Kavramlar Ansiklopedisi | Kategoriler | Konular

BEL'AM   

BEL

BEL'AM

Arapça olmayan bu isim, bir başka lisandan
(büyük ihtimalle İbranice'den) geçmiş bir kelimedir. İsm-i has olarak
kullanılır. Bel'am bin Bâura'nın kıssasıdır.[1]
Önce Bel'am ile ilgili ahkâmın istibat edildiği âyet-i kerimelere dikkat edelim:

"(Ey Muhammed!) Onlara, o kimsenin
haberini de oku ki, biz kendisine âyetlerimizi vermiştik de o, bunlardan
sıyrılıp çıkmış, derken şeytan onu arkasına takmış, nihayet azgınlardan olmuştu.
Eğer dileseydi, onu bu (âyetler)le yükseltirdik. Fakat o yere saplandı, hevâsına
uydu. Artık onun sıfatı o köpeğin hâli gibidir ki, üstüne varsan dilini sarkıtıp
solur, yahut kendi hâline bıraksan yine dilini uzatıp solur. İşte âyetlerimizi
yalan sayanlar gürûhunun sıfatı budur. Artık sen (Ey Muhammed!) kıssayı onlara
anlat. Belki iyice düşünürler."
(A'raf: 7/174-176)

Âyet-i kerimede kıssanın "onlara"
anlatılması emrolunmuştur. Kadı Beyzavi "Onlardan murad, yahûdilerdir" hükmünü
beyan ediyor.[2]
Tefsir-i Mücahid'de de, Bel'am b. Bâura'nın ismine rastlıyoruz.[3]
Müfessirlerin büyük çoğunluğu; Hz. Musa (as)'ya karşı mücadele veren bir âlimden
söz etmektedirler. Kıssası anlatılması
istenen bu adamın, Benï İsrail bilginlerinden Bel'am bin Baura olduğunu
söylerler. Duası makbul bir bilgin olan bu kişi, kavminin ısrarı üzerine Hz.
Musa'ya beddua etmiş, o yüzden dili göğsüne kadar sarkmış.

Sahip bulunduğu ilim hazinelerine karşılık,
?dünya? için ?din?ini satan, ahiretini dünyaya değişen ve bu doğrultuda azgın
yöneticiler ve tağutlarla işbirliği yapan, onlara hizmet veren, dini ve bilimi
âlet edip kullanarak insanları zalimlerin buyruğuna ve boyunduruğuna sokan
kimliği simgeleyen bir addır Bel'am.

Tâbir-i câizse Allah (cc)'ın peygamberlerine
karşı, Allah adına mücadele veren ve halk katındaki itibarını bahane ederek "tevhid"
mücadelesine karşı direnen bir azgın!..[4]
Bir kısım müfessirler, bu
âyet-i kerime'nin, Ümeyye b. Ebü's-Salt hakkında nâzil olduğunu beyan
etmişlerdir. Bu zâtın da; Hz. Muhammed (sav)'e nübüvvet görevi verilmeden önce "hanifler"den
olduğu, Allahû Teâla (cc)'nın kısa bir süre içerisinde peygamber göndereceğini
söyleyip durduğu halde, gurura kapılıp iman etmediği bilinmektedir. Bu iki
rivayetin dışında, dört rivayet daha mevcuttur.[5]
Ancak bütün rivayetlerdeki ortak yön; bir şahsı tariften çok, onun mahiyetini
ortaya koyar.[6]
Zira sebebinin hususi olması, hükmün umumî olmasına mani değildir.[7]
Kıyamete kadar "bel'am" ve onun vazifesini yapan bütün şahısların keyfiyetleri
ortaya konulmaktadır.

Kitab-ı Mukaddes'te "Beor oğlu
Bel'am"ın kıssası yer almaktadır. Hz. Musa (sa)'ya karşı "Allah (cc)'m dini
adına" savaşan bu tip üzerinde ne kadar durulsa azdır. Çünkü insanları; "Allah
(cc) adını kullanarak" aldatan, hevâ ve heveslerini tatmin için "tevhid
akidesini" tahrip eden bel'am'ın etkisi korkunçtur. İslâm topraklarında,
kâf'irlerin istilâsını hazırlayan güç, "bel'am"dır. Afganistan'da Babrak
Karmal'ın kurduğu, "Ulemalar Yüksek Konseyi", bel'amın nasıl müesseseler haline
geldiğini göstermiştir. Diğer İslâm topraklarında da durum bundan farklı
değildir. Allah (cc)'ın indirdiği hükümlere karşı ayaklanan ve İslâm'a küfreden
yönetimlerle, (yani tâğûtî güçlerle) din adına uzlaşan ve müslümanları da "Allah
(cc) adını kullanarak" aldatan, (Kur'ân'daki ifadeyle) "köpek sıfatlı"
kimselerin ortak ismi bel'amdır. Dikkat edilirse "kuduz" mikrobunun beyin
üzerindeki etkisi, bütün vücudun ilgisini, uzuvlardan koparmaktı. Bu köpek
sıfatlı kimseler de; Allah (cc)'ın indirdiği hükümlerin bir kısmını kabul, bir
kısmını "zamanın değişmesi" gerekçesiyle sükûtla geçiştirirler. Günümüzde, başta
resmî ideolojiyi kabul eden ve İslâm'ı o ideolojiye·hizmetçi kılmaya çalışan
müesseseler olmak üzere, binlerce bel'am vardır. Bunlar "çok dindar" görünmekle
birlikte, tâğûta itikad ve iman etme noktasında titizdirler. "Ulu'lemr"
kavramını, İslâm'a karşı ayaklanan güçlere izafe ederek, mü'minleri
yanıltırlar!..

Mü'minler, bel'am'a karşı uyanık olmak
zorundadırlar. Bel'am, "Allah (cc) admı kullanarak" insanları aldatanların ortak
ismidir. Şahısperestlik hastalığı tedavi edilemediği müddetçe, bel'amların
tuzakları ortadan kaldırılamaz.

[8]

Hz. Musa (a.s.) zamanında yaşamış ve
sonradan irtidat etmiş olan ilim adamı.

A'raf suresinin 175-176'ncı ayetleri
münasebetiyle ismi çeşitli tefsir ve tarih kitaplarına girmiş olan Bel'am İbn
Bâura (veya Bel'am İbn Eber)' nın, İsrâiloğulları'ndan, devler ülkesinden, Yemen
diyarından veya Ken'an ilinden Allah'ın dinini öğrenmiş, ilim ve irfan sahibi,
duası müstecap, yanında Allah'ın ismi a'zamı bulunan ve fakat sonradan
itaatsızlığa düşmüş bir kimse olduğu şeklinde rivayetler vardır. Her ne kadar
Lût (a.s.)'ın kızlarından biri ile evlenmiş olduğu söylenirse de, bunun
Yahudiler tarafından müslümanlar aleyhine uydurulmuş bir iftira olduğu
bilinmektedir.[9]

Bel'am'la ilgili olarak İslâmî
kaynaklarda şunlar anlatılmaktadır: "Rivayete göre Mûsa (a.s.), Ken'âniler'in
Şam'daki topraklarına girmişti. Bu sırada Bel'am, el-Belkâ köylerinden Bal'â'da
bulunuyordu. Ken'âniler'den bazıları Bel'am'ın yanına gelerek:

"Ey Bel'am, Mûsa İbn İmrân
İsrâiloğulları'nın başında olduğu halde bizi yurdumuzdan sürmek ve öldürmek
üzere geldi. Bizim ülkemize İsrâiloğulları'nı yerleştirecek. Senin kavmin olan
bizlerin ise yerleşecek bir yerimiz yok. Sen duâsı kabul edilen bir kimsesin.
Onları defetmesi için Allah'a duâ et", dediler. Bel'am:

"-Yazıklar olsun size! O Allah
elçisidir; melekler ve mü'minler de onunla beraberdir; onlar aleyhine nasıl duâ
edebilirim! Bildiğimi bana Allah öğretti" diye red cevabı verdi. Kavmi duâ
etmesi hususunda ısrar ettiler. Bel'am da eşeğine binerek, İsrâiloğulları'nın
çıkmakta olduğu dağa doğru ilerledi. Bu dağ, Husban dağıdır. Biraz gittikten
sonra eşeği yere çöktü. Eşeğine binerek biraz ilerledikten sonra hayvan yine
çöktü. Bel'am biraz evvelki gibi hareket ettikten sonra tekrar hayvanına bindi.
Biraz yol alınca eşek yine çöktü. O, yine eşeği yerinden kalkıncaya kadar dövdü.
Nihayet eşek, Bel'am aleyhinde bir delil teşkil etsin diye, Allah'ın izni ile
konuşarak şöyle dedi:

"Ey Bel'am, nereye gidiyorsun?
Meleklerin önümde durarak beni yolumdan çevirdiklerini görmüyor musun? Allah
elçisi ile mü'minler senin kavmin aleyhinde duâ etmektedirler." Fakat Bel'am,
buna aldırış etmeden eşeğini döverek yoluna devam etti. Nihayet eşek onu Husban
dağına çıkardı, Mûsâ (a.s.)'ın ordusunun ve İsrâiloğulları'nın karşısına
götürdü. Bel'am onlara bedduâ etmeye başladı; fakat İsrâiloğulları'na beddûa
ederken Allah onun dilini kendi kavmi aleyhine çevirdi. Yanında bulunan halk,
onun kendi aleyhlerine bedduâ etmekte olduğunu görünce:

"Ey Bel'am! Ne yaptığını biliyor
musun? Sen İsrâiloğulları'na hayır duâda, bize bedduâda bulunuyorsun" dediler.
O:

"Ben bunu kendi ihtiyarımla
yapmıyorum, Allah dilime hâkim oldu" dedi. Bunun üzerine dili ağzından çıkarak
göğsü üzerine sarktı. Sonra kavmine: Dünya ve âhiret benim elimden gitti, artık
hileye başvurmaktan başka çare yoktur..." dedi.[10]

Her ne kadar müfessirler âyetlerin
nüzûl sebebi olarak daha çok Bel'am'ın ismi üzerinde durmuşlarsa da, sözkonusu
âyetlerle anlatılmak istenenin Bel'am olduğu yolundaki rivayetleri ve onunla
ilgili olarak anlatılan kıssaları doğrulayacak -güvenilir- hiç bir eser yoktur.
Aynı şekilde yalnız Bel'am'ın, âyetlerin nüzulüne sebep teşkil etmiş olması da
doğru değildir.[11]

Öte yandan, âyetlerde bahsi geçen
kişinin, Bel'am'ın dışında, Ümeyye İbn Ebi's-Salt, er-Râhib Ebu Amr,
İsrâiloğulları'ndan duâsı makbul bir kişi, münafık olan her kişi veya yahudi,
hristiyan ve haniflerden olup da Hakk'tan ayrılan herkes olduğu şeklinde de
rivayetler vardır.[12]

Öyle anlaşılıyor ki âyetler, Bel'am ve
hareketleri itibariyle onun gibi olan herkese şâmildir. Çünkü Allah'ın
âyetlerini yalnız bir veya birkaç kişiye hasretmek doğru olmaz; onlar geniş
kapsamlıdırlar. Burada asıl üzerinde durulması gereken konu; Bel'am'la ilgili
olarak söylenen ve İslâmî kaynaklara girmiş olan bilgilerin büyük çoğunluğunun
İsrâiliyyâta dayanmış olmasıdır.[13]
Çünkü İslâmî kaynaklarda zikredilen bilgiler -bazı isim ve ifade değişiklikleri
hariç- Kitab-ı Mukaddes'te geçen bilgilerin tamamen aynısıdır.[14]

Ancak Bel'am, dünyevî çıkar ve
hesaplar için Allah'ın dinini tahrif eden bir ilim ve din adamını küfür
sistemlerine ve kâfir yöneticilere yaranmak maksadıyla Allah'ın hükümlerini
çiğneyen ve asıl gayesinden saptıran kimseleri temsil etmektedir.

nsanları "Allah (c.c.) adını
kullanarak"' aldatan, hevâ ve heveslerini tatmin için "Tevhid akîdesini" tahrip
eden "Bel'am'ın" etkisi korkunçtur. İslâm topraklarında; kâfirlerin istilâsını
hazırlayan güç, "Bel'am"dır.

Allah (c.c.)'ın indirdiği hükümlere
karşı ayaklanan ve İslâm'a küfreden yönetimlerle yani Tağûtî güçlerle din adına
uzlaşan ve müslümanları da "Allah (c.c.) adını kullanarak" aldatan, Kur'ân'daki
ifâdeyle "köpek sıfatlı" kimselerin ortak ismi Bel'am' dır. Bu köpek sıfatlı
kimseler de; Allah (c.c.)'ın indirdiği hükümlerin bir kısmını kabul, bir kısmını
"zamanın değişmesi" gerekçesiyle sükûtla geçiştirirler. Günümüzde, başta resmî
ideolojiyi kabul eden ve İslâm'ı o ideolojiye hizmetçi kılmaya çalışan
müesseseler olmak üzere, çok sayıda Bel'am benzeri vardır. Bunlar "çok dindar"
görünmekle birlikte, Tağut'a itikad ve iman etme noktasında titizdirler.
"Ulü'l-Emr"i İslâm'a karşı ayaklanan güçlere izâfe ederek, mü'minleri
yanıltırlar. İşte bunlar çağdaş Bel'am'lardır.[15]


[1]
Dr. Abdullah Aydemir, Tefsir'de İsrailiyyat, Ank. 1979, sh. 237.

[2]
Mecmuatu'ı-Tefasir, İst.1317, Matbaa-i Âmire baskısından tıpkı basım, Çağrı
Yayını, c. II, sh. 666.

[3]
Tefsir-i Mücahid, Katar,1396, c. I, İ. Ensari, sh. 250.


[4]
İmam-ı Kurtubî, el-Camiü li Ahkâmu'I-Kur'ân, Kahire,1967 (3. bsm.), c. VI,
sh. 320.

[5]
H. Tahsin Emiroğlu, Esbab-ı Nüzûl, Konya, 1971, c.V, sh.32.

[6]
Mecmuatu't-Tefasir, a.g.e., c. II, sh. 667. Haazin bölümünde, Hz. Katade'den
yapılan rivayette: "Bu âyetten murad, kendisine doğru yol gösterilip, onu
kabul
etmeyenler hakkında Allahû Teâla (cc)'nın beyan buyurduğu bir misâldir"
denilmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere; kıyamete kadar "bel'am" tipli
kimselere rastlanacaktır.

[7]
İmam-ı Suyûti, el-İtkan fı Ulûmü'l-Kur'ân, Kahire, 1951, c. I, sh. 29.

[8]
Yusuf Kerimoğlu, Kelimeler ve Kavramlar, İnkılap Yayınları: 63-65. Ahmet
Kalkan, İslam Akaidi: 294-295.

[9]
Taberî, Tefsiru't-Taberî, Mısır, 1373/1954, IX, 119-120; Fahruddin er-Râzî,
Mefâtîhu'l-Gayb, Mısır, 1308, XV, 54; D. B. Macdonald, İA, "Bel'âm İbn
Bâura" Mad.

[10]
Taberi, a.g.e., IX, 124-126; Râzî, a.g.e., XV, 54; İbnü'l-Esir, el-Kâmil
fi't-Târih, Beyrut 1385/1965, I, 200 vd; İbni Kesir, e!Bidâye ve'n-Nihâye,
Riyad 1966, I, 322 vd.

[11]
Kâsımî, Mehâsinü't-Te'vil,
VII, 2906.

[12]
Taberi, a.g.e, IX,119 vd; Râzî, a.g.e, XV, 54; Zemahşeri, el-Keşşaf, Beyrut
1366/1947, II, 78; Mes'üdî, Mürûcü z-Zeheb, Mısır 1384/1964, I, 52; İbni
Kesir, a.g.e., I, 322.

[13]
D.B. Macdonald, İA, II, 464-465; Abdullah Aydemir, Tefsirde İsrâiliyyat,
Ankara 1979, s. 242.

[14]
Kitabı Mukaddes, İstanbul 1981, Sayılar XXII, 2-41; XXIII 1-30; XXIV, 25;
XXII, 16; Yeşu XXIV, 9.

[15]
Ahmed Güç, Şamil İslam Ansiklopedisi: 1/221-222.