sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Ticâret/Alış-Veriş; Anlam ve Mâhiyeti
· Cehâlet
· Burçlar
· Cennet Hakkındaki Bazı Batıl Düşünceler
· 2. İstişârenin Şekli
· d. Saygısız Müdâhale
· Kutb (kutub)
· Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
· DÜNYA ..
· EHL-İ KİTAP .
· Hıristiyanların inançla ilgili İslâm’a aykırı görüşleri
· Bu İsmi Bilmenin Faydaları
· Fesat
· Bevvâb
· Homer (Homeros)

Son Okunanlar
· Aşk Güzel Bir Duygu mudur?.
· Malı Değerinin Altında Almak
· Mescid-i Haram, Mescid-i Aksâ, Mescid-i Nebevî
· Aziz (sint, saint)
· d) Fahşâ
· Hadis-i Şeriflerde Yeme İçme.
· İhtilâfların Kaynağı
· c- İstikbâr (Büyüklük Taslama)
· Yolculuk
· Metot Farklılığı



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Aşk Güzel Bir Duygu mudur?.

Aşk Güzel Bir Duygu mudur
Aşk Güzel Bir Duygu mudur?   Ebu'l-Ferec İbnü'l-Cevzî, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim gibi âlimler, bir taraftan mutasavvıfların bu konudaki görüşlerini ciddî şekilde tahlil ve tenkit etmişler, diğer taraftan konu ile ilgili kendi görüşlerini geniş olarak ortaya koymuşlardır. Genellikle onlar kelime ve kavram olarak "aşk"ı reddeder, yerine "muhabbet"i koyarlar. Onlara göre aşk, şer'an da aklen de kötü, muhabbet ise hem din hem akıl yönünden faydalı ve güzel bir duygudur. İbnü'l-Cevzî, Zemmü'l-Hevâ adlı eserinde en basit arzudan başlayıp aşka kadar varan bütün his ve heyecan hallerini geniş bir tahlil ve tenkide tâbi tutmuş, bunlardan dinî ve İslâmî olanlarla olmayanları tesbit edip şer'î hükümlerini tâyin etmeye çalışmıştır. Ona göre aşk güzel sûretlere meftûn olmaktır. Câzip ve güzel sûretlere düşkün ve tutkun olana "sûrî âşık" denir. Sûretler fâni olduğu gibi onlara bağlı olan aşk da fânidir. Nitekim çocuklar resim ve oyuncakları yetişkinlerden daha çok severler, eğitimle olgunlaştıkları zaman bu türlü şeylere fazla ilgi duymazlar. Eğitilen ve olgunlaşan insanlar sûretleri sevme mertebesini geçerek zatları sevme mertebesine ulaşırlar. Bedenin güzelliğinden çok aklî ve ruhî güzelliği severler. Mücerret güzelliğe duyulan sevgiyi müşahhas güzellikle alâkalı sevgiye tercih ederler. Şekil ve sûretten ziyade ilim ve mârifetten hoşlanırlar. İbnü'l-Cevzî, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim'e göre aşk insanı insan yapan aklı, fikri ve muhâkemeyi yok eder. Çünkü aşk bir çeşit cinnet halidir. Bu sebeple aşk yolunu tutan mutasavvıflar çoğunlukla akıl ve mantığa meydan okumuşlar, düşüncenin ürünü olan ilmi hiçe saymışlardır. Düşünce haliyle aşk hali birbirine zıttır. Düşünce yok olduğu nisbette aşk hâkim olur. Onun için şuur ve idrâk halini yok eden aşk bir fazilet olamaz. Aklın duyguya hâkim olmasına fazîlet, duygunun akla hâkim olmasına rezîlet  denir. Şuuru yok eden ve hissî bir hal olan aşk bu bakımdan makbul bir şey değildir. Gerek irâdelerine hâkim olamayıp arzuların esiri olmaları bakımından, gerekse şuur ve idrâk halini kaybetmeleri bakımından âşıklar hayvanların seviyesine, hatta daha da aşağılara düşerler. Aşk bir ifrat halidir. Halbuki fazîlet ifratla tefrit arasında bulunan itidâl halidir. Şu halde aşk bir fazilet değildir. Aşk ölçüsüzlüktür, âşık da dengesizdir. Ölçüsüzlük ve dengesizlik hiçbir zaman iyi bir şey değildir. Tasavvufî aşkın karşısında olan âlimler aşkı elem, ıstırap, uykusuzluk, iştahsızlık gibi patolojik tezâhürlerle kendini belli eden, cinnet ve intihara kadar götüren rûhî ve bedenî hastalıklara yol açtığını dikkate alarak selim fıtrata da aykırı bulmuşlardır. İbnü'l-Cevzî aşk yüzünden intihar eden veya cinâyet işleyen kimseler bulunduğunu belirterek çeşitli isimler sayar ve örnekler verir (Zemmü'l-Hevâ, s. 458-465). Telbîs İblîs'te mutasavvıfların aşk anlayışını tenkit eden İbnü'l-Cevzî'ye göre muhabbet, iyi bir duygu olmakla birlikte, onun aşırı şekli olan aşk kötüdür. Zira aşk insanın gözünü kör, kulağını sağır eder. Bu sebeple aşkla başlayan ve gerçekleri görmeme esasına dayanan birleşme ve beraberlikler ayrılık ve hüsranla nitecelenir. Aşkı uğurunda katil olanlar, intihar edenler bulunduğu gibi, bu yolda din değiştirenler de az değildir. Aşkı, "nefsin kendisine zarar veren şeyi sevmesidir" diye tarif eden İbn Teymiyye'ye göre aşk, rûhî ve kalbî bir hastalıktır. Beden üzerindeki tesiri arttıkça cismânî bir hastalığa da dönüşebilir. Kendini aşka kaptıran hüsrâna uğrar. Aşk bir irâde bozukluğu ve hastalığıdır. Aşkı, mâşuku tasavvur etmekten hâsıl olan mahayyile bozukluğu olarak görenler de vardır. Aşk bir kimal hali olmadığı için Allah'ın vasfı değildir. Allah âşıktır veya mâşuktur denemez. Bu durumda kulun Allah sevgisi ancak muhabbet diye adlandırılabilir. İbn Teymiyye sûrî aşka (beşerî aşka) da şiddetle karşı çıkmıştır. Zira aşk, önce kişinin dinini ve nâmusunu, sonra aklını ve sıhhatini tahrip eder. Ona göre kalp Allah'ı sevmek için yaratıldığından O'ndan başkasını kayıtsız şartsız olarak sevemez. Allah'ı ihlâsla sevdiği için Hz. Yûsuf Züleyhâ'ya âşık olmamıştı. Züleyha müşrik olduğu için Hz. Yusuf'a âşık olmuştu. Aşkın yegâne sebebi tevhid ve imandaki eksikliktir. Allah'tan korkmak ve O'na gönül vermek, O'ndan başkasına gönül vermeye engeldir. Sevginin önem ve gereğine işaret eden İbn Kayyim, aşk konusunda İbn Teymiyye'yi tâkip eder. Ona göre konusu şekil ve sûret olan olan sûrî (beşerî) aşk, büyük bir belâ, korkunç bir âfettir, kalbi tahrip eder. Ruhu Allah'tan başkasının kulu ve kölesi haline getirir, esârete düşürür. Bunun için âşık mâşukuna "kulun kölen olayın, kurbanın olayım" diye hitap eder. Böylelikle aşkını ve mâşukunu ilâhlaştırarak ona tapar. Bir şeyi taparcasına sevmek, kişiyi o şeye bağımlı kılar, hürriyetini elinden alır. Sadece Allah'ın kulu olan ve yalnız O'nun huzurunda boyun eğen bir kimseyi kendisi gibi bir insanın kölesi haline getiren ve kayıtsız şartsız onun irâdesinin ve hâkimiyetinin altına sokan aşkın hiçbir faydası yoktur. Hak Teâlâ, "Hevâsını (aşkını) ilâhlaştıran kişiyi görmedin mi?" (45/Câsiye, 23) diyerek aşkın sapıklık olduğuna işaret etmiştir. Ona göre, "Mü'minler Allah'ı şiddetle severler." (2/Bakara, 165) meâlindeki âyet, "mü'minler, Allah'ı müşriklerin putları sevdiklerinden çok daha fazla severler" mânâsına gelir. Müşriklerin putları sevmeleri sahte, mü'minlerin Allah'ı sevemeleri samimi ve hakiki bir sevgidir. Âyette bu husus belirtilmiş olup bunun aşkla bir bir ilgisi yoktur. Ebû Ya'lâ el-Mevsılî, Ebu'l-Hüseyin en-Nûrî'nin, "Ben Allah'a âşığım, O da bana" sözü hakkında, "Bu, Hulûliye'nin sözüdür" demişti. İbn Kayyim de Nûrî'ye şiddetle hücum ederek aşk kelimesinin sadece cinsî sevgi ile ilgili hususlar için kullanıldığını, ayrıca Allah'ın sıfatlarının nakle dayandığımı ve tevkıfî olduğunu belirtmiştir. Buna göre, "O sever" denilebilir ama "âşık olur" denilemez. Übnü'l-Cevzî, Gazzâlî'nin, "İlâhîler Allah'a âşık olanın aşkını pekiştirir" sözüne temas ederek, "Bu çirkin bir sözdür. 'Allah'a âşık oldum' demek, vehim ve vesveseden başka bir şey değildir" demiştir. İbnü'l-Cevzî, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim gibi müelliflerin tasavvufî aşka hücum ederek onu şiddetle reddetmeleri sırf bir tepkiden ibâret kalmamış, aşkı reddederken muhabbet unsurunu bütün genişliği ve derinliğiyle işlemişler ve İslâm dininin bir sevgi dini olduğunu naklî delillere bağlı kalarak izah etmişlerdir. Öte yandan tabii bir şekilde cereyan eden beşerî aşkı da anlayışla karşılamışlar, ancak bunun ifrâta götürülmemesi ve tabii sınırları içinde bırakılması lâzım geldiğini ifade etmişlerdir. Zemahşerî, Mâide sûresinin 54. âyetini tefsir ederken, kulun Allah'ı sevmesini O'na itaat etmesi, rızâsını gözetmesi, gazabını ve azabını gerektirecek hal ve hareketlerden sakınması şeklinde izah eder. Ona göre Allah'ın kulunu sevmesi ise, amel ve ibâdete karşılık olarak onu en güzel şekilde mükâfatlandırması, böyle kullarına yüksek makamlar vermesi, onları övmesi ve kendilerinden râzı olması mânâsına gelir. Mu'tezile, mutasavvıfların anladığı mânâdaki dinî ve İlâhî aşkı Hanbelîller gibi şiddetle reddeder. Büyük müfessir Zemahşerî, İlâhî aşktan bahseden mutasavvıfları insanların en câhili, ilmin ve âlimlerin azılı düşmanı, şeriat yolunun en menfur ve en rezil kişileri olarak tavsif eder. Ona göre aşk ve muhabbeti kendi dinleri olarak ilân eden mutasavvıflar, vaaz meclislerinde ve raks meydanlarında "şâhid" adını verdikleri oğlanlar hakkında söylenen birtakım şarkılar okunursa vecde gelmiş gibi kendilerinden geçerek nâralar atarlar. Zemahşerî bunlara, "Allah, meclislerini ve raksettikleri yerleri târumar ederek virâneye çevirsin!" diye bedduâ eder (el-Keşşâf, I/647). Şîî âlimlerden Ahmed el-Ahsâî, sevgide en ileri ve aşırı noktaya kadar götürülen ve aşk adı verilen şeyin şeytanca bir çılgınlıktan ibaret olduğunu belirtir. Ona göre Yüce Allah'ı en kuvvetli ve en harâretli bir şekilde seven Hz. Muhammed (s.a.s.) ile Ehl-i beyti olduğu halde, onlar bu sevgilerini ifade etmek için hakikat, ne de mecaz olarak aşk kelimesini kullanmamışlardır. Çünkü o zaman aşk sadece aşırı cinsî sevgiyi ifade ediyordu, hatta mala ve dünyaya âşık olmak gibi ifadelere bile rastlanmıyordu. Ahsâî'ye göre aşk, sûfîlere has bir ibâdet olup Allah bundan münezzehtir. Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Ehl-i beyti bundan tenzih etmek gerekir.[1]   Hem İlâhî, hem de mecâzî anlamda aşk, edebiyatın ana temalarından birini oluşturmuş, bu kavram etrafında geniş bir aşk edebiyatı meydana gelmiştir. Edebiyatta ve tasavvufta "aşk", bazen her iki anlamda ve birbirine karıştırılarak sunulmuş, İslâm'ın en temel konusu olan "tevhid" hassâsiyetiyle ilgili zihinlerin ve gönüllerin bulandırılmasına sebep olmuştur. İslâm'ın çok kesin olarak yasakladığı ve büyük günahlardan saydığı içki, mubah gibi de değil, bir fazîlet unsuru olarak sunulmuş ve İlâhî aşk anlamında kullanılmıştır. Tasavvufî kitaplarda, tasavvufî şiirlerde "şarap", "bâde", "mey", "meyhane", "sâkî" gibi kelimeler İlâhî aşkı anlatmak için kullanılan en güzel kelimeler olarak değerlendirilmiştir. "Aşk" ve "âşık olmak" denilince, insan zihninde tümüyle dünyevî ve nefsî/hevâî özellikler çağrıştığı halde, bunu yaratıklara hiçbir yönüyle benzemeyen Allah için hiç tereddüt etmeden kullanabilmişlerdir. Sonra, bu edebiyatın adına da İslâm edebiyatı diyebilmişlerdir.                    Süleyman Çelebi, Mevlid diye bilinip ibâdet kasdıyla ve kutsal kitap gibi okunan Vesiletü'n Necat adlı kitabında, Cenâb-ı Hakk'ın Hz. Peygamber'e; "Ben sana âşık olmuşam ey Nebî" şeklindeki ifadesi, Divan edebiyatına tasavvufun bu tür etkilerinden biri olarak değerlendirilir. Samed olan Allah'ın bir kuluna âşık olmasını düşünmek, bunu dillendirmek İslâm'ın Allah ve tevhid inancıyla nasıl ve ne kadar bağdaşır? Bir kadının yanağından, dudağından, saçından, belinden... bahsedeceksiniz, sonra bunların Allah aşkını ifade eden mazmumlar, mecâzî ifadeler olduğunu kabul edeceksiniz. Peygamber ve ashâbı Allah sevgisini bu şekilde mi dile getiriyorlardı? Böyle dile getirenleri duymuş olsalardı ne yaparlardı? Allah sevgisini belirtmek için lügatlarda şaraptan, kadın yanağı ve dudağından başka kelime mi kalmadı? Bunun faydası, gereği nedir, zararı ve sakıncası nedir? Ve "atalarımız ne yaptıysa, bir hikmeti vardır, biz de o yoldan yürümeliyiz, en azından bunları eleştirmemeli, yaptıklarına İslâmî sıfatı yakıştırmalıyız" mı denilmelidir? "O (şeytan) size ancak kötülüğü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. Onlara (müşriklere): 'Allah'ın indirdiğine uyun' denildiği zaman onlar, 'Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız' dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?" (2/Bakara, 169-170)     [1] Mustafa İslâmoğlu, Yürek Devleti, s. 83-125.


Son takip: 22.08.2019 - 07:02
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Savaş Hali · Sözlerin En Güzeli Olan Kitap’ta “En Güzel Söz” Diye Tanımlanan “Dâvet”in Usûlü · Kur’an Konuları · er-RAKÎB - eş-ŞEHÎD · i- Fâiz · Diğer Yaratıklara Güzel Davranma · Fizyolojik ve Biyokimyasal Etkiler · Bu Din Benim Dinim Değil! · Şefaat Konusunda Benzeşenler · Davud'un Hangi Oğlu Hz. İsa'nın Atasıdır?. · İlham.. · 5) Sebep Olarak Öldürme · Rızkın Temizinden Faydalanmak. · Bu İsmi Bilmenin Faydaları · Tevrat'ın Nüshaları · Zıllullah · Sâbiî; Anlam ve Mâhiyeti · Seferber · B) Naklî Deliller · HAMELE-İ ARŞ.
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber