sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· Mısır'dan Çıkış
· Orucun Şartları
· Allah’ın İsmi Olarak Şehid
· Câhiliyye
· 2- İddetini Doldurmamış Kadınlar
· Tevrat'ın Nüshaları
· İkon
· Kitab-ı Mukaddes
· Athene
· Misvak ve Diş Temizliği
· 3- Toplumda Tevhid
· 10. Haset Etmez.
· g- Yemin
· İtaatle İlgili Bazı Meseleler

Son Okunanlar
· Ruha Ait Kuvvetler
· Vasiyetin Hukuki Hükümleri
· Melekler Neden Görünmezler?.
· Kadının Dövülmesi Meselesi
· YÜCE ALLAH’IN İSİMLERİNİ VE SIFATLARINI TANIMAK
· Cömertlik ve İnfakın Faydaları, Hikmetleri
· Kur'ân-ı Kerim'de Hastalık ve Şifâ Kavramı
· Şirk En Büyük Zulümdür
· CEBRÂİL (a.s.)
· Allah’ın Düşmanlarını ve Mü’minlerin Düşmanlarını Dost Edinmek



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Ruha Ait Kuvvetler

Ruha Ait Kuvvetler
Ruha Ait Kuvvetler:   Ruhun temel özelliği olarak üç ayrı görünüşten bahsedilir. Bunlar da, hareket, hayat ve idraktir. Bunların tümü, evrendeki yaratıklar içinde detaylı olarak insanda vardır. Bitkilerde, kendilerine gerekli olan gıdayı almak, büyümek ve tohum saçarak üreme özelliği olarak en basit şekilde ruhun eseri/kuvveti görülür. Hayvanlarda bunlara ek olarak canlı özelliğinin biraz daha gelişmişi olan serbestçe hareket edip bir yere bağlı kalmama, neslini  devam  ettirmek  için  cinsî zevk alma  ve kısmî ve basit şekilde de olsa şuur. Bu özelliklerin en gelişmiş şekliyle insan ruhunda teşekkül ettiğini görüyoruz. İrâde, şuur, akıl yürütme, faydasını zararını idrak edebilme, Yaratanı ve sayısız nimetler vericisini tanıyıp şükredebilme, Allah'a irâdesiyle ibâdet edebilme/kulluk özellikleri... Acı duyma, tad alma, hoşlanma, nefret etme gibi duyusal kuvvetler; idrak, düşünce, tasarı ve tasavvurlar gibi zihinsel ve aklî kuvvetler; istek ve irâde gibi harekete geçirici kuvvetler olmak üzere ruhun üç ana kuvvenin kaynağı olduğu bilinmektedir. İnsan ruhu denilirken, bağlı bulunduğu bedeni ve kendi kendini hareket ettirebilme, canlılık ve idrâk gibi özelliklerin üçü birden gözönünde bulundurulmalıdır. Ruha ait bu temel görünümlerden farklı olarak ruhun bazı kuvvetlerinden bahsedilir.      Devamlı değişimlere, dağılmaya, hastalıklara ve felâketlere mâruz, birçok ihtiyacı olan ruhun yaşayabilmesi için bedeni ve ruhu yaratan Yaratıcı, bedene bazı kural ve kuvvetler koymuştur. Bu kuvvetler “ben”e (“ego”ya) bağlı kuvvetlerdir. Yani, ben’in üç önemli sıfatı ve kuvveti vardır. Ben, sosyal, kültürel ve mistik çevreyle ve başka yapılarla olan ilişkilerini bu kuvvetlerle sürdürür. Ayrıca biyolojik yapı ile ben’in ilişkisi ve etkileşimi bu kuvvetler yoluyla olur. Birinci Kuvvet: İnsanı maddî ve manevî menfaati elde etmeye yönelten kuvvettir. Kâinatta öyle bir düzen ve Yaratıcının öyle bir ikramı var ki; her canlı, yaşamının devamını sağlamak zorunluğunu duymakla, Allah’ın ruha bahşettiği bu özellik sayesinde, kendine olan görevinde büyük bir lezzet alır. Öyle ki bir varlığın kendine hizmetinin mükâfatı, hizmetin içine konulmuştur. Yaptığı fonksiyon ve icraatın kendisi âdeta ücret ve hazdır. İşte bu sır nedeniyle, canlılar, hatta cansız nesnelerin dahi, tâbi oldukları kanunlara uymaları, o kuralı tatbik etmeleri, ileri ve gelişmiş bir şevk ve bir çeşit lezzettir. Arıdan, sinekten, tavuktan tutun da güneş ve aya kadar her şey, ileri  bir lezzetle vazifelerine çalışıyor. Demek ki hizmetlerinde bir haz var ki, akılları olmadığından, sonuç ve neticeleri düşünmeden, mükemmel bir şekilde görevlerini yerine getiriyorlar. Görevin haz verdiğine bir delil de; horoz veya yavrulu tavuk gibi hayvanların vazifelerinde gösterdikleri fedâkârane tutumlarıdır.  Horoz aç olduğu halde, tavukları kendine tercih edip bulduğu rızka onları çağırır, kendisi yemez, onlara yedirir. Bir haz ve gururla o vazifeyi görür. Demek ki o hizmette, yemekten daha fazla bir lezzet bulmaktadır. Küçük yavrularına çobanlık eden tavuk da, yavrularının hatırı için ruhunu feda etmeye hazırdır; yavrularına zarar vereceğini zannettiği kendinden çok güçlü olanlara bile saldırır. Kendini aç bırakıp yavrularını doyurur. Demek ki bu hizmetten öyle bir lezzet almaktadır ki, açlık acısına ve ölmek elemine bu hazzı tercih etmektedir. Anne hayvanlar, yavrularını küçükken, vazifeleri bulunduğundan lezzetle himayeye çalışır. Büyüdükten sonra görev kalkar, lezzet de gider. Yavrularını bazen dövdükleri, elinden yiyeceği aldıkları görülür. Ancak, insanoğlunun annelerinin görevleri bir derece devam eder. Çünkü; insanlarda, zaaf ve acziyet itibariyle, daima bir çeşit çocukluk vardır. İnsan, her yaşında, her zaman şefkate muhtaçtır. İşte tüm hayvanların annelerine baktığımızda, onların kendi hesabına ve kendi menfaatlerinden dolayı o vazifeyi yapmadıklarını görürüz. Görevleri; onları o vazife ile görevlendiren ve o hizmetlerde rahmetiyle bir lezzet koyan, nimetleri ikram eden Razzak, Rab ve Rahman olan Yaratıcıları namına, nesillerini devam ve koruma için yapıyorlar. Bu görevleri yaparken tarif olunmaz bir haz alıyorlar. Hizmetin kendisinde ücret bulunduğuna bir delil de şudur ki; bitkiler ve ağaçların dağıttıkları kokular, müşterileri olan hayvan ve insanların arzularını kamçılayacak ziynetlerle süslenmeleri ve sümbülleri, meyveleri çürüyünceye kadar kendilerini fedâ eder pozisyonlar takınmaları, onların kendilerine verilen görevden lezzet aldıklarını gösterir. Çünkü akıllları yok ki, neticeleri düşünsünler. Meselâ, hindistan cevizi ve incir gibi meyveler, süt gibi bir gıdayı alır, meyvelerine yedirir. Ağacın kendisi çamur yer. Demek ki bundan büyük bir lezzet alır. Kâinattaki her nesnede görülen bu kanunun sırrındandır ki, işsiz, tembel, istirahatte yaşayan ve rahat döşeğinde uzananlar, genellikle çalışanlardan daha çok zahmet ve sıkıntı çekerler. Çünkü daima işsizler hayatından şikâyet eder, eğlence ile ömürlerinin çabuk geçmesini isterler. Sonra da dikkatleri kendi bedenlerine döner, kendini koruma dürtüsüyle değişik ruhsal bozukluklara yol açılır. Sonuçta o rahat ve istirahat döşeğinde yatamaz ve o kanuna mecburen uyma yoluna şifa arama davranışıyla girer. Sonuç değişmez, onlar da kâinatın diğer fertlerinin devamlı uydukları kurallara uyacaklardır. Bu sebepledir ki; psikiyatride meşguliyet, çok önemli bir tedavi şeklidir. Gayret eden ve çalışan ise, genelde halinden memnundur. Ömrünün geçmesini istemez. Bundan dolayı da “İnsanın rahatı zahmette; zahmeti rahattadır”  ifadesi, bu gerçeği vurgulayan önemli bir sözdür. Tabii, zahmetler, gayret ve çalışmalar ne kadar meşrû ve Allah için, O’nun razâsı doğrultusunda olursa; ruhun tatmini, haz ve lezzeti o derece büyük olur.  Evet, kâinatta hayat sahiplerinin ödev ve fonksiyonlarını yapmaları, onlara verilen değişik vazifeleri sonunda alacakları lezzet ve ihtiyaç çeşitleriyle yazılan pusulaya bağlıdır. O pusula ile Yaratan, bir nevi emirleri hükmünde olan kanunlarla ilgili program ve hizmet listesini onlara vermiştir. Dikkat edilecek olursa, Yaratan, kendi ilim kitabından, meselâ arının vazifesine ait miktarını bu emir pusulasında yazmış ve arının beynindeki hâfızaya koymuş, yani arıya vahyetmiştir. (Bkz. 16/Nahl, 68). Arının belleğindeki bilgilerin anahtarı, arıya has bir lezzettir. Belki de arının yönlenişi tamamen zevke meyletme ve uyarılma derecesiyle ilgili olabilir. Hayvanlardaki bu vaziyeti “içgüdü” şeklinde bir kavram uydurarak çözdüğümüzü sanmamız, düşünme ve araştırma yapmaya kapıları kapamak olduğu gibi, kolaycılığa kaçmaktır da. Neden acaba arı durup dururken içgüdüsünü çalıştırıyor; Uygun çiçeklere yöneliyor, çok uzaklaşsa da kovanını bulabiliyor?! Bazen de bu içgüdü sayesinde arı kendini fedâ eder. Acaba tavuğa yavruları için köpeğe atlayıp onun pençeleri altında hayatını kaybettiren içgüdü, vazifesinin icrâsındaki haz ve lezzet dışında, neyle ifade edilebilir? Bu içgüdü denen bilgi fihristleri ve reçetelerini kim, neden koymuştur? Her bilgiyi bir hayvan neden takip eder, ona uyar? Ayrıca bu hayvanlar bu görevlerini icrâ ederlerken, evrendeki düzene katkıları olan ödevlerini nasıl düşünebiliyorlar?  Tüm bunlar, haz ve lezzetin kâinatta çok esaslı bir gerçek olduğunu gösteriyor. İnsan davranışlarının da bu gerçeğin dışında kalmayacağı açıktır. Haz ve lezzet, evrende canlı ve cansızların davranış ve hareketlerinden sorumlu olduğunu, haz ve lezzetin sadece cinsel nitelikli olmadığını görüyoruz. Cansızlarda bile neticesi bilinmeden yapılan baş döndürücü hareketin temelinde Yaratıcının eşyaya koyduğu kurallara uymanın verdiği lezzetten bahsetmek gerekir. Eşyanın kendi mâhiyetindeki ilâhî emirler olan kanunlara şevk ve lezzetle uyduğunu müşâhede ediyoruz. Atomdaki esrarengiz, çok karmaşık, insanı çıldırtan faâliyet ve yıldızlardaki mistik danslar, hep bu lezzetin ipuçlarıdır. Aksi halde, akılsız güneş bu kadar vazifesini nasıl düşünsün, inek insanı düşünerek nasıl süt versin? Hepsi bebek gibi olan insanoğlunun ihtiyaçlarına niçin titresinler? Bütün bunlar, Yaratıcı’nın eşyaya koyduğu kanun ve emirler sâyesinde olmakta ve arzın efendisinin, yeryüzünün halifesinin insan olduğunu, diğer yaratıkların ona hizmet ettiğini göstermektedir. İnsanın da âfaktaki ve enfüsdeki tüm hârika düzeni görmesi ve Yaratanına şükretmesi gerekmektedir.                                                  İnsanın, davranışları sayısınca haz ve lezzet çeşidinden bahsetmek mümkündür. Ruhu koruyan diğer iki kuvvette de olduğu gibi, bu kuvvetin üç mertebesi vardır: Aşırı oluşu, vasat/orta oluşu ve yetersiz oluşu. Bu kuvvetlerin her çeşidinde bu dereceler sözkonusudur. Aşırısı ve yetersiz oluşu patolojik, orta derecesi sağlıklı olanıdır. Her davranışını zevk ve haz almaya göre şekillendiren insan, bu kuvveti fazla kullanmaktadır, böylece aşırılığın getirdiği anormallik ve problemlere yuvarlanmaktadır. Meselâ, yeme zevkinin aşırısı, birçok yönden zararlıdır. Beden ağırlaşarak hareket kabiliyeti azalır. İnsanı, bedenî hastalıklara açık hale getirir. Yenmeyecek şeylere iştah şeklinde artış olursa, örneğin, bağımlılık yapan maddeleri hele aşırı şekilde tüketirse hem organik ve hem de ruhsal sağlığı bozulacaktır. Yeme, içme ve diğer zevklerin yetersizliği ise organik sağlığın ve bunun sonucunda da ruhsal sağlığın bozulması demektir. Sağlıklı olan, mubah ve doğru olan ise, orta derecedir. Gereksinimler vücut için zararlı olmayacak ve yeterli derecede, toplum ve insan haysiyetini ortadan kaldırmayacak kadar mûtedil tarzda karşılanmalıdır. Aslında insan davranışlarında hazzın nedeni, ihtiyacın giderilmesidir. İnsanoğlunun davranışlarını, ihtiyaçlarının türü belirler. İhtiyacın hissedilmemesi sosyal ve doğal çevre ile alışverişin sonlanması ve ilişkinin bitmesi ve dolayısıyla uyumun sona ermesi demektir.     
İkinci Kuvvet: Ruhu koruyan insan davranışlarının ikinci kaynağı, öfke kuvvetidir. İnsanın bedensel ve ruhsal bütünlüğüne karşı yönelen tehditleri  ortadan  kaldırmaya yönelik bir kuvvettir. Öfke, genel olarak negatif yönleriyle anılan bir davranıştır. Ama gerçekte böyle değildir. Öfke, saldırganlık ve şiddet kuvvetinin hiç bulunmaması ve yetersizliği, uyumu bozar, patolojiktir. Öfkenin yetersizliği durumunda, çaresizlik ortaya çıkar. Bunun sonucunda fobi denen, korkulmaması gereken korkma hastalıkları görülür. Hastalık hastalığında da esas bozukluk, agresif/öfkeye dayalı kuvvet yetersizliğidir. Kişi, bu hastalıkta, mantıksız şekilde hasta olmaktan korkar. Normali ise, sağlığına dikkat etmek, temiz olmaktır. Aşırı derecede artmış saldırganlık kuvveti de bozukluktur, dengesizliktir. Üçüncü Kuvvet: Ruhu koruyan bir diğer özellik de “akıl”dır. Akıl; maddî olan ile maddî olmayanı idrak eden, anlayan bir kuvvettir. Akıl; tasavvurları, düşünceleri ve arzuları seçip mantık kurallarına göre eşya ve olaylar arasındaki müşterek noktaları bulup tahlil ve tesbit ederek bir sonuca varır. Böylece mevhumlarla dıştaki varlıklar arasında mutabakat temin eder. Kıyas ve karşılaştırma yoluyla, bildikleri yardımıyla bilmediklerini öğrenir. Hem basitten komplekse, hem kopleksten basite doğru düşünüp neticeler çıkarır. Aklın algılayıcı fonksiyonları beş dış ve beş iç olmak üzere ayrılırsa, anlaşılması kolaylaşabilir. Ayrıca beyin, vücudun otonomik fonksiyonlarının icrâsını ve hareketi de gerçekleştirir. Akıl kuvvetinin kaynağı ruh (Kur’an, buna “kalp” der) ve beyindir. Şöyle ifade etmek daha doğrudur: Ruh, aklî eylemlerini beyin yoluyla gerçekleştirir. Beş dış kuvvet; görme, işitme, dokunma, tatma ve koku gibi dış duyulardır. Bu algılar yoluyla beyne  çevreden  bilgiler  taşınır. Fakat dış algılar, bir aynanın önüne geleni gördüğü gibi görür ve algılar. Aynadaki görüntüyü etkileyen birçok sebep vardır. Aynanın cinsi, rengi, büyüklüğü ve ışık durumu gibi. Ayna, önündeki her şeyi alıp değerlendirdiği ve birçok dış ve iç nedenin, gerçeği değiştirdiği gibi, beyne ulaşan bilgiyi birçok durum değiştirir. Beş duyudan herhangi birinin tıbbî hastalığı, algılamayı engeller. Ruhsal hastalıklarda da algılanma engellenmese bile bozulur ve değişir; illüzyon ve hallüsinasyonlar şeklinde, olmayan nesnelerin algılanması gibi anormallikler ortaya çıkabilir.[1] 
  [1] Ramazan Özcankaya, Ruh: 43.


Son takip: 03.06.2020 - 04:14
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Af ve Müsâmahanın Yozlaştırılması · a- Mûsîde/Vasiyette Bulunan Kimsede Bulunması Gereken Şartlar · b) Gayri mütekavvim mal · BA'SU BÂDE'L-MEVT .. · d- Yemekten önce ve so a el ve ağzı yıkamak · Dârulİslâm · c) Yardımlaşma · Ecel Konusunda Âyet-i Kerimeler · Efsânelerin Yanlışlarını Ortaya Koymak · f- Allah Hakkında Kötü Zanda Bulunan Münâfık ve Müşrikler · Fen Bilgisi Verileri Işığında Rızık. · Gâlibiyet ve Zafer Vaadi · h- Tiyatrocu, aktör olmalıdır. · İbâdet · b- Allah Adı Anılmadan Kesilen Hayvanların Etini Yemek · İbâdetlerde Hikmet Aramak ve Orucun Hikmeti · 2) Mirbâ (başkan payı) · 3- Üçüncü Sınıf Zevi'l-erhâmın Mirasçı Olması · d) Kul, Kusursuz Olur mu? . · Irkçılık/Asabiyet/Kavmiyetçilik.
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber