Kavramlar Ansiklopedisi | Kategoriler | Konular

Tabiatta Gözlenen Hicret

Tabiatta Gözlenen Hicret



Tabiatta Gözlenen
Hicret

Tabiata dikkatle bakıldığında
görülür ki, yeni yaratılışların veya yeni oluşumların önemli safhalarından biri
hicreti andıran bir safhadır. Meselâ; botanikte hicret, hemen her bitkide çok
sık rastlanan bir merhaledir. Bitkilerde görülen ve hicreti andıran bu safha,
tohumların yaratılıp olgunlaşmalarından hemen sonra yaşanır. Her tohum kendi
türünün küçücük ve mükemmel bir programıdır. İşte bu program tamamlandıktan
hemen sonra derhal yetiştiği yerden, tohum yuvasından uzaklara fırlatılır. Hemen
her bitkinin kendi tohumlarını uzaklara atma, yayılma metodları vardır. Kimi
mancınıkla fırlatır gibi tohumlarını uzaklara saçar, kimi başka canlıların
tüylerine küçücük kancalarıyla tutanarak uzaklara taşınır, kimi tüy gibi rüzgâra
kapılarak, kimi de çok değişik ve çok ilginç başka yollarla bu safhayı yaşarlar.

Bitki yetiştirmede hicreti
andıran bir usûlün daha daha bulunduğunu biliyoruz. Bu usûlde genellikle
tohumlar öncelikle sık olarak toprağa ekilirler. Bunlar yeşerip herhangi bir
fidan olduktan sonra bu fidanlar yerlerinden sökülerek yeniden dikilmek üzere
başka yerlere taşınıp son derece verimli sonuçlar alınmış olur. Birçok bitki ve
ağaç türünde bu göçürme, göç ettirme, bizim tâbirimizle hicret metodu, çok sık
başvurulan bir yoldur. Ağaç yetiştirmenin vazgeçilmez kurallarından birisi;
belirli bir süreden sonra fidanların hicret ettirilmesi metodudur. Fidanlıklar
ve orman alanları, ağaç yetiştirmede bu çok önemli safhaların alanlarıdır.
Tabiatta başvurulan işte bu tür
bir yetiştirme safhası; Hak Dinde peygamberlerin ve ilk mü'minlerin kendi
dinlerini sosyal planda yaşamak ve yeni dünyalarını kurmak için yaptıkları
hicretleri andıran bir safhadır. Zaten hicret sözüyle kasdedilen, peygamberlerin
peygamberlik faâliyetleri sebebiyle yaptıkları göç hareketleridir. Bu hicretle
göç eden ne sadece peygamber, ne de sadece ümmettir. Aslında hicret eden, o
toplumda kuruluş halindeki Din'dir. Bu hicret, peygamber kontrolü olduğu zaman,
en sağlıklı ve ideal sonuçlara ulaşmaktadır. Eğer bir ümmet, hicreti
peygambersiz olarak yaşamak zorunda kalmışsa, ulaşılan sonuçlar çok daha farklı
olabilmektedir. Ayrıca hicreti yaşayan ümmetin sayısı ve keyfiyeti de ulaşılan
sonuçta etkili bir unsur olmaktadır.
İlâhî takdir, denizlerde kıpır
kıpır dalgalanan suyu güneşle buharlaştırır, hicretle kanatlandırır ve göklere
yükseltir. Böylece dağ gibi dalgalara mukabil, gökyüzünde öbek öbek bulutlar
yaratır. Sonra bu bulutları da yeni bir hicrete tâbi tutar; dağlar gibi bulutlar
gözyüzünde gök gürültüleri ve şimşekler saçarak sonsuz bir karmaşa gibi gözüken,
son derece muntazam hicretlerini yaparlar. Böylece İlâhî takdir, bulutlardaki
zerrecikleri çok değişik iklimlerde dolaştırarak yoğunlaştırır. Rahmet
damlalarına dönüştürür. Sonra da bu rahmet damlaları kendi hicretlerine
çıkarlar. Gökyüzünden çisil çisil, sağnak sağnak, lapa lapa yeryüzüne hicret
ederler. Allah, rahmet yüklü bu hicretlerle, ölmüş, kurumuş yeryüzüne yeniden
hayat verir. Rahmetinin bu hicretiyle dağları, ovaları, vâdileri canlandırır.
Bitkilere, hayvanlara ve insanlara inâyetiyle tecellî eder.
İlâhî rahmetin bu hicreti,
dağların, vâdilerin, kıraçların canlanmasıyla da bitmez; bir kısım damlacıklar,
ağaçlardan, bitkilerden süzülür, derelerden sel olur akar, ırmaklarda toplanır,
coşar, büyük nehirlere, okyanuslara ulaşılır ve denizler fethedilir. Denizlere
alüvyon, deniz canlılarına mineraller, madensel tuz lar ve oksijen taşır.
Böylece peş peşe süren zincirleme hicretlerle, karalar ve denizler hayat bulur,
nefes alır, kurtulur.
İslâm'da hicret, şu anlatıma
tıpa tıp benzerlikler taşıyan çok tabiî, çok fıtrî, İlâhî inâyet yüklü
safhalarla dolu çok mübârek bir harekettir. Mekke'den küçük gruplar halinde veya
teker teker âdeta buharlaşarak kanatlanan sahâbeler, birer rahmet damlası gibi
Medine'ye inmişler, Medine onlarla canlanmış, hayat bulmuş, yeniden doğmuştur.
Kısa zamanda her biri bir rahmet damlası sahâbelere yakın çevredeki köyler,
kasabalar, vahalar Medine ile birlikte yeniden dirilmiş, canlanıvermiştir. İşte
bu rahmet damlaları dereler, ırmaklar doldurarak öncelikle buharlaşıp çıktıkları
Mekke'yi fethetmişler, peşinden karalar ve denizler fethedilmiş, İlâhî rahmet
âdeta bütün yeryüzünü yeniden kucaklamıştır.[1]








[1]
Mahmut Topuz, İlâhî Dinlerde Hicret, s. XIII-XIV, 125-126.