Kavramlar Ansiklopedisi | Kategoriler | Konular

Hamd, "Övgü" ve "Şükür" Kelimelerinden Daha Zengin Anlamlıdır

Hamd

Hamd, "Övgü" ve
"Şükür" Kelimelerinden Daha Zengin Anlamlıdır

"Hamd"i, "övmek" diye tek
kelimeyle ifade etmek yeterli olmaz. Türkçede yine övmek olarak bildiğimiz medih
(methetmek) herhangi bir güzellik ve nimeti bizzat kendisinin kaynak ve sahip
olup olmamasına bakmadan ve yüceltme duygusu taşımadan övmektir ki, hamdin
yerini tutmaz. Her hamdde bir medih yönü olmasına rağmen; medihte hamd yoktur.

Her durumda hamdin övüldüğü
halde; övgü, medih (met etmek) bazan kınanmış bir eylem olur. Allah'ın Elçisi;
" Yüzünüze karşı medh edenlerin, övenlerin yüzlerine toprak saçın."
(Müslim, Zühd 69; Ebû Dâvud, Edeb 9) buyurarak böyle medhi kınıyor. Ama
insanlara teşekkürü ve Rabb'a şükrü, nankörlükten (ki küfürle aynı kökten
türemiştir.) kurtulmak için ısrarla tavsiye ediyor: "İnsanlara karşı
hamdetmeyen (teşekkür etmeyen), onlara nankörlük yapan insan, Allah'a karşı da
hamdetmez." (Ebû Dâvud, Edeb 11; Tirmizî, Birr 35). Demek ki medh (övgü)
ile hamd başka başka şeylerdir.
Hamdin şükürden daha genel ve
daha zengin anlamı vardır. Hamd, en geniş anlamda şükürdür. Hamd etmek yerine
"şükretmek" diyemeyiz. Çünkü biz, ancak kendimize yapılan bir iyiliğe karşı
şükreder ve teşekkür ederiz. Hamdetmek için ise, iyiliğin sadece bize ulaşması
gerekli değildir. Şükretmek, kişiye ulaşan bir iyiliğin, bir nimetin
karşılığıdır. İyiliğin başkasına ulaşmış olması da hamdetmek için yeterlidir.
Çünkü hamd, kişisel ve basit menfaatler karşılığı ifade edilen bir övme
değildir. Evrensel ve küllî değerlere duyulan hayranlığın bir ifadesidir.
Kişisel yararlarımıza ters düşen durumlarda da hamd edilebilir ve edilmelidir.

El-hamdü lillah diyerek, kişi
kendi adına Allah'a hamdettikten başka, O'nun nimetine kavuşan bütün varlıklar
adına da aynı vazifeyi yerine getirmiş olur. Allah'a hamd, her hal ve şartta;
şükürse bize ulaşan nimetler karşılığında yapılır. Bu yüzden, fazlalaşmasını
istediğimiz şeyler için şükrederiz.
"Hamd", Yaratıcı dışında hiçbir
şahıs ve kuvvete yöneltilmeyecek bir şükür türüdür. Hamd, nimetleri sınırsız ve
sonsuz olan kudrete yapılır ki, o da Allah'tır. Onun için Allah'a hamdetmek,
Allah'a şükretmekten daha faziletli, daha üstündür.
Allah'a hamd etme ve şükr
etmenin bir bakıma iç içe girdiği ve bir bakıma da birbirinden ayrıldığı
noktalar vardır. Şükür; nankör olmayan, Allah'ın nimetlerinin farkında olan,
sâdık ve kadirşinas insanların özelliğidir. Şükre muvaffak olan insanların
sayısı da çok değildir. Allah'ın sayısız nimetleri vardır. "Allah'ın
nimetlerini saymaya kalksan, onları sayamazsın, saymaya gücün yetmez."
(14/İbrahim, 34; 16/Nahl, 18) Sâdi-i Şirazi, Gülistan'ında; "Bir insan, her
nefesinde Allah'a karşı iki şükür borçludur." der. Bir soluk alıp vermede
hayatını iki defa bağışlayan, iki defa can veren Allah'tır. Böyle bir Allah'a
elbette dilinle, halinle, kalbinle, kalıbınla, teşekkür etmen icab eder. Bundan
dolayı gerçek anlamda hamd ve şükürde bulunanlar çok azdır. "Kullarımdan
şükreden ne kadar az!" (34/Sebe' 13)

[1]

?Hamd' kavramını Türkçe'de
karşılayacak bir kelime bulunmamaktadır. Çünkü o yalnızca bir övme değil,
methetme ile şükür arasında bir çeşit övme, özel bir methetmedir. Canlı veya
cansız varlıklar da methedilebilir. Mesela, değerli bir elmas parçası veya güzel
bir at övülebilir. Ama hiç bir zaman onlara hamd edilmez. ?Hamd', canlılara ve
cansızlara istediğí şekli ve değeri veren daha güçlü bir varlığa karşı yapılır.

Hamd; en geniş anlamıyla
şükürdür. Hamd, yalnızca dille yapılır. Halbuki şükür hem dille hem de hareketle
yerine getirilir. Şükür, bir nimetin karşılığı olarak yapılır. Hamd ise, nimet
sahibinin var olduğunu bilmemiz durumunda, o nimet veya güzellik bize ulaşmasa
da yapılır. Bu bakımdan hamd her durumda yerine getirilir. Şükür, insana ulaşan
bir iyilikten sonra , sözlü, fiille ve kalpten nimeti verene karşılık vermektir.
Yalnız fiille veya kalpten yapılan şükür ne methetmedir, ne de hamd'dir. Fakat
dil olarak yapılırsa bu, hem hamd, hem methetme olur. Böyle bir hamd de Allah'a
karşı duyulan minnettarlığın başı olur.
Her methetme (medih-övgü) hamd
sayılmaz. Çünkü methetme, boş bir yalan, soyut bir dalkavukluk ta olabilir.
Ancak hamd ve şükür devamlı doğruyu ifade ederler. ?Hamd', yaşanan bir sevinç ya
da minnettarlık duyulan bir nimet içerisinde bulunarak rahat etmenin zevki ile
yapılır. Hamd, geçmişte verilen ve gelecekte verilecek olan nimetler hakkındaki
sevinç durumundan, şükür ise, verilmiş olan bir nimete kavuşma drumundan dolayı
yapılan bir mutluluk ilânıdır. Bundan dolayı ?hamd ve şükür' meşru' ve ahlâka
uygun oldukları halde, medih (methetme) her zaman ahlâkí olmayabilir.
?Hamd ve şükür'de esas amaç
nimeti verendir. Her ikisi de haktır ve müslümanın gönlünü kavuştuğu nimetten
dolayı sevinçle doldururlar. Hamd'de seviç ve arzu anlamı; şükür'de ise içten
bağlılık ve dostluk anlamı daha fazladır. Hamd'e ayrıca saygı ve değer verme
manası da saklıdır
Hamd, Yüce Rabbimiz dışında hiç
bir kişi veya kuvvete yapılmayacak bir şükür türüdür. Halbuki insanlara,
yaptıkları iyiliklerden dolayı teşekkür edebiliriz.
Hamd; nimetleri, iyilikleri ve
bağışları sınırsız ve sonsuz olan bir kuvvete yapılır. O da Allah'tan başkası
olamaz.
Hamd, bir iyiliğin karşılığı
olmaktan çok, Yaratıcının sonsuz güç ve kuvvetine, verdiği nimetlerin çokluğuna,
O'nun Rabliğine duyulan hayranlığın övme yoluyla dile getirilmesidir. Allah'ın
kendi varlığının sayısız yansımalarını düşünerek O'nu hakkıyla övmek, O'nun yüce
sıfatlarını ve kudretini dile getirmektir.
Kur'an'ın birinci suresi olan
Fatiha'nın ilk âyeti hamd olayının kime ait olduğunu net bir şekilde ortaya
koymaktadır. ?Hamd, alemlerin Rabbi Allah'a aittir.? Buna göre hamd
sahibi bellidir. Insanlar kendi görüşlerinden hareket ederek başkalarına hamd
edemezler. Kur'an-ı Kerim bu gerçeği başka bir âyette şöyle dile getirmektedir:
?Başlangıçta da son da hamd yalnızca Allah'a aittir.? (Kasas, 70)
Hamd, eşi ve benzeri olmayan
ilahí rahmetin hakkıyla övülmesi, o rahmetin sahibinin hakkıyla yüceltilmesidir.
Bütün varlıklar Allah'a hamd
içerisindedir. Ancak en olgun hamd inanan bir insan tarafından yerine getirilir.
Çünkü mü'min bir insan, Peygamberinden öğrendiği gibi Allah'ı hakkıyla takdir
eder, O'na nasıl hamd edileceğini bilir.
Allah'ı ve O'nun Rabliğini
anlayan samimi bir müslüman hamdi yalnızca Allah'a yapar. O her zaman
?elhamdülillah' diyerek Yaratıcıyı hakkıyla över ve yüceltir.
?Hamd olsun Allah'a ki,
gökleri ve yeri yarattı, karanlıkları ve nûr'u var etti. Yine inkârcılar,
(başkalarını) Rablerine denk tutuyorlar.? (En'am, 1)
?Onların orada duası: ?Allahım!
Sen her türlü eksiklikten uzaksın', birbirlerine sağlık temennileri; ?selâm',
dualarını sonu da; ?âlemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun' sözleridir. (Yunus, 10;
ayrıca bkz. A'raf, 43; Tâhâ, 130; Kasas, 70; Zümer, 74 vd.).

[2]



[1]
Ahmet Kalkan, Kur'an Kavram Tefsiri.

[2]
Ahmet Kalkan, İslam Akaidi: 345-346.