî, Kıyâmet 2, h. no: 2421) "Kıyâmet günü hak sahiplerine haklarını mutlaka edâ  edeceksiniz. Öyle ki kabış (boynuzsuz) koyun için, boynuzlu koyundan kısas alınacak, taşa (niye bir başka) taş üzerine yüklenip kaldığından; adamın adamı niye  yaraladığından sorulacak." (râvî Ebû Hureyre) der ki: "Biz şunu da işitirdik: "Kıyâmet günü, kişiyi tanımadığı birisi yakalar ve der ki: "Sen beni hata ve münker işlerken görüyordun, fakat ondan men etmiyordun!" (Müslim, Birr 6, h. no: 2582; Tirmizî, Kıyâmet 2, h. no: 2422). "Boynuzlu koyun..." tabirinden gerisi Rezin'in ziyâdesidir. Hz. Aişe (r. anhâ) anlatıyor:  "Rasûlüllah (s.a.s.): "Âhirette kimin hesâbı münâkaşa edilirse, azâba mâruz kalacak demektir!" buyurmuşlardı. Ben: "Nasıl olur? Allah Teâlâ (meâlen): "O vakit kimin kitabı sağ eline verilirse; kolay bir hesabla muhâsebe edilecek ve ehline sevinçli olarak dönecek" (84/İnşikak 7-9) buyurmadı mı, (bu hesap  münâkaşası  değil mi)?"  dedim. "Hayır! buyurdular, bu (münâkaşa  değil) arzdır. Kıyâmet günü hesâba çekilen herkes mutlaka helâk olmuş demektir!" (Buhârî, İlim 35, Tefsir, İnşikak 1; Rikak 49; Müslim, Cennet 80, h. no: 2876; Ebû Dâvud, Cenâiz 3, h. no: 3093; Tirmizî, Kıyâmet 6, h. no: 2428) "Kıyâmet günü, kişi amelleri arasında önce namazın hesâbını verecek. Bu hesap güzel olursa kurtuluşa erdi demektir. Bu hesap bozuk olursa, hüsrâna düştü demektir. Eğer farzında eksiklik çıkarsa  Rab: 'Bakın, kulumun (defterinde yazılmış) nâfilesi var mı?'  buyurur. Böylece, farzın eksikleri nâfile (namazları) ile tamamlanır. Sonra, bu tarzda olmak üzere diğer amelleri hesaptan geçirilir." (Tirmizî, Salat 305, h. no: 413;  Nesâî, Salât 9, h. no: 1232) Yahya İbn Said (rahimehullah) anlatıyor: "Bana ulaştığına göre, (Kıyâmet günü), kulun ilk bakılacak ameli namazdır. Eğer namazı kabul edilirse, geri kalan amellerine bakılır. Eğer namazı kabul edilmezse diğer amellerinin hiçbirine bakılmaz." (Muvatta, Kasru's-Salât 89, h. no: 1, 173) "Kıyâmet günü, insanlar arasında hükmedilecek ilk şey kandır." (Buhârî, Diyat 1, Rikak 48; Müslim, Kasâme 28, h. no: 1678; Tirmizî, Diyât 8, h. no: 1396; Nesâî, Tahrim 2, h. no: 7, 83) "Kıyâmet günü, dört şeyden sual edilmedikçe, kulun ayakları [Rabbinin huzurundan] ayrılamaz: Ömrünü nerede harcadığından, ne amelde bulunduğundan, malını nerede kazandığından ve  nereye harcadığından, vücûdunu nerede çürüttüğünden." (Tirmizî, Kıyâmet 1, h. no: 2419) "Kıyâmet günü kul (hesap vermek üzere huzur-u İlahîye) getirilir. Allah Teâlâ: 'Ben sana kulak, göz, mal ve evlat vermedim mi? Sana hayvanları ve ekimi musahhar kılmadım mı? Seni bunlara baş olmak, onlardan istifade etmek üzere serbest bırakmadım mı? Acaba, Benimle bugünkü şu karşılaşmanı hiç düşündün mü?' diye soracak. Kul da: 'Hayır' diyecek. Allah Teaâaâ: 'Öyleyse bugün Ben de seni  unutacağım, tıpkı senin (dünyada)  Beni unuttuğun gibi!' buyuracak." (Tirmizî, Kıyâmet 7, h. no: 2430) Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor: (Ashab, Rasûlüllah'a): "Ey Allah'ın Rasûlü! Kıyâmet günü Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular. Allah'ın elçisi: "Bulutsuz bir günde, öğle vaktinde güneşi görme hususunda bir itişip  kakışmanız olur mu?" diye sordu. Ashab: 'Hayır!' deyince: "Bulutsuz (dolunaylı) gecede ayı görmekte itişip kakışmanız olur mu?" diye tekrar sordu. Ashab yine: 'Hayır!' deyince: 'Nefsim elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun, Rabbinizi görme hususunda da hiçbir itişip kakışmanız olmayacak. Tıpkı güneş ve ayı görmede itişip kakışmanız olmadığı gibi. Böylece kul, Rabbiyle karşı karşıya gelecek. Rabb Teâlâ: 'Ey filan! Ben sana ikram etmedim mi? Seni efendi yapmadım mı? Sana zevce vermedim mi? Atı, deveyi sana musahhar (hizmetçi) kılmadım mı? Reislik yapmana, ganimet malından dörtte bir almana müsaade etmedim mi?' diye soracak. Kul: 'Evet ey Rabbim!' diyecek. Rab Teâlâ: 'Benimle karşılaşacağını hiç düşünmedin mi?' diyecek. Kul bu soruya: 'Hayır!' karşılığını verecek. Rab Teâlâ da: 'Öyleyse şimdi de ben seni unutuyorum. Tıpkı (dünyada) sen Beni  unuttuğun gibi!' diyecek. Sonra ikinci kul Allah'ın karşısına çıkar. Rab Teâlâ ona da aynı şeyleri söyler. Sonra üçüncüye de birinciye söylediklerinin aynısını söyler. Kul: 'Evet! ey Rabbim!' der. Rab Teâlâ da: 'Benimle karşılaşacağını hiç aklından geçirdin mi?' diye  sorar. Kul: 'Ey Rabbim, sana, kitaplarına ve peygamberlerine inandım. Namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim!" der ve elinden geldiğince (Allah hakkında) hayır senâda bulunur.  Rab Teâlâ: 'Bu hususta lehine şehâdet edecek biri var mı?' diye soracak. Kul: 'Hayır, yok!" diyecek. Rab Teâlâ: 'Şimdi senin aleyhine bir şâhit gönderilecek!' der. Kul kendi  kendine: 'Benim aleyhime şâhitlik yapacak da kim?' diye içinden düşünür. Kulun ağzı mühürlenir. Uyluğuna: 'Haydi konuş!' denir. Uyluğu, eti, kemiği konuşup, onun amelini haber verirler. Bu, onun kendisi için bir özür aramaması içindir. Bu kimse, Allah'ın gadabına uğrayan münâfıktır." (Müslim, Zühd 16, h. no: 2968) İnsanlar Rasûlüllah (s.a.s.)'a: "Ey Allah'ın Rasûlü! Kıyâmet günü Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular. O da: "Siz bulutsuz dolunay gecesinde ayı görmekten şüpheye düşer misiniz?" diye sordu. Onlar; 'hayır, ey Allah'ın Rasûlü!' diye cevap verdiler. Allah'ın Rasûlü: "Bulutsuz bir günde güneşi görmekten şüphe eder misiniz?" diye tekrar sordu. Ashab yine: 'Hayır!' cevabını verdiler. Bunun üzerine: "Şunu bilin ki, siz Rabbinizi de böyle göreceksiniz. Kıyâmet günü, insanlar haşrolunurlar. (Rab Teâlâ): 'Kim (Benden başka) bir şeye tapıyor idiyse ona tâbi olsun!' buyurur. Onlardan bir kısmı güneşe, bir kısmı aya, bir kısmı da putlara tabi olurlar. Orada,  münafıklarıyla birlikte bu ümmet kalır. Allah onlara (tanımadıkları bir sûrette) yaklaşır. 'Ben sizin Rabbinizim!' buyurur. Oradakiler: '(Senden Allah'a sığınırız). Biz, Rabbimiz bize gelinceye kadar bu yerdeyiz! Rabbimiz gelince biz onu tanırız!" derler. Derken Rableri (onların tanıyacağı sûrette) gelir. 'Ben Rabbinizim!' der. Onlar da: 'Sen Rabbimizsin!' derler. Rab Teâlâ onları (cennete) davet eder. Cehennemin üzerine sırat kurulur. Peygamberler arasında, ümmetiyle sırattan ilk geçen ben olurum. O gün peygamberler dışında kimse konuşmaz. Peygamberlerin o günkü kelâmı da: 'Allahümme sellim, Allahümme sellim (Ey Rabimiz selâmet ver, ey Rabbimiz selâmet ver!' olacak. Cehennemde, deve dikeninin dikenleri gibi kancalar var. Deve dikeninin dikenlerini gördünüz mü?" diye sordu. Ashab: 'Evet!' deyince Peygamberimiz devam etti: "İşte o kancalar,  tıpkı deve dikeninin dikenleri gibidir. Ancak, onların büyüklüğü ne kadardır, Allah'tan başka kimse bilmez. İnsanları (kötü) amelleri sebebiyle kapar. İnsanların bir kısmı (kötü) ameli sebebiyle helak olur. Bir kısmı da ateşin içine yıkılır, sonra kurtulur. Allah, ateş ehlinden kurtarmak istediklerine rahmet etmeyi irade edince, ateş ehlinden Allah'a ibâdet etmiş olanları, ateşten çıkarmaları için meleklere emreder. Melekler bu kimseleri, secde izleriyle tanırlar. Çünkü Allah Teâlâ hazretleri secde mahallinin yakılmasını ateşe haram etmiştir. Onlar böylece ateşten çıkarlar. Hepsi de ateşten kavrulmuş vaziyettedir. Üzerlerine hayat suyu dökülür. Selin getirdiği milli topraktan habbelerin (filiz açıp) bitmesi gibi, suyun değdiği yerler yeniden bitecek. Rab Teâlâ, sonra, kullar arasındaki hükmünü tamamlayacak. Derken cennetle cehennem arasında bir kul kalacak. Bu, cennete girmede cehennemliklerin sonuncusudur. Yüzü cehenneme doğru ilerlerken: 'Ey Rabbim! Yüzümü ateş tarafından çevir! Kokusu beni perişan etti, alevi de beni kavurdu' diye yalvaracak. Allah Teâlâ'ya, kendisine duâ etmesini dilediği kadar duâda bulunacak. Sonra Allah Teâlâ: 'Ben bu istediğini versem, bundan başkasını da ister misin?' diye soracak. Adam: 'İzzet ve celâline yemin olsun hayır! Bundan başkasını istemem!' diyecek ve istemeyeceği hususunda Allah'a ahd u mîsakta bulunacak. (Allah), bunun üzerine yüzünü ateşten çevirecek. Adam yüzüyle cennete yönelince ve onun güzelliğini görünce, Allah'ın dilediği  bir müddet susacak. Sonra (dayanamayıp): 'Ey Rabbim! Beni cennetin kapısına yaklaştır!' diyecek. Allah Teâlâ: 'Sen Bana  istemiş olduğundan başka bir talepte bulunmayacağına dair ahd u mîsakta bulunmadın mı? Ey Âdemoğlu yazık sana! Sen  ne dönekmişsin!' diyecek. Adam: 'Ey Rabbim! Mahlûkatın en bedbahtı ben olmayayım!' diyecek. Rab Teâlâ: 'Sana bu istediğin verilse, acaba başka bir şey istemeyecek misin?' der. Adam: 'Hayır! İzzetine ve celaline yemin olsun hayır! Başka bir şey istemeyeceğim!' diyecek. Rabbi de onu mâzur  addedecek. Çünkü o, sabredilemeyecek bir şeyler görmüştür. Adam, Rabbine, istediği ahd u misakta bulunur. (Rabbi de) onu cennetin kapısına yaklaştırır. Kapıya yaklaşıp onun güzelliğini ve içindeki taravet ve süruru görünce, Allah'ın dilediği kadar sesini keser. (Fakat daha fazla dayanamayıp atılır): 'Ey Rabbim! Beni cennete koy!' der. Rab Teâlâ: 'Ey Âdemoğlu yazık sana! Sen ne dönekmişsin! Sana verilenlerin dışında  bir şey istemeyeceğine dair bana  ahd u mîsak vermedin mi?' diyecek. Adam: 'Ey Rabbim! Beni mahlûkatın en bedbahtı yapma!'  diyecek. Allah onun bu haline gülecek. Sonra ona cennete girmesi için izin verecek ve: 'Dile (ne dilersen!)' diyecek. Adam dileyecek. Öyle ki, hiçbir arzusu kalmayacak. Allah yine de: 'Şunları şunları  da iste!' deyip, istemesi gereken şeyleri zikredecek. Böylece istenecek şeyler bitince Allah Teâlâ: 'Bütün bunlar, bir misliyle sana verilmiştir!' buyuracak." Râvî Ebû Saîd der ki: "Rasûlüllah (s.a.s.)'ın: "Bütün bunlar, on misliyle birlikte sana verilmiştir!" dediğini işittim." (Buhârî, Rikak 52, Ezan 129, Tevhid 24; Müslim, İman 299, h. no: 182; Tirmizî, Cennet 20, h. no: 2560) "Kıyâmet günü insanlar üç kere Allah'a arzedilirler: İlk iki arzedilmede cidal ve özür beyanı vardır. Ama  üçüncü arzedilme esnasında ellerde sayfalar uçuşur, kimisi sağ eliyle, kimisi de sol eliyle alır." (Tirmizî, Kıyâmet 5, h. no: 2427) İbn Ömer (r.a.) anlatıyor: "Bir adam bana: '(Kıyâmet günü Allah'ın kişiye hususi) hitabı hakkında ne işittin?' diye sordu. Şu cevabı verdim: "Rasûlüllah (s.a.s.)'ın: "Mü'min Rabbine yaklaştırılır. Öyle ki, (Allah onun) üzerine himayesini indirir ve günahlarını itiraf ettirir. Ona sorar: Şu şu günahlarını biliyor musun?' Mü'min kul, iki kere: 'Evet ey Rabbim, biliyorum!'  der. Rab Teâlâ da: 'Dünyada iken bunları örterek seni teşhir etmemiştim. Bugün de onları senden affediyorum!' buyurur. Sonra ona  hasenât defteri verilir. Ama, kâfirlere ve münâfıklara gelince, bunlarla ilgili olarak, bütün  mahlûkatın huzurunda: 'Bunlar Allah nâmına yalan söylemiş, (böylece büyük bir zulümde bulunmuşlardır). Haberiniz olsun! Allah'ın  lâneti zâlimleredir!' diye nidâ olunur" dediğini işittim." (Buhârî, Mezalim 2, Tefsiru Hûd 4, Edeb 60, Tevhid 36; Müslim, Tevbe 52, h. no: 2768) Âişe (r. anhâ) anlatıyor: "Bir adam gelerek: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Benim kölelerim var, bana yalan söylüyorlar ve bana ihanet ediyorlar, bana isyan ediyorlar. Ben de onlara şetmediyor ve dövüyorum. Onlar yüzünden  (Allah yanında) durumum ne olacak?' diye sordu. Rasûlüllah (s.a.s.): "Kıyâmet günü onlar, sana olan ihaâetleri, isyanları ve yalanları sebebiyle muhâsebe olacaktır. Senin onlara verdiğin cezâ ise, eğer cezân onların günahları nisbetinde ise, başabaştır; ne lehine ne de aleyhine olur. Eğer onlara verdiğin cezâ onların suçlarından az ise bu senin için bir fazilet olur. Eğer onlara verdiğin cezâ onların suçlarından çok olursa, bu fazla kısım sebebiyle onlar lehine sana kısas yapılır" buyurdular. Bunun üzerine adam huzurdan çekildi, ağlamaya ve dövünmeye başladı. Bunun üzerine Rasûlullah dedi ki: "Sen Allah'ın kitabını okumuyor musun? (Bak ne diyor!) (Meâlen): "Biz Kıyâmet gününe mahsus adâlet terazileri koyacağız. Artık hiçbir kimse hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaktır. (O şey) bir hardal tanesi kadar bile olsa, onu getiririz (mizana koyarız). Hesapçılar olarak da Biz yeteriz" (21/Enbiyâ, 47). Adam tekrar: 'Allah'a yemin olsun, ey Allah'ın Rasûlü! Ben hem kendim ve hem de onlar için, ayrılmalarından daha hayırlı bir şey göremiyorum. Seni şâhit kılıyorum, hepsi hürdür, (âzâd ettim)' dedi." (Tirmizî, Tefsir, Enbiyâ, h. no: 3163) Enes (r.a.) anlatıyor: "Rasûlüllah (s.a.s.) (bir gün) güldüler ve: "Niye güldüğümü biliyor musunuz?" buyurdular. Biz: "Allah ve Rasûlü daha iyi bilir!" dedik. "Kulun Rabbine olan hitabından!" buyurdular ve şöyle devam  ettiler: "Kul şöyle der: 'Ey Rabbim, Sen beni zulümden korumadın mı?' Rab Teâlâ: 'Evet  korudum' buyurur. Kul da: 'Fakat ben bugün, kendime, kendimden başka bir kimsenin şâhit olmasını asla istemiyorum' der. Rab Teâlâ: 'Bugün sana tek şâhit olarak nefsin, çok şâhit olarak da kirâmen kâtibîn kâfidir' buyurur." Rasûlüllah  devamla dedi ki: "Ağzına mühür vurulur ve diğer organlarına: Konuş! denilir. Onlar adamın amelini haber verirler. Sonra konuşma hususunda serbest  bırakılır. Adam organlarına: 'Yazıklar olsun size! Buradan defolun! Ben sizin için mücâdele etmiştim' der." (Müslim, Zühd 17, h. no: 2969) "Aziz ve celil olan Allah (Kıyâmet günü), ümmetimden bir adamı mahlûkatın arasından seçer  ve onun için doksan dokuz büyük defter açar. Her defter, gözün alabildiği kadar büyüktür. Rab Teâlâ adama sorar: 'Bu defterde yazılı olanlardan bir şey inkâr ediyor musun? Muhâfız kâtiplerim (olmadık şeyler yazarak sana) zulmetmişler mi?' Kul: 'Ey Rabbim! Hayır! (Hepsi doğrudur!)' der. Rab Teâlâ sorar: '(Bunları yapmada beyan edeceğin) bir özrün var mı?' Kul der: 'Hayır! Ey Rabbim!' Aziz ve celil olan Allah: 'Evet! Senin bizim yanımızda (makbul, büyük) bir de hasenen  var. Bugün sana zulüm yapmayacağız!' buyurur. Hemen bir etiket çıkarılır. Üzerinde 'Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden Rasûlallah (şehâdet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve şehâdet ederim ki Muhammed Allah'ın elçisidir)' yazılıdır. Sonra, Rabb Teâlâ der: 'Ağırlığını (yani amellerinin ağırlığını) hazırla!'  Kul sorar: 'Ey Rabbim! Bu defterlerin yanındaki bu etiket de ne?' Rabb Teâlâ der: 'Sana zulmedilmeyecek! Hemen defterler Mizan'ın bir  kefesine konur, etiket de diğer kefesine. Tartılırlar. Sonunda defterler hafif kalır, etiket ağır basar. Esasen Allah'ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz." (Tirmizî, İman 17, h. no: 2641) Ebû Mes'ud el-Bedrî (r.a.) anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasûlü dendi, biz câhiliye devrinde yaptıklarımızdan hesaba çekilecek miyiz?" Şu cevabı verdiler: "Müslüman olduktan sonra iyi olana, câhiliye devrinde yaptıklarından sorulmayacaktır. Kötü amel işleyene, hem İslâm'daki ameli hem de önceki ameli sebebiyle hesap sorulacaktır." (Buhârî, İstitâbe 1; Müslim, İman 189, h. no: 120) "Bir kimseyi (küfür veya günah gibi) bir şeye  çağıran hiç kimse yok ki Kıyâmet günü, o çağırdığı şeyle birlikte tevkif edilmemiş olsun. Mutlaka onunla ayrılmaz şekilde  beraberdir. Bir adam bir adamı (bir şeye) dâvet etmiş olsa dahi!" Sonra şu âyeti okudu. (meâlen): "Onları apsedin, çünkü onlar mes'uldürler" (37/S3affât, 24). (Tirmizî, Tefsiru Sâffât, h. no: 3226) Ebû Zerr (r.a.) anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasûlü dedim, Kevser havzının kapları nedir?" Şu cevabı lutfettiler: "Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, onun kapları açık ve karanlık bir gecede gökteki yıldızlardan daha çoktur. Cennetin kaplarından kim içerse artık ömrünün sonuna kadar hiç susamaz. Havzın cennetten çıkan iki oluğu gürül gürül akar. Genişliği uzunluğuna denktir. Bu da Amman'dan Eyle'ye olan mesafe kadardır. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır." (Müslim, Fezâil 36, l, h. no: 2300; Tirmizî, Kıyâmet 16, h. no: 2447) "Her peygamberin  bir havzı vardır. Ümmeti oraya su almaya gelir. Peygamberlerin her biri, hangisinin suya geleni çok diye övünürler. Su almaya gelen ümmeti en çok olan peygamberin ben olacağımı ümid ediyorum." (Tirmizî, Kıyâmet 15, h. no: 2445) Enes (r.a.) anlatıyor: "Rasûlüllah (s.a.s.)'a "Kevser nedir?" diye sorulmuştu. "Cennette bir nehirdir. Allah  onu bana verdi. O,  sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Onda (nehirde) bir kuş vardır, boynu deve boynuna benzer!" buyurdular. Hz. Ömer atılarak: "Öyleyse o müreffehtir!"  dedi. Rasûlullah da: "Onu yiyen, ondan da müreffehtir!" buyurdular." (Tirmizî, Kıyâmet 15, h. no: 2445) "Ben havza ilk geleniniz olacağım!" (Buhârî, Rikak 53; Müslim, Fezâil 25, h. no: 2289) "Ben havzın başına sizden önce geleceğim. Bana sizden bazı kimseler yükseltilip (gösterilecek). O kadar ki, eğilsem onları tutarım. Ama hemen geri çekilecekler. 'Ey Rabbim! bunlar benim ashâbım!' derim. Ama bana: 'Senden sonra bunların ne bid'alar yaptıklarını sen bilmezsin!'  denilir. Ben de: 'Dini benden sonra değiştirenler rahmetten uzak  olsun, rahmetten uzak olsun!' derim." (Buhârî, Rikak 53, Fiten 1; Müslim, Fezâil 32, h. no: 2297) "Ümmetim havzın başında yanıma gelecek. Ben, tıpkı kendi devesinden başkasının devesini kovan bir kimse gibi, havzımdan (bazı) insanları kovarım!" Yanındakiler: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bizi tanıyacak mısınız?' dediler. 'Evet buyurdu. Sizin, başkasında olmayan bir alâmetiniz olacak. Sizler yanıma alın ve abdest uzuvlarında, abdestin eseri olan bir nurla geleceksiniz. Ancak sizden bir grup benden engellenecek, onlar bana ulaşamayacaklar. Ben: 'Ey Rabbim onlar benim ashâbım, onlar benim ashâbım!' diyeceğim. Ama bir melek bana cevap  verip: 'Senden sonra onlar ne bid'alar ortaya çıkardılar biliyor musun?'  diyecek." (Müslim, Tahâret 37, h. no: 247) "Siz (ashâbım), havzın başında yanıma gelenlerin yüz bin cüzünden sadece bir cüzünü teşkil edeceksiniz!" Râvî sahâbîye: "O gün siz  ne kadardınız?" diye soruldu da: "Yedi yüz veya sekiz yüz kadardık!" diye cevap  verdi." (Ebû Dâvud, Sünnet 26, h. no: 4746) Enes (r.a.) anlatıyor: "(Bir gün), 'ey Allah'ın Rasûlü! Kıyâmet günü bana şefaat edin!' dedim. "İnşâallah yapacağım!" buyurdular. Ben tekrar: "Sizi nerede arayıp bulayım?" dedim. "Beni ilk aradığın zaman sırat üzerinde ara!" buyurdular. "Size (orada) rastlayamazsam?" dedim. "Mizan'ın yanında beni ara!" buyurdular. "Orada  da  size rastlayamazsam?" dedim. "Öyeyse beni havzın yanında ara! Zira ben üç mevkinin dışına çıkmam!" buyurdular." (Tirmizî, Kıyâmet 10, h. no: 2435) Hz. Âişe (r.anhâ) anlatıyor: "Ateşi hatırlayıp ağladım. Rasûlüllah (s.a.s.): "Niye ağlıyorsun?" diye sordu. "Cehennemi hatırladım da onun için ağladım! Siz, Kıyâmet günü, ailenizi hatırlayacak mısınız?" dedim. "Üç yerde kimse kimseyi hatırlamaz:  Mizan yanında; tartısı ağır mı  geldi hafif mi öğreninceye kadar, sahifelerin uçuştuğu zaman; kendi defterini nereye düşecek, öğreninceye kadar: Sağına mı soluna mı; yoksa arkasına mı? Sıratın yanında; cehennemin  iki yakası ortasına  kurulunca; bunu geçinceye kadar." (Ebû Dâvud, Sünen 28, h. no: 4755) "Her peygamberin müstecab (Allah'ın kabul edeceği) bir duâsı vardır. Her peygamber o duâyı yapmada acele etti. Ben ise bu duâmı Kıyâmet gününde, ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım (kullanmayı âhirete bıraktım). Ona inşâallah, ümmetimin şirk koşmadan ölenleri nâil olacaktır." (Buhârî, Deavât 1, Tevhid 31; Müslim, İman 334, h. no: 198; Muvattâ, Kur'an 26, h. no: 1, 212; Tirmizî, Deavâat 141, h. no: 3597) Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor: "Biz bir dâvette Rasûlüllah ile beraberdik. Ona sofrada hayvanın ön budu(ndan bir parça) ikram edildi. Bud hoşuna giderdi. Ondan bir parça ısırdı ve: "Ben Kıyâmet günü Âdemoğlunun efendisiyim! Acaba bunun neden olduğunu biliyor musunuz? (Açıklayayım): Allah o gün, öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükle toplar. Bakan onlara bakar, çağıran onları işitir. Güneş onlara yaklaşır. Gam ve sıkıntı, insanların tahammül edemeyecekleri ve takat getiremeyecekleri dereceye ulaşır. Öyle ki insanlar: 'İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musunuz, sizlere şefaat edecek birini görmüyor musunuz?' demeye başlarlar. Birbirlerine: 'Babanız Âdem var!' derler ve ona gelerek: 'Ey Âdem! Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı, kendi ruhundan sana üfledi. (Bütün isimleri sana öğretti). Meleklerine senin önünde secde ettirdi. Seni cennete yerleştirdi. (Allah katında itibarın, makamın var.) Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? Bizim şu halimizi, başımıza şu geleni görmüyor musun?' derler. Âdem aleyhisselâm da: 'Bugün Rabbim çok öfkelidir, daha önce bu kadar öfkelenmedi. Bundan sonra da böylesine  öfkelenmeyecek. (Esasen şefaate benim yüzüm yok, çünkü, cennette iken, Allah) beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben, bu yasağa asi oldum. (Ben cennette iken işlediğim günah sebebiyle cennetten çıkarıldım. Bugün günahlarım affedilirse bu bana yeter). Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. Nuh aleyhisselâm'a gidin!' diyecek. İnsanlar Nuh (a.s.)'a gelecekler: 'Ey Nuh! Sen yeryüzü ahalisine gönderilen Rasûllerin ilkisin. Allah seni çok şükreden bir kul (abden şekûrâ) diye isimlendirdi. İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın?" diyecekler. Nuh aleyhisselam da şöyle diyecek: 'Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce hiç bu kadar öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek! Benim bir duâ hakkım vardı. Ben onu kavmimin aleyhine (bedduâ olarak) yaptım. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. İbrâhim aleyhisselâm'a gidin!' diyecek. İnsanlar İbrâhim aleyhisselâm'a gelecekler: 'Ey İbrâhim! Sen Allah'ın peygamberi ve arz ahalisi içinde yegâne Halîlisin. Bize Rabbin nezdinde şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?' diyecekler. İbrâhim aleyhisselâm onlara: 'Rabbim bugün çok öfkeli. Bundan önce bu kadar öfkelenmemişti, bundan sonra da bu kadar öfkelenmeyecek. (Şefaat etmeye kendimde yüz de bulamıyorum. Çünkü ben) üç kere yalan söyledim!' deyip, bu yalanlarını birer birer sayacak. Sonra sözlerine şöyle devam edecek: 'Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Mûsâ aleyhisselam'a gidin!' İnsanlar, Mûsâ aleyhisselâm'a gelecekler ve: 'Ey Mûsâ! Sen Allah'ın peygamberisin. Allah seni, risâletiyle ve hususî  kelâmıyla insanlardan üstün kıldı. Bize Allah nezdinde şefaatte bulun! İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?' diyecekler. Hz. Mûsâ da: 'Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde şefaate yüzüm de yok. Çünkü) ben, öldürülmesi ile emrolunmadığım bir cana kıydım. (...Bugün ben mağfirete mazhar olursam bu bana yeterlidir.) Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Hz. İsa aleyhisselâm'a gidin!' diyecek. İnsanlar Hz. İsa'ya gelecekler ve: 'Ey İsa, sen Allah'ın  peygamberisin ve Meryem'e  attığı bir kelamısın ve kendinden bir ruhsun. Üstelik sen beşikte iken insanlara konuşmuştun. Rabbin nezdinde bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?" diyecekler! Hz. İsa aleyhisselâm da: 'Bugün Rabbim çok öfkeli. Daha önce bu kadar öfkelenmedi, bundan böyle de hiç bu kadar öfkelenmeyecek!' diyecek.  -Hz. İsa şahsıyla ilgili bir günah zikretmeksizin- (Bir başka rivâyette): ('Beni, Allah'tan ayrı bir ilâh edindiler. Bugün bana mağfiret edilirse bu  bana yeter.') Nefsim! Nefsim Nefsim! Benden başkasına gidin! Muhammed (s.a.s.)'e gidin!' diyecek. İnsanlar Muhammed (s.a.s.)'e gelecekler, bir diğer rivâyette: 'Bana gelirler'" denmiştir- ve: 'Ey Muhammed! Sen Allah'ın peygamberisin, bütün peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş, gelecek bütün günahlarını mağfiret buyurdu. Bize Rabbin nezdinde şefaatte bulun. Şu içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?" diyecekler. Bunun üzerine ben Arş'ın altına gideceğim. Rabbim için secdeye kapanacağım. Derken Allah, benden önce  hiç kimseye açmadığı medh u senâları benim için açacak (Ben onlarla Rabbime medh u senalarda bulunacağım). Sonra: 'Ey Muhammed başını kaldır ve iste! (İstediğin) sana verilecek! Şefaat talep et! Şefaatin yerine getirilecek!' denilecek. Ben de başımı kaldıracağım ve: 'Ey Rabbim, ümmetim! Ey Rabbim, ümmetim! Ey Rabbim, ümmetim!' diyeceğim. Bunun üzerine: 'Ey Muhammed! Ümmetinden, üzerinde hesap olmayanları cennet kapılarından sağdaki kapıdan içeri al! Esasen onlar diğer kapılarda da insanlara ortaktırlar!' denilecek." Rasûlüllah sonra şöyle buyurdular: "Nefsim elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun. Cennet kapısının kanatlarından iki kanadının arasındaki mesafe Mekke ile Hacer arasındaki veya Mekke ile Busra arasındaki mesafe kadardır." (Buhârî, Enbiyâ 3, 8, Tefsir, Benî İsrail 5; Müslim, İman 327, h. no: 194; Tirmizî, Kıyâmet 11, h. no: 2436) "Kâfir, bir iki fersah uzunluğundaki dilini Kıyâmet günü yerde sürür, (Mevkıf'te) insanlar onun üzerine basarlar." (Tirmizî, Cehennem 3, h. no: 2583) "Kıyâmet günü ilk çağırılacak olan, Âdem (a.s.)'dir. Allah Teâlâ: 'Ey Âdem!' der. Âdem (a.s.): 'Buyur ey Rabbim, emrindeyim!' der. Rabb Teâlâ: 'Zürriyetinden cehenneme gidecekleri ayır!' diye emreder. Âdem: 'Ey Rabbim ne miktarını ayırayım?' diye sorar. Rabb Teâlâ: 'Her yüzden doksan dokuzunu!' diye ferman buyurur." (Ashab bu esnâda atılıp:) 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bizden geriye ne kaldı?' derler. Allah'ın Elçisi: 'Benim ümmetim, diğer ümmetler yanında siyah öküzün başındaki beyaz tüy gibi (az)dır!" (Buhârî, Rikak 45) "Üç  kişi vardır ki, Allah Kıyâmet gününde onlarla ne konuşur, ne onlara nazar eder, ne de onları günahlarından arındırır, onlara acıklı bir azâb vardır: Sahrada, fazla suyu bulunduğu halde ondan yolcuya vermeyen kimse, Kıyâmet günü Allah onun karşısına çıkıp: 'Bugün Ben de senden fazlımı (lütfumu) esirgiyorum, tıpkı senin (dünyada iken) kendi elinin eseri olmayan şeyin fazlasını esirgediğin gibi' der. İkindi vaktinden sonra, bir mal satıp müştesirisine Allah Teâlâ'nın adını zikrederek bunu şu şu  fiyatla almıştım diye yalandan  yemin ederek, muhâtabını inandıran ve bu sûretle malını satan kimse. Sırf dünyevî bir menfaat için bir imama biat eden  kimse; öyle ki,  dünyalıktan istediklerini verirse biatında  sâdıktır, vermezse sâdık değildir." (Buhârî, Şirb 2,  Hiyel 12; Müslim, İman 173, h. no: 108; Ebû Dâvud, Büyû' 62, h. no: 3474, 3475; Nesâî, Büyû' 6, h. no: 7, 247) Ebû  Zerr (r.a.) anlatıyor: "Rasûlüllah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Üç işi vardır, Kıyâmet gününde Allah onlara ne konuşur ne nazar eder ne de günahlardan arındırır, onlar için elim bir azab vardır!" buyurdu ve  bunu üç kere de tekrar etti. Ben: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Öyleyse onlar büyük zarar ve hüsrana uğramışlardır. Kimdir bunlar?' dedim. Şöyle saydılar: "(Elbisesini kibirle, yerlere kadar salıp) süründüren,  yaptığı iyiliği başa kakan, malını yalan yeminlerle reklâm eden kimseler!" (Müslim, İman 171, h. no: 106; Ebû Dâvud, Libas 28, h. no: 4087, 4088; Tirmizî, Büyû' 5, h. no: 1211; Nesâî, Büyu' 5, h. no: 7, 245) Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor: "Rasûlüllah (s.a.s.) buyurdu ki: "Üç kişi vardır, Kıyâmet günü Allah Teâlâ hazretleri onlara konuşmaz, nazar etmez, günahlardan da arındırmaz, onlara elim bir azab  vardır: Zinâ eden yaşlı, yalan söyleyen devlet reisi, büyüklenen fakir." (Müslim, İman 172, h. no: 107; Nesâî, Zekât 77, h. no: 5, 86) İbn Ömer (r.a.) anlatıyor: "Rasûlüllah (s.a.s.) buyurdu ki: "Üç kişi vardır, Kıyâmet günü Allah onlara nazar etmez: Anne ve babasının hukukuna riâyet etmeyen kimse, erkekleşen kadın ve deyyus (karısını yabancı erkeklerden kıskanmayan) kimse." (Nesâî, Zekât 69, h. no: 5, 80 Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor: "Rasûlüllah (s.a.s.) buyurdu ki: "Allah Teâlâ şöyle buyurdu: 'Üç kişi vardır, Kıyâmet günü Ben onların hasmıyım: Benim adıma (yemin) edip sonra gadreden kimse, hür bir kimseyi satıp  parasını yiyen kimse, bir işçiyi ücretle tutup çalıştırdığı halde, ücretini vermeyen kimse." (Buhârî, Büyû' 106) Ebû Hüreyre anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.s.) buyurdu ki: "Kıyâmet günü ilk çağrılacaklar, Kur'ân-ı ezberleyen biri, Allah yolunda öldürülen biri ve bir de çok malı olan biridir. Allah Teâlâ Kur'ân okuyana: 'Ben Rasûlüme inzal buyurduğum şeyi sana öğretmedim mi?' diye soracak. Adam: 'Evet yâ Rabbi!' diyecek. 'Bildiklerinle ne amelde bulundun?' diye Allah Teâlâ tekrar soracak. Adam: 'Ben onu gündüz ve gece boyunca okurdum' diyecek. Allah: 'Yalan söylüyorsun!' diyecek. Melekler de ona: 'Yalan söylüyorsun! diye çıkışacaklar. Allah Teâlâ ona: 'Bilakis sen, 'Falanca Kur'an okuyor' densin diye okudun ve bu da söylendi' der. Sonra, mal sahibi getirilir. Allah Teâlâ:
'Ben sana bolca mal vermedim mi? Hatta o kadar bol verdim ki, kimseye muhtaç olmadın?' der. Zengin adam, 'Evet yâ Rabbi' der. 'Sana verdiğimle ne amelde bulundun?' diye Allah Teâlâ sorar. Adam: 'Sıla-i rahimde bulunur ve tasadduk ederdim' der. Allah: 'Bilakis sen: 'Falanca cömerttir' desinler diye bunu yaptın ve bu da denildi' der. Sonra Allah yolunda öldürülen getirilir. Allah Teâlâ Hazretleri: 'Niçin öldürüldün?' diye sorar. Adam: 'Senin yolunda cihadla emrolundum. Ben de öldürülünceye kadar savaştım" der. Hakk Teâlâ ona: 'Yalan söylüyorsun!' der. Ona melekler de: 'Yalan söylüyorsun!' diye çıkışırlar. Allah Teâlâ ona tekrar: 'Bilakis sen: 'Falanca cesûrdur' desinler diye düşündün ve bu da söylendi' buyurur."
Sonra (Rasûlullah (s.a.s.) Ebû Hüreyre'nin dizine vurup): "Ey Ebû Hüreyre! Bu üç kimse, Kıyâmet günü, cehennemin, aleyhlerinde kabaracağı Allah'ın ilk üç mahlûkudur!" dedi. (Müslim, İmâret 152, h. no: 1905; Tirmizî, Zühd 48, h. no: 2383; Nesâî, Cihâd 22, h. no: 6, 23, 24) Abdullah ibn Ömer dedi ki: Babam Ömer İbnu'l-Hattab (r.a.) bana şunu anlattı: "Ben Peygamber (s.a.s.)'in yanında oturuyordum. Derken elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah bir adam yanımıza çıkageldi. Üzerinde, yolculuğa delâlet eder hiçbir belirti yoktu. Üstelik içimizden kimse onu tanımıyordu da. Gelip Peygamber (s.a.s.)'in önüne oturup dizlerini dizlerine dayadı. Ellerini bacaklarının üstüne hürmetle koyduktan sonra sormaya başladı:
'Ey Muhammed! Bana İslâm hakkında bilgi ver!' Peygamber (s.a.s.) açıkladı: "İslâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehâdet etmen, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan orucu tutman, gücün yettiği takdirde Beytullah'a haccetmendir." Yabancı: 'Doğru söyledin' diye tasdîk etti. Biz hem sorup hem de söyleneni tasdik etmesine hayret ettik. Sonra tekrar sordu: 'Bana iman hakkında bilgi ver.' Peygamber (s.a.s.) açıkladı: "Allah'a, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Kadere yani hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna da inanmandır." Yabancı yine: 'Doğru söyledin!' diye tasdik etti. Sonra tekrar sordu: 'İhsan nedir?' Peygamber (s.a.s.) açıkladı:
"İhsan Allah'ı sanki gözlerinle görüyormuşsun gibi Allah'a ibâdet etmendir. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor." Adam tekrar sordu: 'Bana Kıyâmet(in ne zaman kopacağı) hakkında bilgi ver.' Peygamber (s.a.s.) bu sefer: "Kıyâmet hakkında kendisinden sorulan, sorandan daha fazla birşey bilmiyor!" karşılığını verdi. Yabancı: 'Öyleyse Kıyâmetin alâmetinden haber ver!' dedi. Peygamber (s.a.s.) şu açıklamayı yaptı: "Köle kadınların efendilerini doğurmaları, yalın ayak, üstü çıplak, fakir -Müslim'in rivâyetinde fakir kelimesi yoktur- davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarıştıklarını görmendir." Bu söz üzerine yabancı çıktı gitti. Ben epeyce bir müddet kaldım. -Bu ifâde Müslim'deki rivâyete uygundur. Diğer kitaplarda "Ben üç gece sonra Hz. Peygamber (s.a.s.) ile karşılaştım" şeklindedir- Peygamber (s.a.s.): "Ey Ömer, sual soran bu zâtın kim olduğunu biliyor musun?" dedi. Ben:
'Allah ve Rasûlü daha iyi bilir' deyince şu açıklamayı yaptı: "Bu, Cebrâil aleyhisselâmdı. Size dininizi öğretmeye geldi." (Müslim, İman 1, h. no: 8; Nesâî, İman 6, h. no: 8, 101; Ebû Dâvud, Sünnet 17, h. no: 4695; Tirmizî, İman 4, h. no: 2613)  


Son takip: 01.06.2020 - 09:22
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Af ve Müsâmahanın Yozlaştırılması · a- Mûsîde/Vasiyette Bulunan Kimsede Bulunması Gereken Şartlar · BA'SU BÂDE'L-MEVT .. · d- Yemekten önce ve so a el ve ağzı yıkamak · Dârulİslâm · c) Yardımlaşma · Ecel Konusunda Âyet-i Kerimeler · f- Allah Hakkında Kötü Zanda Bulunan Münâfık ve Müşrikler · Fen Bilgisi Verileri Işığında Rızık. · Gâlibiyet ve Zafer Vaadi · h- Tiyatrocu, aktör olmalıdır. · İbâdet · b- Allah Adı Anılmadan Kesilen Hayvanların Etini Yemek · İbâdetlerde Hikmet Aramak ve Orucun Hikmeti · 3- Üçüncü Sınıf Zevi'l-erhâmın Mirasçı Olması · d) Kul, Kusursuz Olur mu? . · Irkçılık/Asabiyet/Kavmiyetçilik. · k- Yalancı ve İftiracılar · Kadın Kocasından Nefret Edip Onunla Birlikte Kalmak İstemiyorsa Ne Yapar?. · i- İsraf ve Lüx Gibi Şeytanî Eğilimleri Azaltır
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber