Kavramlar Ansiklopedisi | Kategoriler | Konular

Yahudi ve Hıristiyanları Taklit, Hak Dini Tahrife Götürür

Yahudi ve Hıristiyanları Taklit

Yahudi ve Hıristiyanları Taklit, Hak Dini
Tahrife Götürür

Hıristiyanlar ve yahûdiler,
dinlerini daha çok ekonomik sebepten, dünyevîleşme ve dini geçimlerine âlet
etmekten dolayı tahrif ettiler. Yahûdiler gibi altına tapmak, hıristiyan
batılılar gibi kapitalizmin sömürü çarklarını çevirmek, onlara benzemek olduğu
gibi, hak dini de aynen onlar gibi tahrif etmeye sebep olacaktır. Kur'an, bu
konuda çok hassas olmamız gerektiğini hatırlatmak için ısrarla onların yoluna
uymamamızı emreder ve onların tahrif yoluna nasıl girdiklerini ibret almamız
için belirtir.
"Ey iman edenler, (biliniz
ki) hahamlardan (yahudi bilginlerinden) ve (hıristiyan) râhiplerden birçoğu
insanların mallarını bâtıl/haksız yollarla yerler ve onları Allah'ın yolundan
men ederler. Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlara
hemen acıklı bir azabı müjdele!" (Tevbe: 9/34)
Burada dikkati çeken bazı
noktalar vardır:
Bâtıl yollarla insanların
mallarını yiyenler, bazı din bilginleridir ve bu iş için bu vasıflarından
yararlanmaktadırlar. Bu yollarla insanların mallarını yemeleri, onları aynı
zamanda Allah'ın yolundan da uzaklaştırmaktadır. Yani bu yolla malını kaybeden
insan, yolunu da sapıtmaktadır. Din adamlarının bu yola girmelerine sebep, maddî
ihtiraslarıdır; altın ve gümüş, yani para biriktirme arzularıdır. Hıristiyan ve
yahudilerdeki bu anlayışların taklit edilmesiyle ilgili meşhur hadis-i şerifi
hatırlatalım:
"Sizden öncekilerin
yollarına karış karış uyacaksınız. Hatta onlar bir keler/sürüngen deliğine
girseler, siz de onların arkasından gireceksiniz." Biz,
Yâ Rasûlallah, yahudilerle
hıristiyanlara mı? dedik.
"Ya kime (olacak)!?"
buyurdu.[1]

Bu takip ve taklid, Allah'ın
kitabını kazanç konusu yapmada olduğuna göre, yahudiler, konumuzla ilgili âyet-i
kerimeye yegâne muhatap olmaktan çıkmış olmalıdırlar. Hitap, aynı anda, takibi
karış karış sürdüren müslümanlaradır da:
"Elinizdekinin (Tevrat'ın)
aslını tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin! Sakın onu inkâr
edenlerin ilki olmayın! Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız Benden
korkun. Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilip dururken hakkı gizlemeyin. Namazı
dosdoğru kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin. (Ey
bilginler!) Siz Kitab'ı okuyup gerçekleri bildiğiniz halde, insanlara iyiliği
emrediyor, kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmayacak mısınız?"
(Bakara: 2/41-44)
Âyetleri az bir paha (semen-i
kalîl) karşılığında satmak... Hakkı bâtıl ile karıştırmak... Gerçekleri
gizlemek... Dosdoğru namaz kılmamak... Zekâtı vermemek (paraya hırslı
olmak)... Başkasına doğruyu emrettiği halde, kendini (kendi çıkarı için)
unutmak... Ve bunların hepsini Kitab'ı okuyup dururken yapmak da söz konusu
takip ve taklidin tamamlayıcılarından sayılabilir.[2]

Tahrifin ve hurâfeciliğin
ikinci bir sebebi de, siyasal sebeplerdir. Bu da, yine bâtıl zihniyetlerin
yönetim anlayışlarını aynen almak ve Allah'ın hükmü yerine, bâtıl yönetimin her
çeşit kurallarına mutlak bir şekilde uymak şeklinde olmaktadır. Bâtıl yönetime
ve zâlim tâğutlara itaat için hak din en önemli engel olduğu için din, uydurma
te'villerle tahrif edilmeye çalışılacak veya hak gizlenecektir. Hakkın râzı
olduğu din, halkın ve tâğutların râzı olacağı şekilde çarpıtılacaktır ki, bu da
dine bid'at ve hurâfelerin, hatta açıkça şirk unsurlarının katılmasıyla veya
bazı hakikatlerin örtbas edilip yok sayılmasıyla gerçekleşecektir. İşte dine bu
müdâhele, atma ve katma, tahrif kavramıyla ilgilidir ve hak dine en büyük
ihânettir.
"Benden sonra birtakım
emîrler (idareciler) olacaktır. Kim onların yalanlarını tasdik eder, yaptıkları
zulümde kendilerine yardımcı olursa benden değildir. Ben de onlardan değilim. O
kimse benim 'havz'ımın etrafına yaklaşamayacaktır. Kim onların yalanlarını
tasdik etmez, zulümlerinde onlara yardım etmezse bendendir. Ben de onunla
beraberim. Ve o kimse havzımın kenarında bana ulaşacaktır."[3]

"Benden sonra, yakında
birtakım sultanlar peydah olur. Kapılarında fitneler develerin yatakları
gibidir. Kimseye bir hayır göstermezler (ellerinden kimse hayır görmez). Bir şey
verirlerse, ancak onların dinlerinden bir tâviz kopararak verirler."[4]



[1]
Buhârî, Enbiyâ 50, İ'tisâm 14; Müslim, İlm 6; İbn Mâce, Fiten 17; Ahmed bin
Hanbel, II/325, 327, 336, III/83, 89, 94.

[2]
Faruk Beşer, Fıkıh Pencesinden Fetvâlarla Çağdaş Hayat, s. 64.

[3]
Sünen-i Tirmizî, 121, hadis no: 2360; Tâc Terc. III/106, hadis no: 168.

[4]
Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevî, Râmûzu'l-Ehâdîs, I/302; Taberânî, Kebir;
Hâkim, Müstedrek. Ahmet Kalkan, Kur'an Kavram Tefsiri.