sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· Mısır'dan Çıkış
· Orucun Şartları
· Allah’ın İsmi Olarak Şehid
· Câhiliyye
· 2- İddetini Doldurmamış Kadınlar
· Tevrat'ın Nüshaları
· İkon
· Kitab-ı Mukaddes
· Athene
· Misvak ve Diş Temizliği
· 3- Toplumda Tevhid
· 10. Haset Etmez.
· g- Yemin
· İtaatle İlgili Bazı Meseleler

Son Okunanlar
· Râbıta.
· Düşmanlığın Zıddı; Dostluk .
· Aklın, Hevânın/Kötü Arzuların Güdümüne Girmesi
· Hz. Nûh'un, Kavmini Allah'ın Azâbına Karşı Uyarması
· Tevhid’in Kapsamı
· Tefsirlerden İktibaslar
· Dünya ve Âhiret Sorumluluğu
· 14) Rüku ve Secde
· TEVRAT..
· Vesile Kavramının Şer’î Anlamı



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Râbıta.

Râbıta
Râbıta   Bayındır: Bir de râbıta'nız var. Şeyh Efendi: Evet doğru. Râbıta bir müridin, mürşid-i kâmilinin rû­hâniye­tiyle bera­ber, sûretini kalp gözünün önüne getirerek ha­yal etmesi ve kalbiyle ondan yar­dım istemesinden ibârettir[1] Bayındır: Daha iyi anlamak için soruyo­rum, mürit şeyhini yükseklerde görüyor, onun bir çok yetkiye sahip olduğunu düşünüyor, kendisini de düşük seviyede sayıyor. Sonra şeyhinin hayalini karşısına getiriyor ve ondan yardım istiyor. Bunu şeyhinin yanında yapmıyor değil mi? Şeyh Efendi: Doğru. Muhammed Halid Hazretleri, Risale-i Halidiye’sinde şöyle buyuruyor: Râbıtanın en üstün derecesi, iki gözün ara­sında olan hayal hazinesi ile mürşidin rûhâniyetinin yüzüne hatta iki gözünün arasına bak­maktır. Zira orası feyiz kaynağıdır. Ondan sonra mürşide karşı kendini alçaltarak, son de­rece tevazu ile yal­varmak ve onu Mevlâ ile kendi arana vesile kılmak üzere, mürşidin rûhâniyetinin hayal hazinesine gi­rip oradan kalbine ve derinliklerine yavaş yavaş indiğini düşü­nüp, senin de peşinden yavaş ya­vaş oraya aktığını ve indiğini hayal ederek, şeyhini, kendi nefsinden geçinceye kadar hayal gözünden kaybetmemektir[2] Bayındır: Aman Allahım! Söyler misiniz bana, bunu  neye dayandırı­yorsunuz? Şeyh Efendi: Bunun delili vardır. Hz Ebubekr (r.a.) kazâ-i hâcet (tuvalet ihtiyacını gidermek) için Efendimiz (s.a.s.)’den hâlî bir yer bula­madığından, bu durumu Efendimiz’e şi­kâyet etti. Efendimiz de ona ruhsat verdi [3] Bayındır: Yani  Hz. Ebûbekr, tuvalette, Allah'ın elçisinin rûhâniyetiyle beraber, sûretini kalp gözünün önüne getirerek ha­yal edip kal­biyle ondan yar­dım mı istiyordu? Mürit: Hayır, öyle değil. Yani Hz. Ebûbekr tuvalette, ihtiyacını karşılarken bile Muhammed (s.a.s.)’i hayal edi­yordu. Bayındır: Çok sevdiği kişi­nin hayali in­sanın gözünün önün­den gitmez. Şair, sevgilisi için “Gündüz hayalimde, gece düşümde” di­yor. Bu gâyet normaldir. Hz. Ebûbekr, Muhammed (s.a.s.)’i çok sevdiği için tu­valette bile ak­lından çıkaramadığını ifade et­mektedir. Sizin tarif etti­ğiniz râbıtayla bunun ne ilgisi var? Siz râbıta sırasında şeyhin rûhâniyetinin müri­din yanına geldiğini iddia ediyorsunuz. Şeyhin rûhâniyeti müridin yanına nereden geliyor ki mürit ondan yardım istesin? Şeyh Efendi: Rûhâniyetin gözüktüğünün delili var­dır. Yusuf Sûresi'nde şöyle buyuruluyor: "(Yusuf aleyhisselam kasıtsız ola­rak, elinden gelmeyerek) ona (Züleyha'ya) meyletti. Rabbisinin burhanını (delilini) görmeseydi, (o meyline göre hareket edebilirdi).” (12/Yusuf,  24). Bu âyetin tefsirinde ekseri müfessir­ler, Allah dost­larının tasar­ruf ve im­dadını (gücünü ve yar­dımını) açık­lamış­lardır. Müfessir­lerden Keşşaf, doğruluktan ayrıldığı ve Mutezile Mezhebi­nin görüşüyle vasıflandığı halde Yakup aleyhissela­mın ruha­niyye­tinin, şaşkın­lığından parmak­larını ısırmış olduğu halde Yusuf aleyhisselama gözüke­rek “O ka­dın­dan sakın.” dediğini açıklamış­tır”[4] Bayındır: Siz herhalde Keşşâf tefsirini hiç okumadınız. Yoksa bunu asla söylemezdi­niz. Yusuf Sûresi’nin 24. âyetinde Züleyha'nın Yusuf aleyhisselam ile birleşmek için yaptıkları anlatılırken  şöyle buyuruluyor: “Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbının burhâ­nını gör­me­seydi o da kadına meylede­cekti...” Keşşaf tefsiri, âyette geçen bürhan kelime­sinin ne anlama geldiğini açıkladıktan sonra şöyle de­vam ediyor: “.... Âyette geçen burhan şu şe­killerde de açıklanmıştır: Yusuf aleyhisselam bir ses duydu, “Aman ka­dına yak­laşma!” diye, ama aldırmadı. İkinci kez duydu, demini boz­madı. Üçüncü kez duydu, be­riye çekildi ama Hz. Yakup aleyhis­selamı parmak­larını ısır­mış halde gö­rünceye kadar bir şeyden etkilenmedi...” Keşşaf’ta bu görüş sahipleri için aynen şu ifa­deler yer al­ıyor: “Bu ve bunun gibi şeyler hura­feci zorbala­rın tutundukları şeylerdir. Allah Teâlâ’ya ve pey­gam­berlerine iftira bunların dini olmuş­tur...”[5] Biraz düşünülse bunun Yusuf Sûresindeki başka âyetlere de aykırı olduğu görülür. Bir âyette şöyle buyuruluyor: “(Yakup) Onlardan yüz çevirdi Vah Yu­suf’um vah!”  dedi. Üzün­tüden iki gözüne de ak düştü. Kederi içine gömülüydü.” (12/Yusuf, 84). Bu olay, Hz. Yusuf’un, Mısır’a gelen kardeş­le­rinden Bünyamin’i, hırsızlık bahanesiyle alıkoy­masından sonra olmuştu. Eğer Bünyamin'i Hz. Yusuf'un alıkoy­du­ğunu bil­seydi Hz. Yakub, böyle üzülür müydü? Lütfen bunu râbıtanın delili sayıp da ken­dinizi daha da kötü duruma sokmayın. Şeyh Efendi: Ubeydullah el-Ahrâr es-Semerkandî hazretleri "Sadıklarla beraber olun." (Tevbe 9/119) âyetinin tefsirinde şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz sadıklarla beraber ol­mak, sûrette ve mânâda onlarla beraber ol­maktır." Sonra da mânevî beraberliği râbıta ve huzurla tefsir etmiştir ki, bu ehlince malum olan meşrû bir iştir[6] Bayındır: Sûrette ve mânâda sâdıklarla yani dürüst kimselerle beraber olmaktan  ne anlıyor­su­nuz? Bir kimseyle beraber olmak hem onun ya­nında yer almak hem de onunla aynı duygu ve düşünceleri paylaşmak anlamına gelir. Yanında olduğunuz kişi ile aynı duygu ve düşünceleri  paylaşmıyorsanız bu tam bir beraberlik sayıl­mayacağı gibi aynı duygu ve düşünceyi pay­laştığınız kişinin ya­nında yer almazsanız gene beraber olmuş sayılmazsınız. Burada anlatılan odur. Bunun râbıta ile ne ilgisi var? Bazı şeyhler müritlerine resimle­rini dağıtıyor ve râbıta yaparken ona bakmasını söylüyor­lar. Siz de bunu yapıyor musunuz? Mürit: Bizde öyle bir şey yoktur. Hz. Muhammed resmi yasaklamıştır. Bayındır: Eğer Hz. Muhammed yasak­lama­mış olsaydı yapar mıydınız? Mürit: Belki yapardık. Çünkü resme bak­mak, şeyhi kalp gözünün önüne getirerek hayal etmek­ten kolaydır. O zaman şeyhin sûreti baş gö­züyle görülmüş olur. Bayındır: Peki ya dinimizin heykeli ya­sak etmediğini farzetsek o zaman da heykelini yapar mıydınız? Mürit: Heykel yasak ama. Bayındır: Yasak olmadığını farzedin. Mürit: Belki o da yapılırdı. Her müridin evinde şeyhin bir heykeli bulunabi­lirdi. Bayındır: O zaman mürit, şeyhinin putu karşısına geçecek, ona râbıta yapacak ve onun rûhâniyetinden yardım isteyecekti. Ona karşı kendini alçaltarak, son derece tevazu ile yalvara­caktı. Puta tapanların yaptığı zaten bundan baş­kası değildi. Aradan heykeli kaldırıp yerine şeyhin hayalini geçirmek neyi değiştirir? Puta tapanlar da zaten taştan veya ağaçtan bir şey beklemiyor, onun temsil ettiği varlığın rûhâniyetinden yardım bekliyorlardı. Sizin tarif ettiğiniz râbıtaya sa­dece şu âyet delil olabilir: “İyi bil ki, saf din Allah’ın dinidir. Onun beri­sin­den veliler edinenler: ‘Biz onlara başka  değil sa­dece bizi Allah’a tam yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’ derler. İşte Allah, onla­rın aralarında tar­tışıp dur­dukları şeyde hükmünü verecektir. Allah, yalancı ve gerçekleri örtüp du­ran kimseleri doğru yola sokmaz.” (39/Zümer, 3). Bu âyet, Kur’an-ı Kerim’de şirki tanımlayan âyettir. Şeyh Efendi: Biz insanlara bize ibâdet edin demiyoruz ki. Bayındır: Siz herhalde ibâdetin ne ol­duğunu bilmiyorsunuz. Söyler misiniz bana, mürit şeyhin yanında nasıl olmalıdır? Şeyh Efendi: Bak, şimdi sana müridin adâ­bını söyleyeyim de içinde ne varsa ortaya dök. Müridin inancı şöyle olmalıdır: “Ben ancak bağlı bulunduğum şeyhim ile hedefime ulaşa­bilirim.”[7] Haklı dahi görünse mürîdin üstadına itirazı ha­ramdır.[8] Hz. Mûsâ ile Hızır aleyhisselam kıssasında ol­duğu gibi şeyhe itiraz çok çirkindir. İtirazcının özrü kabul edilemez. İtirazdan doğan ayrılığın ilacı yoktur. Bu itirazın zararı, mürit üzerine akan feyzin kapanmasıdır.[9] Müride lazım olan şartlardan biri de şeyhin emrettiği şeyleri tevil etmeyerek ve geciktirmeyerek yapmasıdır. Zira tevil ve geciktirme bü­yük ke­sintiye sebeptir.[10] Âdâbdan biri de şeyhinin sevmediği hoş­lan­madığı şeylerden kaçınıp, şeyhinin güzel ahlâkına ve yumuşaklığına aldanıp da sevmediği şeyleri yapmamasıdır.[11] Şeyh müride bir şey telkin ettiğinde devamlı onunla meşgul olmalı ve kalbine hayır ve şer bir şey getirmemelidir.[12] Sâdık müridin sermayesi sevgi ve bağlılık­tır. İnatlık asâsını ve muhâle­fet sevdâsını bı­rakıp şeyhin emri al­tında sükûnettir. Tarikata sevgisi ve şeyhine bağlılığı artan mürit tarikatta kalmaktan emin olur.[13] Bayındır: Yani kısaca mürit şeyhinin kölesi olacak. Hatta köleden de öte bir bağlılığı olacak. Çünkü köle efendisine zaman zaman baş kaldırır, baş kaldıramasa bile içinden homurdanır ama mürit hem içi ile hem de dışı ile şeyhin tam kölesi olacak. Şeyhin emri altında sessiz sadâsız beklerse tari­kattan atılma kor­kusu olmayacak. Şeyh Efendi: Mürit şeyhinin terbiye­sinde ölü yıkayanın elindeki ölü gibi olmalıdır ki, şeyh, mü­ride istediği gibi hareket edebilsin.[14] Mürit tam bağlı olmazsa şeyh onu nasıl yetişti­rebilir? Bayındır: Bağlılığın da bir sınırı var. Burada bütün sınırlar aşılıyor. İnsanları ken­dine köle eden bir tek peygamber yoktur. Böyle bir şey Kur'an'a temelden karşıdır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Hiç bir insanın hakkı yoktur ki, Allah ona Kitap, doğru bilgi ve peygamberlik versin, o da tutsun halka,  ‘Allah'tan önce bana köle olun’ desin. Onun diyeceği şudur: "Kitabı öğrettiği­nize ve okuduğunuza göre katıksız olarak Rabbe köle olun.". (3/Âl-i İmrân, 79). Diyorsunuz ki, eğer müridin şeyhine bir iti­razı olursa bunun ilacı yoktur. Bunun için kölelik keli­mesi  de yetersiz kalır. Peki bu, şeyhe ibadet de­ğildir de ya nedir? Mürit: Bunun neresi ibadettir, Allah aş­kına! Bayındır: Evet sadece ibadet yok, isti­âne (yardım isteme) de var. Her ne kadar günde kırk kere Fâtiha sûresini okuyup "(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden istiânede bulunuruz."  deseniz bile söylenenlerde hem Allah'tan başkasına ibadet var, hem de  Allah'tan başkasından istiâne. Bir insanın se­vap namına yaptığı bir şey olmasa da şirk­ten uzak bir inancı olsa ve tevbe etmeden ölse Allah bu şahsın günahlarını bağışlayabilir. Çünkü o, şöyle buyurmuştur: "Allah kendisine ortak koşulmasını bağışla­maz, bunun dışında olanı dilediği kimse için bağışlar."  (4/Nisâ, 48). İşte başkasına köle olmamızı ka­bul etme­yen Allah'ın Hz. Muhammed (s.a.s.)’e emri: "De ki: "Ey cahiller! Şimdi bana, Allah'tan baş­kasına kölelik etmemi mi emrediyorsunuz? Sana da, senden önceki elçilere de şu mu­hak­kak vahyedil­miştir: ‘Hele bir şirke düş; amelin ke­sinkes yanar ve sen kaybeden­lerden olursun. Hayır; yalnız Allah'a kölelik et ve şükreden­ler­den ol. Onlar Allah'ı gereği gibi değer­lendiremediler. Oysa ki kıyâmet günü, bütün yer­yüzü O'nun avucunun içinde olacaktır. Gökler O'nun sa­ğında dürülmüş olur. O, ortak koştuk­larından uzak ve yücedir."  (39/Zümer, 64-67) Mürit: Elimizdeki meallerde kulluk kelimesi kullanılıyor, ama sen onun yerine "kölelik" keli­me­sini kullanıyorsun. Bu yaptığın doğru mu? Bayındır: Türkçede "kul" ile "köle" aynı an­lamdadır. Yunus Emre; “Tapduğ’un tapusunda kul olduk kapusunda / Yunus miskin çiğ idik piştik el­hamdulillah” derken “köle olduk kapusunda” demek istiyor. Kul ve kölenin Arapçası abd keli­me­sidir. Hz. Muhammed de Allah'ın abd'idir. Kelime-i şeha­dette “Ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve Rasûluh; Şunu kesinkes bilirim ki, Muhammed onun kölesi ve elçisidir.” de­riz. Yalnız Allah'a köle olup başka­sına köle olmamak hürriyetin doruk noktasına ulaşmak demektir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile ilgili inen şu âyeti de okumak yerinde olur. "Az kalsın baskı ile seni, sana vahyettiğimizden ayıracaklardı ki, başkasını uydurup üstümüze atasın. Böyle yapsaydın, kuşkusuz seni dost edinirlerdi. Eğer seni sağlamlaştırmış olma­saydık, andolsun onlara bir parça yanaşacaktın. O zaman biz de sana, hayatın kat kat azabını ve ölümün kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine bir yardımcı da bula­mazdın."  (17/İsrâ, 73-75). Hz. Muhammed bile tehlikeye düşecek gibi olduğuna göre kendimizi bu açıdan gözden geçirmemiz gerekmez mi? Mürit: Tamam, bunları anladık. Şimdi sen yu­karıdaki ağır iddianı ispatla baka­lım. Bayındır: Allah'ın bütün pey­gamberlere söylediği şu sözü hatır­layalım: "Hele bir şirke düş; amelin kesinkes yanar ve sen kaybeden­lerden olursun."  (39/Zümer, 64-65)   Mürit: Bizim yaptığımızın nesi şirk? Sen esas onu anlat. Bayındır: Öyleyse iyi dinle. “İbâdet” sözlükte tâat anlamına gelir. Türkçede buna kulluk denir. Tâat boyun eğmek demektir, daha çok “emre uymak ve izinden gitmek” anla­mında kullanı­lır.[15] İtaat Tav’ kökündendir. Tav’ boyun eğmek demek­tir. Zıddı kerih görmek, hoşlanmamaktır. Âyette şöyle buyurulur: “Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler.” (Fussilet 41/11). Tâat de aynı köktendir; yine boyun eğmen anlamına gelir ve daha çok “emre uymak ve izinden gitmek” anlamında kullanılır[16] Abd; kul, yani köle anlamına gelir. İnsanlar, güçlerinin yettiğini kendilerine köle et­meğe, güç yeti­remediklerine de köle olmağa meyil­lidirler. Krallar halkı, kendi köleleri gibi görmek istemişler, kayıtsız şart­sız boyun eğdir­meğe çalışmış­lardır. Kur’an’ı Kerim’de bunun ör­nekleri vardır: “Firavun Adamlarını toplayıp ses­lendi, ve şöyle dedi: ‘Sizin en yüce rabbiniz benim."  (79/Nâziât, 23-24) “Rab” sahip demektir. Araplar kö­lenin sahi­bine rab derler Hz. Yusuf köle olarak Mısır’ın bir devlet yetkilisine satılmış, o yetkilinin karısı Züleyhâ Hz. Yusuf’a aşık olmuş ve beraber olmak istemişti. O sırada olanları anlatan âyet şöyledir:  "Evinde bulunduğu kadın onu kendine çağırdı, kapı­ları sıkı sıkı kapadı ve ‘gelsene!’ dedi. Yusuf: ‘Günah işlemek­ten Allah'a sığınırım, doğrusu senin kocan benim rabbimdir; bana iyi bakmıştır. Zâlimler iflâh olmazlar ki’ dedi.”  (12/Yusuf, 23).  Biz de Efendi deriz. Allah’tan başkasına köle olmayı reddedenler, Allah’tan başka­sının kendi rableri ve efendileri olmasını da kabul etmezler. Dikkat ederseniz efendi kelimesi tarikat­larda sıkça kullanılır. Krallar siyasî ve askerî güçlerini kullanarak, zenginler paralarını, kimileri de dini kullanarak insanları kendilerine kul etmek­tedir­ler. Dini kullananlar bunların en kötüsüdür. Çünkü insanlar bunlara kulluk etmeyi Allah'a kulluğun bir parçası sayarlar. Siz Allah ile birlikte şeyhinize de köle olu­yorsu­nuz. Râbıta sırasında şeyhinizin rûhâniyeti kar­şısında boyun eğiyorsunuz. Halbuki, Fâtiha Sûresi'nde "Yalnız Sana köle oluruz"  diye Allah'a söz veriyoruz. Mürit: Kendine kulluk edilmesini isteyen şeyh var mı? Bayındır: Önceki açıklamalar yeterli ol­madı herhalde. Şeyhe tam bağlan­mak, ona râbıta et­mek, kalble ondan yardım istemek ve ona asla iti­raz etmemek gerektiğini söylediniz.  Hatta şeyhin önünde mürit, gassalın (ölü yı­kayıcısının) önün­deki meyyit (ölü) gibi olmalı­dır, dediniz. Bu köle­li­ğin son noktası değil midir? Bundan ileri bir kölelik düşünülebilir mi? Allah’ın istediği, insanın yalnız kendisine köle olmasıdır: “Ey insanlar! Sizi ve sizden ön­cekileri yara­tan Rabbinize kölelik edin ki, korunabilesiniz.” (2/Bakara, 21) Hz. Muhammed de Allah'ın köle­sidir. Kelime-i şehâdet getirirken “Şunu kesinkes bilirim ki, Muhammed onun kö­lesi ve elçi­sidir” deriz. Ona bundan başka bir makam ver­mek Hırıstiyanlara benzemek olur. Onlar Hz. İsa’ya Allah’ın oğlu demiş, onu Allah’a halef kılmış, ona ibadet etmeye ve on­dan yardım dilemeye başlamış­lardır. Sanki haşa! baba emekli ol­muş da oğul onun yerine otur­tulmuş gibidir. Bu sebeple ibâdet etmiş olmak için puta secde eder gibi şeyhe secde etmek gerekmez. Mürit: Bir de istiâne vardı. Bayındır: Gelelim istianeye: İstiâne, yardım istemek demektir. Fâtiha sûresini her okuyuşu­muzda  “iy­yâke nestaîn” deriz. Yani "Allah'ım yalnız Senden yardım iste­riz” demektir. Bu konu daha önce anlatılmıştı.  Burada Şeyh Efendi'nin bir sözünü tekrarlamak yerinde olur. Şöyle demişti: "Siz ne der­se­niz deyin, biz Allah ile kullar ara­sında evliyâullahın ve meşâyih-i izâm ha­zerâtının ruhları­nın vasıta ol­duğuna ina­nırız. Onların rûhâniyetinden istimdâd eder, isti­ânede bulu­nuruz." Evliyâ rûhundan istianede bulunduğunuza göre sizin artık “iy­yâke nestaîn;  yalnız Senden yardım isteriz” demeye hakkınız kalır mı? Bir de râbıta yaparak şeyhin rûhâniyetiyle be­ra­ber, sûretini kalp gözünün önüne getirip hayal etmek ve kalple ondan yardım istemek varya, işte o zaman Tevhidden bir şey kalmaz. Çünkü bu, olsa olsa şeyhe ibadetin bir parçası olur. Hz. Muhammed (s.a.s.) “Duâ ibâdetin özüdür.”[17] demiyor mu? O, bir de, şöyle bu­yurmuştur: “Duâ ibadetin ta kendisi­dir.”[18] Puta tapan­lar ibâdeti, putun rızâsını ka­zanmak ve duâlarının kabulünü sağlamak için yaparlardı. Cenab-ı Hakk, Kur’an-ı Kerim’in birçok âye­tinde müşriklerin duru­munu belirtirken “Allah’tan başka­sına duâ etmek” ifadesini kullanmıştır. Hz. Muhammed (s.a.s.)’e verdiği bir emirde şöyle buyurmuştur: “De ki: Ben yal­nızca Rabbıma duâ ederim. Ona hiç bir şeyi or­tak koşmam.” (72/Cinn, 20). İbn Abbas (r.a.) şöyle buyur­muş­tur: “Duânız imanı­nız­dır.”[19] İnsanlar öteden beri en çok duâ ve ibadet ko­nusunda yanıldıkları için bütün  elçilerin davetinin te­melini bu iki husus oluşturmuştur. Namaz, oruç, hac, zekat, helallar ve haram­larla ilgili çok az âyet olduğu halde Kur'an'ın ta­mamına yakını Allah'tan baş­kasına ibadeti, darda kalınca başkasından bir şey beklemeyi şirk sayıp yasak­lamaktadır. Bu husus üzerinde çok durmak gerekir. "Darda kalmış kişi duâ ettiği za­man onun yar­dımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzü­nün hakimleri yapıyor? Allah ile be­raber başka bir tanrı mı var? Ne ka­dar az düşünüyor­sunuz." (27/Neml, 62)     [1] Ruhu’l-Furkan, c. 2, s. 64. [2] Ruhu’l-Furkan, c. 2, s. 64. [3] Ruhu’l-Furkan, c. 2, s. 76. [4] Rûhu’l-Furkan, c. 2, s. 65-66. [5] Mahmud b. Ömer ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, c. 1, s. 467 [6] Rûhu’l-Furkan, c, 2, s. 66 [7] M. Zahit Kotku, Tasavvufî Ahlâk, c. 2, s. 247. [8] A.g.e., c. 2, s. 5 [9] A.g.e., c. 2, s. 246 [10] A.g.e., c. 2, s. 246 [11] A.g.e., c. 2, s. 248 [12] A.g.e., c. 2, s. 248 [13] A.g.e., c. 2, s. 250 [14] A.g.e., c. 2, s. 245 [15] İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab, Beyrut 1410/1990 [16] Râğıb el-Isfehânî, s. 529. [17] Tirmizî, Duâ 1, hadis no: 3371 [18] Tirmizî, Duâ 1, hadis no: 3372 [19] Buhârî, İman 2


Son takip: 01.06.2020 - 08:52
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Af ve Müsâmahanın Yozlaştırılması · a- Mûsîde/Vasiyette Bulunan Kimsede Bulunması Gereken Şartlar · b) Gayri mütekavvim mal · BA'SU BÂDE'L-MEVT .. · d- Yemekten önce ve so a el ve ağzı yıkamak · Dârulİslâm · c) Yardımlaşma · Ecel Konusunda Âyet-i Kerimeler · Efsânelerin Yanlışlarını Ortaya Koymak · f- Allah Hakkında Kötü Zanda Bulunan Münâfık ve Müşrikler · Fen Bilgisi Verileri Işığında Rızık. · Gâlibiyet ve Zafer Vaadi · h- Tiyatrocu, aktör olmalıdır. · İbâdet · b- Allah Adı Anılmadan Kesilen Hayvanların Etini Yemek · İbâdetlerde Hikmet Aramak ve Orucun Hikmeti · 2) Mirbâ (başkan payı) · 3- Üçüncü Sınıf Zevi'l-erhâmın Mirasçı Olması · d) Kul, Kusursuz Olur mu? . · Irkçılık/Asabiyet/Kavmiyetçilik.
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber