sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· 2- Adâlet
· Ru’b
· Athene
· Vasînin Vekil Veya Başka Bir Vasî Tayin Etmesi
· Fesat
· Münâfıklar
· İkon
· Orucun Şartları
· Arbede
· 3) Büyük Cehâlet
· “Onların Yalvardıkları da Rablerine Yakın Olmak İçin Yol Ararlar”.
· Bâkî İsminin Anlamları
· SEYYİD
· Bu İsimleri Bilmenin Faydaları
· Cezâ Tedbiri

Son Okunanlar
· Halid Bağdâdî ve Hindistan’dan Râbıta Adıyla Yoga Transferi
· a) Çocuklar ve Ana-Babanın Mirası
· Yozlaştırılan Din; Halkın Dini ve Hakkın Dini
· b) Karı-Kocanın Mirası
· Rezzâk (Rızık Veren) Allah'tır
· Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
· c) Kardeşlerin Mirası
· Sevgi, Hürmet ve Bağlılık Yönüyle Şirk. Bir İnsanı veya Nesneyi, İdeolojiyi Aşırı Şekilde Severek Putlaştırmak
· Yüce Allah’ın “O, her an yaratma halindedir” Sözünün Anlamı
· 3) Akıl



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Halid Bağdâdî ve Hindistan’dan Râbıta Adıyla Yoga Transferi

Halid Bağdâdî ve Hindistan
Halid Bağdâdî ve Hindistan’dan Râbıta Adıyla Yoga Transferi   (Eğer Halid Bağdâdî'nin Hindistan se­rüveni de dâhil olmak üzere O'nun bütün faaliyetleri, yönetimin önceden hazırladığı bir senaryonun fiilen uygulaması değil de sırf bir sürpriz ise), Bağdâdî'nin, o dö­nemde devlet için aranıp da bulunamayacak biri olduğu -özellikle bu hadiseden sonra- iyice anla­şılmıştır. Çünkü uzun yıllar Osmanlı Devleti'ni epeyce meşgul etmiş ve as­keri yön­temlerle bir türlü çö­züm­lenememiş olan “Vahhâbîliğin”, en azından Anadolu'ya yayılma­sını önlemek için Halid Bağdâdî tam an­lamıyla bu­lunmaz bir Hind kumaşıydı! Ve çünkü O'nun, Hindistan'dan getirmiş bu­lunduğu yeni Nakşîbendîlik an­layışı, Anadolu Türklerinin vic­danında eski­den beri yerleşik bulunan Şaman-İslâm sentezini Patanja­list fantezilerle ta­mamlıyordu. Şu halde ma­dem ki yapılan istihbarat, O'nun devlet işlerine parmağını karıştırmak iste­mediğini kanıtlıyordu, öyle ise izlenecek en doğru yol, O'nun geniş kalaba­lık­lar üzerinde yarattığı yönlendirici etkiden yararlanmaktı. İşte Osmanlı Devleti bunu yaptı.  Bu gelişme, sanki özel bir zamanlama ile kendini göstermişti. Çünkü Osmanlı Devleti hem içeride hem dışarıda düşmanlarla ve isyancı­larla bo­ğuşuyordu. 1812'de Mehmed Ali Paşa “Vahhâbîler”in üzerine; 1813'de de Hurşit Paşa, Kara Yorgi'ye karşı Belgrad üzerine gönderilmişti. 1814'de Odesa'da Etniki Eterya Cemiyeti kuruluyordu. Tanzimat öncesi iç siyaset sancı­ları ile bocalayan devletin, dışarıda “şark meselesi” olarak bili­nen bir komplo ile başına çoraplar örülüyordu. Ülkenin doğusunda, özel­likle Kürt bölgesinde hemen hemen devlet otoritesi diye bir şey yoktu. 1826'da Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla devlet halktan asker isteyince Kürt aşiret reisleri bu isteği reddettiler. 1831 yılında Cizre Emîri Bedirhan Paşa başkal­dırdı. Musul Civarındaki Sincar Dağı eteklerinde yaşayan Yezîdîler, 1830'da ayaklandılar. Bölgedeki yöneticiler aşiret ağalarıyla bir­lik olmuş, çıkarlarından başka hiç bir şey dü­şünmüyorlardı. Halk ise bunların elinde perişanlık ve sefâle­tin bin bir acı­sını tadarak yaşa­maya çalışıyordu. İlkelliğin, cehâlet ve geri kalmışlığın -dille ifadesi imkânsız- batağına saplanmış olan bu insanlar, yol­larında, tarlalarında ve tenhalardaki iş yerlerinde de hırsızlara, yol ke­sen­lere ve kanlı katillere kurban gidiyorlardı. Osmanlı Devleti, kendi tarihi boyunca bu dönemdeki ka­dar endişe ve­rici iç ve dış krizler yaşamamıştır. Özellikle bu aşamada Avrupa kalkınır­ken, Osmanlı Devleti tam tersine hızlı bir çöküş peri­yoduna girmişti. Bu dönemin daha ilk günü Alemdar olayıyla başladı (1808). Devlet, İngiltere, Fransa ve Rusya'nın şiddetli baskısı altındaydı. Mora İsyanı ve ardından Fener Patriği Gregorius'un idam edil­mesi; ancak 1826 yılında kaldırılabilen Yeniçeri Ocağı'nın çıkardığı kargaşa; Navarin'de Osmanlı ve Mısır donanmalarının 1827'de yakılışı; Osmanlı-Rus Savaşı ve Edirne'nin 1829'da Ruslar tarafından işgali; Fransızların 1830'da Cezayir'e girmesi ve Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa ordularının 1832'de Kütahya'ya ka­dar ilerlemesi ile devletin temelleri âdetâ çatırdı­yordu. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi güneyde de karışıklıklar her gün biraz daha artıyor ve yayılıyordu. Irak, Suriye, Lübnan ve Arap Yarımadası’nda türlü türlü huzursuzluklar yaşanıyordu. Bağdad'daki Kölemen Ocağı her gün kanlı olaylara sahne oluyor, bölgenin yönetimi, zorbalar arasında sık sık el değiştiriyordu. İleride ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere, özellikle Hicaz Bölgesi'nde dehşetli bir hareket başlamıştı. Daha sonraları, Nakşîbend­îlerin etkisiyle Türkiye'de yazılan tarih kitaplarına bu hareket, “Vahhâbîlik” adı altında geçmiştir. Dolayısıyladır ki devlet, topluma az çok disiplin kazandıracak ve hiç de­ğilse içerideki bu sancılarını biraz olsun dindirecek olan çareleri red edemezdi. Bu çarelerden biri de eğer (İslâm’ı, kitaba uydurmak sûretiyle yıkmaya çalı­şan) bir tarîkat bile olsa, ona katlanmak pahasına, karşı karşıya olduğu daha büyük fe­lâketlerden kurtulmak istiyordu. Vurgulamak gerekir ki, hiç bir inanış ve düşüncenin,  on yıl gibi kısa bir süre içinde kos­koca bir impara­tor­luğun her yanına yayılıp tutunduğu, in­sanları büyüleyip vicdanlara ka­zın­dığı görülmemiştir. Özellikle yukarıda kısmen anlatıldığı gibi, hızla çök­meye devam eden Osmanlı Devleti'nin, XIX. yüzyıldaki şartları içinde bir tarîkatın böylesine yaygınlık göstermesi çok özel nedenlerle ancak açıklana­bilir. Onun için bu sonu­cun, büyük olası­lıkla devlet desteğindeki yoğun propagandalar sâyesinde alınmış olduğu an­laşılmaktadır. İçerideki anarşi­nin yatışması için ruhları hipnoza sokacak bir çarenin o günlerde işe çok ya­radığına, mutlaka her zamandan daha ziyade inanılmıştır. Dolayısıyla dev­letin, Nakşîbendî Tarîkatı'na o gün için bir can simidi gibi sarılmış olduğu bir gerçektir. Zaten tarîkatın yapısında da râbıta gibi insan psikolojisini yönlendirici uygulamalar vardır ki bunlar, Nakşîliğin yayılıp tutunmasında birbirini tamamlamıştır. İşte bu yüzdendir ki gerek fısıltı yöntemiyle, gerekse erkân aracılığıyla Devletin desteklediği Bağdâdî, tasavvuf tarihinde rûhânilerden pek azına nasip olmuş bü­yük bir ün ka­zandı. O'nun, Brahmanist tasarıları üzerinde te­mellenen, Neo Nakşîbendîlik, râbıtasıyla, Hatm-i Hâcegânı ile, tevec­cüh âyiniyle bu kez “Hâlidîyye”  adı altında Irak'a Su­riye'ye ve bü­tün Anadolu'ya yayılıp yerleşti. XIX. Yüzyılın başlarında gerek “selefîlik” ve “vahhâbîlik” adları altında patlak veren hareketlere karşı; gerekse “Jön Araplar”ın öncülüğünü yaptığı “Arabizm”e karşı Osmanlı yönetimi, Halid Bağdâdî ta­rafından aşılanmaya çalışılan yeni Nakşîbendîliği, bir teminat olarak görü­yor ve bu yüzden onu bütün gücüyle destekliyordu. Nitekim Halid Bağdâdî'in en bü­yük temsilcilerinden El-Khânî Ailesi'inin, Suriye Valisi Musa Safvetî aracı­lığıyla devletten ko­pardığı paralar; keza bu ailenin büyüğü ve aynı zamanda Bağdâdî'in gözde halîfesi Muhammed el-Khâni'nin, 1853'de İstanbul'a gelişi sırasında görkemli bir törenle devlet er­kânı tarafından aynen bir kral gibi karşılanması bunu açıkça kanıtlamaktadır. Devletin tavrı böyle idi. Peki o dönemin (sözde az çok uyanmış “selefî”) İslâm âlimleri ola­rak bilinen şahsiyetlerin ve aydınların Bağdâdî'ye, ya da O'nun getirdiği Hind mistisizmine ilişkin tutumları na­sıldı? Bu soruya, İslâm âlimleri adına verilmiş net bir cevap bulmak ne yazık ki güçtür. Çünkü korkunç bir çöküntü içinde bocalayan Müslümanların yo­lunu ışıklandıracak gerçek âlimlere değil o karanlık günlerde, iman ehlinin az çok uyanmış bulunduğu bu gün bile rastlamak kolay olmasa gerektir. Dünya Müslümanlarının, hem bilgili hem de cesur ve basiretli gerçek âlim­lere o dö­nemde duyduğu ihtiyaç, belki İslâm tarihinin hiç bir devresinde duyulma­mıştır. Dolayısıyla Bağdâdî'ye karşı az çok sesini yükseltmiş olan­lar, -pek azı hâriç- Allah için değil, sırf O'nu çekemeyenler olmuştur. O dönemde henüz pek yeni olan entelektüel selefîlik hareketinin önde gelen isimleri daha çok Suriye'de sivrilmişlerdi. Onun için: “Bunlar, neden Bağdâdî'nin yaymaya çalıştığı Brahmanist inanış ve uygulamalara karşı tepki göstermediler?”; Ya da “Hiç değilse râbıtaya karşı neden küçük bir reddiye bile kaleme almadılar?” diye tarih araştırmacılarına bir soru yö­neltmek isteyenler elbette ki çıkacaktır. Önce insafla belirtmek gerekir ki bu ilk Selefîlerin başında çok büyük dertler vardı. Onlar, hem devlet tarafından des­teklenen hem de Hind kay­naklı mistik şartlandırma yöntemleriyle büyük kalabalıkları hipnoza sokan, onları transa geçiren Bağdâdî ile uğraşamaya­cak kadar ağır sorunlarla karşı karşıya bulunuyorlardı. Çünkü devlet onları her fırsatta çil yavrusu gibi da­ğıtıyor, hatta düzenlediği komplo senaryola­rını uygulamaya koyarak onları silip süpürmeye çalışıyordu. Buna rağmen, -belki inanılması güç ama- dönemin selefî âlimlerinden bazı şahsi­yetlerin, Nakşî ileri gelenleriyle za­man zaman içli dışlı oldukları da -ne ilginçtir ki- gizlenemeyecek bir gerçektir! Nakşîlikten, râbıta temeli üzerinde Hâlidiyye adıyla yepyeni bir tarîkat üre­ten Halid Bağdâdî, Osmanlı toplumu içinde en çok Kürtler’i ve Türkleri etkile­miştir. İslâm kültür ve anlayışının melezleştiği Irak ve Suriye'de, -yaygın pro­pagandaların da etkisiyle- çok az sayıda Araplar tarafından bu tarîkata karşı, ilk başlarda bir eğilim görülmüş ise de daha sonraları bu, canlılığını yavaş yavaş yitirmiştir. Tarîkatın, yalnızca Kürtler’le Türkler arasında tutunmasının gerçek nedenini ise, adı geçen her iki toplumun, yüzyıllar önce İslâm'a girerken bu yeni dini na­sıl an­ladıklarında aramak gerekir. Bu, çok önemli bir noktadır. Çünkü önceleri İslâm'a karşı şiddetle direnmiş, fakat belki de dilini bil­diği için, kısa bir süre sonra onu sindire sindire anlamış ve nihâyet bütün putlarını kırarak iman etmiş olan bir toplumu düşünün ki bunlar Arapça konuşuyorlardı; Bir de sırf kabile büyükleri Müslüman oldu diye -belki de onlara yaranmak için, ya da bir çeşit modaya uymak gibi bir havayla- Kur'ân'ın dilini bile öğrenmeden veya an­lamını bilmeden çok kısa bir müddet içinde âdetâ güle oynaya İslâm'a girmiş yüz binlerce insanı düşünün ki bunların da başında Farsça, Kürtçe ve Türkçe konuşan topluluklar gelmektedir; Bu ulusların, İslâm'ı aynı duygularla algılamış olması, mesajlarını aynı nüanslarla kavramış bulunması hiç mümkün olur mu? Esasen Irak muhitinde tarihin derinliklerinden akıp gelen çeşitli din ve felsefelerin oluşturduğu sentez, Bağdâdî'nin yaşadığı günlerde İslâm'ın dı­şında yepyeni bir din izlenimini uyandırmakta idi. Yahudîliğin, Sabiîliğin, Hristiyanlığın ve daha nice din ve felsefelerin yorumlarından, âyin ve ibâdet­lerinden esintiler taşıyan bu çeşnili rûhânî atmosferiyle Irak, tıpkı küçük bir Hindistan'ı anımsatmakta idi. Bu nedenledir ki hemen her Iraklı insan tipinin ruh yapısı, bu egzotik cümbüşe yeni bir renk daha katmaya yatkın ve elverişlidir. Nitekim Bağdâdî'nin Nakşîliğe yaptığı yeni katkılar bunu hatırlatmaktadır. Baştan beri ayrıntılarıyla anlatılmaya çalışıldığı üzere O'nun Nakşîbendîliğe getirdiği yeniliklerin başında râbıta gelmektedir ve denebilir ki râbıta, ancak Halid Bağdâdî'nin yeni düzenlemelerinden sonra Nakşîbendî Tarîkatı'nın âdetâ temel kuralı haline gelmiştir. İslâm'ın, tarih boyunca uğradığı yıkımların arkasında bu insanların, -bilerek ya da bilmeyerek- hangi düşüncelerle hareket ettiğini ve neler yap­tığını kavrayabilmek için bu aşamada tasavvufu ve Nakşîbendîliği az çok gözden geçirmekte yarar vardır.  


Son takip: 05.06.2020 - 08:26
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· İRTİDÂD.. İrtidâd; Anlam ve Mâhiyeti · El-Azîz/Her Şeye Gâlip; Esmâü'l-Hüsnâ'dan Bir Diğeri · Gerçek Islahatçılar Aynı Zamanda İnkılapçıdırlar · Bu İsmin Birçok Yüce Anlama Gelmesi · Zeka, Kültür, Tahsil Durumu. · 16) Cündullah · Sosyalizm · Siz de mi Hâlâ Kıyâmetin Kopmadığını Sanıyorsunuz?. · Kur'an Okuma ve Hatta Öğretme Karşılığında Ücret Almayı Yasaklayan Hadis-i Şerifler · Cana Kıymanın Uhrevî Sorumluluğu. · ŞEDİDU'L-İKAB · d- Kanunî (Hukukî) Hâkimiyet · İzzeti Yanlış Yerde Aramak. · İnsanın Yaratılış Gayesi · 6) İdealizm .. · İblis İlk Irkçı, İlk Milliyetçi · Aile Hayatında Kadın. · Mülk edinme yolları 1) İşgal · Tefsirlerden İktibaslar · Kur’ân-ı Kerim’de Hıristiyanlık
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber