sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Cezâ Tedbiri
· Alimlerin Görüşüne Göre İlham
· Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
· Arbede
· Liânın Şartları
· 7) Yolcuya İhsân
· İkon
· Misvak ve Diş Temizliği
· Allah Bazı Kimselere Dost Değildir
· Hatm-i Hâce
· Toprak Mahsullerinin Zekâtı
· Nüzul Zamanı
· 2- İddetini Doldurmamış Kadınlar
· Arazi Gasbetmek.
· İttibâ Şirki

Son Okunanlar
· Salevât; Bağlılık Andı, Biat Yenileme.
· Helâk; Anlam ve Mâhiyeti
· Hâkimiyet Şirki;
· d- İslâm’a Karşı Olan veya İslâm’ın Yasak Ettiği İşlerde Çalışmak
· Kur’an-ı Kerim’de Şeytan Kıssası
· Özel mülkiyete ilişkin olarak
· Ğanîmet; Fethin Dünyevî Avansı
· Güncel Câhilî Eğitimde Şirk
· Allah'ın Âdem (a.s.)'e İsimleri Öğretmesi
· 5- Yürekte ve Dilde Tevhid



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Salevât; Bağlılık Andı, Biat Yenileme.

Salevât
Salevât; Bağlılık Andı, Biat Yenileme   Yukarıda sayılan  şiarların nisbet noktası, Allah idi. Şimdi ise O’nun elçisine salât etme sözkonusudur. Bununla Peygamber ile müslümanlar arasındaki bağ sağlamlaştırılmak istenmektedir. Önder ile ümmet arasındaki bağ sağlamlaştırılmak istenmektedir. Önder ile ümmet arasındaki bağı islâm, kendine özgü sistemi ile sağlamaktadır. Öyle ki, bu bağla ilgili söz vermenin her namazda söylenmesi istenir: “Ey Nebî! Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun... Bize ve tüm sâlih kulların üzerine olsun.” Salevâtta asıl terimler, “âl-i Muhammed” ve “salât” kelimeleridir. “Âl-i Muhammed” derken kimleri kastediyoruz? Salât ile neyi anla(t)mak istiyoruz? Ne anlama geliyor bu salevât? E-v-l kökünden gelen “âl” şu anlamları içeriyor: Serap, aile, akraba, tâbi, taraf. E-h-l kökünden gelen “ehl” ise, benzer anlamlarda birlikte kullanılıyor. Şu anlamları var: Evlenmek, mâmur olmak, akraba, eş, sahip. Âl-i Muhammed ve Ehl-i Beyt denilince, başlıca iki anlam ortaya çıkıyor: 1- Aile anlamı, 2- Taraftar-tâbi-çevresi anlamı. Şimdi kelimenin Kur’an’da ve İslâmî metinlerdeki kullanılışını görelim: Âl kelimesinin Kur’an’da 25 defa geçtiği görülmektedir. 13 kere Âl-i Fir’avn şeklinde, geri kalanda Benî İsrâil’e gönderilen peygamberler için kullanılmaktadır. Âl-i İbrâhim, âl-i Ya’kub, âl-i Lût, âl-i Mûsâ, âl-i Hârun gibi. Âl-i Muhammed’in kim olduğu konusunda da ihtilâf edilmiştir. Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik, “benî Hâşim”dir derken; Şâfii, “benî Hâşim ve benî Abdulmuttalip’tir” diyor. Bazı ulemâ da: “Kureyş’in hepsidir” diyor (Buhârî, 5/293-295). “Âl” ve “ehl” kelimeleri, nisbet edildiği isme göre kullanılan genel bir isim olmaktadır. Meselâ Âl-i Muhammed denildiğinde, “Onun taraftarları, bağlıları, etrafında toplanan çevresi” anlamı daha kuvvetlidir. Zira kan bağı ile ona yakın olan akrabası kastedilmiş olsa idi, Ebû Leheb de işin içine girmiş olacaktı. Nitekim âl-i Fir’avun derken, onun akrabaları değil; çevresinde toplanan adamları, yönetim çevresi kastedilmektedir. Türkçe’de bu kelimeler karşılığı kullanılan taraftar, çevre, mensup, adamları, yanlıları vb. kelimeler vardır. Kelimelerin ilk ve asıl mânâları bunlar olmakla birlikte, ikinci olarak da âilesi, hanımları, kızları, dâmatları vs. anlamları da vardır. Nitekim âl-i Muhammed’e sadaka verilmeyeceğine dair Buhârî’nin rivâyet ettiği Ebû Hüreyre hadisi (Buhârî, 5/292) buna örnektir. Hadiste “Âl-i Muhammed sadaka yemez” denilirken, “Muhammed (s.a.s.)’in evinde oturanlar” kastedilmiştir (Buhârî, 5/295). Bunlar da Nebî (s.a.s.)’nin ev halkını oluşturan hanımları, kızları, dâmâdı ve torunlarıdır (Buhârî, 5/295). Ehl kelimesinin Kur’an’daki 54 ayrı yerdeki kullanımı incelendiğinde görülmektedir ki, kelime, genel bir nisbet ifâde etmektedir. En çok kullanılan “ehl-i kitap”la bir kitaba nisbet yapılmaktadır. Yani, bir kitabın (Tevrat ve İncil’in) etrafında toplananlar. Ehl-i Beyt denilince  “Muhammed (s.a.s.)’in evinde oturanlar” (hâne-i sükkân) kastedilir. Nitekim 33/Ahzâb sûresindeki âyetlerde Nebî (s.a.s.)’nin hanımlarına “ehle’l-beyt” diye hitap edilmiştir (33/Ahzâb, 33). Salevâttaki “âl” kelimesi de âl-i Fir’avn kelimesindeki kullanılışı gibidir. Yani Muhammed’e (s.a.s.) tâbi ve taraftar olan herkes kastedilir. Bunun içinde ailesi de, hâne halkı da vardır. Değil Kureyş’ten, Arap bile olmayan Fârisî (İran’lı) Selman, Habeşî (Habeşistan’lı) Bilâl, Rum (Bizans’lı) Süheyb de vardır. Âl ve ehl kelimelerini daraltarak sadece 4 kişiye hasretmek (Ali, Fâtıma, Hasan, Hüseyin -r.a.-), sonraki asırların ashâb arasında çıkan tartışma ve kavgaların etkisiyle bir tarafı tutarak diğer tarafı tümden silme yanlışlığının bir sonucudur. Öyle ki, aynı Rasûl’ün hanımı olan Âişe (r.a.)’ye Kur’an “ehl-i beyt” diye hitap etmesine rağmen; Ehl-i Beyt’ten çıkarılmış, Nebî’nin kızı Fâtıma (r.a.) Ehl-i Beyt’ten kabul edilmiştir. Halbuki biri hanımı, biri kızıdır. Her ikisinin de Ehl-i Beyt olarak anılması gerekir (33/Ahzâb, 32-33). Böylece “al” ve “ehl” kelimelerini özellikle Kur’an’daki kullanımlarına uygun olarak “inanç” temelinde “aileden ve aileden olmayan çevre” anlamında kullanmak en doğru kullanış olacaktır.          S-l-v kökünden gelen kelimelerde şu anlamlar var: Atın ikinci gelmesi, duâ, namaz, rahmet, hayvanın sırtının ortası. Salevât getirmek denilince “duâ ve rahmet” okumak anlamları kastedilmektedir. Kur’an’da 104 defa kullanılan bu kökten kelimelerin bu kullanılışlarına baktığımızda hemen hemen tamamında bazı özel hareketleri ihtivâ eden bir ibâdet şekli olduğunu anlıyoruz. “Onlar ki salâtı ikame ederler ve zekâtı verirler.” (2/Bakara, 277) “Sen içlerinde olup da namazları kıldırdığın zaman, bir kısmı seninle beraber namaza dursun, silahları da yanlarına alsınlar. Secdeyi yaptıktan sonra onlar arkanıza geçsinler, kılmayan öbür kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar, tedbirli olsunlar... Namazı kıldıktan başka, Allah’ı ayakta iken, oturur iken ve yan yatarken de zikredin/anın... Emniyete kavuştuğunuzda, namazı gereğince kılın. Namaz şüphesiz ki mü’minler üzerine farz kılınmıştır.” (4/Nisâ, 102).  “Gecenin bitiminde ve gündüzün başlangıcında namızı ikame et.” (17/İsrâ, 78) Salâtın namaz dışında, bir de duâ ve rahmet anlamı olduğunu belirtmiştik. Bu, "salevât göndermek" denilen şeydir. ‘Salat’, Allah’a nisbet edilirse, kullarına rahmet etmeyi;  müslümanlara nisbet edilirse duâyı, meleklere nisbet edilirse Allah’tan kullar için af dilemeyi  ifade eder. Peygambere ‘salât’ etmek, ona duâ etmek demektir. Buradaki ‘salât’ın çoğulu bilindiği gibi ‘salavât’tır. ‘Salât’ bu anlamda Kur’an’da da geçmektedir: "Hiç şüphesiz Allah ve melekleri peygambere salat etmektedirler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selâm verir.” (33/Ahzâb, 56) Bu kelime yine Kur’an’da dua ve rahmet anlamında da kullanılmaktadır: “O’dur ki sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet (salat) etmekte, melekleri de (size dua etmektedir). O, mü’minlere çok merhametlidir.” (33/Ahzâb, 43). “Rablerinden bir salevât (bağışlanma) ve rahmet bunların üzerinedir ve hidâyete erenler de bunlardır.” (2/Bakara, 157) Allah Teâla ve melekler hem Peygambere hem de mü’minlere salât ediyorlar. Peygamber mü’minlere devamlı salât-duâ etmektedir. Mü’minler de Peygamber'e ‘salât-salevât’ getirmekle, O’na dua etmekle sorumlu tutuluyorlar. Hergün namazda okunan ‘salli-bârik’ duâlarında bunu ifade etmekteyiz ve Peygambere ‘salât’ getirmekteyiz. “Ey Allah’ım! İbrahim’e ve ailesine ‘salât’ ettiğin gibi Muhammed’e ve O’nun âline/ailesine de ‘salât’ et.” Peygamber’e salât etmek, yani salevât getirmek mü’minler üzerine bir yükümlülüktür (33/Ahzâb, 56). Peygamberimiz de buyuruyor ki: “Kim bana salât okursa Allah da ona on salât okur ve on günâhını affeder, makamını on derece yükseltir.” (Nesâî, Sehv 55, 3/43) Peygamber'in ismi her anıldığında ona salât ve selâm göndermek böylece emredilmiş oluyor. Bunun ne zaman ve nasıl yapılacağı, her ismi geçtiğinde mi, yoksa çok anılan bir yerde bir defa salevâtın yeterli mi olacağı konusu tartışılmıştır. Genelde her ismi anıldığında veya yazıldığında salevât getirmek bir İslâmî gelenek olarak yerleşmiştir. Bu geleneği devam ettirmek gerekir. Salevât, bir bağlılık açıklamasıdır. Dinin kaynağı olarak görülen risâletin korunması, üzerine toz kondurulmaması için özel bir formüldür. Bununla mü'minler dinin kaynaklarına bağlılıklarını her defasında yenilemiş olurlar. Zira risâlet ve rasul merkezî konumdadır. Biz dini onun açıklamasıyla, beyanıyla öğrendik. Onun doğru söylediğine inandığımız için dini kabullendik. Dolayısıyla ona olan en küçük bir güvensizlik, getirdiklerine de güvenmemeye yol açacağından bu durumun zedelenmemesi şarttır. O halde, İslâm'a giriş, risâlete iman ile başlamaktadır. Zira ortada görünen ne Allah ve ne de melekleri vardır. Sadece o konuşmaktadır. Söylediklerine inanan, müslüman olmakta, inanmayan kâfir olmaktadır. Âhiret günü hesaplaşmanın mihenk taşı da rasuller olacaktır. Rasûle tâbi olan kurtulacak, olmayan cehennemi boylayacaktır. Mü'minler Rasûl'ün önüne kimseyi geçirmemelidirler (49/Hucurât, 1). Zira her gün defalarca ismini anarak ona olan bağlılık izhar edilmektedir. Biz bu kadar ona yakınlaşmışken araya başkalarını sokarak nasıl ondan uzaklaşabiliriz. İslâmî önderler ve liderler bu salevâtın ölçüsüyle daima kontrol edilmeli, yüzleştirilmeli, onunla sağlaması yapılmalıdır. Bütün İslâmî önderler onun çizgisinde/hattında olmak zorundadırlar. Onun hattının üzerinde başka bir hat/usûl olamaz. Mekke ve Medine'de gerçekleşen ve başında bir Nebî'nin bulunduğu nur inkılâbına bağlılık esastır. Salevât bunu ifade eder. Her söylenişinde bu inkılâba ve onun nebî/rasûl olan önderine/rehberine bağlılık andı içilmiş olur. Yeryüzünün her yanındaki mü'minler bu andla neyi örnek aldıklarını ifade etmiş olurlar.[1]     [1] İhsan Eliaçık, s. 42-47.


Son takip: 20.09.2020 - 05:54
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· İnfakın Fayda ve Hikmetleri · Kur'an'da Kalp. · f- Nazarlık, Nal, Muska vb. Kullanmak · İslâm’ın, Önceki Peygamberlerin Şeriatlarıyla İlişkisi · Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar · Alimlerin Görüşüne Göre İlham · b2- İnsanların Hakkını İhlâl · Yaratılışa İnanan, Yeniden Yaratılmaya da İman Eder · Hz. İsa’nın Muhakeme Edilmesi, Çarmıha Gerilmesi ve Yeniden Dirilmesiyle İlgili Çelişkiler · Hayır ve Şer Allah'tandır · Giyecek ve Süslenmede Haramlar a- Giyinmekten Maksat · Allah’tan Râzı Olmanın Boyutları · Farklı Hırsızlıklara Örnekler (Dolandırıcılık, Üçkâğıtçılık, Kleptomani, İntihâl, Yol Kesme, Soygun, Zimmet, Rüşvet, Kumar...)Dolandırıcılık. · Burçlar · Bilginlere ve Din Adamlarına İbâdet · b) Gayri mütekavvim mal · Haremlik-Selâmlık; İhtiyattan Bid’ate. · Mahşer · Hikmet, Bol Hayırdır · İmanın Niceliği
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber