sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Orucun Şartları
· İslam’a Göre Din Gerçeği
· 2- İddetini Doldurmamış Kadınlar
· Mısır'dan Çıkış
· Tevrat'ın Nüshaları
· Kitab-ı Mukaddes
· Câhiliyye
· Bu İsimleri Bilmenin Faydaları
· Cezâ Tedbiri
· Kızlarağası
· İkon
· Diğer Görevleri
· Athene
· Kurşun Dökmek
· Allah’ın İsmi Olarak Şehid

Son Okunanlar
· İmparatorun Huzurunda.
· Konu ile İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
· 2) Misvak; Dişleri Fırçalamak
· 3- Miras Bırakanın Ana-Babasının Fürûu
· Sehâvet
· Hasır Üzerinde Yatması
· Dehriyye (Dehrîlik)
· Dünyayı Değil Ahireti İsterler
· Vesen
· Nefsin Olumsuz Yönü; Hevâ.



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

İmparatorun Huzurunda.

İmparatorun Huzurunda
İmparatorun Huzurunda    “Onlardan sonra öyle kötü bir nesil geldi ki, na­mazı bıraktılar, şehvetlerine uydular. Bunlar azgınlıkla­rının karşılığını göreceklerdir. Ancak tevbe edip, iman eden ve salih ameller işleyenler cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğramazlar.”[1] Genç, hayret ve dehşetler içerisinde kendisini im­pa­ratorun huzurunda buldu. İmparatorun huzuruna çı­kınca, hakikaten bu imparator bambaşka birisiydi. Adil bir imparatora benziyordu. İmparator: - Bu gencin hikayesi nedir, ne istiyor? Muhafız: - İmparatorum, bu adam bir hazine bulmuş, ama ya­lan söylüyor. Bir de bu para ile buraya dün yiyecek al­maya geldiğini söylüyor. Genç, imparatora dönerek: - Hayır, ben hazine falan bulmuş değilim. Asıl on­lar yalan söylüyorlar. Bu para benim öz paramdır. Bende bu memleketin evladıyım, yemin ediyorum ben bu para ile daha dün buradan ekmek aldım. Bugün de fırıncıya git­tim, aynı para ile bana ekmek vermediği gibi beni muha­fıza teslim etti. Beni senin huzuruna çıkardılar, benim bir kabahatim yok. - Sen bu memleketten kimleri tanıyorsun, isimlerini tek tek söyle! Genç adam, tanıdığı kimselerin hepsinin isimlerini saymaya başladı. Fakat hiçbirini tanıyan olmadı. Sözlerine devamla: - Dün ben ve arkadaşlarım, İmparator Dekyanus’un zulmünden kaçarak şehri terk ettik. İmparator Dekyanus putlara tapıyordu. Biz ise Allah’a inanıyor­duk. Onun için bizi yakalayıp öldürmek istedi, dedi.
İmparator hayret ederek: - Ne dedin, ne dedin, İmparator Dekyanus mu?! O öleli üç yüz seneden fazla bir zaman geçti. - Hayır, bu olamaz! Biz bu memleketi daha dün terk ettik. Siz neler söylüyorsunuz İmparator Hazret­leri! İmpa­rator Dekyanus öleli nasıl üç yüz sene olur?! Yani biz üç yüz sene mi yaşadık? Bu inanılmayacak bir şey. - Bu, makul bir cevap olamaz. Bu defa genç, yanındaki paraları çıkardı, imparato­run önüne serdi ve: - Bakın bu paralar, İmparator Dekyanus’un resmini taşır. Dün ben bunlarla yiyecek satın aldım, dedi. İmparator parayı aldı, avucunun içinde evirip çe­vir­meye başladı. Sonra gence dönerek: - Ben senin işine bir türlü akıl erdiremedim. Senin bu hâlin hayret verici bir şey, dedi. Genç: - Yani biz mağarada üç yüz sene mi uyuduk? dedi. - Uyudunuz mu? Demek senden başkaları da var? Söyle bakalım kimler onlar? - Evet ben ve arkadaşlarım, İmparator Dekyanus’un zulmünden kaçarak mağaraya sığınmıştık. - Şaşırdım, bu senin anlattıklarına. Bir türlü akıl er­diremiyorum. Bu imkansız bir şey! Böyle bir şey şim­diye kadar ne duyulmuş, ne görülmüştür! İnsan oğlu üç yüz sene uyusun ha! Bu, ancak Allah’ın, sevdiği kullarına bah­şettiği bir mucizedir. Genç: - Eğer bana inanmıyorsanız, geliniz gidelim. Arka­daşlarıma soralım, dedi. Kabul ettiler. İmparator ve maiyeti atlarına binerek, Telmiha’nın peşine düştüler. Şehirden ayrılarak mağaranın yolunu tuttular.
Mağaraya yaklaştıkları sırada Telmiha: - Sizin burada biraz beklemenizi rica ediyorum. Ar­kadaşlarımın yanına ben yalnız gideyim, mağaraya gire­yim, hakikati onlara haber vereyim. Çünkü onlar atların gürültülerini, ayak seslerini duyunca İmparator Dekyanus’un adamlarının mağarayı bastığını düşüne­cek ve çok korkacaklardır. Belki de daha fazlası olacak, ansızın ölecekler, dedi. İmparator ve maiyeti bu ricayı makul buldular ve beklemeye karar verdiler. Telmiha yalnız başına onlar­dan ayrılıp mağaraya arkadaşlarının yanına gitti. Arka­daşları onu görünce çok sevindiler. - Çok şükür, sağ salim döndün. İmparator Dekyanus-un şerrinden seni kurtaran Allah’a şükürler olsun, dediler. - Şimdi Dekyanus’u falan bırakın da beni dinleyin ve cevap verin: Biz bu mağarada ne kadar kalmış ve uyumu­şuz, biliyor musunuz? - Bir gün yahut daha az, dediler. - Hayır, biz bu mağarada üç yüz sene kadar uzun bir müddet uyumuşuz, üzerimizden bunca yıl geçmiş. Ne İmparator Dekyanus kalmış, ne de tebaası. Dünya değiş­miş, âlem bambaşka bir âlem olmuş. Yeni İmpa­rator da ibadeti serbest bırakmış, adı da “Tendüvis” imiş. Bundan sonra o anda hepsi derin bir sessizliğe gö­müldüler ve oldukları yerde adeta yığılır gibi kalarak bir daha uyanmamak üzere ebedî uykularına daldılar. Diğer taraftan sabırsızlanan imparator, beklemeye ta­hammülü kalmayınca emir verdi: - Gidin, bakın! dedi. Fakat giden adamları da geri gelmedi. Bu defa biz­zat kendisi gitmeye karar verdi. Lakin gitmesiyle kapı­nın ağzında donakalması bir oldu. Çünkü gördüğü manzara akla mantığa sığacak bir şey değildi. Halbuki az evvel genci mağaraya girerken gör­müş­lerdi. Şimdi ise mağaranın kapısını girilmeyecek şekilde örümcekler örmüştü. Gençleri de yerde ölü vaziyette ya­tıyor görmüşlerdi, hem de gözleri açık bir şekilde. Maiyetiyle geri dönmek isteyen imparator tekrar hay­retini mucip kılan şu manzara ile karşılaşmıştı: Az önce ölü olarak yerde yatıyor gördüğü gençler, arkasını döner dönmez ortadan kaybolmuşlar, yok ol­muşlardı. Yoksa bunlar kendisi ile alay mı ediyorlardı? Gözünün görebildiği yerde olmadıklarına göre, ne alay etmişler ne de oradan kaçmışlardı. Bu olsa olsa bir mu­cize, bir yüce kudretin eseriydi. İmparator bu esrarlı olay karşısında diz çökerek: - Ey Ulu Kudret! Bu gençleri üç yüz sene uyutup bi­zim karşımıza çıkarmakla bize kudret ve büyüklü­ğünü ispat ettin. Bu ancak senin kuvvet ve kudretinle meydana gelen bir mucizedir. Bu yeri, göğü yaratan Halik-ı Mutlak olan sensin. Ben senin kudretine inanı­yorum, beni affet, dedi ve ardından iman etti. “Onlar mağaralarında üç yüz sene kaldılar, (buna) dokuz (sene) daha kattılar.”[2] Üç yüz dokuz yıl oldu. “Şüphe yok ki, o kimseler ki iman ettiler ve salih amel­lerde bulundular. Biz elbette böyle güzel amel işleyen­lerin mükâfatını zayi etmeyiz Onlara altından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Onlar orada tahtlar üze­rinde ku­rularak, altın bileziklerle bezenecekler, ince dibadan, kalın dibadan yeşil elbiseler giyeceklerdir. Ne güzel sevap, ne güzel kalma yeri.”[3] İşte dünyadayız… Ayaklarımızın altından kayıyor bir yol, biz istesek de istemesek de bir yerlere varacak bu yolun ucu. Öteye açı­lan sonsuzluğa selâm edeceğimiz kapılara varıp dayana­cak. Sonra yine yollar, yollar... İnsan olmanın, fani olmanın, emaneti omuzlama­nın serüveni bu. Sonsuzluğa açılan kapı sonrası, başka bir dünya bekliyor bizi. Zaman, mekan ve boyut kav­ramları uçup gidiyor, yeni ve daha yüce anlamlar yük­leniyor bu­rada. O bizi sabırla bekleyen kapıya değin ne yapıyor idiy­sek, kapıyı açarken de onu yapıyor olacağız, son­raki ya­şamımızı da bu yaptıklarımız belirleyecek... Öyle ya ne yaptık, işte dünyadayız… Boyumuzu aşan hülyaların peşinden mi koştuk onca yıl? Yükseklere merdiven dayayıp, Karun’un ha­zinelerine şarkılar mı besteledik? Yoksa yönsüz bir halde dalgalarla mı boğuştuk, şimdiye değin? Akıntı vardı, biz de kürek çektik durmadan; hangi yöne itti bizi bu çabalar? Oldu­ğumuz yerde dönüp durduk mu yoksa? Çalışma ve gayretlerimiz, alın terlerimiz, hayatın an­lamını ne ölçüde kavradı? Bizimle aynı yolda yürü­yen şaşkınlara benzemek miydi amacımız? Onların basit, ruh­suz, ama çok, ama ulaşılmaz arzuları bizi de mi kuşattı yoksa? Düşüncelerimiz, duygularımız günübirlik sınırlara kilitlenip kaldı, belki akşama zor yetiyordu ömrü bu duy­guların? Kim bilir bir gün batmadan yitiyorlardı belki? Hayat günlük sınırları açtığı zaman buluyor gerçek anlamını. Öteyi düşünerek yapılan en küçük işler, son­suz mutlulukların kaynağı oluyor hemen. Dünya ile sınırlı kapılarını kıran ne varsa, ötede hayat buluyor. Acılarımız orayı düşündükçe güzel, sevinç ve neşemiz orayı unut­madıkça anlamlı. Bizler, ahirete inananlar kendimizi nasıl kilitleriz bugüne, dünyaya, bu sonlu ülkeye? Bizler asıl ötenin insanlarıyız. Burada yaşama­mız, beşeriyet gereği işlerle uğraşmamız, buralıyız an­lamına gelmez. İnancımız, sonsuz mutluluğun anahtarını veriyor bize; inanıyoruz ve üstünüz. Yaşadığımız günler, saatler, sonsuzluk diyarlarına alıp götürsün bizi. Ölçüsünü başkalarının verdiği bu çer­çeveyi kıralım; insan olmanın, inanmanın onurunu günü­birlik duygulardan uzak tutarak birlikte yaşaya­lım. Mutluluğa giden hangi yol, zorluklar vadisinden, sa­bır dağlarından geçmez ki?!.. “Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa, gü­zel bir amel işlesin ve Rabbine ibadette ortak tutma­sın.”[4]
  Hayal denizine gemiler saldık Kara yaygılarla uykusuz kaldık Dünya varlığından sanki ne aldık İşin başı sabır kanaat imiş   Bu farizayi yerine getiren ümmete en hayırlı üm­met denmiştir.[5] Hak kelimesinin yanı sıra ehl-i imanın ve onların top­lumunun hüsrandan kurtulabilmesi için toplumun üyele­rinin birbirlerine sabrı da telkin etmesi şart ko­şulmuş­tur. Yakînen onu himaye etmenin uğrunda kar­şılaştık­ları bü­tün zorluk ve mahrumiyetler karşısında birbirle­rine sebat göstermeyi telkin etmelidirler. Her fert bu şartlara karşı sebat göstermesi için diğerine ce­saret vermelidir. [6]   [1] Meryem, 19/59-60 [2] Kehf, 18/25 [3] Kehf, 18/30-31 [4] Kehf, 18/110 [5] Bkz. Âl-i İmrân, 3/110 [6] Fatma Keskin, Sabır, Misyon Yayınları.


Son takip: 02.06.2020 - 04:31
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· f- Allah Hakkında Kötü Zanda Bulunan Münâfık ve Müşrikler · b- Allah Adı Anılmadan Kesilen Hayvanların Etini Yemek · a- Savaştan Önce · Nakşîbendîliğin, Toplumsal Yaşam Üzerindeki Etkileri · Orucun Şartları · Orucun Yasakları · Vahdet-i vücud · Vedîanın Hükümleri · 2) Allah'tan Başkaları Adına edilen Yeminler · d) Tevekkül Edenin, Tasarruf Ettiği Hususlarda Vekaletin Caiz Olduğu Alanlarda, Başkasını Vekil Tayin Etmek Suretiyle Tevekkül Etmesi · b- İcâbî Ahlâkî Cezalar (Psikolojik Yaptırımları Olan Cezalar) · 6- Birinci Adım İslami Akideye Davet. · Savaş Esirleri Konusunda Kur’an’ın Direktifi · Takıyye; Düşman Kâfirlerden Gelecek Tehlikeden Dolayı Farklı Görünme . · 8- Teknoloji Yoluyla Fesad · Hadis-i Şeriflerde Azim ve Tevekkül · Yozlaştırılan Din; Halkın Dini ve Hakkın Dini · Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar · Tevekkül; Anlam ve Mâhiyeti · Rabb Olmanın Üç Özelliği
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber