Kavramlar Ansiklopedisi | Kategoriler | Konular

İnsanın Yaratılış Gayesi

İnsanın Yaratılış Gayesi

İnsanın
Yaratılış Gayesi

Maddecilere göre insan, dünyaya gelir,
her canlı gibi yer, içer, nefsî arzularını yerine getirir ve sonra toprağa
karışır gider. Yani, insan yaşamak için yaşar. Basit dünyevî hedeflerin
ötesinde bir yaratılış amacı yoktur. O, ot gibi yaşayıp gideceğini, sonra ot
gibi kuruyup yok olacağını zanneder.

İslam'a göre, insanın yaratılış
gayesini Allah (c.c.) belirlemektedir:

?Ben cinleri ve insanları sadece
bana ibadet etsinler diye yarattım.? (51/Zâriyât, 56)

?Sizi boşuna yarattığımızı ve
gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?? (23/Mü'minûn, 115)

İnsan, yalnız yemek, içmek, gezmek
tozmak için yaratılsaydı insanın herhangi bir hayvandan farkı olmazdı. İnsan boş
yere yaratılmamış ve başı boş bırakılmamıştır. O, bir görevi yerine getirmek
için yeryüzüne gönderilmiştir. Kendisi gibi herhangi bir yaratığa kul, köle
olmak için değil; yaratanını tanımak ve O'na ibadet etmek, dünyada Allah'ın
hükmünü hakim kılmak, buna karşı çıkan engelleyici güçleri (fitneyi) bertaraf
etmek suretiyle halifelik görevini yürütmek için yaratılmıştır. İnsan, nefsi
için değil; Allah'a ibadet etmek için, şu fâni dünya için değil; ebedî hayat
için yaratılmıştır. Allah'a ibadet için yaratılan insan, bu kulluğunun
karşılığını hem dünyada hem ahirette alacaktır. Allah'ın emirlerine itaat,
dünya ve ahiret mutluluğuna sebeptir.

İnsanın yaratılış sebeplerinden biri,
en geniş anlamıyla yeryüzü yönetiminden sorumlu olmaktır. Halife olmanın anlamı
budur. O halde insan, kendi toplumuna huzur ve adaleti hakim kılma görevinin
yanı sıra, yeryüzünde yaşayan diğer canlıların hayatlarını devam
ettirmelerinden, yeryüzündeki bitki örtüsünden, çevreden ve benzeri şeylerden de
sorumludur. Aslında bu görevi de, Allah'a ibadet görevinin çerçevesi içinde
görülmelidir. Çünkü namaz, oruç, zekât gibi şekli belirlenmiş ibadetler ve
helal-haram gibi konularda Allah'a karşı görevini yerine getiren insanın, dünya
hayatıyla ilgili çabaları da ibadet kapsamı içerisine girmektedir. Belirlenmiş
ibadetlerini yerine getirmeyen, ahlâkî kurallara riayet etmeyen kimsenin,
dünyayı imar görevini yerine getirmesi ise, kendisine manevî alanda herhangi bir
değer kazandırmaz. Böylesi insanların hayvanlardan farkı yoktur. Çünkü hayvanlar
da fesat çıkarmayıp yeryüzünün îmarına hizmet ederler.

Allah'ın emirlerini yerine getiren
kimsenin, dünya hayatıyla ilgili çabalarının da ibadet olarak görülmesi,
din-dünya ayırımını ve dine ait olan ile dünyaya ait olan gibi bir bölünmeyi de
ortadan kaldırmaktadır. Laiklik demek olan böyle bir ayırım, insan
şahsiyetini de parçalar; kişiliğinde birtakım bozukluklara sebep olur. Dünya
hayatı, ahiret hayatının bir mukaddimesidir ve onunla sıkı sıkıya bağlıdır.
Böyle bir bakış açısı, dünya hayatını olması gereken konuma oturtmuş olur. Bu
takdirde dünya hayatı, aşağılık ve çirkef bir hayat değil; ahiret mutluluğunun
kazanıldığı bir yerdir; kaçınılmaz bir aşamadır.

İbadetler, Allah'ın onlara ihtiyaç duymasından dolayı değildir. Bilakis fert ve
toplum olarak, insanın kendisinin onlara ihtiyaç duymasından; fert ve toplum
olarak hayatının düzene girmesi içindir. Mesela, belirlenmiş ibadetlerin başında
gelen namaz, insanın kötülüklerden alıkonmasını sağlar; en azından bu hedefe
yardımcı olur. Oruç, yine nefsin terbiye edilmesi ve insan iradesinin
güçlendirilmesi; zekât, toplumda ekonomik yapının düzenlenmesi ve insandaki mal
tutkusunun frenlenmesi için bir araçtır. Kuşkusuz bu ibadetlerin daha başka
dünyevî faydaları da vardır. Esas faydaları da ahiret mutluluğuna sebep
olmalarıdır. Ama unutulmamalıdır ki, nice yararları olan tüm ibadetleri biz, bu
faydalarından dolayı değil; Allah'ın emretmesinden dolayı, O'nun rızası için
yerine getiririz.

[1]



[1]
Ahmed Kalkan, İslam Akaidi: 192; Ahmed Kalkan, Kur'an Kavram Tefsiri.