Kavramlar Ansiklopedisi | Kategoriler | Konular

Allah'ın Sıfatı Olarak İlim ..

Allah

Allah'ın Sıfatı Olarak
İlim

İlim, vâkıaya uygun olan kesin
bilgidir. Hükemaya göre ilim, bir şeyin zihinde şekillenmesidir. ilmin karşıtı
cehalettir.
İlim iki kısma ayrılır.
Birincisi kadîm olan ilim; diğeri de hâdis olan ilimdir. Kadîm olan ilim
Allah'ın zâtına âittir. Kulların sonradan kazandıkları ilme benzerliği yoktur.[1]
Allah'ın ilim, kudret ve hayat gibi sıfatları vardır. Bu sıfatlardan her biri
vacip ve zarûri varlık kavramının dışındadır. Allah'ın ilim sıfatı, onun ilmiyle
beraberdir. Allah'ın ezelî (başlangıcı olmayan) bir ilmi vardır; Bu ilim her
şeyi içine almaktadır; biz insanların ilmi gibi, sonradan kazanılan araz
cinsinden değildir. Hiç bir şey onun ilminin ve kudretinin dışında değildir.
Bazı şeyleri bilip bazılarını bilmemek noksanlıktır ve bir tahsis ediciye muhtaç
olmanın ifadesidir. Allah bundan münezzehtir.[2]
Gazzâlî şöyle demektedir:
"Allah mâlumatın hepsini bilir. Yerde ve gökte meydana gelen her şeyi, onun ilmi
kuşatmıştır. Kainatta zerre kadar bir şey dahi onun ilminden gizli değildir. O,
karanlık gecede, kara taşın üzerine, siyah karıncanın kımıldamasını da bilir,
ondan haberi vardır. Hava boşluğunda yer alan zerrenin hareketini, sırları ve en
gizli olanları bilir. Kalplerin, beyinlerin ve gönüllerin her türlü
eğilimlerini, hareketlerini ve gizliliklerini başlangıç ve sonu olmayan yanî
kadîm ve ezelî ilmiyle bilir"[3]

Mülk suresinin bir ayetinde
şöyle buyurulur:
"Sözünü ister gizleyin,
ister açığa vurun; bilin ki o, sînelerin özünü bilir. Hiç yaratan bilmez mi? O,
en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır" (Mülk:
67/13-14).
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
bu ayetin tefsirinde şöyle der: "Allah'ın Latîf isminde iki tefsir vardır.
Bunlardan birisi en ince ve en gizli işleri bütün incelikleriyle kolayca
bilendir. Bu ayetten şunu da anlıyoruz ki, yaratan Allah (c.c) yarattığını,
yaratacağını ve her şeyi bilir. O halde, bütün sînelerin künhünü kalplerde saklı
olan her şeyi bilen O'dur. Mükelleflerden sâdır olan gizli-açık, iyi-fenâ her
söz ve fiil O'na nisbetle eşittir, onları bilir.[4]

Geçmiş zamanla ilgili bilgiler,
şu andaki durumlar ve gelecekteki olaylar Allah'ın ilmine göre farklılık
arzetmemektedir. Allah'ın ilminin önüne cehalet geçmemiştir. O'nun ilmine unutma
bulaşmaz, O, hiç bir zaman ve mekanla kayıtlı değildir. Küll ve cüz'ü bilmedeki
ilmi aynıdır. Küll'ü nasıl biliyorsa, cüz'ü de aynen öyle bilmektedir.
Kainattaki nizam, sağlamlık ve ahenk O'nun ilminin şümûlüne (genişliğine) apaçık
bir delildir.[5]

Allah'ın ilminden hiç bir şeyin
gizli kalmayacağı; dolayısıyla O'nun insanların bütün yaptıklarını ve
yapacaklarını bilmekte olduğu, Kur'an'ın bir çok ayetinde zikredilmektedir. Bu
ayetlerden bir kaçının meali şöyledir:
"Ne yerde, ne de gökte zerre
ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz" (Yûnus: 10/61);
"Gaybın anahtarları Allah'ın
yanındadır. O'nun için gaybı ancak O bilir. O, karada ve denizde ne varsa
hepsini bilir. O'nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları
içindeki tek bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. Yani
levh-i mahfuzda veya Allah'ın ilmindedir" (En'âm: 6/59);
"Göklerde ve yerde olanları,
Allah'ın bitirdiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü
mutlaka O'dur, beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O'dur,
bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka O,
onlarla beraberdir. Sonra onlara kıyamet günü yaptıklarını haber verecektir.
Doğrusu Allah, her şeyi bilendir" (Mücâdele: 58/7).
Allah'ın ilmini ispat etmek
için bir delile ihtiyaç yoktur. Alemdeki nizam, hikmet sahibi bir bileni iktizâ
eder. İlim sıfatının kainata taalluku vardır. O'nun ilmi, varlığı caiz olana ve
mümkün olana taalluk ettiği gibi, müstahîl (imkansız) olana da taalluk eder. Hiç
bir şey ilim sıfatının taallukundan hariç olamaz. ilmin taalluku vukûa tabidir.
Yani ilim tasavvuru vakıa ve gayrı vakıa şâmildir. İlim sıfatı, iradeden
başkadır. Makdûrâtın muhassısı (tahsis edicisi) değildir. Mâlum asıldır; ilim,
mâlûmatın süreti ve hikayesidir. Bir şeyin suret ve hikayesi o şeyin fer'î
(bölümü)dir. İlim malumdan mukaddem (önde) olursa, ona ilm-i fiilî denir. Cenab-ı
Hakk'ın masnuata (sonradan ortaya çıkmış şeylere) ait ilm-i ilâhîsi, ilm-i
fiilîdir. İlim sıfatı, vücut gibi mütekâmil bir sıfattır. Vacibin varlığı için
gereklidir. Cenâb-ı Hakk, zâtı ve sıfat-ı barı gibi vacibleri, şerîk-i barı gibi
mümtenîleri -mevcut olsun veya olmasın bilir. Madum olan şeylerin mevcut olacak
(varlık alemine çıkacak) ve mevcut olmayacak (varlık alemine çıkmayacak)
kısımlarını tam ayrıntılarıyla bilir. Madumlar sonsuz olduğuna göre Allah'ın
ilmi de sonsuzdur. Malumat müteceddit (yenilenen) oldukça ilm-i ilâhînin de
taalluku yenilenir. Böylelikle eşyanın cüziyatı (ayrıntıları) da Allah'ın ilmi
kapsamına girer. Aynaya yansıyan şekil ve suretlerin değişmesi, aynının değişmiş
olduğu anlamına gelmediği gibi, Allah'ın ilminin taalluku, O'nun gerçek bir
sıfatı olan ilminin de değişmiş olmasını gerektirmez. Binâenaleyh Allah'ın
ilminin taalluku ezelîdir. O'nun ilmi zatından başka bir şeye muhtaç değildir.[6]




[1]
Cürcani, et-Ta'rîfât.

[2]
Taftazânî, Şerhü'l-Akaid, 22-23.


[3]
Gazzâlî, İhya, l, 124.


[4] M.
Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, VII, 5222.


[5] Seyyid
Sabık, el-Akaid el-İslâmiyye, 67.

[6]
İsmail Hakkı İzmirli, Yeni İlm-i Kelâm, 105-107. Dursun Ali Türkmen, Şamil
İslâm Ansiklopedisi, c. 3, s. 136-137. Ahmet Kalkan Kur'an Kavram Tefsiri.