sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· g- Yemin
· Cehâlet
· YÜCE ALLAH’IN EN GÜZEL İSİMLERİNİN ASILLARI
· Kötü Mekr (Sûikast) Planlayanların Cezâlandırılması
· d) Kölelik
· Ana-Babanın En Büyük, En Kutsal Görevi Çocuklar, Çocuklar, Çocuklar!
· Birden çok Kadınla Evlenmenin Şartları
· Homer (Homeros)
· Tecellî
· d. Saygısız Müdâhale
· 3- Önce Bileklere Kadar Elleri Yıkamak
· TEVESSÜLÜN ÇEŞİTLERİ Kitap Ve Sünnetin Kavranması
· Hüküm Yönünden Alış-veriş Şekilleri
· Başta Yahûdiler Olmak Üzere Ehl-i Kitab’ın Çoğu, Kâfirlerle/İnkârcı Ateistlerle Dostluk Ederler
· Arâis-i Hak

Son Okunanlar
· Son Söz.
· İnek
· Şifâ İlâçta mı?.
· Kasda Benzer Şekilde Öldürme
· HÂMÂN..
· 2- Kara Büyü
· Allah'ın Zikri İle Kalplerin Titremesi
· Haccın Rükünleri (Veya Şartları) 1) Niyet Etmek.
· Evlilik
· 4- Helâk Edilme



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Son Söz.

Son Söz
Son Söz   VII. Abbasî halîfesi el-Me'mûn tarafından mîlâdî IX. yüzyılın başlarında Kur'ân'ın “mahluk” yani yaratık olduğu yolunda ortaya bir tez atılarak İslâm dünyasında büyük bir fitne başlatıldı. Tarih okuyanlar, bu fitnenin sonucu olarak nice mâsum insanların katledildiğini ve ne değerli ilim adamlarının zindanlarda süründürüldüğünü bilirler. Tarîkatçıların tıpkı râbıta konusunda yürüttükleri kanâat gibi, onların da felsefî birtakım yorumlarla ortaya attıkları bu görüş yüzünden yarım yüzyıl boyunca Müslümanları saptırmaya ve onları çiğneyip ezmeye çalı­şanlar nihâyet günün birinde yanlış bir yolda olduklarını fark edip yaptıkla­rına pişman olma asâletini gösterebildiler. Bu pişmanlık ve dönüşün şöyle de ilginç bir hikâyesi vardır: Ünlü hadis âlimlerinden Ebû Dâvud ve Neseî'nin de hocası olan Ebû Abdirrahman Abdullah b. Muhammed el-Arzemî,[1] zincire vu­rulmuş ola­rak zamanın halîfesi el-Vâsık'u Billâh'ın huzuruna çıkarılır. Dönemin âlimle­rine yöneltilen o uğursuz sorunun aynısı son kez olarak ona da yö­neltilir: "Kur'ân'ın 'yaratık' olduğunu kabul ediyor musun?!" Can pazarında bu soru son fırsattır. Kurtulabilmek için bir kerecik “evet” demek yeter. Fakat ilim ve fazîlet numûnesi bu büyük insan, ne böyle davranabilecek bir kişiliğe sahiptir, ne de canı pahasına bile olsa Allah ile arasını bozmaya niyetlidir. Onun için hiç bir tereddüt ve korku belirtisi göstermeden gâyet rahat bir ruh hâleti içinde zamanın halîfesinin yanında bulunan Devlet Başkadısı'na, evet ya da hayır demeden önce şu soruyu yöneltir: "Söyler misiniz lütfen, Hz. Peygamber (s.a.s.), bu mesele hakkında sizden daha bilgili değil miydi?" Baş kadı, beklenmedik bu zekice soru üzerine irkilerek: "Elbette daha bilgiliydi" diye sinmiş bir edâ ile cevap verirken sonucu merakla beklemeye başlar. Büyük âlim Ebû Abdirrahman,  bu kez de şu soruyu yöneltir: "Peki Hz. Peygamber (s.a.s.), halkı kabul etmeye zorladığınız bu görüşe insanları dâvet etme imkânına sahip değil miydi?!" Bu son soru, Baş kadı ve hazır bulunan halîfe'nin kafalarına bir balyoz gibi iner. Karşılarında insanların, dillerini yuttuğu bu iki heybetli adam, susmak zorunda kalır ve zincire vurulmuş bu zâtın karşısında dut yemiş bülbüle dönerler. O dakikadan sonra Müslümanların tepesinde bulunan kara bulutlar artık dağılmaya başlar. Şimdi hemen ifade etmek lâzımdır ki böyle bir dönüş yapma asâletini göstermek için sıra râbıtacılara gelmiş bulunmaktadır. Zira onlar da çok iyi biliyorlar ki Allah Teâlâ'nın kesinlikle ve hiç bir sûrette affetmeyeceğini bildirdiği tek suç şirktir. Şeref-i İlâhiye'ye dokunan bu ağır suç hakkındaki kesin hükmünü bize şu ifadelerle bildirmiştir: "Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz, bundan başka­sını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kişi ise kuşkusuz iftira etmiş -bu yüzden de- büyük bir günaha girmiş olur." (4/Nisâ, 48) Bunca gerçekleri ortaya koyduktan sonra geliniz: "Allah ve Peygamber sevgisinin bir uygulaması olarak râbıtayı, nasıl olur da şirk diye niteliyorsunuz?" diyerek nefsinize, ya da uzun yıllar sizi şartlandıranlara yenik düşmeyiniz. Çünkü râbıtanın, gerek kaynak itibariyle, gerek düşünce olarak, gerekse şekil ve uygulama bakımından İslâm'dan bir unsur olması şöyle dursun, bi­lakis İslâm'a ne kadar aykırı ve yabancı olduğu bütün çıplaklığıyla ortadadır. Bu konu Allah'ın lûtfu ve yardımıyla işbu kitapta yeterince açıklanmış ve belgelendirilmiş bulunmaktadır. Şimdi ise, yukarıda anlatılan hâdisede olduğu gibi büyük âlim Ebû Abdirrahman'ın, IX. Abbasî halîfesi, el-Vâsık ve Baş kadısı'na yönelttiği so­runun aynısını sizlere yöneltiyoruz: "Eğer İslâm'da râbıta diye bir şey olsaydı, Hz. Peygamber (s.a.s.), ümme­tinden bunu hiç gizler miydi?! Peygamberlerin sıfatlarından biri de sıdk ve emânet değil midir? Devleti yönetmekten ve orduları sevk ve komuta etmekten tutun da misvak kullanmaya (yani dişleri fırçalamaya) ve traş olmaya, hatta zevciyet yatağındaki ilişkiler gibi hayatın en mahrem ayrıntılarına varıncaya kadar hemen her konuda ümmetini bilgilendiren Hz. Peygamber (s.a.s.), acaba bütün hayatında bir kez bile olsun, Nakşîlikteki râbıta gibi bir şeyden söz etmiş midir?!" Ayrıca, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'in izinde yürümek gibi bir gayret içinde olan insan acaba şu sorulara nasıl bir cevap bulabilecektir: 1. Mâide Sûresi'nin 35'inci ve Tevbe Sûresi'nin 119'uncu âyet-i kerîme­lerinin neresinde, yani hangi kelimelerinde, râbıta emredilmektedir? 2. Abdest alarak, tenha bir yerde oturarak ya da kapalı bir alanda ise ka­pıyı kitleyerek, teverruk oturuşunun tersiyle oturarak, şeyhin şeklini belli bir zaman içinde zihinde canlandırarak mürîd tarafından uygulanan ve Nakşîbendî Tarîkatında temel bir kural olan râbıta, Kur’ân-ı Kerîm'in nere­sinde, ya da Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hangi hadisinde geçmekte veya emre­dilmektedir? 3. “Silsile-i Sâdât” listesinde adları geçen insanların gerçekten Nakşîbendî Tarîkatı adı altında bir taşkilat kurdukları bilimsel açıdan kanıt­lanabilir mi? Örneğin Nakşîbendîlerce, tarîkatın birinci halkası sayılan Hz. Ebûbekr-i Sıddıyk, gerçekten böyle bir tarîkatın başı olduğunu biliyor muydu ? Bu ko­nuda kesin bir kanıt var mıdır? 4. “Silsile-i Sâdât” listesinde adları geçenlerden ilk dördü (yani Hz. Ebûbekr, Selmân-i Fârisî, Kasım b. Muhammed ve Ca'fer'us-Sâdık -radiyallahu anhum- hazerâtı hâriç), Nakşîbendî rûhânileri arasında en az birinin, bozuk niyetli, câhil ya da ruh­sal açıdan özürlü bulunmuş olabileceği ihtimali yok mudur? Eğer yoksa bu nasıl kanıtlanabilir? 5. Yoga meditasyonu ile râbıta karşılaştırıldığı zaman, aralarında (küçük farklarla) çok büyük bir benzerlik bulunmaktadır. Acaba bu tamamen bir te­sadüf müdür? Çünkü, (ancak XIX. yüzyılda bugünkü şeklini alan) râbıtanın, Nakşîbendîlik henüz Hindistan'a intikal etmeden önce bir kural olarak tarîkatta uygulandığını kanıtlayan hiç bir belge mevcut değildir. 6. İslâm Dini'nin değil temel konularında, en ufak ayrıntılarında bile (Kur'ân'a ve Sünnet'e bağlı Müslümanlar) arasında Asr-ı Saâdet'ten gü­nümüze kadar hiç bir uzlaşmazlık yokken, râbıtanın, XIX. yüzyılın başların­dan beri Müslümanların tepkisine hedef olması, bu düşüncenin yabancı ol­duğunu göstermiyor mu? 7. İyi niyetle de olsa her önüne gelen eğer İslâm'a bir şey ekleyecek olursa İslâm'ın da sonu diğer dinlerin sonuna benzemeyecek mi? Peki bu­nun sorumluluğu kime âit olacaktır?! Nitekim İsmâîlîlik, Nusayrîlik, Dürzîlik ve nihâyet Kadıyanîlik ve Bahâîlik adları altındaki sapık dinler, bu yolu izleyerek İslâm'dan kopmadılar mı? Dolayısıyla Nakşîbendîlik de bu yolu izliyorsa, “Efendi Hazretleri öyle buyurdu!” diyerek her söylentiyi kabul etmek doğru olur mu? "Ben, hamd olsun müslümanım, mü'minim." diye ikrarda bulunma­sına rağmen râbıtaya inanmış olan ve bu yüzden de çok ağır bir vebâlin al­tında bulunan her insan bu sorulara cevap bulmak durumundadır. Müslümanların ise, herhangi bir nedenle bu duruma düşmüş insanlara ilişkin hayırlı temennileri ancak şu olabilir: Yüce Rabbimizi, Peygamberimiz, Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)'yı ve mürşidlerimizi sevmenin bir gereği, bir kanıt ve nişânesi olarak “râbıta” denen Hind yogasından alınma bâtıl düşünceye inanmış kimselerin, bu durumdan Allah'ın lutfu ile kurtulmalarını ve onların da bize katılarak şu duâda bulunmalarını içtenlikle diliyoruz: "Ey Rabbimiz ! Bizi doğru yola erdirmişken gönüllerimizi artık saptırma ve kendi tarafından bize bir rahmet bağışla. Gerçek şu ki Sen sınırsız bağışlayıcısın." (3/Âl-i İmrân, 8) Yüce Rabbimizin bu duâmızı kabul edeceğini, Kitabında gösterdiği yoldan ve Hz. Peygamber (s.a.s.)'in izinden yürümemizi kolaylaştıracağını elbette ki umuyoruz.[2] Abdülaziz Bayındır, râbıta ve tasavvufî anlayış ve yorumlara çok daha sert bakar. Bayındır'ın Kur'an Işığında Tarikatçılığa Bakış ve Duâda Evliyâyı Aracı Koyma ve Şirk adlı kitaplarından konuyla ilgili bazı özet alıntılar yapalım: Müşrik, Allah’ı, yeryüzü krallarına benzettiği için arabuluculuk yapacak ve kendini ona karşı koruyacak birini arar. Bu, Allah’a yakınlığı olan ve onun geri çeviremeyeceği biri olmalıdır. Katoliklerin konu ile ilgili inançları şöyledir: “Tüm insanların, özellikle de günahkarların lehine Babanın yanında tek Arabulucu İsa’dır. İsa’nın kendisi aracılığı ile Tanrı’ya yaklaşanları tamamen kurtarmaya gücü yeter. Çünkü onlara aracılık etmek için hep yaşamaktadır. Kutsal Ruh’un kendisi de bizim için aracılık eder[3] Meryem Ana’nın analığı.... bitmemiştir. Yine­lenen arabuluculuğu ile ebedi esenliğimizi sağla­yan armağanları garanti altına almaya devam etmektedir. Onun içindir ki, Meryem Ana’ya Ki­lise’de avukat, yardımcı, yardıma koşan, arabu­luculuk yapan diyorlar[4] Aynı inanç tarikatlarda da vardır. Bir Şeyh Efendi ve tarikatının ileri gelenleri ile yapılan  görüşmenin konu ile ilgili bölümü şöyledir: Mürit: “Bizim  Şeyh Efendi’ye bakışımız, onun bize yardımcı olacağı yolunda­dır. Meselâ bugün mahkemede avukat tutma zorunluluğu yoktur. Ama genellikle avukat tutanlar dâvâyı ka­zanırlar. Şeyh Efendi de bizim avukatımız­dır.” Bayındır: “Siz,  gizli açık her şeyi bilen Al­lah Teâlâ’yı hâkimle bir mi tutuyorsunuz? Allah Teâlâ şöyle buyurur: “O gün kişi kardeşinden, ana­sından, ba­basın­dan, eşinden ve oğulla­rından kaçacaktır. O gün her­kesin işi başından aşa­caktır.” (80/Abese, 34-37). Durum böyle iken Şeyh Efendi nereden fır­sat bulacak da sizi sa­vu­nacaktır. Ensar’dan Ümmü’l-alâ diyor ki, muhacirlere kur’a çekilince bize Osman b. Maz’ûn düştü. Onu evlerimize yerleştirdik. Sonra ölümüne sebep olan hastalığa tutuldu. Vefat edince yı­kandı ve kendi elbiseleri içine kefenlendi. Hz. Muhammed (s.a.s.) içeri girdi. O sırada dedim ki, “Ebu’s-Sâib (Osman bin Maz’un (r.a.)’un lakabıdır)! Allah sana rahmet eyle­sin. Allah’ın sana gerçekten ikramda bulundu­ğuna şahidim.” Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Al­lah’ın ona ikram ettiğini ne biliyorsun?” Dedim ki, “Babam sana kur­ban ey Allah’ın Elçisi Allah ya kime ikram eder?” Hz. Muhammed (s.a.s.) bu­yurdu ki, “Evet ona kaçınılmaz gerçek geldi. Vallahi onun için hep hayırlar bekli­yorum. Ama ben Allah’ın Elçisi olduğum halde nasıl karşıla­na­cağımı vallahi bilmiyorum.” Ümmü’l-Alâ dedi ki, “Vallahi bundan sonra hiç kimseyi tezkiye etmem”[5] Ama siz şeyhinizin cennete gideceğinden şüphe etmediğiniz gibi Allah’ın huzurunda sizi savu­nacağını söyleme cesaretini bile gösteri­yor­sunuz. Bize şah damarımızdan daha yakın olan Al­lah’ın gözünden kaçan bir şey mi var ki avu­kat­lığınızı yapacak olan şeyh, hâşâ, Allah’ın huzu­runda onu hatırlatacak? Ya da Allah, hâşâ, yargı­lamada hata mı yapacak ki, şeyhiniz ona engel olacak? Ne kadar yanlış bir yolda oldu­ğunuzu an­lıyorsunuz değil mi? Mürit: “Müftülükte bir müftü ile görüşmek is­t­e­sen araya bir ka­pıcının girmesi, bir kişinin seni müf­tüye takdim etmesi gerekir. Araya kimse girmeden bir yet­kiliyle, bir bakanla pat diye görü­şebilir mi­sin? işte Şeyh Efendi de bi­zimle Allah arasında bir vesile, bir vasıta ol­maktadır.” Bayındır: Bize şah da­ma­rımızdan daha ya­kın olan Allah Teâlâ için bu söz nasıl söyle­nebilir. Bu inanç insanı şirke sokar. Şirk zaten Allah ile kul ara­sına vasıta koymaktır. Zümer sûresinde buna dikkat çekilmek­te­dir: “İyi bil ki, saf din Allah’ın dinidir. Onun yakı­nından veliler edinenler: ‘Biz onlara başka  değil sa­dece bizi Allah’a tam yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’ derler. işte Allah, onla­rın aralarında tar­tışıp dur­dukları şeyde hükmünü verecektir. Allah, yalancı ve gerçekleri örtüp du­ran kimseleri doğru yola sokmaz.” (39/Zümer, 3). Bu tür inanışlardan lütfen vaz­geçin. Çünkü şeytan insanı hep bu metotla saptırmaktadır. Lütfen bana söyler misin, yaratan, besle­yen, bü­yü­ten ve sana senden yakın olan Allah mı seni daha iyi tanır, yoksa Şeyh Efendi mi? Mürit: Tabii ki, Allah tanır. Bayındır: Peki Şeyh Efendi senin ne­yini Allah’a tanıtacak? Mürit: ?!   Görüşme, şeyhin yanında gerçekleşmiş ve o, bu durumu onaylamıştır. Mürit kelimesi ile, ko­nuşmaya katılan ve tarikatın ileri gelen âlimlerin­den olan kişiler kastedilmektedir[6] Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın yakınından, öyle şeye kul olurlar ki, kendilerine ne bir fayda sağlayabilir ne de zarar verebilir. Derler ki, “Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” De ki: “Göklerde ve yerde, Al­lah’ın bilme­diği bir şeyi mi ona haber veriyorsu­nuz?” Allah, onların ortak koştukları şeyden uzak ve yücedir.” (10/Yunus, 18) Allah kime şefaat yetkisi verirse yalnız on­lar, Allah’ın di­lediği kimse­lere şefaat edebilirler, kendi dilediklerine değil.  “De ki: O şefaat, bütünüyle Allah’ındır.” (39/Zümer, 44); “Allah onların yaptık­larını da yapa­cak­larını da bilir. Şefaate yetkili kıldıkları, onun razı ol­duğu kişilerden başka­sına şefaat edemezler. Kendileri de onun korkusundan titrerler. Onlardan kim, ‘Ben Allah’a yakını bir ilâhım” derse, onu cehennemle cezalandırırız. İşte o zalimleri böyle cezalandırırız.” (21/Enbiyâ, 28) Ebu Hureyre (r.a.) bildiriyor: “Kabilenin en yakınlarını uyar.” (26/Şuarâ, 214) âyeti inince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kalktı ve şöyle bir konuşma yaptı: “Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi kurtarmaya bakın; Allah’ın yanında size hiç bir faydam olmaz. Ey Abdulmenaf oğulları! Allah’ın yanında size hiç bir faydam olmaz. Ey Abdulmuttalib oğlu Abbas! Allah’ın yanında sana hiç bir faydam olmaz. Ey Safiyye, (Rasûlullah’ın halası)! Allah’ın yanında sana hiç bir faydam olmaz. Ey Muhammedi kızı Fatma! Allah’ın yanında sana hiç bir faydam ol­maz.”[7] Tarikatlara, evliyayı aracı koyma (vasıta ve vesile) inancı yerleşmiştir. Bunlar kabirleri onun için ziyaret ederler. Bu konuda şöyle bir hadis de uydurulmuştur: “İşlerinizde ne yapacağınızı şa­şırdığınızda kabir ehlinden yardım is­teyiniz.” Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Allah’ın yakınından kıyâmet gününe kadar kendi­sine cevap vere­meyecek kimseleri çağıran­dan daha sapık kimdir? Oy­saki bunlar onların çağrısın­ın farkında değillerdir.”  (46/Ahkaf, 5); “De ki: Allah’ın yakınından bize ne bir fayda ne de za­rar verecek olanı çağıralım da Allah bizi doğru yola sokmuşken ökçelerimiz üzerine geri çevrilmiş mi olalım? Tıpkı şeytanların açık arâdıye çektikleri şaşkın kimse gibi mi? Hem onu, “Bize gel.” diye doğru yola çağıran arkadaşları da olmuş olsun. Onlara de ki, “Doğru yol ancak Al­lah’ın yoludur. Bize verilmiş emir, alemlerin Rabbine teslim olmamız içindir.” (6/En’âm, 71); “Sana ne iyilik gelse Allah’tan gelir. Sana ne kötülük gelse kendinden gelir. Seni in­sanlara elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeter.” (4/Nisâ, 79); “De ki: Allah’ın dilemesi dışında ben kendime bile bir fayda ve zarar verecek durumda değilim.” (7/A’râf, 188)[8] Sayın H. Kâmil Yılmaz şöyle diyor: “... Râbıtasız olmaz. Çünkü râbıtanın amacı gafleti kovup kalbin zulmetini defederek şeytanın vesveselerinden kurtulmak sûretiyle "râbıta-i hu­zur"a ermektir. Yani sâlik'in daima Allah'ın huzu­runda bulunduğu duygusuna ermesini sağlamak­tır. Her an Allah'ı karşımızda görür gibi yaşamak­tır. Bunu sağlamak zor bir iştir. Çünkü Allah mü­şahhas bir varlık değildir. Bunu kavramak için kulun zihnen ve mânen yoğunlaşmasını sağlaya­cak müşahhas bir objeye ihtiyaç vardır. Tasav­vufta bu obje Allah'ın en mükemmel tecellîlerinin mazharı olan "insân-ı kâmil" konumundaki şeyh­tir. Sâlik önce bu insan-ı kâmile, ardından Hz. Rasûl’e ve onun ardından Rabb-i Müteâl’e kalbini rabtetmeli ve bu sûretle huzur-i kalbe erip fena fillâh'a varmalıdır. Râbıtaya somuttan soyuta geçmek için ihtiyaç vardır. İnsanoğlu doğrudan "Her nerede bulunursa bulunsun Allah'ın huzu­runda olduğu" duygusunu canlı tutabilmede zor­lanmaktadır. Buna muktedir olabilenler için râbı­taya ihtiyaç yoktur.”[9] Bu ifadelere göre râbıta, insan-ı kâmil konu­mundaki şeyhe yapılır. İnsan-ı kâmil, son derece tehlikeli bir kavramdır. Şeyhi doğrudan doğruya Allah yerine koymaktır. Bunun böyle olduğunu daha sonra, Sayın Yılmaz’ın Altınoluk dergisine yazdığı bir yazıdan okuyacağız. Sayın Yılmaz’a göre râbıtanın gerekçesi şu­dur: “... Allah müşahhas (elle tutulup gözle görülen) (somut) bir varlık değil­dir. Bunu kavramak için kulun zihnen ve manen yoğunlaşmasını sağlayacak müşahhas (somut) bir objeye ihtiyaç vardır. Tasavvufta bu obje Al­lah'ın en mükemmel tecellîlerinin mazharı olan "insân-ı kâmil" konumundaki şeyhtir...” Müşahhas, somut olan, gözle görülen ve kendine dokunulabilen demektir. Tecellî;  gözük­mek, ortaya çıkmak an­lamınadır. Allah'ın tecellî etmesi de Allah'ın gözük­mesi veya gücünün or­taya çıkması anla­mına gelir. Mazhar, ise ortaya çıkma yeri demektir. Şeyhin, “Allah'ın en mü­kemmel tecellîlerinin mazharı” olması, “Allah’ın kendinin veya gücünün en mükemmel şekilde, onun şahsında ortaya çıkması demek olur. Yani Allah, gözle görülen ve kendine dokunulan bir varlık olmadığından müridin, daima Allah'ın huzu­runda bulunduğu duygusuna ermesi için kalbini önce; Allah'ın en mükemmel görüntülerinin or­taya çıktığı "insân-ı kâmil" konumundaki şeyhe bağlamasına, zihnini ve hedefini onun üzerinde yoğunlaştırmasına ihtiyaç duyulur. İşte râbıtanın sebebi budur. Şeyh somut, Allah ise soyut bir varlıktır. Râbıta sayesinde somuttan soyuta, yani şeyhten Allah’a geçmek mümkün olur. Bunun daha açık ifâdesi, müridin Allah’a ge­reği gibi kul olması için, önce şeyhe kul olmasını ve böylece bir kulluk eğitiminden geçmesini sağ­lamak maksadıyla râbıtanın gerekli görülmesidir. Bu, müride Allah’ın bağışlamayacağı şirk su­çunu işleterek yaptığı bütün hayırların yok olma­sına sebep olmaktır. İslâm adına böyle bir şeyi yapmaktan daha ağır bir suç olabilir mi? Müridin, önce şeyhe kul edildiği, “Biz Bilmeyiz Büyükler Bilir” başlığı altında verilen alıntılarda da görülecektir. Çünkü tarikatta “Mürit, nefsini yaratılmışların en hakiri görecek[10] ve inanacak ki, Allah ile bitecek işi ancak şeyhinin araya girmesi ile olacaktır.”[11]. O zaman ona yakışan, şeyhine karşı yıkayıcı önünde ölü gibi olmasıdır”[12] Sayın Yılmaz, yukarıda, râbıta ile ilgili sözle­rini şöyle devam ettiriyor: “....Sâlik önce bu insan-ı kâmile (yani şeyhe), ardından Hz. Rasûl’e ve onun ardından Rabb-i Müteâl’e kalbini rabtetmeli (bağlamalı) ve bu sûretle huzur-i kalbe erip fena fillâh'a varmalıdır.” Allah ile kul arasına hiçbir şey girmemesi ge­rekirken araya önce şeyh, sonra Hz. Peygamber konulmaktadır. Hz. Peygamber Allah’ın Elçisidir. Elçi, birinin sözünü diğerine ulaştıran kişidir. Allah kendi sözlerini ona vahiy yoluyla bildirmiş, o da onları bize ulaştırmıştır. Ne âyette, ne hadiste ne de onun herhangi bir uygulamasında delil olabilecek bir şey bulunabilir. El­çiyi, elçilik görevi dışında, Allah ile kul arasında bir arabulucu saymak onu tanrılaştırmak olur. Şeyhe gelince, o olsa olsa bir öğretmen olabilir. Ona bundan ileri bir vasıf verilemez. Ama yuka­rıda o, bir tanrı yerine konmuştur. Burada ayrıca, fenâ f-şeyh, yani şeyh ile bütünleşme, fenâ fî’r-resûl Elçi ile bütünleşme ve fenâfillah, yani Allah ile bütünleşme gibi İslâm ile ilgisi olmayan Hint kaynaklı kavram­lar kullanılmaktadır.[13]     [1] Bk.  Müslim b. Haccâc, el-Kina va'l-Esma' 1/523 Medîne-i  Münevvere İslâmî İlimler Ün. yayını 1984 ; Celalüddîn Abdurrahman es-Suyûtıy, Tarikh'ul-Khulefâ s. 369 [2] Ferit Aydın, Tarikatta Râbıta ve Nakşîbendîlik, Ekin Y. İst. 1996 [3] Katolik Kilisesi, Din ve Ahlâk İlkeleri, Paragraf: 2634. [4] Katolik Kilisesi, Din ve Ahlâk İlkeleri, Paragraf: 969. [5] Buhârî, Cenâiz 3 [6] Abdülaziz Bayındır, Kur’an Işığında Tarikatçılığa Bakış, 2. baskı, s. 107-110. [7] Buhârî, Vesâyâ, 11 [8] Abdülaziz Bayındır, Duâda Evliyayı Aracı Koyma ve Şirk, s. 52-58 [9] H. Kâmil Yılmaz, Tasavvufla İlgili Sorular, s. 501 [10] Muhammed bin Abdullah Hâni, Âdâb, s. 173 [11] A.g.e., s. 172 [12] A.g.e., s. 173. [13] Abdülaziz Bayındır, Duâda Evliyayı Aracı Koyma ve Şirk, s. 128-131


Son takip: 30.03.2020 - 08:25
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· f- Allah Hakkında Kötü Zanda Bulunan Münâfık ve Müşrikler · Kehânetin Hükmü · TEVESSÜLÜN ÇEŞİTLERİ Kitap Ve Sünnetin Kavranması · Vahdet-i vücud · 5) Kurban Kesmek · Çocukları Çalınan Ana-Babalar · 3- Evlendirme · Tek Ümmet Olmanın Ölçülerinin Tanımlanması · Müslüman olarak alış-verişlerde dikkat edeceğimiz bazı hususlar vardır · Konuyla İlgili Âyet-i Kerimeler · Vasiyetin Meşruiyeti · Arbede · 6) Teşkilatın Başında Liderin İlim Ve Basiret Sahibi Güvenilir Bir Müslüman Olması. · Matta · Allah (c.c.) Şirk Günahını Affetmez · Başta Yahûdiler Olmak Üzere Ehl-i Kitab’ın Çoğu, Kâfirlerle/İnkârcı Ateistlerle Dostluk Ederler · d- Kendisini Allah Yolundan Uzaklaştıran ve Saptıran Liderlere ve Büyüklere · Tanımı · 2) Ailenin Satışı · Oruçluya Mekruh Olmayan Şeyler
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber