Kavramlar Ansiklopedisi | Kategoriler | Konular

Kur'an'dan yola çıkarak Karun hakkında şu tesbitleri yapabiliriz

Kur


Kur'an'dan yola çıkarak Karun hakkında şu
tesbitleri yapabiliriz:



1- Karun, Hz. Mûsâ'nın toplumuna mensup,
hazinelere sahip olacak kadar zengin biridir. (28/Kasas, 76)

2- O, Hz. Mûsâ'nın yakını olmasına rağmen, ona
karşı Firavun ve Hâmân'la birliktedir. (23/Mü'minûn, 24; 29/Ankebût, 39)

3- Servetiyle böbürlenip şımarmış, elindeki
ekonomik imkânı vahye karşı kullanmıştır. (29/Ankebût, 39)

4- ?Bu servet bana bilgim sayesinde verilmiştir?
diyerek, mülkün asıl sahibini unutmuştur. (28/Kasas, 78)

5- Sonunda servetiyle birlikte yere geçmiş,
helâk olmuştur. (28/Kasas, 81)

Âyetlerden çıkardığımız bu sonuçlara göre Karun,
İsrâiloğulları içerisinden çıkmış olmasına rağmen, müslümanlara karşı Firavunla
işbirliği yapacak kadar alçalabilen bir işbirlikçidir. Kendi ulusundan çıkan
peygambere karşı mazlum ulusunun düşmanı olan zâlim Firavun'la, servet yapma
hatırına işbirliğine giriyordu. Ona yaltakçılık yapıyordu. Zaten, mantıken böyle
yapmasa ne o serveti edinebilir, ne de elinde tutabilirdi. Karun, ?Allah'ın
sana verdikleri içinde âhiret yurdunu ara? uyarısı kendisine yapılınca,
?Bu servet bana, bendeki bir bilgi sayesinde verildi' biçiminde cevap
verecektir. Bu, günümüz kapitalizminin yetiştirdiği rantçı insan tipi olan ?homo
ekonomikus? mantığıdır.

Âyette, bu tiplerin, bilinçsiz yığınların
imrendiği tipler olduğu ifade edilmekle, dünyalığın ehl-i dünya yığınları nasıl
cezbettiği vurgulanmaktadır. Ancak, Karun'un kötü âkıbetine şahit olan aynı
yığınların, ne kadar günübirlik düşündüğü de, cezalandırmanın ardından
söyledikleriyle ortaya çıkıyor.

Bugünkü dünyevîleşme mantığıyla, eski çağlardaki
ilkel dünyevîleşme mantığı arasında şaşılacak kadar benzerlik vardır. Aslında bu
şaşılacak bir şey de değil. Çünkü insanın tabiatı, zaafları, zamanın
değişmesiyle değişmiyor. İnsanın hakikat karşısında aldığı tavırlar, genellikle
aynı. Dünyevîleşmiş çağdaş insan tipinin dini ekonomi, imanı para, kitabı çek
koçanı, mâbedi bankadır. Dünyevîleşmiş tip, dindarsa dinini, ideolojisi varsa
ideolojisini, dâvâsı varsa dâvâsını her fırsatta paraya tahvil etmenin yollarını
arar.

Karunlaşmış bu tip, müslüman olduğu zaman,
?Allah rızâsı, hizmet, tebliğ, dâvet, ihlâs, cihad, bereket, tekbir, cihad? gibi
dinin kavramlarını kullanarak sömürür. Marksist olduğu zaman ?halk, köylü, işçi,
emekçi? gibi marksizmin kavramlarını kullanarak sömürür. Kemalist olduğu zaman
?çağdaşlık, uygarlık, laiklik, milliyetçilik? gibi kemalizmin tekeline aldığı
kavramları kullanarak sömürür. Fakat hepsinin de mantığı tektir. Hepsi de
tüketimi körükler. Hepsi de rantçıdır. Hepsi de menfaatlerini dinlerinden,
imanlarından, ideolojilerinden önde tutarlar. Hepsi de çıkarları gerektirdiği
zaman her şey olurlar. Hepsi de iktidar ve güç odaklarının etrafında
pervanedirler. Hepsi de ?istikrar?ı çok severler. (16)

?O dedi ki: ?Bu servet bana, bendeki bir bilgi
sayesinde verildi.' (28/Kasas, 78).
Kasas sûresinde yalnızca Karun'a
izâfe edilen bu söz, Zümer sûresinde genel bir ifâde olarak belirtilir:
?İnsana bir zarar dokunduğu zaman Bizi çağırır, Bize duâ edip yalvarır. Sonra
kendisine Bizden bir nimet verdiğimiz vakit: ?Bu, bana ancak bilgi(m)den dolayı
verilmiştir' der. Hayır! Bu, bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.?
(39/Zümer, 49).

Kendisine imtihan için Allah tarafından verilen
zenginlik gibi dünyevî nimetlerin ?kendilerinde bulunan bilgiden dolayı?
verildiğini, bu nimetleri hak ettiği ve başkalarının bunda hakkı olmadığı
anlayış ve zihniyetinin yalnızca Karun'a has olmadığı, her insana ârız
olabileceğini Kur'an işaret eder. Bugün de, ortada, bir dizi Karun taslağı
bulunuyor. Ve her biri, bir yanda onlara verilmiş serveti başkalarının ağzının
suyunu akıtırcasına sergilerken, öte yanda bu serveti nasıl hak kazandığına dair
her türlü ukalâlığı her yerde sergiliyor. Ama hiçbiri, vaktiyle onlardan da
fazla serveti olduğu halde şu an müflis ve beş parasız kalan veya onca servetin
ölümlerine engel olamadığı insanların durumunu bir ibret olarak hâfızasına
kaydetmiyor. Geri kalan milyonlarca, milyarlarca insan, dünyanın neresinde
olursa olsun, zenginliğe ulaşmış bu insanların şirk kokan gevezeliklerini
izleyerek, ?milyarder olma kitabı? alarak, ekonomi dergileri ve yönetim
kitapları okuyarak, işletme eğitimi görerek aynı sonuca ulaşmayı hedefliyor.
Sonuçta, insanı yaratanın; insana o kalı, hâfızayı, kolu, gözü verenin; insanın
sahiplendiği, ama tek bir zerresinin işleyişini bile elinde tutmaktan âciz
olduğu onca serveti de yaratıp verenin Kim olduğu unutuluyor. Ortalık, nefislere
ve sebeplere mal edilmiş servet manzaralarıyla dolup taşıyor.

Bir bütün olarak dünyanın şu an içinde olduğu
hal, Hz. Mûsâ döneminden farklı olmadığı gibi, kendi iç dünyamıza baktığımızda
da, aynı kıssanın bir özetini kendimizin yaşadığını görüyoruz. Samed âyinesi
olan kalp, şuurlu fıtratımız olan vicdan, Rabbimizin emrinden olan ruh birer
?ûtü'l-ılm? (kendilerine Allah tarafından ilim verilenler) örneği olarak
bize Rabbimizi her an hatırlatırken, nefis (hevâ) tam bir Karun olarak
çalışıyor. Akıl gibi bazı duygularımız ise, akıntıya göre yön, rüzgâra göre
taraf değiştiriyor. Kâh nefsin güdümüne giriyor, kâh kalp ve rûhun ikazlarıyla
hakikate uyanıyor.

Ve bu kargaşada, ya kendi kalp ve rûhumuzdan, ya
da kendisine ilim verilen, yani vahyî bilgilere ulaşmış insanlardan imanî bir
uyarı geldiğinde, nefsimizin Karun'u hiç mi hiç aratmayan felsefeler
geliştirdiğini görüyoruz. Bize verilmiş olan bir nimet karşısında, nefsimiz/hevâmız,
Karun'un çizdiği tavrın bir benzerini sergiliyor.

Meselâ, Rabbimiz bize servet mi vermiş?
Vicdanımız, ya da vicdanlı bir muhâtabımız ?Allah'a şükret, O'ndan bil ve O'nun
adına sarfet? mi dedi? Hemencecik, o tehlikeli ?İyi ama...? çarkı dönmeye
başlıyor. ?İyi ama, Allah çalışmayana vermez. Ben de iyi çalıştım.? Veya,
Rabbimiz bizi insanların imrendiği bir makama mı ulaştırmış? Kendisine ilim
verilen, esbâb (sebepler) perdesinin gerisinde Müsebbibu'l-Esbâb'ı (Sebeplerin
esas Sebebi ve yaratıcısı Olan Allah'ı) gören, her şeyde Rabbine giden bir yol
bulan hakikatli bir muhâtabımız ?Bu makam, O'nun ihsânıdır? diyecek olsun. İç
dünyamızdan ânında itiraz sesleri yükseliyor: ?İyi ama, çok emek verdim. Gayret
göstermesem, olmazdı...?

Ve, bu ilk cevabın ardından, nefsimizi binlerce
kez kendileriyle okşadığımız notlar sıralanıyor. Çocukluktan beri bu işe nasıl
gönül verdiğimiz, ne şekilde çalıştığımız, kaç geceler nasıl uykusuz kaldığımız,
hangi zorlukların üstesinden geldiğimiz, hangi hallere karşı mücâdele ettiğimiz,
ne gibi uyanıklıklar sergilediğimiz, nasıl da tedbirli davrandığımız... çoğu kez
dilimizde, ama en azından zihnimizde kırık plak gibi dönüp duruyor.

Bu bakımdan, insanın Karun kıssasından hisse
kapıp, şunu her dâim akılda tutması gerekiyor: Eğer bu asrın Karun'ları
karşısında bir özenti duyuyor ve büyük ya da küçük, bize bir şeylerin ihsân
edildiği herhangi bir noktada zihnimizin kıvrımlarında ?bendeki ilim sâyesinde
bu sonuca ulaşıldı? türünden kayıtlar taşıyorsak, Karun'un âkıbetine açık bir
vaziyetteyiz demektir.

Şirk kapısını kapayı Karun'un âkıbetinden
kurtulmak ise, öncelikle bu vâkıayı dürüstçe tesbit etmemizle mümkündür. İkinci
adım, Rabbimizden, Karun'un nefislerin gözünü kamaştıran serveti karşısında kalp
gözlerinin açıklığı sâyesinde zerre kadar ubûdiyet tâvizi vermeyen Mûsâ'nın
dirâyetinden, Hârun'un ferâsetinden, Yûşâ'nın sadâkatinden bizi de hissedar
kılmasını istemek ve yönümüzü buna göre çizmek olacaktır. (17)
Dünyevî
belâların çoğu, uhrevî cezaların tümü, dünya-âhiret dengesini kuramamak, dünyayı
âhiret için yaşayamamak ve dünya hayatını gaye edinmekten kaynaklanır. Ancak
gerçek iman ve sâlih amel, insanı dünya hayatının aldatmasından koruyabilir.
Âhireti tercih eden, dünyayı kaybetmez. Çünkü insana verilen hilâfet görevi,
yeryüzünü imar edip nimetlerinden yararlanmayı gerektirir. Sadece dünya hayatını
isteyenler, haram, zulüm ve sömürü düzenleriyle insanlığı doğru yoldan
çıkarttıkları gibi, müslümanları da dünyaya uydurmak isterler. Halbuki,
âhiretten kopuk bir dünya oyun ve eğlenceden ibarettir. Bir müslüman içinse
dünya, İslâm'ı yaşamak, İslâm'ı hâkim kılma mücadelesi vermek (cihad), Allah
yolunda hizmet ve meşrû şekilde çalışmak (ibâdet) içindir.

BUHL/CİMRİLİK ..
Buhl/Cimrilik; Anlam ve Mâhiyeti
Cimriliğin Psikolojisi
Cimriliğin Zıddı, Cömertlik; Anlam ve Mâhiyeti
Kur'ân-ı Kerim'de Buhl/Cimrilik Kavramı
Hadis-i Şeriflerde Buhl/Cimrilik Kavramı
Kerem/İkrâm; Cömertlik ve Bağış .
İkram ve İyilikte Öncelik Hakkı
Cömertliğin Göstergesi; İnfak .
Sadaka Sadâkattir
Cömertlik ve İnfakın Faydaları, Hikmetleri
İnfak, Zekât ve Her Türlü Cömertlik, Malın Mülkün Gerçek Sahibini Hatırlatır ve Kişinin Emanet Bilincini Güçlendirir
İnfak, Zekât ve Her Türlü Cömertlik, Ferdi/Kişiyi Maddeperestlikten Korur; Kalpteki Dünya Sevgisine Karşı Bir İlâç Olur
İnfak ve Cömertlik İhtiras Zincirini Kırar, İnsanı Hırstan Korur, Nefsin Maraz ve İletini Tedâvi Eder
Zekât, İnfak ve Cömertlik Kişiyi Cimrilikten Korur, Cömertleştirir
Cömertlik; İsrâf ve Lüks Gibi Şeytanî Eğilimleri Azaltır
Cömertlik Kalbin Katılaşmasını Önler; Kalbe Sevinç, Mutluluk ve Huzur Verir
Cömertlik Halka Şefkat ve Merhameti Arttırır, Dost Kazanmaya Sebep Olur
Cömertlik, İnsanı Bir Şeye Muhtaç Olup Onsuz Olamama Tiryakiliğinden Kurtarır; Allah'tan başkasına İhtiyaç Duymama Faziletine Yükseltir
Allah İçin Cömertlik, Malı Ebedîleştirir
Zekât, İnfak Gibi Cömertlikler Malı Çoğaltır, Bereketini Arttırır
Mal Sevgisinde Aşırılığın Mahveden Sonucu; Dünyevîleşme .
Kur'an'dan yola çıkarak Karun hakkında şu tesbitleri yapabiliriz
?Dünya Hayatı, Sizi Aldatmasın!? .
Buhl/Cimrilik Konusuyla İlgili Âyet-i Kerimeler
Cimrilik ve İnfakla İlgili Hadis-i Şerif Kaynakları
Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar