Kavramlar Ansiklopedisi | Kategoriler | Konular

Nurun Karşıtı Karanlıklar, Sayısız Denecek Kadar Çoktur

Nurun Karşıtı Karanlıklar



Nurun
Karşıtı Karanlıklar, Sayısız Denecek Kadar Çoktur




Nur'un karşıtı olan "zulmet",
aydınlanabilen şeyde nur'un, ışığın olmamasıdır. Arapça'da zulmet, aynı zamanda
"noksanlık" demektir. Zulmet, Kur'an'da kullanıldığı 23 yerin tamamında çoğul
halde, "zulumât" şeklindedir. Bu da, karanlığın bir ışık yokluğu ve bir
iğretilik olduğunu gösterir. Bundan şu anlaşılır: Nuru kaybetmek veya ona sırt
dönmek, insanı sayısız alternatiflerle yüz yüze getirerek şaşırtır, bocalatır ve
buhrana mahkûm eder. Işığı kaybetmek, kaosa düşmektir ve kaos, tek olan çıkış
yolunu çok hale getirerek insanın tereddütlere ve iç acılarına yenik düşmesine
yol açar. Tevhid, nurdur ve tek yoldur, bocalatmaz; şirk çokluktur, seçim
yapılamayacak giriftlikte yollar kavşağıdır, karmaşadır. Tevhid, mutluluk ve
güven; şirk ise bunalım ve huzursuzluktur. Hak, doğru tektir; yanlış ise sayısız
denilecek kadar çoktur.

Elmalılı bu konuda şöyle der: Dünyada
çok zulmet (karanlık) vardır. Bütün bu karanlıkları ortadan kaldıracak nur ise,
birdir ki, o da Hakk'ın nurudur (24/Nur, 35). Herhangi bir konuda Hakk'ın nuru
bulunmayınca insanı her tarafından sayısız karanlıklar kaplar. Hakk'ın nuru
ortaya çıkınca da o karanlıklar kalkar. Hakk'ın nuru bulunmayınca,
yerler ve gökler, bir hiç; gündüz, gece; güneşler, zifi gözler, kör; kulaklar
sağır olur; kalpler, bin türlü hayal ile buhranlar içinde çırpınır kalır;
aranan bulunmaz; ne aranacağı bilinmez; gönüllere kuruntular, acılar,
azaplar çöker; çevreyi kuruntular kaplar; cinler, şeytanlar, başa toplanır. O
zaman insana var olmak bir bela kesilir de, "keşke hiç hayata gelmeseydim!" diye
haykırır, o sırada herhangi bir sebepten Hakk'ın nuru ortaya çıkıverirse, gökler
güler, yıldızlar doğar, baharlar açılır, sevinçler sunulur, acılar silinir,
sıkıntılar unutulur, gönüller ferahlık ve sevinçle dolar, var olmanın tadı
duyulur. Bu tadı sonsuza dek sürdürmek isteyen akıllı kimseler de, kendini
kendine bırakmaktan vazgeçip Hakk'ın nuruna ermek için onun sağlam kulpuna
yapışmalıdır.

Bilindiği üzere, her şeyin ancak bir
doğru yönü vardır ve Allah'a ancak o yönden gidilir. Buna karşılık her şeyde
bâtıl yönler sonsuzdur. Mesela bir şey yitirdiniz, o bir yerdedir ve ancak
oradadır. O anda bu şey için doğru yön budur. Fakat siz bir kez onu bilmiyor ve
hele o yeri bildiğiniz halde, o orada yoktur diye inanmış bulunuyorsanız, oradan
başka hangi taraf aklınıza gelse, oralar hep bâtıl olan yönlerdir, bulamazsınız.
Bu bir şeye karşı dünyanın bütün yönleri bâtıl kesilir. Bu şekilde herhangi bir
şeyde bir hak yöne karşılık, sonsuz bâtıl yönler vardır. Hakk'ın nuru olan
marifet doğunca bu karanlıklardan çıkılır. Şu halde karanlıklar çok, nur birdir.
Nur var olmaya, bütün karanlıklar yok olmaya adaydır. Bir varlığa, sonsuz yokluk
karşılık olur. Bütün varlıklar üzerinde idareci olan da ancak Allah Teala'dır.
Bunun için Allah'a iman, Hakk'ın nurunun, kuşkusuz ilmin, mutlak ferahlığın
doğmaya başlaması ve şafağıdır. İman ve marifete karşı veya muhalif olan
yokluk, ümitsizlik, küfür, kuşku, kuruntu, sapıklık, cahillik, eksik bilgi,
fasıklık, heveslere uyma, terbiyesizlik, nankörlük, ahlaksızlık, haddini
bilmezlik ve benzerleri hep birer karanlıktır.[1]


Kur'an'da hep nurun tekil sığasıyla,
karşıtı olan kelimenin çoğul sığasıyla bildirilmiş olmasıyla da anlaşılır ki
doğru tektir; yanlış çok fazladır. İnsan, İslam'ın doğru yolundan bir çıktımı,
her tarafa giden yol yanlış yöne götürür. İslam'ın doğrularına inanmayan insan
sayısınca yanlışlık vardır. İşte bütün beşerî ideolojiler, bütün izmler bu
yanlışlıkların sonucudur.








[1]
Elmalılı, 2/ 174-175.