sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· 2- İddetini Doldurmamış Kadınlar
· Mısır'dan Çıkış
· Tevrat'ın Nüshaları
· Kitab-ı Mukaddes
· Orucun Şartları
· Bu İsimleri Bilmenin Faydaları
· Cezâ Tedbiri
· Kızlarağası
· İkon
· Diğer Görevleri
· Athene
· Kurşun Dökmek
· Allah’ın İsmi Olarak Şehid
· 3) Büyük Cehâlet

Son Okunanlar
· Ruhun Mâhiyet ve Sıfatları
· Himmet
· Korkmak Ayrı, Takıyye Yapmak Ayrı Şeydir Takıyye
· Malı Koruma
· Konuyla İlgili Kütüb-i Sitte Hadis Kaynakları
· SON SÖZ..
· Ölüme Hazır Olmak.
· Dinlerin Tasnifi
· 2. Israrla ve Azimle Çözülmesi Gereken İhtilâflar
· Makbûl İman



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Ruhun Mâhiyet ve Sıfatları

Ruhun Mâhiyet ve Sıfatları
Ruhun Mâhiyet ve Sıfatları:   Madde, ilk şekli bozulmadan başka şekle giremez. Misal olarak, biz metal 25 bin liralık paranın şeklini bozmadan, elli bin liralık para haline getiremeyiz. Ancak, ruh, aynı anda sayısız eşyanın plan, şekil, program, desen ve nakışlarının en küçük ayrıntılarını kendi hüviyetinde yerleştirebilir. Onun mâhiyetinde herhangi bir sıkışma ve yer darlığı yoktur. İnsan, hiç görmediği ve bilmediği şeyler hakkında fikir yürütebilir. İnsan beyni aynı anda birçok şeyin görüntü ve planınna kaynaklık etmiş gibi görülebilir. Hatta bazen olur ki, aynı anda hem ağlar, hem güler. Biz, bir şeyi yaparken hiçbir zaman sadece tek bir şey yapmaz; aynı anda birçok şey yaparız. Esasen insanoğlu her an birbirine zıt ve benzer birçok eğilimi içinde taşır. Beyinle olabildiğini sandığımız bu işlem, esasen ruh sayesinde mümkün olabilmektedir. Maddede ve maddî şeylerde, maddesel nitelikler arttıkça yer darlığı ve sıkışma artmakta; ancak, antimadde/mânevî varlıklara geçtikçe yer darlığı ve sıkışmadan uzaklaşılmaktadır. Aynanın karşısındaki görüntüleri almada, ayna için bir darlık ve sıkışma sözkonusu değildir. Hatta ayna içindeki görüntüler, şuurlu, nuranî olup ve kendilerine kaynaklık eden cisimlerden ayrılabilseler, her biri müstakilen, esas cismin özelliklerini taşıyabilir. Bunun en iyi örneği; görüntüdeki lambanın aydınlatmasıdır. İşte beyin de ruhun bir aynası gibidir. Ruhun binlerce birbirine zıt fiiline kaynaklık eder, darlık ve sıkışma olmaz. İşte insan denen, tüm ilimlerden süzülmüş bir ilim ve kudretin sonucu olan organizmada, bir diğerine engel olmadan, meselâ yazı yazarken, beyni düşünürken, mide bağırsak sisteminde çalışan yüz binlerce enzim ve bunun gibi nice fonksiyon aynı anda çalışıyor. Bunlardan kişinin haberi bile olmayabiliyor. Bu da gösteriyor ki, madde dışı bir varlık, bu işlere aracılık ediyor. Onda ne sıkışma ve ne de yer darlığı vardır. Bir fiil diğer bir eyleme veya duygulara engel olmaz. Maddî varlıklarda ilim elde etme, tabiatı anlama ve hatta kendini anlama hırsı hiç görülmez. Yine insanoğlunun bir eseri olan bilgisayarlar maddenin en gelişmiş şekilleri olarak kabul edilebilir. Ancak en gelişmiş bir bilgisayar, bir insan hücresi kadar mârifetli değildir. Ne anlama kabiliyeti, ne de anlatma özelliği vardır. İnsan, gerektiği zaman düğmesine basar ve onu kullanır. Bu ilim yapma gayreti ve hırsı madde sıfatlarını taşıyan bedenin bir sıfatı değil; farklı mâhiyetteki bir varlığa ait bir özelliktir. İşte bu varlığa biz ruh diyoruz. İnsan beyni, onun icat ettiği beyinlerden (bilgisayar) farklı olarak, ne kadar çok mâlûmat edinirse, mâlûmat edinmeye karşı o kadar çok arzu ve yetenek artışı olur. Beyin ne kadar bilgi ve veri elde etmişse o nisbette bilgiye ihtiyacı ve yeteneği artar. Bir bilgisayar ise, hard diskindeki bilgi arttıkça yavaşlar ve daha çabuk yorulur. Yani bilgi muhâfaza etme kapasitesi gittikçe azalır. Ancak, insan beynindeki durum, bu durumun tam tersinedir. İşte bu farkın nedeni, beynin maddî yapısıyla ilgisi olmayan bir mâhiyettir. Çünkü beynin yapısı ve bilgisayarın yapısı maddîdir. Maddede yer darlığı ve daralması vardır. Bu daralmanın sebebi ise, maddedeki hacim sıfatının varlığıdır. Ancak, beyne bu özelliği veren, madde dışı mâhiyeti olan ruhtur. Ruh, mânevî varlık olduğundan, onda, maddenin özelliği olan hacim sıfatı yoktur.   Beynin ilgili bölgeleri uyarılarak vücutta bazı davranış ve hareketlere sebep olunabilir. Meselâ, frontal bölgedeki el bölgesiyle ilgili merkez uyarılırsa el hareket eder. Bu deney, açıkça şunu gösterir: Beyin kendi dışında bir etkenle harekete geçirilir. Buna biz ruh diyoruz. Otomobilin hareketi nasıl direksiyona, değişik çarklara ve tekerlere verilemezse, aynen insanın davranış ve hareketleri beyne verilemez. Zira, bunlar harekete aracılık eden, kuvveti aktaran düzeneklerdir. Otomobile hareket veren gerçek şey olan kuvvet, benzinin yanması sonucu açığa çıkan enerjidir. Enerji ise ruh gibi maddesel sıfatları barındırmayan bir varlıktır. İnsan, kendinden bahsederken, “ben iki gözü, iki kulağı olan hârika bir varlığım.”  “Benim şöyle bir beynim, aklım var; ben böyleyim” gibi daima gizli bir “ben”den bahseder. Bu “ben”, ne gözdür, ne kulak, ne ayaktır. Hepsinin dışında bir şeydir. Yani, insan kendinden bahsederken, daima ne etten, ne kemikten bahseder. Burada bahsi geçen ve daima altı çizilen, ruha bağlı bir duygu olan benliktir. Beden ise, ruhun konakladığı yerdir. Sultansız saray düşünülemediği gibi, ruhsuz insan vücudu da düşünülemez. Şâir, “Bir ben vardır, bende; benden içeru” derken bu gerçeği anlatmaktadır.
İnsan, hayal âleminde, düşünce ufkunda kendine tepeden bir baksın, bakan ruhtur. Acı ve lezzet alan ruhtur. Namus, hayâ, iffet, iman, sevgi, nefret... hep rûha ait özelliklerdir. Birini sevdiğimizden bahsederken, seven aslında ruhtur. Sadece et kemik yığınından, maddî elementlerden ibaret olan ceset, ruh kendinden ayrıldığında; düşünen, hareket eden bir canlı olmadığı gibi; sevilecek, hatta tahammül edilecek biri de değildir.                                   Ruh, müşâhede âleminde varlıkları algılamak için, her zaman vücuttaki organları kullanmaya muhtaç değildir. Meselâ; insan rüyada, göz olmadan görür, kulak olmadan işitir, el olmadan tutar, ayaksız yürür, hatta kanatları olmadan uçar, hiç görmediği insanlarla konuşur. Maddeyi ve maddenin özelliklerini algılayan beyinde ise, aracısız algılama yoktur. Hatta beynin kendisi bir aracıdır; ancak ruh her zaman bu aracıyı kullanmamaktadır. Ruh, her zaman beyinde depo halindeki verileri kullanmaz. Şöyle ki; hayal atına binen ruh, hiç görmediği bir ülkeyi gezer, oralarda güzel ve çirkin anılar yaşar. Bir saray, onu meydana getiren taş, tuğla, demir, boya, şekil, tezyinat vb. için yapılmaz. İçinde ikamet edecek bir konuk ya da sultan için yapılır. İnsan da, bedenindeki hücreler ve organlar için yaratılmamıştır. Ancak, beden içindeki ruh dediğimiz bir varlığa konut olsun, çevreyi değerlendirmek için alıcı ve verici fonksiyonu görsün diye göz, kulak vb. yaratılmıştır. Düşünen her insan, vücut organlarının bizzat kendileri için, yani gözün göz için yaratılmadığını; aksine bunların başka bir varlığa hizmet etmek maksadıyla yaratıldıklarını kolayca anlayabilir. Ruh, maddî ölçülere girmeyen ve daha çok, kanunların, ilmî kuralların hâkim olduğu âlemin ve sistemin bir ferdidir. Kanunlardan farkı şuurlu, yani kendi varlığının farkında olmasıdır. Kanunlar âleminde olduğunu, insan vücudunda değişik fizyolojik ve biyokimyasal kuralları hiç aksatmadan, intizamı bozmadan işletmesi gösterilebilir. Ancak bu işleyiş maddesel işleyişlere benzemeyip orduda emir-komuta zincirindeki bir emirle tüm ordunun yatıp kalkması örneğine benzer. Ve emir, bir kanun olduğundan, bir kanun koyucuyu gösterir. Ruhun canlılardaki tesirine hayat diyoruz. Madde, maddî özelliklerinden soyutlandığı zaman etkilerinin çeşitliliği artar. Meselâ, elektriğin birçok etkisi vardır. Isı, ışık, hareket gibi, tesirli olduğu yere göre fonksiyonları değişir. Ruhun etkisi de zekâ olur, hareket olur, hayat olur, görmek ve işitmek... olur. Hayat, ruhun en önemli bir davranış biçimidir. Bu davranış biçimi ile ruhun etkileri çeşitlenir. İnsanın ihtiyacı olan protein, karbonhidrat ve yağ, maddî yapısının ihtiyaçları değildir. Çünkü maddenin bir şeye ihtiyacı olduğunu hiç müşâhede etmiyoruz. İnsanın sınırsız ihtiyaçları, bütünüyle ruhun ihtiyaçlarıdır. Elem, yani acı duyma da maddenin elemi değildir. Hiç ağlayan tepe, deniz görülmüş müdür? Oysa ki insanda olan tüm maddeler dağda, tepede vardır. Hiç maddenin lezzet aldığı söz konusu olabilir mi? Bir madde ile üzülme, zevk alma gibi duygusal durumların ilişkili olduğu şeklinde algılanmasına rağmen işin aslı şudur: Beden, ruhun konuk olduğu yerdir. Veya beden bir bilgisayar, ruh onun tuşlarına basan varlıktır. Evi tahrip olan bir insanın rahatsızlandığı gibi, klavyesi, faresi, ekranı ve özellikle de hard diski bozulan bir bilgisayar, kullanıcısının işini bozmaz ve bu bilgisayarı kullanan üzülmez mi?       Her sanatkârın sadece bazı büyük ve meşhur eserleri tam olarak, onun sanat sıfatını yansıttığı gibi, ruh da, Yaratıcının sıfat ve isimlerine tam ayna olabilen hârika ve ilginç bir varlıktır. Öyle sanıyoruz ki; Allah’ın yarattıkları sadece maddeden ibaret olup ruhu yaratmamış olsaydı, o durumda sanatını tam olarak icrâ etmiş olmayacak ve biz O’nun sıfat ve isimlerini anlamaya yol bulamayacaktık. İşte ruhun bu mâhiyette bir varlığı vardır. Bir şeyi görmek için göze ihtiyacımız vardır. Ancak, sadece maddesiyle gözün varlığı, görmemiz için yeterli değildir. Görmek için aynı zamanda beyin fonksiyonları aralıksız devam etmelidir. Zaten görme, sadece göze has olan bir özellik de değildir. İnsan rüyada gözsüz görür. Göz âdeta bir pencere, görme de beyne ait bir fonksiyondur. Beyin için de durum bundan farklı değildir. O da kendisinde bulunan merkezleri çalıştırmak için, merkezî bir idare kuvvetine ve devamlı surette kumandayı elinde tutan bir kumandana muhtaçtır. Bu kumandan ise ruhtur.                                             Ruh vücuttan ayrılıp seyahat edebilir ve aynı anda birkaç değişik yerde belirip görülebilir. Mekanizması tam olarak açıklanmamış olsa da bir kanaat olarak, ifade edebiliriz ki; hipnozda ve uykuda ruh bedenden uzaklaşabilmektedir. Hipnozla hipnozitörün telkini altında ruh gezintiye çıkmaktadır. Hipnoz, insanda bedenden ayrı bir hakikati, bedene bağlı olmayan bir varlığı, yani ruhu açıkça göstermekle birlikte; ruhun vücuttan ayrılıp gezebildiğini de gösteriyor. Ruhun diğer bir özelliği de, bede sürekli değiştiği halde (altı ay, bir yıl içinde), ruhun değişmemesidir. Bu nedenle bedeni değişmeden önce suç işleyen bir katil, “Bu adamı bir yıl önceki bedenimle işledim, şu andaki bedenim mâsumdur” diyemez. Ancak maddeyi esas alıp mânâyı ve ruhu kabul etmeseydik, durum çok karışacaktı. Ne bir yaşındaki çocuk bizim şu andaki bedenimizin çocukluğu, ne de meselâ bir yıl önceki nikâhlandığımız eşimiz, o eşimiz olurdu. Sosyal hayat, hukuk ve ahlâk diye hiçbir mefhum kalmazdı. Demek ki; ruhu kabul etmeyenler, esasen maddeye de hiç önem vermiyorlar demektir. Buradan şöyle bir sonuç çıkarmak da mümkündür: Yapısal materyalizme inanan bir insan, bu inancıyla hiçbir sorunu çözemez. Esasen bu inancında ciddi de olamaz. Ayrıca vücuttaki bütün fizyolojik ve biyokimyasal faâliyetler benzer olmasına rağmen, insanlar arasında akıl, irâde, şuur, düşünce ve fikir farklılıkları olmaktadır. Eğer bu fizyolojik ve biyokimyasal mekanizmaların bir idarecisi ruh kabul edilmezse; bu mekanizmalar sonucu benzer fabrikasyon usulü akıl, irâde, şuur, düşünce ve fikirler çıkması gerekirdi; aynen bilgisayarda olduğu gibi. Aynı şartlarda çalışan ve aynı hammeddeyi dokuyan tezgâhlardan aynı mallar çıkar. Kumaş fabrikasından çimento elde edilmez. Kimya laboratuarında ekmek pişirilemez. İnsan vücudundaki bu garip çelişki; insanın akıl, irâde, şuur gibi yeteneklerin kaynağının beden değil; ruh olmasıyla ilişkilidir. Beden değiştiğinde, değişmeyen şeyin ruh olduğunu biliyoruz. Ruh, mürekkep/birleşik olmayıp basit olmasından dolayı, değişmez, tahrif olmaz ve dağılmaz. Beden ise terkiptir; değişmeye ve dağılmaya mahkûmdur.   Ruh; hayat sahibi, şuurlu, nuranî, parlak ve kesif olmayan, fiilî bir varlığı olan ve maddî bir vücut giymiş, evrende hüküm süren tüm sıfat ve çeşitliliklerle ilişkili ve onların kendinde örneklerini barındıran tüm bu sıfatlarla vasıfalanma kabiliyeti olan, emir ve görüntülenmeye benzer şeylerle/yansımayla icraatlarını yapabilen şuurlu bir kanundur. Ruhun yapı ve hakikatini, çoğu şeyde olduğu gibi tam olarak anlayamayız. Biz elle tutulan, gözle görülen ve beş duyumuza hitap eden maddenin dahi hakikatini bilemediğimize göre, ruhun yapısının anlaşılması için dünyanın ömrü yetmeyecek ve bu, Yaratanın ilminde gizli bir hazine olarak kalacaktır. Biz ruhun sadece bazı yapısıyla ilgili sıfat ve özelliklerini anlayabilmekteyiz.[1]     [1] Ramazan Özcankaya, Ruh: 17.


Son takip: 03.06.2020 - 08:59
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· f- Allah Hakkında Kötü Zanda Bulunan Münâfık ve Müşrikler · b- Allah Adı Anılmadan Kesilen Hayvanların Etini Yemek · a- Savaştan Önce · Nakşîbendîliğin, Toplumsal Yaşam Üzerindeki Etkileri · Orucun Yasakları · Vahdet-i vücud · Vedîanın Hükümleri · 2) Allah'tan Başkaları Adına edilen Yeminler · d) Tevekkül Edenin, Tasarruf Ettiği Hususlarda Vekaletin Caiz Olduğu Alanlarda, Başkasını Vekil Tayin Etmek Suretiyle Tevekkül Etmesi · b- İcâbî Ahlâkî Cezalar (Psikolojik Yaptırımları Olan Cezalar) · 6- Birinci Adım İslami Akideye Davet. · Savaş Esirleri Konusunda Kur’an’ın Direktifi · Takıyye; Düşman Kâfirlerden Gelecek Tehlikeden Dolayı Farklı Görünme . · 8- Teknoloji Yoluyla Fesad · Hadis-i Şeriflerde Azim ve Tevekkül · Tevekkül; Anlam ve Mâhiyeti · Rabb Olmanın Üç Özelliği · Nefis ve Ruh · İhlâs; Anlam ve Mâhiyeti · c) Cemâl ve Cemîl
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber