sel
Rüya Tabirleri
Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :
Ansiklopediler
Sponsorlu Bağlantılar
Secme Konular
· Kur'ân-ı Kerim'de İçkinin Haramlığı ve Yasaklanma Aşaması
· İslâm Kelimesinin Anlamları
· Nâs ve İnsan Kelimelerinin Anlam ve Mâhiyeti
· Allah'ın Kulu, Kulun Allah'ı Sevmesinin Belirtileri
· HAYY-KAYYUM
· Kur’an’da Ruh Sağlığı, Psikolojik Denge ve Huzur
· a- Hudûs Delili
· İnsan İle Diğer Canlılar Arasındaki Farklar
· Hikmetin Kur’andaki Dört Anlamı
· Sâlih İnsan Kimdir?.

Burayada Bak
· Cehâlet
· Burçlar
· Ticâret/Alış-Veriş; Anlam ve Mâhiyeti
· Kutb (kutub)
· Homer (Homeros)
· Mürid
· İnkarci Kavimler
· 2. İstişârenin Şekli
· Kıtmîr
· İnsan Denen Âyet
· Cennet Hakkındaki Bazı Batıl Düşünceler
· EHL-İ KİTAP .
· Hıristiyanların inançla ilgili İslâm’a aykırı görüşleri
· SEYYİD
· Bevvâb

Son Okunanlar
· Câhiliyyenin Temel Özellikleri; Câhiliyye Âdetleri
· Sırat-ı Müstakimle İlgili Ayet-i Kerimeler
· 3- Önce Bileklere Kadar Elleri Yıkamak
· İslâm Şeratının Kaynakları
· TAĞUT..
· Konuyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
· 5) Hurafeler
· Kur’ân-ı Kerim’de Murâbata Kavramı
· İslâm’da Aklın Önemi ve Değeri
· Tevhidin Yansımaları



Kavramlar Ansiklopedisi     A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T V Y Z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9

Câhiliyyenin Temel Özellikleri; Câhiliyye Âdetleri

Câhiliyyenin Temel Özellikleri
Câhiliyyenin Temel Özellikleri; Câhiliyye Âdetleri
  Câhiliyye Arapları'nın sürdüğü hayattan ve içinde yaşadıkları ortamdan bazı örnekleri şöyle sıralamak mümkündür: 1) Putlara tapmak: Câhiliyye insanları Allah'ın varlığını kabul etmekle beraber putlara taparlardı. Onlar putlarının Allah katında kendilerine şefaatçı olacaklarına inanırlar ve: "Biz onlara ancak bizi daha çok Allah'a yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz" (39/Zümer, 3) derlerdi. 2) İçki içmek: Şarap içmek âdeti çok yaygındı. Şâirleri her zaman içki ziyafetinden bahseder, içki şiirleri edebiyatlarının büyük bir kısmını teşkil ederdi. Hatta Enes b. Mâlik (r.a.)'in bildirdiğine göre İslâm'da içki, Mâide Suresi'nin doksan ve doksan birinci âyetleriyle kesin olarak haram kılınmış, Hz. Peygamber (s.a.s) tellal bağırttırarak bunu ilân ettiğinde Medine sokaklarında sel gibi içki akmıştır (Müslim, Eşribe 3). 3) Kumar oynamak: Câhiliyye çağında kumar da çok yaygındı. Câhiliyye Arapları kumar oynamakla övünürlerdi. Öyle ki kumar meclislerine katılmamak ayıp sayılırdı. Onların şâirlerinden biri karısına şöyle vasiyette bulunur: "Ben ölürsem, sen, âciz ve konuşma bilmeyen, iki yüzlü ve kumar bilmeyen birini isteme." 4) Fâiz yemek: Tefecilik almış yürümüştü. Para ve benzeri şeyleri birbirlerine borç verirler; kat kat fâiz alırlardı. Borç veren kimse, borcun vâdesi bitince borçluya gelir: "Borcunu ödeyecek misin, yoksa onu artırayım mı?" derdi. Onun da ödeme imkânı varsa öder, yoksa ikinci sene için iki katına, üçüncü sene için dört katına çıkarır ve artırma işlemi böylece kat kat devam ederdi. Tefecilik ve fâizin her çeşidini haram kılan Allah, özellikle Araplar'ın bu kötü âdetlerine dikkati çekerek "Ey iman edenler! Kat kat fâiz yemeyin." (3/Âl-i İmrân, 130) buyurmuştur. Fâizcilik Araplar arasında o kadar yerleşmişti ki ticaretle onun arasını ayıramıyorlar; "Fâiz de tıpkı alış-veriş gibi" diyorlardı. Bunun üzerine inen âyette: "Allah alış-verişi helâl, fâizi ise haram kılmıştır." (2/Bakara, 275) buyrulmuştur. 5) Zinâ etmek: Câhiliyye Araplar'ı arasında fuhuş da nâdir şeylerden değildi. Câriyelerini zorla fuhşa sürükleyenler vardı. Kur’ân-ı Kerîm'de bu hususa işaretle: "İffetli olmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın." (24/Nûr, 33) buyurulur. Kocanın birkaç metresi olduğu gibi, kadının da başkalarıyla ilişkide bulunması, bazı çevrelerce nefretle karşılanmayan bir davranıştı. Fuhuşla ilgili câhiliyye Araplarının şu âdetlerini zikredebiliriz:
Kadın, âdetinden temizlendikten sonra kocası ona (kendisinden çocuğu olmadığı ve asil bir çocuğa babalık yapmak istediği için) "şu adama git ve ondan hâmile kal" derdi. Kadın istenilen adamla beraber olduktan sonra kocası hamileliği belli oluncaya kadar ona yaklaşmazdı. Sonra yaklaşabilirdi. Bu, iyi bir çocuğa sahip olmak için yapılırdı. Sayıları üç ila on arasında değişen bir grup erkek kadının evine girerek, sırasıyla hepsi de onunla cinsî münâsebette bulunurdu. Kadın hâmile kalıp da doğum yaparsa doğumdan birkaç gün sonra bu erkekleri çağırır, erkekler de zorunlu olarak bu dâvete iştirak ederlerdi. Sonra onlara: "Olanları biliyorsunuz, doğum yaptım" içlerinden birine işaret ederek "çocuğun babası sensin" derdi. O da bundan kaçınamazdı. Bazı fuhuş yapan kadınlar da tanınmaları için kapılarına bayrak asarlardı. Bu tür kadınlardan biri doğum yaptığı zaman teşhis heyeti toplanıp çocuğun kime ait olduğunu tespit ederdi. O da çocuğun babası olduğunu kabul etmek zorunda kalırdı (Buhârî, Nikâh 36). 6) Kadına hakkını vermemek: Kadına değer verilmez, hak ve hukuku tanınmaz, âdetâ bir eşya gibi telâkkî edilip miras alınırdı. Biri ölüp karısı dul kalınca ölenin varislerinden gözü açık biri hemen elbisesini kadının üzerine atardı. Kadın daha önce kaçıp bu halden kurtulamazsa artık onun olurdu. Dilerse mehirsiz olarak onunla evlenir, dilerse onu bir başkasıyla evlendirerek mihrini almaya hak kazanır ve kadına bundan bir şey vermezdi. Dilerse, kocasından kendisine kalan mirası elinden almak için onu evlenmekten menederdi. Bunun üzerine inen âyette: "Ey inananlar! Kadınlara zorla mirascı olmaya kalkmanız size helâl değildir." (4/Nisâ, 19) buyurulmuştur (Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, I/440). 7) Bazı yiyecekleri kadınlara haram kılmak: Yiyeceklerin bazısı yalnız erkeklere ait olup kadınlara yasak ediliyordu. "Onlar: ‘Bu hayvanların karınlarında olan yavrular yalnız erkeklerimize mahsus olup, eşlerimize yasaktır. Ölü doğacak olursa hepsi ona ortak olur’ dediler.” (6/En'âm, 139) 8) Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek: Câhiliyye Arapları'nın kötü âdetlerinden biri de kız çocuklarını diri diri toprağa gömmeleriydi. Onlar bunu namuslarını korumak veya ar telâkkî ettikleri için, bazıları da sakat ve çirkin olarak doğduklarından yapıyorlardı. Kur'ân-ı Kerîm'de şu âyetlerde buna işaret edilir: "Onlardan birine Rahman olan Allah'a isnat ettikleri bir kız evlât müjdelense içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilirdi." (43/Zuhruf, 17) "Diri diri toprağa gömülen kız çocuğunun hangi suçla öldürüldüğü sorulduğu zaman..." (81/Tekvîr, 8-9) "Ortak koştukları şeyler, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterirdi." (6/En'âm, 137) 9) Ekin ve hayvanlarından putlarına pay ayırmak: Ekin ve hayvanlarını iki kısma ayırıyor, bir kısmını Allah'ın böyle emrettiğini sanarak Allah'a veriyor ve bir kısmını da Allah'a eş koştukları putlarına bırakıyorlardı. Onlar bu bâtıl inanç ve âdetlerinde biraz daha ileri giderek Allah'ın payına düşeni alıyorlar, onu eş koştukları putların payına ekliyorlardı. Ama putlarının payından alıp öbürüne ilâve ettikleri görülmüyordu. "Allah'ın yarattığı ekin ve hayvanlardan O'na pay ayırdılar ve kendi iddialarına göre: ‘Bu Allah'ındır, şu da ortak koştuklarımızındır’ dediler. Ortakları için ayırdıkları Allah için verilmezdi. Fakat Allah için ayırdıkları ortakları için verilirdi. Bu hükümleri ne kötüydü!" (6/En'âm, 136). Bir kısım hayvanlarla ekinlerin bazısını dilediklerinden başkasına yasaklıyorlardı. Ayrıca bir kısım hayvanlara binerken ve keserken Allah'ın adının anılmasına engel oluyorlardı (6/En’âm, 138). 10) Bahîra, Sâibe, Vasîle, Hâm gibi inançlara sahip olmak: Bunun dışında hayvanlarla ilgili şu âdetleri de vardı: Bahîra; deve beş batın doğurup beşincisinde erkek doğurursa kulağını çentip serbest bırakırlardı. Artık ona binmeyi ve sütünü sağmayı haram kabul ederlerdi. Buna "Bahîra" derlerdi. Sâibe; dileği yerine gelen kimsenin putlara adadığı deve idi. Buna da binilmez ve sütü sağılmazdı. Vasîle; koyun dişi doğurursa kendileri için; erkek doğurursa putları için olurdu. Şâyet biri erkek, biri dişi olmak üzere ikiz doğurursa, dişinin hatırı için erkeği de kesmezler ve buna "Vasîle" derlerdi. Hâm; bir erkek devenin soyundan on döl alınırsa onun sırtı haram sayılır, su ve otlakta serbest bırakılırdı. Kimse ona dokunmazdı. 11) Hac ile ilgili birtakım bâtıl inançlara sahip olmak: Bütün bunlardan başka müşrikler atalarından devraldıkları birtakım âdetleri devam ettirme konusunda direniyor ve hatta bunların bazılarının, kendilerini Allah (c.c.)'a daha çok yaklaştırdıklarını ileri sürüyorlardı. İbn İshak şunları aktarıyor: "Kureyş, ya Fil olayından evvel veya daha sonra meydana geldiğini tahmin ettiğim bir bid'at ortaya çıkardı ki, tarihte (Hums) diye anılıp, asâlet-i diniye iddiasından ibarettir." Bunlar: "Biz, İbrahim'in evlâdıyız, ehl-i Harem biziz, Beyt'in sahibiyiz, Mekke'nin de sâkini bulunuyoruz. Arap kabilelerinden hiçbir kabîle, bizim sahip olduğumuz bu şeref ve itibara sahip değildir. Binâenaleyh biz, bu müstesnâ mevkiimizin şeref ve itibarını korumalıyız. Bundan sonra Harem hâricinde hiçbir şeye ta’zim etmeyip bütün hürmetlerimizi Harem dâhilinde sunmalıyız. Meselâ, Arafat'ta halk ile bir sırada, yan yana, omuz omuza durup vakfe etmek, sonra halk ile geri dönüp gelmek bizim kadrimizi tenzil eder" diyorlardı. İbn İshâk devamla: "Kureyşliler bu asâlet fikrini ortaya koydu ve uygulamaya da başladı. Arafat'a çıkmayı, Arafat'tan ifazâyı terk ettiler. Herkes Arafat'ta vakfe ederken, bunlar Müzdelife'ye giderler, orada dururlardı. Ve "Biz ehlullahız, Harem-i Şerif'in hâdimleriyiz" diyerek, diğerleriyle eşitliği kabul etmezlerdi. Fakat bunlar, Arafat'ta vakfe etmenin İbrahim (a.s.)'in dini gereği olduğunu biliyorlardı. Kinâne ile Hüzâaoğuları da bu hususta Kureyş'e iltihak etmişlerdi. Bunlar hac için, umre için gelen bedevîlere müdâhaleye kadar ileri gitmişlerdir. Harem hâricinden gelen herkesin, Beyt'in ilk tavafı Siyab-ı Hums ile tavaf etmelerini kararlaştırdılar ve uyguladılar. Bu kararın neticelerinden biri: Kim ki âdi bir elbise ile gelip tavaf ederse, tavaftan sonra o elbiseyi çıkarıp atması zarûrî idi. Bu kararların ikinci neticesi ise; asilzâdelere mahsus bir elbisesi olmayan bedevî erkeklerin çıplak; kadınların da yalnız önü yırtmaçlı kısa iç gömleği ile tavafa mecbur edilmesidir. Bu ve bunun gibi pek çok âdetler yürürlükte idi. Rasûlullah (s.a.s.)'a iletilinceye kadar da bu âdetler yürürlükte kalmaya devam etti. Daha sonra da A'râf suresinin 26, 27, 28, 31 ve 32. âyetlerinde, çıplak tavaf ile birlikte diğer bid'atler de yasaklanmıştır. Ebû Hüreyre (r.a.)'den gelen bir rivâyete göre, Ebû Bekr es-Sıddık (r.a.) Vedâ Hacc'ından (bir sene) evvel, Hz. peygamber tarafından Hac Emîri olarak (Mekke'ye) gönderildiğinde, Ebû Bekr de Ebû Hureyre'yi Kurban Bayramı'nın ilk günü Mina'da büyük bir cemaat içinde halka (şu iki maddeyi) ilâna memur kılmıştır. "Ey Nas! İyi biliniz, bu yıldan sonra müşriklerin haccetmeleri, çıplakların da Kâbe'yi tavaf etmeleri yasaktır" demiştir (S. Buhârî, Tecrîd-i Sarih Tercümesi, c. 6, s. 13). Fakat onlar bunu kabule yanaşmamışlar, atalarını körükörüne taklide çalışmışlardır. "Onlara: Allah'ın indirdiğine ve peygambere gelin dendiği zaman: ‘Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter' derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolu da bulamayan kimseler olsalar da mı?" (5/Mâide, 104). İslâm, topluma hâkim olunca bütün bu câhilî sistemin ilkel davranışlarını tamamen yasaklamıştır (5/Mâide, 103). Bütün bunlara baktığımızda, câhiliyye'nin bir inanma biçimi olduğunu görüyoruz. Câhiliyye; bir şeyi gerçeği dışında bilmek, anlamak ve buna göre amel etmek demektir. Bu duruma göre câhiliyye; insanın ve toplumun İslâm öncesi ve İslâm dışı bir yaşayış biçimiyle yaşaması demektir. Doğru yolun zıddı, ilmin aksi olan, eskiyen ve değişken olan, bölgelere, kavimlere ve anlayışlara göre kurulan her türlü İslâm dışı rejimler; câhilî sistemler ve hükümlerdir. Câhiliyye; insanın insan irâdesinin dışındaki unsurlar üzerinde toplanmasını temine çalışan, insanı insana ve topluma köle yapan bir sistemin; beşeriyeti Allah'a ibâdetten uzaklaştırıp, herhangi bir adla anılan beşerî sistem ve prensiplere itaata zorlayan yönetimin adıdır. İnsanları, kavimlere, renklere, tarihlerinin karanlık çağı efsânelerine yönlendiren, ayrı ayrı dil farklılığı sebebiyle ümmet şuurundan uzaklaştırmaya çalışan her türlü despotizm, câhiliyyenin bir görüntüsüdür. Kısaca câhiliyye, Allah'ın hükmünden başka hüküm arayan ve Allah'ın hükmünden başka hükme rızâ gösterenlerin tavrı, hayat biçimi ve sistemidir
[1] Câhiliyye kavramı, hakka ve hakikate dayanmayan her türlü itikadî ve amelî unsurları içine alan bir kavramdır. Şimdi câhiliyye devrinin kanunları üzerinde duralım. Niçin "câhiliyye devrinin adâlet ve hukuk sistemi" demiyoruz? Buradaki incelik şudur: Adâlet ve hukuk kelimeleri, İslâmî birer ıstılâhtır. Adâlet, Allah Teâlâ’nın (c.c.) emrine uygun şekilde amel etmektir. Buna riâyet eden müslümana âdil, riâyet etmeyene de fâsık denilir. Hukuk ise, hak kelimesinin çoğuludur ve lugat mânâsı, bâtılın zıddıdır. Kanun mefhûmu, İslâmî bir ıstılâh değildir. Câhiliyye devrinin kanunları, bâtıl şeriatten çıkarılmış birer kuraldan ibarettir. Câhiliyye devrinde gerek bedevî (göçebe), gerekse medenî (şehirli) hayat yaşayan Araplar arasında, yazılı metne dayanan bir kanun sistemi yoktur. Bu devirde Arap Yarımadası'nın her tarafında değişik kanunlar yürürlüktedir. Yemen bölgesinde kanunlar, hükümdarların emirleri ile sınırlıdır (N. Çağatay, İslâm Öncesi Arap Tarihi ve Câhiliyye Çağı, s. 28). Kuzeyde, Suriye ve Filistin çevresinde Roma Kanunları tatbik edilmiştir (İslâm Ansiklopdesi, c. IV, s. 615 -Fuat Köprülü, "Fıkıh" mad.-). Doğu ve Kuzey-doğu bölgelerinde ise Zerdüşt dini tesirindeki Sasani Kanunları mevcuttur. Öte yandan bu bölgede bulunan Hıristiyanlar, beşerî münasebetlerinde Roma Kanunları ile karışık kilise örf ve âdetlerini esas almışlardır. Hicaz bölgesine gelince, bu bölgedeki yahûdiler Tevrat ve şerhi Talmut hükümleriyle hareket etmişler, onlarla ihtilat halinde bulunan Araplar da Yahudi kanunlarına bağlı kalmışlardır (Ahmed Emin, Fecru'l-İslâm, Beyrut 1969, s. 227). Yazılı olmayan ve bir usûle dayanmayan câhiliyye kanunları, atalarından gelen örf ve âdete istinat etmektedir (Salih Tuğ, İslâm Vergi Hukukunun Ortaya Çıkışı, Ankara 1963, s. 17). Nitekim, Mekke şehir devletinin kanunî müeyyideleri yazılı değildir. Tamamen örf ve âdete dayanan bir kanun devleti söz konusudur. Mekke’de yaşayan bütün kabile ve aşiretleri bağlayıcı kanunların, Dâru'n-Nedve adı verilen ve Kâbe'nin tam karşısında bulunan meclisten çıkarıldığı sâbittir. Bu meclisin üyeleri, kırk yaşını doldurmuş ve kabilelerinin tasvibini almış kimselerden oluşuyordu. Her kabilenin bir tâgûtu vardı. Dâru'n-Nedve meclisinin ilk başkanı Kusayy, ondan sonra yerine geçen oğlu Abdü'd-Dar'dır (Mustafa Çelik, Câhiliyye Düzeninin Ruh Haritası, s. 32-33). Câhiliyye devrinin siyasî rejimi, kabile ve aşiret esasına dayanan ilkel bir demokrasidir. Örf ve âdete dayanan kanunî müeyyideleri uygulama yetkisi tâgût denilen kabile reisine bırakılmıştır (İbn Kayyım, İ'lâmu'I-Muvakkîn, Kahire 1955, c. I, s. 52. Aynca Dr. H. İbrahim). Câhiliyye devrinde, ceza kanunları intikam esasına dayanmaktadır. Adam öldürme suçu, umumiyetle kan dâvâlarını gündeme getirmiştir. Ölenin velisinin, öldürenden intikam almaya kalkışması ile başlayan fesad,·çoğu zaman kabileler arası savaşa dönüşmüştür. Bununla beraber, kasıtsız adam öldürmede başvurulan tatbikat, diyet usûlüdür (Ahmed Emin, a.g.e., s. 225-226). Eğer katil bulunamazsa, maktulün velisinin isteği üzerine kasame usûlüne başvurulur. Bu usûl, maktulün bulunduğu yer ahalisinden elli kişinin maktulü öldürmediklerine, öldüreni bilmediklerine dair yemin etmeleridir (İmam Nevevî, Şerhu Müslim, Kahire ty. c. IV, s. 227). Bazı kaynaklarda, câhiliyye döneminde Zu'1-Mecasidi’l-Yeşkûri isimli birisinin, mirastan kız çocuğuna, erkek çocuğuna verdiği hissenin yarısı kadar hisse verdiği belirtilmektedir (İbn Habib, Kitabu'l-Muhabber, Beyrut ty., s. 324). Aynca câhiliyye döneminde Kureyşliler, hırsızlık yapanın elini kestikleri ve yol kesenleri astıkları zikredilmektedir (Kurtubî, el-Câmii li Ahkâmi'I-Kur'ân, Kahire 1967, c. VI, s. 160. Ayrıca, İbn Habib, a.g.e., s. 327, 328). Bu haberler, bizi önemli bir mesele ile karşı karşıya getirmektedir. Acaba daha önce zikrettiğimiz câhiliyye devrindeki diyet ve kasame uygulaması veya hırsızın elini kesme cezası münferit vak'alar mıdır? Yoksa örfî kanuna dahil bir tatbikat mıdır? Bir başka ifadeyle Allah Teâlâ’nın (c.c.) kitabı ve Hz. Peygamber'in (s.a.s.) tatbikatı ile teşrî edilmiş olan (4/Nisâ, 11; 5/Mâide, 38; Sahih-i Buharî, K. Hudud, c. VIII, s. 15-16; Sahih-i Müslim, K. Hudûd; Sünen-i Tirmizî, K. Tahâre 110/272, no: 145; İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. II/177) miras ve ceza hukukuna ait bu hükümleri, İslâm ibka mı etmiştir? Eğer ibka etti ise bunun kaynağı nedir? İslâm ahkâmına uygun olan (sözkonusu tatbikatlar) câhiliyye devrinde meydana gelen münferid hâdiselerdir. Kitabu'l-Muhabber'de miras tatbikatıyla ilgili haber; "Câhiliyyede kız çocuğuna ilk defa miras veren... ilk defa kız çocuğuna bir, erkeğe iki hisse takdir eden kimse..." şeklindedir. Bu ifadelerdeki "ilk defa" kaydı, üzerinde durulan miras tatbikatının daha öncelerden gelen köklü bir tatbikat olmadığını gösterir. Diğer taraftan Sahih-i Buhari’de İbn Abbas'tan şöyle bir rivâyet vardır: "Öteden beri, ölenin malı erkek çocuğun olur ve vasiyet ana-babaya yapılırdı. Allah bu tatbikatı, irâdesine uygun bir şekilde neshetti. Erkek evlâda kıza verilen hissenin iki katını... takdir etti." (İbn Haceri’1-Askalânî, Fethu'l-Bâri, Kahire 1348, s. 197. Ayrıca Bedrüddin-i Aynî, Umdetü'l-Kari, İstanbul 1308, c. VI, s. 485; Sahih-i Buharî, K. Tefsir, c. V, s.178). İbn Abbas'ın bu haberi, Kitabu'l-Muhabber'de verilen mâlûmatı cerh etmektedir. Zira nesh, mutlak mânâda bir hükmün yürürlükten kaldırılıp yerine yeni bir hüküm getirilmesidir. Dikkat edilirse İbn Abbas, "Allah Teâlâ (c.c.) bu tatbikatı, irâdesine uygun bir şekilde neshetti. Erkek evlâda kıza verilen hissenin iki katını takdir etti." demiştir. O halde câhiliyye devrinde, İslâmî hükme uygun olan tatbikat, münferit bir vâkıa olarak kalır ve İslâm dininin bunları ibka etmesi diye bir şey sözkonusu olamaz. Nitekim Ebû Ca'feri't-Tahâvî: "Bir miras, İslâm'dan önceki devirde İslâmî hükümlere uygun olarak taksim edilmiş veya hırsızlık yapan bir kimseye aynı şekilde İslâmî esaslara uygun ceza verilmişse, mâhiyeti itibariyle aynı bile olsalar, bunlar İslâmî hükümlere dâhil edilemezler. Çünkü teşrî kaynakları farklıdır." (Tahâvî, Şerh-i Meâni'1-Âsâr, Haydarabad 1333, c. IV, s. 245) diyerek bir inceliğe işaret etmiştir. Dolayısıyla "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesine göre teşekkül eden meclislerin çıkardığı kanunları, İslâmî bir hüküm olarak değerlendiremeyiz. Câhiliyye kavramının, bu mâhiyet içerisinde değerlendirilmesi gerekir.
[2]     [1] Ahmed Ağırakça, Durali Pusmaz, Şamil İslâm Ansiklopedisi, c. 1, s. 269-270 [2] Yusuf Kerimoğlu, Kelimeler ve Kavramlar, İnkılap Yayınları, s. 75-79  


Son takip: 23.08.2019 - 11:13
Konu ile alakali düsüncelerinizi yaziniz:



· Râbıta Kavramının Yozlaştırılması · Cehâlet · Kutb (kutub) · Homer (Homeros) · Sözlerin En Güzeli Olan Kitap’ta “En Güzel Söz” Diye Tanımlanan “Dâvet”in Usûlü · i- Fâiz · Bu Din Benim Dinim Değil! · İlham.. · Rızkın Temizinden Faydalanmak. · Sâbiî; Anlam ve Mâhiyeti · Mukaddes Kitaplar Benzeşirler · İnsan Psikolojisini Dengeleyen İki Unsur Korku ve Ümit · İhlâs ve Riyânın Kabı; Amel · Mürid · İnkarci Kavimler · Vasiyetin Meşruiyeti · Kıtmîr · Af; Anlam ve Mâhiyeti · Kur’ân-ı Kerim’de Af Kavramı · Hadis-i Şeriflerde Af Kavramı
· GİRİŞ · AF-AFV · AĞLAMAK-GÖZYAŞI · AHİD · ÂHİRETE İMAN · ÂİLE VE EŞLERİN GEÇİMİ · AKIL · ALLAH (C.C.) · ANA BABAYA İHSAN · ARZ VE SEM · ATALAR YOLU · ÂYET · ÂYETܒL-KÜRSÎ · AZİM VE TEVEKKÜL · BAKARA VE İCL (SIĞIR VE BUZAĞI) · BÂTIL · BELA-İMTİHAN · BESMELE · BUHL/CİMRİLİK · CÂHİLİYYE · CEHENNEM · CENNET · CİHAD · Dalalet · DİN · DİN GÜNÜ · DUA · DÜNYA · DÜNYA HAYATI · DÜŞMANLIK · ECEL · EHL-İ KİTAP · EMÂNET · EMR-İ Bİ’L-MA’RÛF VE NEHY-İ ANİ’L-MÜNKER · ENDÂD · ENSÂRULLAH (ALLAH YOLUNUN YARDIMCILARI) · Esmau'l-Husna · ESMAULLAHİ'L-HUSNA · FAİZ · FAKİRLİK-ZENGİNLİK · Felah · FESAD · FETİH · FISK VE FÂSIK · FİTNE · FUHUŞ VE ZİN · GÂLİBİYET (ALLAH’IN YARDIMI VE ZAFER) · GAYB · GAZAP · GÜNAH · GÜZEL SÖZ · HAC · HAK-BÂTIL · HAKK · HAKKA BÂTILI KARIŞTIRMAK VE HAKKI GİZLEMEK · HALİFE-HİLÂFET · HALK (YARATMA) · HAMD · HARAM-HELÂL · HASENE-GÜZELLİK · HASTALIK · HAYIR-ŞER · HELÂK · HESAP · HEV · HİCRET · HİDÂYET · HİKMET · HİLÂFET-İMAMET · HIRSIZLIK · HÜKM-HÂKİMİYET · HÜZÜN-ÜZÜNTÜ · İbadet · İBLİS · İÇKİ VE KUMAR · İFSAD-İSLAH · İFTİR · İHLÂS · İHSAN-MUHSİN · İHTİLAF · İKRÂH · İLİM · İMAM · İMAN-MUMİN · İNCİL · İNFÂK · İNKÂR · İNSAN · İNSANLARA İYİLİĞİ EMREDİP KENDİNİ UNUTMAK · İNZÂR · İRTİDÂD-MÜRTED · İSLAMIN HAREKET METODU · İSLÂM-MÜSLÜMAN · İSRÂF · İSRAİL OĞULLARI · İSTİANE · İSTİÂZE · İSTİĞÂSE . · İSTİĞFAR · İSTİKAMET · İSTİKBÂR-MÜSTEKBİR · İSYAN-İTAAT · İTİKAF · İZZET-ZİLLET · KADIN · KÂFİR · KALB · KALP VE KALBİN MÜHÜRLENMESİ · KAN DÖKMEK · KARZ-I HASEN · KISAS · KITÂL-SAVAŞ · KİTAB-KUR'AN · KİTAPLARA İMAN · KIYÂMET · KÖLE-KÖLELİK · KORKU · KÜFÜR · KÜFÜR ÖNDERLERİ · LÂNET · MAĞFİRET · MAL-MÜLK VE MÂLİK · MÂSİYET · MEKR-TUZAK · MELEK-MELEKLERE İMAN · MESCİD · MESH (“AŞAĞILIK MAYMUNLAR OLUN!”) · MEYDAN  OKUMA  (KUR'AN'IN  İ'CÂZI) · MİLLET · MÎRÂS · MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH ÂYETLER · MÜNAFIK-MÜNAFIKLAR · NAMAZ · NASARA-HRİSTİYANLIK · NEBİ-RASUL · NEFS · NESH · NİFAK-MÜNAFIK · NİKÂH VE TALÂK · NİSYÂN-UNUTMA · NÛR · ÖLÜM · ORUÇ · PEYGAMBER-PEYGAMBERLİK · PUT VE PUTA TAPMA · RABB · RİBAT-RABITA-MURÂBATA YAPMAK · RİYA · RIZIK · RUH · RUKÛ · SABİÎLER · SABIR · SÂLİH AMEL · SECDE · ŞEFÂAT · ŞEHİD · ŞERİAT · SEVGİ · ŞEYTAN · ŞİARLAR · SIDK/DOĞRULUK · SİHİR-BÜYÜ · SIRÂT-I MÜSTAKÎM . · ŞİRK · ŞÜKÜR · ŞÛR (İSTİŞÂRE/DANIŞMA) · SU VE YAĞMUR · TAAT · TAĞUT · TAHÂRET-TEMİZLİK · TAHRİF · TAKİYYE · Taklid · Takva · TÖVBE · TEVEKKÜL · TEVESSÜL-VESİLE · TEVHİD · TE’VİL VE TEFSİR · TEVRAT · TİCÂRET · TUĞYÂN · ÜLܒL-EMR · ÜMMET · VAHDET · VASİYET · VELÎ · YEME-İÇME · YEMİN · YÜSR-KOLAYLIK · ZALİM · ZEKÂT · ZİKİR · ZULÜM

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80


Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber