Kavramlar Ansiklopedisi | Kategoriler | Konular

Vahdet Nasıl Gerçekleşir? 

Vahdet Nasıl Gerçekleşir

Vahdet Nasıl Gerçekleşir?


Vahdetin gerçekleşmesi için
gerekenlerin altını çizmek ve çözüm yolunu özetlemek gerekirse, şu hususlara
vurgular yapılmalıdır: Kur'an ve sahih sünnet çerçevesinde birleşmeye vahdet
denildiği için, değişik kaynaklar edinen insanların tefrika içinde bölük bölük
olmaları gayet tabiidir. Kur'an'dan başka bir kitabı mutlak hakikat ve mutlak
kaynak edinen her insan, tabiatıyla kaynakları farklı olduğundan vahdete
ulaşamaz.

Vahdet, her konuda aynı olmak, hiç
ihtilâf etmemek, standart bir tip, robot adamlar üretmek, liderlere ve
teşkilâtlara mâsum damgası vurmak, devamlı baş eğmek değildir. Mü'minlerin dinin
esas meselelerinde, Kur'an ve sahih sünnetin kesin olarak hükme bağladığı temel
konularda birleşmesi ve bu doğrultuda işbirliği yapması, cemaat ve ümmet
olmasıdır.

Mü'minler arasında vahdete engel
durumlar varsa, bu ya iman sorunundan, ya da ahlâk sorunundan veya her iki
sorundan kaynaklanmaktadır. Vahdet, önce içimizde ve kendimizle olmalıdır.
Kendisiyle barışık ve vahdet/uyum içinde bir kişilik sergileyemeyenler,
dışlarında vahdeti hiç oluşturamazlar. Vahdet, yakından uzağa doğru oluşup adım
adım genişleyebilir.

Bütün mü'minlerin kardeş, velî/dost
bilinmesi gerekir. Mü'minlerin birbirlerini, özellikle farklı cemaat mensubu
dâvâ adamlarını topa tutup, dine savaş açanları unutmaları büyük bir cinâyettir.
Düşmanlık için, Kur'an'ın belirttiği İslâm'a savaş açan tâğut ve zâlimler
yeterlidir.

Nisbî/göreceli doğruları, beşerî
yorumları, din ve mutlak hakikat gibi değerlendirmemeli, insanları kendi
doğrularımıza, kendi mezhep, meşrep, metod, dernek, vakıf ve faâliyetlerimize
dâvet etmektense, İslâm'ın doğrularına dâvet etmeliyiz. Müslümanlarla ihtilâf
edeceğimiz konulardan ziyade ittifak halindeki konulardan yola çıkarak asgari
müşterekleri giderek artırmak önemsenmeli, dostluk ve sevginin giderek
samimiyete ve işbirliğine dönüşmesi hedeflenmelidir.

Müsülaman cemaatlerle ittifak
ettiğimiz konularda işbirliğine gitmeli, ihtilâf ettiğimiz konularda birbirimizi
mâzur görmeliyiz. Sadece benim mezhep ve görüşüm hak, diğerleri bâtıl demekten
sakınıp, kendi doğrularımızın "yanlış ihtimali olan göreceli doğru" olduğunu,
muhâtap mü'minlerin de "doğru ihtimali olan yanlış" görüşleri olduğunu, empati
ile ve göreceli doğruların bir'den fazla olabileceğini unutmadan olgun mü'mine
yakışan şekilde değerlendirebilmeliyiz.

?Vahdet, kimler arasında
gerçekleşir?? Ümmetin tümüyle, ülkedeki hatta dünyadaki tüm müslümanlarla
diyorsanız, kıyâmeti, hatta mahşeri beklersiniz. Gerçekçi ve ayağı yere basan
teklifler sunmalı, gerçekleşebilecek hedefler seçmeliyiz. Hz. Peygamber'in
hayatındaki dönem hâriç, tarihin hiçbir döneminde bu ideal, tümüyle
gerçekleşememiştir.

Vahdet, şuurlu müslümanlarla
gerçekleşir. Tevhidî bilince ermemiş insanlarla ittifaklar, saldırmazlık
antlaşmaları, ateşkesler ve takıyye yapılabilir ancak; vahdet değil!

?Vahdet, nasıl gerçekleşir?? Mü'min
olan tüm muhâtaplarınıza elinizi uzatırsınız, ama tokalaşacağı yerde elinizi
ısırmaya kalkanlara karşı ne yapacaksınız? Misyonervari şekilde, ısırsın diye
diğer elinizi mi uzatacaksınız? Tabii, sizi kutsayıp toka için uzattığınız
elinizi öpmeye kalkışanların da ısıranlar kadar tehlikeli olabileceğini
unutmamalısınız.

Vahdetin hemen gerçekleşecek kısa
vâdeli bir çözüm olmadığını bilerek, bunun alt yapısı için mü'minlerin adım
atmaları, farklı cemaat mensuplarına güler yüzle ellerini uzatmaları, ziyaret
etmeli, onları sevdiğimizi isbat edecek yaklaşımlarda bulunmalı, hor görüyü
sadece kâfirlere, hoşgörüyü ise hangi gruptan olursa olsun tüm müslümanlara
gösterebilmeliyiz.

?Filan memleketten adam çıkmaz!?,
?falan mezhep bâtıldır, mensupları kâfirdir?, ?ben filanlarla bir araya
gelmem!?, ?onun olduğu yerde ben yokum!?, ?şu kitabı (gazeteyi, dergiyi, yazarı)
okuyanlar şucudur, bunları okuyanlarla işbirliği yapılamaz? gibi örneklerini
çoğaltabileceğimiz anlayışla vahdet değil, ancak tefrika ve fitne üretilir.

Bir cemaat mensubu, bir meşrep ve
mezhep mensubu olmakla; hizipçi, mezhepçi, bağnaz olmak arasında cennetle
cehennem kadar farkın olduğu unutulmamalıdır. Dinin temel esasları dışında,
meşrû özgürlük alanlarında ve yasaklanmamış çalışma metotlarında farklılık bir
zenginliktir; tefrika ise tüm zenginliğin kaybı, ölümcül fakirlik. Allah'ın ve
Rasûlü'nün farklı anlaşılmayacak şekilde hükme bağladığı mutlak hakikatlerin
dışında beşerî doğruların ortaya çıkması için uygun zaman ve zeminlerde ve de
âdâbına uyularak tartışılması gerekmektedir. ?Bârika-i Hakîkat, müsâdeme-i
efkârdan çıkar.? Yani, hakikat şimşeği, farklı fikirlerin çarpışmasıyla meydana
gelir.

"Zorla güzellik olmaz." "Zorla
pişirilen aş, ya karın ağrıtır ya baş!" Mecbur bırakılarak çekmeyle oluşan
birliktelikler, itmeyle dağılacak zayıflıkta olur. Kopmaz bir ip gibi dağılmaz
olan vahdet, insan olmanın bilincini, iman etmenin şuuruyla meczederek her ânı
canlı tutan kalplerin birliğidir.

İhtilâf konusunu birkaç cümleyle
özetler mâhiyette, ihtilâfın hükmünü şöyle değerlendirebiliriz: İhtilâfın meşrû
veya yasak olması, ihtilâfın cinsi, konusu, sebep ve gayesi, metodu, uyulması
gereken ahlâkî hususlar, savunulup tartışılan konunun taassupla/bağnazlıkla
ilgisi, şahsî görüş ve beşerî yorumların mutlak hakikat gibi kabulünün
değerlendirilmesiyle ortaya çıkacaktır. İhtilâf konusunda unutulmaması ve
karıştırılmaması gereken durum, ihtilâfla tefrika arasında farkın olduğudur.
Hangi konuda ihtilâfın yapıldığı da meşrûluk için şarttır. İhtilâf edilecek
konunun dinin usûlünden, yani temel esaslarından olmaması ihtilâfın meşrû olup
olmaması için şart olduğu gibi, ihtilâf usûl ve ahlâkı da cevaz ve haram hükmü
için bir ölçüdür. Yine, ihtilâfın sebep ve gâyesi de haram-sevap açısından
değerlendirilmelidir: Allah için ihtilâf başkadır; nefis/hevâ için, enâniyet
için ihtilâf başka.

?İpi kopan tesbihim, / Dağılmış tane
tane;

Acı ama, tesbihim / Hani nerde imâme??

1- Şükrü Özen, TDV. İslâm
Ansiklopedisi c. 21, s. 565-567

2- Ali Ünal, Kur'an'da Temel
Kavramlar, s. 361-370

3- Mehmed Alagaş, Vahdete 7 Adım, s.
83-101

4- Abdurrahman Dilipak, İslâm
Cemaatine Doğru, s. 106-117

5- Ahmet Baydar, Haksöz 56 (Kasım 95)

6- Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini
Kur'an Dili, Azim Y. c. 4, s. 237-238

7- Fahreddin Râzi, Tefsir-i Kebir,
Akçağ Y. 11/328

8- Seyyid Sâbık, Fıkhu's-Sünne, Pınar
Y. c. 3, s. 345

9- Hüseyin K. Ece, İslâm'ın Temel
Kavramları, s. 687-690

10- A.g.e. s. 101-104