sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Müderris
· İkon
· Kitab-ı Mukaddes
· Diğer Görevleri
· Ana-Babanın En Büyük, En Kutsal Görevi Çocuklar, Çocuklar, Çocuklar!
· Birden çok Kadınla Evlenmenin Şartları
· 4- Şiddetli Geçimsizlik ve Kötü Muâmele
· Athene
· İsrâiliyyât
· Mürşid
· Rûhânî
· Allah’ın İsmi Olarak Şehid
· Tevekkül Sahiplerini, Kendisine Dayanıp Güvenenleri
· Atalarının Dinine Uymaları
· Hevânın İlâh Haline Getirilmesi

Son Okunanlar
· Hz. Yakup (a.s.)’ın Sabrı
· Cihadda Sebat Etmek
· 3. İhsan ve Islahla Çözüm
· Sihir; Anlam ve Mâhiyeti
· Paylaşma ve Dayanışma Duygusu
· Tefsir, Te'vil ve Tercüme Arasındaki Münâsebet
· 5) Kötülükler ve Çirkinlikler Karşısında İhsan
· 5- Çeşitli Sanat Oyunlarına Dayanarak Yapılan Aletlerin Yardımıyla Ortaya Konan Acayip İşler
· Küfür ve Nifak Psikolojisi
· 3) Alkolün Sinir Sistemine Etkisi



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Hz. Yakup (a.s.)’ın Sabrı

Hz
Hz. Yakup (a.s.)’ın Sabrı   Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yakup (a.s.)’ın sabrını oku­du­ğu­muz zaman yine bizim için güzel örnekler oldu­ğunu gö­rüyoruz. “Bir zaman Yusuf babasına (Yakub’a) demişti ki: «Ba­bacığım! Gerçekten ben (rüyamda) on bir yıldızla güneşi gördüm. Yani onları bana secde ederken gör­düm.» (Babası:) «Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine an­latma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan in­sana apaçık bir düşmandır.» dedi. İşte böylece Rabbin seni seçerek sana (rü­yada gö­rülen olayların yorumunu öğretecek) ve daha önce iki atan İb­rahim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Yakup soyuna nimetini tamamlayacaktır. Çünkü Rabbin çok iyi bilendir, hikmet sahibidir. Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde (onların haberle­rinden) soranlar için ibret vardır. (Kardeşleri) dediler ki: «Yusuf’la kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz ka­labalık bir cemaatiz, her hâlde babamız bir yanlışlık içindedir.» (Yusuf ile Bünyamin) bir anadan, diğer oğulları ise başka bir anadan idiler. (Aralarında dediler ki:) «Yusuf’u öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki, babanızın teveccühü yalnız size kalsın. Ondan sonra da (tevbe ederek) salih kimseler olur­sunuz.» Onlardan bir sözcü: «Yusuf’u öldürmeyin, onu ku­yu­nun dibine atın da geçen kervanlardan biri onu alsın (götürsün).» dedi.”[1]
Bu teklifi yapan Yehuda isminde birisiydi. Kardeş­le­rine bunu kabul ettirdi ve babalarına geldiler. “Dediler ki: «Ey babamız! Sana ne oluyor da Yu­suf’u bize emanet etmiyorsun. Oysa ki, biz ona iyilik eden kim­seleriz.
Yarın onu bizimle beraber (kıra) gönder de bol bol ye­sin (içsin) oynasın, biz onu mutlaka koruruz.»  (Babaları) dedi ki: «Onu götürmeniz beni mutlaka üzer, siz ondan habersizken, onu bir kurdun yemesin­den korkarım.» Dediler ki: «Vallahi biz (kuvvetli) bir top­luluk ol­du­ğumuz hâlde eğer onu kurt yerse o zaman biz ger­çekten aciz kimseler sayılırız.» Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla ka­rar verdikleri zaman, biz Yusuf’a «Andolsun ki, sen onla­rın bu işlerini onlar farkına varmaksızın (bir gün) kendile­rine haber vereceksin.» diye vahyettik.”[2] Kardeşleri Yusuf’un gömleğini çıkardılar. Onu önce kuyunun yarısına kadar sarkıttılar, sonra da salı­verdiler. O büyük bir taşa tutundu ve o yüzden bo­ğulmadı. “Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler. «Ey babamız! Biz (atışta) yarışmak için (sahraya) git­tik. Yusuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık (ne yazık ki) onu kurt yemiş. Fakat biz doğru söyle­yenler de olsak sen bize inanmazsın.» dediler. Gömleğinin üstünde yalancı bir kan ile gel­diler, (Ya­kup) dedi ki: «Belki de nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) güzel bir sabır­dır. Sizin an­lattığınıza göre yardımına sığınılacak ancak Allah’tır.”[3] Rivayet edildiğine göre kardeşleri, Yu­suf’un göm­le­ğini kana bulayıp babalarına getirdiklerinde acı ha­beri alan Yakup (a.s.) feryada başladı. Onun göm­leğini istedi, onu yüzüne sürüp ağladı ve dedi ki: “Bugüne kadar böyle yavaş huylu bir kurt görmedim. Oğlumu ye­miş de sırtın­daki gömleğini yırtmamış.” “Bir kervan geldi ve sucularını kuyuya gön­derdiler. O da (gidip) kovasını saldı, (Yusuf’u görünce:) «Müjde, işte bir oğlan!» dedi. Onu bir ticaret malı olarak sakla­dılar. Halbuki Allah onların yaptıklarını çok iyi bilir. (Kafile Mısır’a vardığında) onu değersiz bir pahaya, sayılı bir kaç dirheme sattılar. Onlar zaten ona karşı rağ­betsiz idiler. Mısır’da onu satın alan (Maliye Bakanı Katfır) karı­sına dedi ki: «Ona değer ver ve güzel bak. Umulur ki bize fay­dası olur ya da onu evlat ediniriz.» İşte böylece (Mısır’da adaletle hükmetmesi) ve kendi­sine (rüyadaki) olayların yorumunu öğretmemiz için Yu­suf’u o yere yerleştirdik. Allah, emrini yerine getirmeye kadir­dir, fakat insanların çoğu bunu bil­mezler.  (Yusuf) buluğ çağına ulaşınca ona hü­küm ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükâfatlandı­rırız. Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden (murad almak) istedi. Kapıları iyice kapattı ve «Haydi gel!» dedi. O da: «Kocanız benim efendimdir, bana gü­zel davrandı. Durum şu ki, zalimler felah bulmaz.» dedi. Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin bur­hanını görmeseydi, o da kadına meylede­cekti. İşte böylece biz kötülük ve fuhşu ondan uzaklaş­tırmak için (delilleri­mizi) gösterdik, çünkü o, ihlasa erdirilmiş kul­larımızdan­dır. İkisi de kapıya koştular. Kadın onun göm­leğini ar­ka­dan yırttı. Kapının yanında onun efendisine (koca­sına) rastladılar. Kadın dedi ki: «Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası zindana atılmaktan ya da acıklı bir işken­ceden başka bir şey midir?» (Yusuf:) «Hayır, o kendisi benim nefsim­den (murad almak) istedi.» dedi. Kadının akrabasından biri şöyle şa­hitlik etti: «Eğer bunun gömleği önden yırtıl­mışsa kadın doğru söylemiştir, o ise yalancılardandır. Eğer gömleği arkadan yırtıldı ise, kadın yalan söy­le­miştir, o ise doğru söyleyenlerdendir.» (Efendisi, Yusuf’un gömleğinin) arkadan yırtılmış ol­duğunu görünce (kadına): «Şüphesiz bu sizin tuzağı­nız­dır, çünkü sizin tuzağınız gerçekten büyüktür.» dedi. «Ey Yusuf! Sen bundan uzak dur (bu me­seleyi kim­seye söyleme). («Ey kadın»:) «Sen de günahının affını dile. Çünkü sen, günahkarlardan oldun.» Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: «Aziz’in karısı deli­kanlısının nefsinden (murad almak) istiyormuş. Yusuf’un sevdası onun kalbine işlemiş. Biz onu ger­çekten açık bir sapıklık içinde görüyoruz.» (Zeliha) onların dedikodusunu duyunca, onlara (da­vetçi) gönderdi. Bir yandan da onlar için daya­nacak yas­tıklar hazırladı. Her birine bir bıçak verdi.  (Kadınlar mey­veleri soyarlarken Yusuf’a:)  «Çık karşılarına!» dedi. Ka­dınlar onu görünce (gözlerinde) büyüttüler. (Şaşkınlıkla­rından) ellerini kestiler ve dediler ki: «Al­lah’ı noksan sı­fatlardan tenzih ederiz. Bu asla bir beşer değildir, bu an­cak değerli bir melektir.» Dedi ki: «İşte hakkında beni kınadığınız şa­hıs bu­dur. Ben onun nefsinden (murad almak) istedim. Fakat o, (bundan) şiddetle sakındı. Andolsun, eğer o kendi­sine emredeceğimi yapmazsa mutlaka zindana atıla­cak ve elbette zelillerden olacaktır.» (Yusuf:) «Ey Rabbim! Bana zindan, bun­ların ben­den istediklerinden daha iyidir. Eğer sen, onların hile­lerini benden çevirmezsen onlara meyleder ve cahiller­den olu­rum.» dedi. Rabbi onun duasını kabul etti ve onların hilesini uzaklaştırdı. Çünkü O, çok iyi işiten, pek iyi bi­lendir. Sonra, (Aziz ve arkadaşları) kesin delille­rini gör­mele­rine rağmen (halkın dedikodusunu kesmek için) yine de onu bir zamana kadar mutlaka zindana at­ma­ları kendile­rine uygun göründü. Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. On­lardan biri dedi ki: «Ben (rüyamda) şarap sıktı­ğımı gör­düm.» Diğeri de: «Ben de başımın üstünde kuşla­rın yediği ekmeği taşıdığımı gördüm. Onun yorumunu bize haber ver, çünkü biz, seni güzel davrananlardan görü­yoruz.» dediler. (Yusuf) dedi ki: «Size yedirilecek yemek size gel­me­den önce onun yorumunu mutlaka size haber vere­ceğim. Bu Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Çünkü ben, Al­lah’a inanmayan bir kavmin dinini terk ettim. Onlar ahireti inkar edenlerin kendileridir.»”[4] Hz. Yusuf, gençlerin bu durumundan is­tifâde ede­rek, onlara tevhid dinini tebliğ etmek istedi. Dolayısıyla onla­rın rüyalarını yorumlamadan önce kendi­sinin hak din üzerinde olduğunu, bilgilerinin Allah tarafın­dan öğretil­diğini ve Mısırlıların yanlış yolda olduklarını bildirerek, bir mukaddime hazırladı ve hak dini onlara tebliğ etti. İşte bu ve bundan sonraki üç ayet bununla ilgi­lidir. “«Atalarım, İbrahim, İshak ve Yakub’un di­nine uy­dum. Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu bize ve insanlara Allah’ın lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi yoksa kahredici olan bir tek Allah mı? Siz Allah’ı bırakıp, sadece sizin ve atalarını­zın tap­tığı (birtakım anlamsız) isimlere tapıyorsunuz. Allah, onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir, hü­küm Al­lah’tan başkasının değildir. O da kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte o dos­doğru din bu­dur. Fakat insanların çoğu bilmezler. Ey zindan arkadaşlarım! (Rüyalarınıza ge­lince) bi­riniz (daha önce olduğu gibi) efendisine şarap içirecek, diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından  (bey­nini) yiyecekler. Yorumu hakkında sorduğunuz iş (bu şe­kilde) kesinleş­miştir.» Onlardan kurtulacağını bildiği kimseye dedi ki: «Beni efendinin yanında an (umulur ki beni çıkarır).» Fakat şeytan ona efendisine anmayı unutturdu, dolayı­sıyla  (Yusuf) bir kaç sene daha zindanda kaldı.”[5]
Hz. Yusuf, Allah’tan başkasından yardım istediği için beş yıllık hapisten sonra yedi yıl daha ha­piste kal­maya mahkum oldu. Böylece hapis süresi on iki yıl oldu. “Kral dedi ki: «Ben (rüyada) yedi cılız ine­ğin yediği yedi semiz inek görüyorum. Ayrıca yedi yeşil başak ve diğerlerini de kuru gördüm. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, benim rüyamı da bana yorumlayı­nız.» (Yorumcular) dediler ki: «Bunlar karma ka­rışık ya­lancı düşlerdir. Biz, böyle yalancı düşlerin yoru­munu bi­lenlerden değiliz.»
(Zindandaki) iki kişiden kurtulmuş olanı uzun bir zaman sonra (Yusuf’u) hatırlayarak dedi ki: «Ben size onun yorumunu haber veririm, beni hemen (zindana) gönderin.» (Yusuf’un) yanına gelerek dedi ki: «Ey Yu­suf, ey doğru sözlü kişi! (Rüyada görülen) yedi cılız ine­ğin yediği yedi semiz inek ile yedi yeşil başak ve diğerleri de kuru olan (başaklar) hakkında bize yorum yap. Ümit ederim ki, insanlara (isabetli yorumunla) dö­nerim de belki onlar da doğruyu öğrenirler.» Yusuf dedi ki: «Adetiniz üzere yedi sene ekin eker­si­niz, sonra yiyeceklerinizden az bir miktar hariç biç­tikleri­nizi başağında (stok edip) bırakınız. Sonra bunun ardından (tohumluk olarak) saklaya­caklarınızdan az bir miktar hariç o yıllar için birik­tir­dikle­rinizi yiyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir. Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki, o yılda insanlara (Allah tarafından) yardım olunacak ve o yılda (meyve) sıkacaklar.»”[6] Yani bol bol meyve ve sebzelere kavuşa­caklar. Üzüm, hurma, zeytin ve susam gibi şeyleri sıkarak su­larından istifâde edeceklerdir. Bu bolluk senesine dair rüyada bir işaret yoktur. Hz. Yusuf bunu sadece bir vahiy ile, ilham ile onlara müjdelemiş, ileride aynı şe­kilde teza­hür etmiş­tir. “(Adam bu yorumu getirince) kral dedi ki: «Onu bana getirin.» Elçi, Yusuf’a geldiği zaman (Yusuf) dedi ki: «Efendine dön de ona, ellerini kesen o kadınların zoru neydi? diye sor. Şüphesiz benim Rabbim onların hilesini çok iyi bilir.» (Kral) dedi ki: «Yusuf’un nefsinden (murad almak) istediğiniz zaman durumunuz neydi?» (Ka­dınlar:) «Haşa, Allah için biz ondan kötülük görmedik.» dedi­ler. Aziz’in karısı da dedi ki: «Şimdi hak meydana çıktı, ben onun nefsinden (murad almak) istemiştim (şüphe­siz ki o, doğruyu söyleyenlerdendir).» (Yusuf) dedi ki: «(Onların) bu (itirafla­rına lüzum görmem), benim kendisine gıyabında hainlik etmedi­ğimi ve Allah’ın hainlerin hilesini başarıya ulaş­tırmaya­cağını onun da bilmesi içindir. (Bununla beraber) nefsimi temize çıka­ramam. Çünkü Rabbimin acıyıp koruduğu hariç, nefis aşırı şe­kilde kötü­lüğü emredicidir. Zira Rabbim, çok ba­ğışla­yan, pek acı­yandır.» Kral dedi ki: «Onu bana getirin. Onu kendime özel (danışman) edeyim.» Onunla konuşunca dedi ki: «Bu­gün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir biri­sin.»”[7] Kral gördüğü rüyanın yorumunu bir de Hz. Yu­suf’tan dinlemek istedi. O da kralın gördüğü rüyayı ve yorumunu anlattı. Kral  nasıl bir tedbir almak gerekti­ğini sorunca Hz. Yusuf: “Bolluk yıllarında çok ekin ekip, ürünü (stok etmek) gerekir. Böylece kıtlık yılla­rında hem kendinizin geçimini sağlarsınız, hem de ih­racat yaparak hazineye bol döviz kazandırırsınız.” dedi. Kral: “Peki, bu işi kim yapacak?” diye sorunca Hz. Yu­suf:) “«Beni bu yerin (Mısır’ın) hazinelerine ta­yin et. Çünkü ben onları çok iyi koruyan ve  (tasarrufunu) pek iyi bilenim.» dedi. Ve böylece Yusuf’u orada dilediği yerde konakla­mak üzere o yerde yerleştirdik. Biz dilediğimiz kimseye rah­metimizi eriştiririz ve güzel davrananların mükâfa­tını zayi etmeyiz. İman edip de (kötülüklerden) sakınanlar için ahiret mükâfatı daha hayırlıdır.”[8] Bütün Mısır Hz. Yusuf’un idaresine ve tasarrufuna verildi. Kral, salahiyetlerini dahi kullanmasına müsa­ade etti. Rivayet edildiğine göre, o sıralarda Aziz (eski maliye bakanı) ölmüş. Kral, Yusuf’u Aziz’in eşi Zeliha ile evlen­dirmiştir. Hz. Yusuf, tarıma önem verdi, üre­timi arttırdı, ihtiyaç fazlası olan ürünleri stok etti. Ni­hayet kıtlık yılları geldi. Bu sefer stok edilmiş olan ürünleri yemeye ve ihraç etmeye başladılar. Her taraf­tan insanlar gelerek Mısır’dan erzak satın aldılar. Ya­kup (a.s.) da Yusuf’un öz kardeşi Bünyamin hariç diğer oğullarını erzak almak için Mısır’a gönderdi. “Yusuf’un kardeşleri gelip, onun huzuruna girdi­ler. (Yusuf) onları tanıdı, onlar ise onu tanımıyor­lardı.”[9] Hz. Yusuf, kardeşlerine kim olduklarını ve nereden geldiklerini sordu. Onlar da Yakup isminde bir pey­gam­berin oğlu olduklarını, kendileri on iki kardeş olup birisi­nin çöle gidip öldüğünü, bir diğerinin de babala­rının ya­nında kaldığını anlattılar. “(Yusuf) onların yüklerini hazırlayınca dedi ki: «Ba­banızı ve kardeşinizi de bana getirin, görmüyor musunuz ben ölçeği tam dolduruyorum ve ben misa­firperverlerin en iyisiyim. Eğer onu bana getirmezseniz, benim yanımda size verilecek bir ölçek erzak yoktur. Bana hiç yaklaşma­yın.» Dediler ki: «Onu babasından istemeye çalışacağız, kuşkusuz bunu yapacağız.» (Yusuf) genç adamlarına dedi ki: «Sermayelerini yüklerinin içine koyun. Olur ki ailelerine döndükle­rinde bunun farkına varırlar da belki yine geri gelirler.» Babalarına döndüklerinde dediler ki: «Ey babamız! Ölçek bize yasaklandı. Kardeşimizi (Bünyamin’i) bi­zimle beraber gönder de (onun sebebine) ölçüp alalım. Biz onu mutlaka koruyacağız.» Yakup dedi ki: «Daha önce kardeşi (Yusuf) hak­kında size ne kadar güven duyduysam bunun hak­kında da size ancak o kadar güvenirim. Bu yüzden (ben onu sadece Allah (c.c.)’a emanet ediyorum. Koru­yucu ola­rak Allah (c.c.) en hayırlı olandır. Acıyanların en merha­metlisidir.» Eşyalarını açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. Dediler ki: «Ey babamız, daha ne istiyoruz! İşte sermayemiz bize geri verilmiş (onunla yine) ailemize yiyecek getiririz. Kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de fazla alırız, çünkü bu (sefer aldığımız) bir ölçek azdır.» (Yakup) dedi ki: «Etrafınızın kuşatılması (ve ça­resiz kalma durumunuz) hariç onu bana mutlaka getireceği­nize dair Allah (c.c.)’ın adına bana sağlam bir söz ver­me­diğiniz takdirde onu sizinle beraber göndermem.» Ona (istediği şekilde) teminat verdiklerinde dedi ki: «Söyle­diklerimize Allah (c.c.) şahittir.» Sonra şöyle dedi : «(Ey oğullarım! Mısır’a) hepi­niz bir kapıdan girmeyin. Ayrı ayrı kapılardan girin; ama Allah (c.c)’tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam. Çünkü hüküm Allah (c.c.)’tan başkasının değildir. Onun için ben yalnız O’na dayandım. Dayananlar yal­nız O’na dayan­sınlar.» Babalarının emrettiği şekilde (çeşitli kapılardan) gir­diklerinde (onun emrini yerine getirdiler); fakat bu tedbir Allah (c.c.)’tan gelecek hiçbiri şeyi savamazdı.  Şüphesiz o ilim sahibiydi. Çünkü ona biz öğretmiştik, fakat insanların çoğu bilmezler. Yusuf’un yanına girdiklerinde, kardeşini (Bünya-min’i) yanına aldı. «Şüphesiz ben senin kardeşi­nim, onla­rın yaptıklarına üzülme.» dedi.”[10] Rivayet edildiğine göre; Hz. Yusuf, kardeşlerine zi­yafet verdi. Onları sofraya ikişer ikişer oturttu. Bünyamin yal­nız kalınca ağladı ve dedi ki: “Kardeşim Yusuf sağ ol­saydı o da benimle otururdu.” Yusuf (a.s.) onu kendi sof­rasına aldı. Yemekten sonra kardeşlerini ikişer ikişer ev­lere mi­safir verdi. Bünyamin yine yalnız kalmıştı. Hz. Yusuf dedi ki : “Bunun ikincisi yok, o hâlde bu da benim yanımda kal­sın.” Böylece Bünyamin onun yanında gece­ledi. Yusuf dedi ki: “Ölen kardeşin yerine beni kardeş olarak kabul eder misin?” Bünyamin: “Senin gibi bir kar­deşi kim bulabi­lir? Fakat seni Yakup ile annem Rahiyle doğurmadılar.” dedi. Hz. Yusuf bunu duyunca ağladı, kalkıp Bünyamin’in boy­nuna sarıldı ve “Ben senin karde­şinim” dedi. “(Yusuf) onların yükünü hazırladığı zaman maş­ra­payı kardeşinin yükü içine koydu. (Kafile hareket et­tik­ten) sonra  bir münadi: «Ey kafile! Herhâlde siz hır­sızlar­dansınız!» diye seslendi.
(Yusuf’un) kardeşleri ona dönerek: «Ne yitirdi­niz?» dediler. «Kralın su kabını yitirdik, onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var. Ben de buna kefilim.» dediler. «Allah (c.c.)’a andolsun ki bizim yeryüzünde fe­sat çı­karmak için gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Biz hırsız da değiliz.» dediler. (Yusuf’un adamları) dediler ki: «Peki, siz yalancıysa­nız onun cezası nedir?» «Onun cezası, kayıp eşya, yükünde bulunan kim­seye verilir. İşte ona el koymak onun cezasıdır. Biz za­lim­leri böyle cezalandırırız.» dediler.”[11] Yakup (a.s.)’ın şeriatına göre; hırsız yaka­landığında, çaldığı malın karşılığında mal sahibine bir sene köle ola­rak hizmet ettirilirdi. Mısır kanunlarında ise, hır­sıza sopa vurulur ve çaldığı malın iki misli ödettiri­lirdi. Hz. Yusuf, onlara babalarının şeriatına göre ceza vermek istedi. “Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden önce onların yükünü (aramaya) başladı. Sonunda onu karde­şinin yükünden çıkarttı. İşte biz Yusuf’a böyle bir tedbir öğrettik. Yoksa kralın kanununa göre, kardeşini tutacak değildi. Ancak Allah (c.c.)’ın dilemesi hariç, biz kimi di­lersek onu derecelerle yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır. (Kardeşleri) dediler ki: «Eğer o çaldıysa, daha önce onun kardeşi de çalmıştı.» Yusuf bunu içinde sakladı, on­lara açmadı. (Kendi kendine) dedi ki: «Siz (onlardan) daha kötü durumdasınız! Allah (c.c.) sizin anlatmakta olduğu­nuzu çok iyi biliyor.»”[12]
Rivayete göre, Hz. Yusuf’un halası onu çok severdi. Yusuf büyüyünce babası onu yanında bulundur­mak is­tedi. Halası da Yusuf’un kendi yanında kalmasını istiyordu. Bunun için İbrahim (a.s.)’dan miras kalmış olan kuşağını Yusuf’un beline bağladı. Sonra kaybol­duğunu söyledi. Kuşak arandı ve Yusuf’un üzerin­den çıktı. Kanun gereği Yusuf’u yanında alıkoydu. İşte Yu­suf’un kardeşleri bu duruma işaret etmek istemişlerdi. “Dediler ki: «Ey Aziz! Gerçekten onun yaşlı babası var (onunla kendini teselli ediyor). Onun yerine bizim biri­mizi alıkoy.» «Eşyamızı yanında bulunduğumuz kimseden baş­ka­sına yakalamaktan Allah (c.c.)’a sığınırız. Çünkü o tak­dirde biz gerçekten zalimler oluruz.» dediler. Ondan ümitlerini kesince (meseleyi) gizli gö­rüş­mek üzere ayrılıp, (bir kenara) çekildiler. Büyükleri dedi ki: «Babanızın sizden Allah (c.c.) adına söz aldı­ğını, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor mu­sunuz? Ben babam izin verinceye veya benim için Allah (c.c.) hükmedinceye kadar bu yerden asla ay­rılmayaca­ğım. O hükmedenlerin en hayırlısıdır. Siz babanıza dönün ve deyin ki: «Ey babamız! Şüp­he­siz oğlun hırsızlık etti, biz sadece gördüğümüze şa­hitlik ettik (ötesini bilmiyoruz). Çünkü biz gaybın bek­çileri de­ğiliz. (İstersen) içinde bulunduğumuz şehre (Mısır hal­kına) ve birlikte geldiğimiz kafileye de sor, şüphesiz biz doğru söyleyenlerdeniz.»”[13]
Kalkıp babalarına geldiler. Ve kardeşlerinin söyle­diklerini aynen söylediler. “(Babaları) dedi ki: «Bilakis nefisleriniz size (böyle bir) işi güzel gösterdi. (Bana düşen) artık, güzel bir sa­bırdır. Umulur ki Allah (c.c.) onların hepsini bana geti­rir. Çünkü O, çok iyi bilendir, hikmet sahibidir (Beni mut­laka bir hikmete binaen imtihan etmektedir).»[14]
(Yusuf’un) kardeşleri daha önce babalarına karşı ya­lan söylediklerinden dolayı, bu seferki doğrularına babası inanmak istemedi. Onlara: “Hayır, sizi nefisleri­niz aldatıp böyle büyük bir işe sürüklemiş, yoksa  bizim şeriatımızda hırsızın esir olarak yakalanacağını Aziz ne bilir?” dedi. “Ve onlardan yüz çevirdi ve gamını yutarak dedi ki: «Ey Yusuf’un üzerindeki gamım (gel senin zama­nındır)!» Ve üzüntüden iki gözü ağardı (görmez oldu). (Oğulları:) «Allah (c.c.)’a andolsun, sonunda ya hasta olacaksın ya da helak olacaksın!» dediler. (Yakup:) «Ben sadece gam ve kederimi Allah (c.c.)’a arz ediyorum, ve ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Al­lah (c.c.) tarafından (vahiy ile) biliyorum.» dedi. «Ey oğullarım! Gidin de Yusuf’u ve kardeşini iyice araştırın. Allah (c.c.)’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah (c.c.)’ın rah­metinden ümit kesmez.» (Bunun üzerine Mısır’a döndüler.) Yusuf’un ya­nına girdiklerinde dediler ki: «Ey Aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı, ve biz değersiz bir sermaye ile geldik. Bize yetecek miktarı tam ve ayrıca fazladan bize biraz da sadaka ver. Çünkü Allah (c.c.) sadaka verenleri mükâ­fatlandırır.»
Yusuf dedi ki: «Siz cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine yaptıklarınızı bilmiyor musunuz?» «Yoksa sen gerçekten Yusuf musun?» dediler. O da: «(Evet) ben Yusuf’um. Bu da kardeşim. (Birbirimize ka­vuşmayı) Allah (c.c.) bize lütfetti. Çünkü kim (Allah (c.c.)’tan) korkar ve sabrederse, şüphesiz Allah (c.c.) güzel davrananların mükâfatını zayi etmez.» (Kardeşleri) dediler ki: «Allah (c.c.)’a andolsun, ha­ki­katen Allah (c.c.) seni bize üstün kılmış. Hakikat şu ki, biz elbette hataya düşenlerden olduk.» (Yusuf)  dedi ki: «Bugün sizi kınama yok. Allah (c.c.) sizi affetsin. Çünkü O, merhametlilerin en mer­hametlisi­dir.»”[15]
Hz. Yusuf, kardeşlerine sabah akşam ziya­fet veri­yordu. Kardeşleri ise, önceleri ona yaptıklarını hatır­laya­rak sıkılıyorlardı. Ona bir adam göndererek dediler ki: “Siz, bizi sabah akşam yemeğe davet ediyorsunuz. Fa­kat biz sana karşı yaptıklarımızdan dolayı senden utanıyo­ruz.” Hz. Yusuf da onlara şöyle cevap verdi: “Mısırlılar şim­diye kadar bana hep ilk gördükleri gözleriyle bakı­yorlar ve “Yirmi dirheme satılmış bir köleyi ulaştığı mertebeye yük­selten Allah (c.c.)’ı tenzih ederiz.” di­yorlardı. Şimdi ise sizin sayenizde şeref kazandım. Çünkü benim, sizin karde­şiniz ve İbrahim (a.s.) gibi büyük bir peygamberin torunu olduğumu anladılar. “«Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın yü­züne koyun, (gözleri) görecek duruma gelir ve bü­tün ai­lenizi bana getirin.»
Kafile (Mısır’dan) ayrılınca, babaları (yanındaki­lere):  «Eğer  bana bunak demezseniz, inanın ben Yu­suf’un ko­kusunu alıyorum.» dedi. (Onlar da:) «Vallahi sen hala eski şaşkınlığında­sın.» dediler. Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koydu ve (gözleri) görecek duruma geldi. O zaman şöyle dedi: «Ben size Allah (c.c.) tarafından (vahiy ile), sizin bile­meyeceği­niz şeyleri bilirim, demedim mi?» (Oğulları) dediler ki: «Ey babamız! Allah (c.c.)’tan bi­zim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten gü­nahkarlar idik.» (Yakup:) «Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Çünkü O, çok bağışlayan, pek esirgeyendir.» dedi. (Hep beraber Mısır’a gidip) Yusuf’un yanına gir­dik­leri zaman o ana babasını kucakladı. «Emin olarak Al­lah (c.c.)’ın iradesiyle Mısır’a girin.» dedi. Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp oturttu ve hepsi onun için secdeye kapandılar. (Yusuf) dedi ki: «Ey Babacığım! İşte bu daha önce (gördüğüm) rüyanın yoru­mudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Beni zindan­dan çıka­rıp, şeytan benimle kardeşimin arasını boz­duktan sonra sizi çölden getirdiği için Rabbim bana ihsanda bu­lundu. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfe­dicidir. Çünkü O, çok iyi bilendir, hikmet sahibidir.» «Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni müslüman olarak öldür ve beni salihler arasına kat.»”[16] Rivayet olduğuna göre, Hz. Yakup Mısır’da oğlu­nun yanında yirmi dört sene yaşadıktan sonra vefat etti. Ön­ceden yaptığı vasiyet üzerine naaşı Şam’da defnedilmiş bulunan babası İshak (a.s.)’ın yanına gö­müldü. Hz. Yu­suf da babasından sonra yirmi üç yıl daha yaşadı. Onun na­şını da Mısırlılar mermer bir san­dık içine koyarak Nil’e gömdü­ler. Mısırlılar onu çok sevdikleri için onun naaşının kendi memleketlerinde kalmasını istemişlerdi. Daha sonra, Hz. Musa onun naaşını bularak babası Yakup (a.s.)’ın yanına götürerek defnetti. Burada demek isteniyor ki, ne kadar zamandan sonra Yakup (a.s.) ile Yusuf (a.s.)’ın buluşmaları bu da sabra dayanıyor. İşte sabrın sonu. [17]     [1] Yusuf, 12/4-10 [2] Yusuf, 12/11-15 [3] Yusuf, 12/16-18 [4] Yusuf, 12/19-37 [5] Yusuf, 12/38-42 [6] Yusuf, 12/43-49 [7] Yusuf, 12/50-54 [8] Yusuf, 12/55-57 [9] Yusuf, 12/58 [10] Yusuf, 12/59-69 [11] Yusuf, 12/70-75 [12] Yusuf, 12/76-77 [13] Yusuf, 12/78-82 [14] Yusuf, 12/83 [15] Yusuf, 12/84-92 [16] Yusuf, 12/93-101 [17] Fatma Keskin, Sabır, Misyon Yayınları.


Son takip: 28.05.2020 - 02:45
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Ağlama Konusunda Hadis-i Şerif Kaynakları · Af ve Müsâmahanın Yozlaştırılması · AKIL HASTALIĞI · Haramın Devlet Eliyle İşlenmesi · Kur’an ve Sünnette Ruh · 13) Tabiat Olaylarını Allah’ın İradesine Uygun Olarak İdare Etmek · e- Nifak (İnançta İkiyüzlülük) · Rasûlullah’ın Sünnetinde İstişâre ve Konuyla İlgili Hadis-i Şerifler İstişârenin Önemi ve İstişâre Emri · Beşerî Sistemlerin Dünyevîliği; İslâm'ın Uhrevîliği · Hüküm Yönünden Alış-veriş Şekilleri · Barnaba İncil’ini Diğer İncillerden Ayıran Özellikler · Konut Kredisi · Maden ve Definelerin Zekatı · Müslümanların Ehl-i Kitaba Karşı Davranışları Nasıl Olmalıdır? . · Bâtıl Din ve İdeoloji Mensuplarına Benzemenin Hükmü · Kelime-i Tevhid Ve İlah Anlayışları · Âdem’in Günahının Tüm İnsanlığa Dünyadaki Cezâsı · Allah Affedicidir · Zikrin Yozlaştırılması; Zikirde Usûl ve Âdâba Riâyetsizlik. · Halife’nin Anlam Sahası
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber