sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
·
· Hıristiyanların inançla ilgili İslâm’a aykırı görüşleri
· 2- Zihnî Yetenek ve Kültür
· Noel
· 2- Âhiretin Şehid
· Sadakat Gösterememeleri
· İhtilâfların Kaynağı
· Arâis-i Hak
· İnhinâ
· Cehâlet
· Kur’an-ı Kerim’de Fitne Kavramı
· Dini, Kutsal Kitabı Tahrif Sadece Eski Toplumlarla mı Sınırlıdır?.
· Cüzhân
· Hevânın İlâh Haline Getirilmesi
· Cadı

Son Okunanlar
· Kur’an-ı Kerim’de Sabır
· Mazeret Olan Cehalet
· a- Ehl-i Sünnet Anlayışına Göre Teklif
· Ve sonuç
· Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
· Hadis-i Şeriflere Göre Münafıkların Özellikleri
· Hıristiyanlar
· İrtidadın Dünyevî Cezası Yoktur Diyenlerin Delilleri
· Şehidin Bedeni
· Ödeme



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Kur’an-ı Kerim’de Sabır

Kur
Kur’an-ı Kerim’de Sabır   “Marifetname” sahibi İbrahim Hakkı Hazretleri (k.s.) sabır hakkında ayet ve hadisleri zikrederek şöyle bu­yur­maktadır:
“Ey aziz! Malum olsun ki, Hak Teâlâ Haz­retleri kulla­rına inayetiyle sabrı talim ve terğib edip, Kur’an-ı Ke­rim’inde müteaddit sûrelerde yet­mişi müte­caviz yerde sabrı zikretmiştir.” Biz burada ancak bir tanesini zikredip onunla ik­tifa edeceğiz:   بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ } “Ey iman edenler! Sabır ve namazla Allah’tan yar­dım isteyiniz. Muhakkak ki, Allah sabredenlerle bera­berdir.”[1] Bu mevzuda birçok hadis de varid olmuştur. Nite­kim Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyuru­yor: “Ey ümmetim! İman iki parçadır. Bir parçası sabır, bir parçası da şükürdür.” Sabrın en efdali, musibetin ibtidasında bulunan sa­bır­dır. Buna “Teslimiyet” denir. Sabır her taatın başlan­gıcı­dır. Her musibetten kaçmanın aslıdır. Her ibadetin aslı sabır­dır. Müjdeler olsun o kimseye ki, minnetlere sabredi­cidir. Acı bir söze tahammül edemeyen kimse nice acı kelimeler işitse gerektir. Sabır zaferi getirir. Yani mûris-i zaferdir. Acıdır, onu yutan hürdür. Min­netlere sabır, hüsn-i yakîne ermektir.  Hak Teâlâ’dan ziyade sabırlı kimse yoktur, ki müşriklerin O’na iftira ettiklerini işitir de onlara yine de afi­yet ve rızık ihsan eder.  Kafirler, Allah Teâlâ’yı inkar eder de onlara yine de rızık ihsan eder. Müşrikler şirk koşar da onlara yine de rızık ihsan eder. Sabrın evveli acı, ahiri tatlı ve lezzetlidir. Sabır Cenab-ı Hakk’ın sıfatıdır.  Günde yetmiş defa kulları­nın hatasını görür de yine de sabreder. İmanın başı sabırdır. İman, sabırla cömertliktir. Hiçbir kimseye sa­bırdan daha hayırlı bir bahşiş itâ olmamıştır. İlmin başı sabırdır, sabır Allah Teâlâ’nın sıfatlarındandır. Acele ise şeytandandır. Nusret sabır iledir. Ferah sıkıntı iledir. Kimin malına ve nefsine bir musibet erişir ve onu giz­leyip kimseye şekva eylemezse, hakikat Allah Teâlâ ona iman lezzetini ve ih­van izzetini ikram ve ihsan eder. Cemi günahlarını mağfi­ret eyler.
Hz. Ali (k.v.) buyuruyorlar ki: “İman dört esas üzere kuruludur: Yakîn, sabır, cihad ve adalet.” Yine buyuruyorlar ki: “İman cesetteki baş gibidir. Başı olmayan cesedin ne kıymeti vardır? Öyleyse sabrı olmayanın da imanı böyle­dir; kamilsiz imandır, imanında kemâl yoktur.” Ebu’d-Derda (r.a.) buyururlar ki: “İmanın son noktasının en üstünü, Allah Teâlâ’nın hükümlerine sabır ve takdire razı olmaktır. Her kim kadere iman eder, özünden inanırsa, bü­tün kederlerden emin olur. Ey müslüman kardeşim! İyi bile­sin ki sabır, din makamlarından bir makamdır. Saliklerin menzillerinden bir menzildir.” Bilumum din makamları şu üç şeyle tamamlanır: 1. Bilgi: Buna maarif de diyorlar ki esas­tır. Hal­leri cezbeder, kişiyi hâl sahibi yapar, hâller de amelleri mey­dana getirir. 2. Hâl 3. Amel Maarifi ağaca, hâli dallara, ameli de yap­raklarına ben­zetmişlerdir. Yani ağaç olmayınca dal, yaprak ve meyve nasıl olmazsa, maarif, bilgi olmayınca da ne hâl ne de iyi amel olur. Allah Teâlâ’ya giden saliklerin yolu şu üçten iba­rettir. Bunlar da birbirlerinden ayrılmazlar. Bunlar denk ve ta­mam olunca İslam makinesi güzel işler. Ufa­cık saatin bile çark­ları denk olmazsa o saatin hiçbir işe yaramaz olduğu herkesçe malumdur. Diğer bilumum manalar da böyle değil midir? Bazı temel çark ve aletlerin bozulması veya kırıl­ması, yüz milyonlarca liraya mal oluyor, tayyare ve gemiyi mu­attal hâle getiriyor. Tamir kabul ederse ne âlâ, et­meyecek bir dereceye gelmişse onu bir kenara atmaktan başka çare kalır mı? Sabır, maarif ve hâlin mahsulüdür ki, meyvesi iyi kulluktur. Bunu anlamak için şu hususları mutlak sû­rette bilmemiz lazımdır:
Cenab-ı Hakk’ın sayısız mahlukları arasında üç nevi mahluk vardır. Bunları (insan, hayvan ve melek) gözü­müzün önüne alınca bakıyoruz ki, (hayvan dedi­ğimiz) bütün her çeşit canlılar sırf şehvetin mahsulü­dür. Akıl, zeka, kiyaset, ahlâk-ı hamide diye saydığımız hilim, sabır, şehavet, adalet ve merhamet, şevkat, re’fet, hamiyet, is­tikbal davası gibi huyları ve meziyetleri yoktur. Sırf şeh­vetleri iktiza edip, yiyip içip, şehvetleri­nin istediklerini güçleri nispetinde teskin edip, müd­detleri hitamında ölüp giderler. Bulduklarını yiyebilmek için günah falan tanımaz­lar, ellerine fırsat geçince insanları bile yerler. Maymun gibi bazı hayvanlarda görülen şeklî bazı kemâlat taklit­çiliktir. Yine bir nevi hayvanî hatattır, onların üs­tünlü­ğüne dala­let etmez. İşte kim bilir nice bin seneden beri hayvan yine o hayvandır. Hemen hemen hiç değişmemiştir. Hatta hayvan de­mek, şehvetlerinin esiri olan mahluk demektir. İkincisi olan meleklerde ise, katiyen şehvet yok­tur. Yalnız vazifeleri ne ise onu bilirler, onu yaparlar. Yara­tı­lışları muayyen bir iş içindir. Hepsinin vazifeleri ayrı ayrı­dır. Bir kısmı insanın muhafazası için yaratıl­mışlar­dır. İç ve dış hizmetlerimizde bize yardımcıdırlar. Bunların var­lıklarına Allah Teâlâ’nın bildirmesiyle ina­nır, iman getiri­riz. Meselâ, hasenat ve seyyiatımızı da bu cins melek­ler yazar. Daima bizleri gözetler ve hare­ketlerimizi takip ederler. İyilikler ve güzel bir amel ya­pınca hemen sağdaki melek vakit geçirmeden yazar. Eğer günah işlersek, gün boyu günah olan şeylerle meşgul olmuşsak, tevbe edebil­memiz için bazı rivayet­lere göre altı saat kadar mühlet verirler, eğer bu müd­det içinde tevbe edip vaz geçersek günah yazmazlar. Bu Rabbimizin kullarına lütfudur. Üçüncüsü olan biz insanlar ise, böyle hayvanlar men­zilesinde kalmayıp, eşref-i mahlukat, ekrem-i mahlu­kat ve yeryüzündeki halifeliğe layık olarak yara­tılmışız. Gayet mümtaz, akıl, feraset, zeka, ilim ve ir­fanla müzey­yen kı­lınmışız. Allah Teâlâ bütün esmayı insana talim buyur­muştur. Cennet ve cemaliyle müşer­ref olabilecek yüksek bir evsafta, şehvetini icabında kırıp durdurabilecek kud­rette yaratılmışlardır. Müslü­man onu ancak meşru yolda kullanarak, iffetini de muhafaza ederek, ümmet-i Mu­hammed (s.a.v.)’in ço­ğalıp, Allah Teâlâ’ya kulluk edebile­cek bir zümrenin bekasına hizmet için kullanır. Günah, haram, yasak ve yaramaz şeylerin hepsin­den son derece sakınır, aynı zamanda insanlık ve İs­lamlık ikti­zası, merhamet, şefkat, sevgi, saygı, birbirle­rine yardım, mâlen, ruhen, ceseden birleşme, topluluk, cemiyet­çilik, kardeşlik, ülfet, ünsiyet, cömertlik, iffet, haya ve üstün meziyetleri kazanmaya çalışır. Melaike ve onların sayısız yardımlarıyla desteklenmiş olan in­san, rehberimiz, mür­şidimiz, mürebbimiz olan Pey­gamber (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri’nin gösterdiği ve gittiği yoldan gider ve Kita­bımız olan Kur’an-ı Kerim’in emirlerine ve yasaklarına riayet ederek yaşarsa melek­leri geçer. Rahmet ve cemal evi olan cennete nail olur. Orada Cemal-i İlahiye’yi müşahede ile  bütün diğer cennet ni­metlerini unutur, müstağrak-ı feyz-i ilahî olarak, mest ve hayran kalır. Cennet hurilerini hayretlerde bıraka­cak gü­zellikler ve tavsifine imkan olmayan bunca ni­metler, işte şu insan için hazırlanmıştır. O insan ki, hayvanlar gibi şeh­vetin esiri değildir. Belki o şehveti, aklı ve zekası saye­sinde üstüne binilen bir at veya araba gibi kullanıp men­zil-i maksuduna selâmetle ulaşır. Hakk’ın rızasını kazan­maya çalışır. Akıl, hayvanın üze­rine binen adamın elin­deki gem, dizgin gibidir. Hay­vanı onunla istediği gibi sevk eder. Diz­ginleri elinden bıraktığı zaman azgın hay­van nasıl başını alıp giderse, zapt olunmaz hâle gelir ve hatta üstündeki sahibini yerlere atıp sürükler ve perişan ederse, şehvetle­rine mağlup olan kimselerin hâlleri de tıpkı buna benzer. Varid olan bir haber de şöyledir: Bir kamil, vefatı sırasında oğluna demiş ki:
- Oğlum, bir vasiyetim vardır ki, onu sana vasiyet eylerim. Eğer kabul edip amel edersen, iki âlemde Ha­lik’ın ve mahlukun makbulü olursun, her hâlinle selâ­met bulursun. Oğlu da: - Buyur, babacığım, demişti. Ölüm hâlinde olan ba­bası: - Oğul, mum makası gibi ol, demiş ve ahirete göç­müş. Bu sözdeki hikmeti kimisi sabırla, kimisi de rıza ile te­vil etmiştir. Rıza ile tevil eden, o kamilin muradına yet­miştir. Zira sabır, musibetten erişen elemi kemtedip fer­yad-ı figan kılmamaktır. Rıza ise belâdan asla müteellim olmamaktır. Çünkü mü’min, fitilin ateşin­den müteellim olmadığı, iman korkusundan eziyet bulmadığına delalet kılınmıştır, ki o kamilin (oğul, mum makası gibi ol) bu­yurması, kazaya rızayı oğluna duyurmuştur. Zira ma­kam-ı sabırdan makam-ı rıza âlâdır. Sabır ile rızayı kaza­nan Mevlâ’ya ulaşır. Cabir Taî rivayet eder: Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: “İnsanın kendisi ölmeden önce gönderdiği ve Allah katında en sevimli ve en çok sevabı olan şey, on iki yaşla­rında ölmüş çocuğudur.” Denilir ki sabır, musibetin ilk anlarındadır, musi­betin ilk anları geçtikten sonra ister sabreder, isterse de sa­bır­sızlık emareleri gösterir. Akıllı kişi musibete maruz kalışı­nın ilk anlarında sabırlı, tahammüllü olan kişidir. Al­lah’ın rahmeti onun üzerine olsun, bir davasında İbn Mü­ba­rek’in oğlu ölmüştü. Bu vesileyle mecusî bir komşusu kendisine taziyede bulunmuştu. Bu esnada İbn Müba­rek’e dedi ki: - Bugün cahillerin beş altı gün sonra yaptıkla­rını yapmak gerek. Köklü bir İslamî terbiye ve ahlâka sahip olmayan in­sanlar, bir ölüleri oldu mu umumiyetle ilk beş altı gün feryad-ı figan ederler. Allah’ın hükmüne sabır ve taham­mül göstermezler, fakat bu müddetten sonra artık yatışır­lar, gerçek bir müslüman sabrı gösterirler. Mecusi yukarı­daki sözüyle bu hususu belirtmek istiyor. Mecusinin bu sözü üzerine İbn Mübarek etrafın­da­ki­lere şöyle dedi: Bu sözü kaydedin, Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: “Kim musibete duçar olmuş birisine taziyede bulu­nursa, onun aldığı ecrin bir misli kadar ecir alır.” Yine Resûlullah (s.a.v.) buyurdular: “Sabır üçtür: İbadet ve taatlara sabır, Musibet ve belâ­lara sabır, Günah olan şeyleri işlememek için sabır.
Kim nefsi çektiği hâlde günah olan bir şeyi iş­lemez ve sabre­derse, Allah ona üç yüz derece se­vap verir. Kim de ibadet ve taatlerinin meşakkatine sab­rederse Allah ona altı yüz de­rece sevap verir. Nihayet kim de musibet ve felâ­ketlerin vereceği acıya sabır ve metanet gösterir, ah vah etmezse, Allah ona da dokuz yüz sevap verir.” Allah ondan razı olsun, İbn Abbas şöyle der:
Şanı yüce olan Allah’ın levh-i mahfuz’a ilk yazdığı şey şuydu: “Şüphesiz ben işte Allah’ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. Ancak ve yalnız ben varım, Muhammed de benim Resûlümdür. Kim benim hükmüme teslim olur, benim takdirimi, gelecek musibetlere sabreder ve hik­met­lerime şükrederse, ben onu sıddık olarak yazarım, Kıyamet günü de sıddıklarla beraber haşrederim. Kim de benim hük­müme teslimiyet göstermez, benim takdi­rimle gele­cek musibetlere sabretmez ve nimetlerime şükretmezse, o benden başka ilah bulsun.” İbn Mübarek şöyle der: “Musibet birdir; fakat bir musibete duçar olan kişi ağ­layıp sızlarsa musibet ikiye çıkar. Bunlardan biri esas mu­sibet yani gelen musibettir, diğeri ise musibetin se­vabının yitirilmesidir. Musibet gelince ona duçar olan kişi ağlayıp sızlarsa, musibete sabretme sevabını yitir­miş olur, bu ise musibetin en büyüğüdür.” Allah onun yüzünü şereflendirsin, Ebû Talip oğlu Ali rivayet eder: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kimin başına bir musibet gelirse o benim başıma ge­len musibetle kıyaslasın, zira benim maruz kaldığım mu­sibetlerin en büyüğüdür.” Cennete müştak olan hayırlar işlemeye koşar, ce­hen­nemden korkan günahları terk eder. Mutlaka öleceğine inanan dünyevî zevk ve hevese il­ti­fat etmez, dünyada zühd sahibi olana musibetlere sabır ve tahammül etmek kolay gelir. Bazı âlimler de şu altı kaideyi çokça anlatırlar: 1. Kimin sabahleyin bütün düşüncesi dünyevî me­se­leler olursa, o, Allah’ı gazaplandırmış olarak sabaha çık­mış demektir. 2. Kim rızkının nereden geldiğine aldırış etmezse, Allah’ın onu cehennemin hangi kapısından sokacağına aldırış etmemiş demektir. 3. Kim duçar olduğu musibetten dolayı ah vah ederse, o, Allah’a şikayetçi demektir. 4. Gülerek günah işleyen, ağlayarak cehenneme gi­rer. 5. Kimin en büyük zevki, hevaî arzular olursa, Al­lah onun kalbinden ahiret korkusunu kaldırır. 6. Kim zenginliğinden dolayı zengine tevazu göste­rirse, onun hayatı aç gözlülükle geçer. [2]   Sabır Kur’an’da 104 yerde zikredilir.
"Sabır ve namazla (Allah'tan yardım dileyin." (2/Bakara, 45) "Ey iman edenler, sabır ve namazla (Allah'tan) yardım dileyin. Allah sabredenlerle beraberdir." (2/Bakara, 153) Bu âyetlerle Allah sabrı emretmektedir. "Ey iman edenler, sabredin, direnin, savaşa hazırlıklı olun, uyanık bulunun." (3/Âl-i İmran, 200) "Sabredenleri, doğru olanları, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranları, Allah için mallarını harcayanları ve seherlerde istiğfar edenleri (Allah görmektedir)." (3/Âl-i İmran, 117) Bu âyetler ve benzerleriyle sabredenleri Allah övmektedir. "Allah sabredenlerle beraberdir." (2/Bakara, 153, 259; 8/Enfâl, 46, 66) ve benzeri âyetlerle Allah sabredenleri sevdiğini, onlarla beraber olduğunu bildirmektedir. "Allah sabredenleri sever." (3/Âl-i İmran, 146) "Sabrederseniz, bu, sabredenler için daha hayırlıdır." (16/Nahl, 126) "Sabretmeniz ise sizin için daha iyidir." (4/Nisâ, 25) âyetleri ve benzerleri sabrın, hayırlı sonuçlar vereceğini açıklar.
"Sen de azim sahibi elçilerin sabrettikleri gibi sabret., o (nankör)ler için acele etme..." (46/Ahkaf, 35) "Fakat kim sabreder, affederse şüphesiz bu, çok önemli işlerdendir." (42/Şûrâ, 43) âyetleri sabrın, büyük irâde sahibi peygamberlerin yaptığı büyük bir iş olduğunu açıklamaktadır. "Biz, sabredenlerin karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle vereceğiz." (16/Nahl, 96)  "Sabredenlere, mükâfatları hesapsız/sınırsız ödenecektir." (39/Zümer, 10) gibi âyetler sabredenlerin, en güzel biçimde ödüllendirileceklerini müjdelemektedir.
"Sabredenleri müjdele!" (2/Bakara, 155) âyeti, başına gelen olaylara sabredenleri müjdelemesini Peygamber'e emretmektedir. "Evet sabreder, takvâ sahibi olur/korunursanız, onlar hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı beş bin melekle yardım eder." (3/Âl-i İmran, 125) âyeti, sabredenlere zafer garantisi vermektedir. "Melekler de her kapıdan yanlarına girerler: 'Sabretmenize karşılık selâm size!' (derler)" (13/Ra'd, 24) âyeti sabredenlerin, âhirette de büyük derecelere nâil olacaklarını duyurmaktadır.   "İyilikle kötülük bir değildir. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. Buna (bu güzel davranışa) ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur." (41/Fussılet, 34-35). Bu âyet ise kötülüklere tahammül edip dayanmanın, o kötülüğü iyilikle uzaklaştırmanın sabır anlamına geldiğini ve sabrın Allah tarafından büyük bir bağış, hayırdan büyük nasip olduğunu gösteriyor. "...Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir." (16/Nahl, 42) Bu âyet, mü'minlerin tanımını yaparken, sabrı temel özellikler içinde sayar. Allah'ın rızâsını ve cennetini kazanabilmek için gösterilecek en önemli vasıflardan biri sabırdır. Sabır, inkârcılara karşı kazanılacak olan zaferin de anahtarıdır. Sabredildiğinde Allah mü'minlerin gücünü arttırır, yeterince sabredilmezse, mü'minlerin gücü azalır (8/Enfâl, 46; 66). İmanın bir göstergesi olan sâlih ameller ancak sabırla işlenir. Burada hem amelin kendisinde olan güçlük, hem de nefsin o ameli işlemekteki isteksizliği aşılır. (11/Hûd, 11; 13/ Ra’d, 22). Allah yolunda cihad etmek ancak sabırla olur. Allah’ın dinine yardım için çalışanlar çok büyük güçlük, zorluk, eziyet ve yoksunluklarla karşılaşabilirler. Bütün bunlara Allah rızasını kazanmak için sabredilmesi gerekir. (41/Fussilet, 33; 16/Nahl, 110; 2/Bakara, 177, 249; 3/Âl-i İmran, 142 v.d.) Allah’ın gönderdiği bütün peygamberler tebliğ görevlerini yaparken sabrettiler, zorluklara karşı dayandılar, işkence ve eziyetlerden yılmadılar, kınayanların kınamasından korkmadılar. Büyük bir sabır ve gayretle peygamberliklerini sürdürdüler. Kur’an, onlara verilen sabırdan ve onların benzersiz sabırlarından örnekler gösteriyor (46/Ahkaf, 35; 6/En’am, 34; 21/Enbiyâ, 85). Allah (c.c.), bütün peygamberlere tavsiye ettiği gibi Hz. Muhammed’e (s.a.s.) de sabrı tavsiye etmiştir. Tebliğde sabır, tebliğcinin işini kolaylaştırır. Tebliğci acele etmez; sabır ve sebat gösterir. Eziyetlere ve kendisine yapılan hakaretlere aldırmaz. Kendisine yapılan kötülüklere iyilikle karşılık verir, hep sabırla hareket eder (10/Yûnus, 109; 20/Tâhâ, 130; 40/Ğâfir, 77; 72/ Müzzemmil, 10-11). Allah yolunda çalışan mü’minler bu uğurda sabırlı olurlar ve sabrın şartlarını yerine getirirlerse; Allah (c.c.) onları destekleyecektir (3/Âl-i İmran, 125, 186; 7/A’râf, 137; 16/Nahl, 96). Allah mü’minler arasından sabredenler belli olsun diye onları sabır ile imtihan eder. Onları biraz açlık, biraz korku, biraz da mallar, ürünler ve canlardan eksiltme ile dener (2/Bakara, 155). Allah özellikle cihad konusunda sabredenlerin  ortaya  çıkmasını,  kimin  samimi,  kimin  de  yan çizen olduğunu bilmek (açığa çıkarmak) istiyor. “Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri ortaya çıkarmadan ve sabredenleri belirtip ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz?” (3/Âl-i İmran, 142) Bütün bir hayatı Allah rızası doğrultusunda geçirme gayretinde olan mü’minler, birbirlerine de sabrı, hakkı ve merhameti tavsiye ederler (90/Beled, 17; 103/Asr, 3). Mü’minler, ahlâkî davranışlarında da sabırlı olmak zorundadırlar. Çünkü Kur’an, sabrederek suç bağışlamayı (42/Şûrâ, 43), mü’minlerin kendi aralarında çekişmeyip, birbirlerine karşı sabırlı olmasını tavsiye ediyor (8/Enfâl, 46). Peygamberler ve mü’minler Allah’tan sabır dilerler. Çünkü sabrın ne büyük bir nimet ve başarı yolu olduğunu bilirler (2/Bakara, 250; 7/A’râf, 126). İbadetlerinde, karşılaştıkları sınavlarda, darlık ve felâketlerde, çalışmanın zorluklarında, cihad yolundaki güçlüklerde, Allah yolunda katlanılan sıkıntılarda, nefse hâkim olmanın zorluklarında kim sabreder, işin gereğini yaparsa; şüphesiz ki Allah  her zaman sabredenlerle beraberdir (2/Bakara, 153, 249; 8/Enfâl/46, 66). Allah sabredenlerin ortaya çıkması için insanları belâlarla, korkudan, açlıktan yana ve mallardan, canlardan ve ürünlerden yana eksiltme ile imtihan eder (2/Bakara, 155, 173, 250; 16/Nahl, 110; 20/Tâhâ, 130; 3/Âl-i İmran, 142). Büyük azim gerektiren bu sabırdan sonra Allah sabredenler üzerinde nimetini tamamlar, düşmanlarından intikamını alır, mü’minlerin elleriyle daha önce kendilerine işkence edenleri kahreder (7/A’râf, 137; 32/Secde, 24). Sabredenlere kâfirlerin hiçbir hilesi dokunmaz (3/Âl-i İmran, 120). Kur’an, sabredip sâlih amel işlemekten, cihad edip sabretmekten, sabredip takvâ sahibi olmaktan söz eder (11/Hûd, 11; 16/Nahl, 110; 3/Âl-i İmran, 120, 125). Kur’an’da sabır ve şükür bazen yanyana anılır. Çünkü mü’minin hayatı sabır ile şükür arasında geçer. Kur’an, çok sabredenlere ‘Sabbâr’, çok şükredenlere de ‘şekûr’ demektedir (14/ İbrâhim, 5;  31/Lokman, 31;  34/Sebe’, 19;  42/Şûrâ, 33).   [1] Bakara, 2/153 [2] Fatma Keskin, Sabır, Misyon Yayınları.


Son takip: 05.12.2019 - 04:20
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· · Hıristiyanların inançla ilgili İslâm’a aykırı görüşleri · 2- Zihnî Yetenek ve Kültür · Noel · i- Musîbetlerin Tümünün Sebebi, Günah ve İsyan Değildir · 19) Kur’an Okunurken İnerek Dinlemek · Bu İsmi Bilmenin Faydaları · Facirin Dine Hizmeti · Ekonomi Yoluyla Fesad · Hevânın İlâh Haline Getirilmesi · Kilise · Sadakat Gösterememeleri · 2- Âhiretin Şehid · İhtilâfların Kaynağı · İhtilâfların Kaynağı · Hayvana Tecâvüz Etmek, Allah’tan Başkası Adına Hayvan Kesmek, Âmânın Yolunu Şaşırtmak · Peygamberimiz’in Af ve Müsâmahası · 2) Dinî Esaslardan Fedakârlık Yapıp, Allah’ın Hoşlanmadığı Şeyleri Ve Kimseleri Hoş Görme · 3) Zâlimleri ve Tâğutları Hoş Görüp Affetme · AĞLAMAK-GÖZYAŞI
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber